Bu yangınlar üzerine Diyanet teşkilatı bütün camilerde Yasin-i Şerifler Tebareke ve Mülk sureleri okuyor. Dualar iletiyor. Tabii iki taraf da hem maddi müdahale hem de manevi müdahale ile ikisi beraber gider. Gereken de o. Eğer öyle olsaydı, aleyhissalatu vesselam velimiz Bedir muharebesinde gece yarılarına kadar dua buyuruyorlar gece yarısına kadar. Hatta sıddıkı Azam radiyallahu anh ya Resulallah bu kadar kendinizi yormayın. Mübarek hırka saadeti omuzlarından mübarek omuzlarından düşünceye kadar o kadar yalvarıyor. Bak bu duayla bırakmıyor. Ondan sonra da müdahalede bulunuyorlar. Tabii kılıçla ehli şirke ehli küfre karşı. Bu bütün hallerimizde hayatımızda böyle. İşte bir dua edin. Güzel dua edilsin. Rabbamızdan şifa bekleriz. Yalnız maddi olan da terk edilmez. Bir hadise anlatacağım uzun gider diye çekinciyorum. Velhasıl birkaç kubbede de gördüm.
Ve diğer Ayet celileler de var bu hususta. Kararda ve denizde meydana gelen sıkıntı işte bu yangındı, sirdi vesair hastalıklardı. Ellerimizle yapmış olduğunuz hatalardan buyruluyor. Hem yalvarıyoruz hem de maddi deftere deva bulmaya çalışıyoruz. Bir de şöyle sorunlar bize çok geliyor. Şunu şöyle yapalım mı? Aşı yapalım mı? Üç yere itaat edilir. Allah'a resulüne ve sizden olan ölün emre itaat ediniz diye buyuruluyor. Bize böyle bir şey sorma manasızdır. Manasız. Aslında sordukları soruları biziznillahi Teala biliyorum. Evvelden o konuyu hallediyor zaten. Bitiyorum. Onu öğreniyorum. Çünkü ellerinde imkanlar var. İnternetlere bakıyorlar. Ondan sonra belli hocalardan soruyorlar. İlle bu zattan soralım diyorlar. Bunu bilmiyor değilim Allah'ın izniyle. Allah'ımızın izniyle biliyorum. Tabii sen hilmiyet ve şefkat göstermen gerekir. Değer edecek, lanet edecek her şey öğreniliyor aslında.
Her şey biliniyor. Vakit istiyor, gayret istiyor. Efendim bunda hedefleri tayin etmemiz gerekiyor. Burada yakin diye bir konu işleyemeyeceğim. Çünkü bu da dün oldu. İlim ehli bir kardeşimizdi. Hakikaten araştırıyor. İlim ehliydi. O bize şunu sordu, değil mi dedi bu tevekkül konusu pek işlenmiyor dedi. Şimdi işlenmiyor değil var ama bunu ele almak şuna benziyor. Şimdi biz ilkokulda ne diyelim? Okuyoruz. İlkokulda okuyan bir kardeşimize siz kalkıp da bir bilinmeyenli iki bilinmeyenli denklemleri öğretemezsiniz. O kök almalar var. Onları öğretemezsiniz. O cebirde var. Geometrede var. Mesela fizikte var. Üç kuvvet enerji bunları uygulayamazsınız. Daha Bir iki üç diye saymıyor. İki dört altı sekiz on kerrat diyoruz. Onu öğrenmekle meşgul bölmeyle çıkarmayla. Biz tarikat-ı acil'ye girmişiz çok güzel elhamdülillah. Diyoruz, ne zaman ders aldın? Söylenenlerden ibadet ediyorum.
Yirmi beş sene oldu diyor. Halbuki ilk ders aldığımızda çok samimi bir şekilde çalışır, gayret gösteririz. Altı ay sonra istihareye yatınır. Yirmi bir senedir geçti. Şimdi kime daha çok ehemmiyet verilir? Taiplere. Bakarsın ki istiyor. Bir şeyler elde etmek istiyor. Böyle olan bir kimse yol gösterilir. İşte ben diyor, mesela bir kardeşimiz vardı. O diyordu ki ben en üst derecede olacağım diyordu. Ama bunu samimi söylüyordu. İlim olarak gerçekten ilerledi ve muvaffak oldu. Böyle bir tarikat-ı aliyede de bu irfan mektemi bir gayret olmazsa ne yapacak? Yirmi beş sene olmuş. Yine mekan açık elhamdülillah. Öyle kapatılmaz. Çünkü hali gargaraya gelinceye kadar tövbe makbul denir. Bak bu kadar da geri kalmamak lazım. Biz şimdi bu yakin mezunu elimde işleyeceğiz. Bir kere istiğfarımız gönlümüze tesir etmeli, nedamet duygusu olmalı ki tesir etsin.
Tevhitimiz böyle dil ile okurken artık tevhid şuhud haline gelmeli. Biz bu şuhud halini de bilemeli. Nedir bu şuhud hali? Bunu ancak yaşayan bilir. Bir tanesin diyebilirim. Murakabe ehli, murakabe rabıta döneminden geçmiş. Kalbin arşa ağzımı açmış. İlk Tevhid okurken Tevhid'in esrarı zuhur edince gözyaşlarını tutamıyor. Okuyamamışız diyor. E böyle bir okuma elde edilmeyince ileri nasıl gidilir? Şimdi bu yok şimdi biz elde. Olanlar müstesna. Salavü selamda salatü selam getiriyoruz. Efendimizle görüşmelerimiz yok sallallahu aleyhi ve sellem. Buna iyi kafa yoracağız. Şimdi diğer işlere nasıl kafa yoruyorsak onlar dünyada kalacak olan bizim de yar olmayacak olan hususlardır. Ölüm tefekkürü mesela anlatırlar yıkayıcının elinin vücuduna temas ettiğini bilinceye kadar. Bu da yok. Olanlar müstesna. Rabıta da böyle bayılır gibi bir halde yok. Gıybet hali zuhur eder rabıtalar.
Kendisi bulunur ama kendini kaybedecek bir hal, bu da yok. Şimdi nasıl olur da bu yakindir, teveccühtür, murakebedir konuşmuyor. Halimize göre, durumumuza göre işlemler sadece bir imrenme babındadır. Bu ve Türkiye'de ve gerek dünyada olan hadiseler üzerine bir konu ele alınmıştı. Şeyh İbni Ataullah el İskenderi rahmetim vali, rahmetim vasia. Bela ve musibet hususunda. Bakın belayı nasıl işliyor. Bunlar ilfan ehli kimseler yakine, yakin bilmiyoruz ki yakin ne olduğunu. İnşallah öğreniriz. Bakarsınız kitaplarını da yazıyor. Hakikatü'l bela, musibetin gerçek olanı nedir? Meylül kalbi ile masiallah, Allah'tan gayriye olan meyildir diyor. Şöyle hesap ederiz, mesela otururuz. Oturduğumuzda kalbimiz neye meyil ediyor? Ahirete mi meyil ediyor? Enbiyaullah'a muhabbetten mi daha çok meylimiz? Resul-i Ekrem Efendimiz'den mi? Cenabı Hak'la mı? Size bir misal vereyim. Misalsiz olmuyor.
Efendimiz Hazretleri yeni evlenmişler. Teehhül gitmişler, evlenmişler. Teehhü evlenme demek. Dedem Rahmetullahani de dağlarda, yaylalardı. Neyse bir ara gelmiş, Efendimizi bir odada bulmuş, efendimiz dalgın. Bir eser var gününde. Eser var. Omuz kısmından gelmiş. Okuduğu esere nazar buyurmuş. Kendisinden haberi yok Efendimizin. Okuduğu konu şu, Allah'ımızın cemali nasıl görünür? Var mı işte bu bizde? Daha yeni genç efendimiz kalbi buna meyletmiş, Gönlü burada mesela o hacla alakalı çok şiirler söylemiş, mesela yeşil taş için de hatim. İşte bitme edebiyatım, ağlıyor gözlerim, bitti takatim. Hacer de oğluna selam götür. Bak aşkı var, muhabbeti var. Yani unutmayalım Efendimizi şimdi en son hastalık mümkün değil onun yolculuk yapması. Hacca gidecek. Sonra kalpten neden rahatsız olarak hastanede oldu? Mail çok önemli, kalbimizin meyli. Efendim bende öyle bir hal oluyor, yanıyorum, o geçecek.
İşte bu yanıyorum hadisesi geçmeyecek. Her zaman, her halimize sirayet edecek. Şimdi kalkıp da tevekkü, murakabe, yakeynir nasıl anlatsınlar bize? Nasıl söylesin? Anlatmamış mıdır? Elbette anlatmıştır. Haydi anlatmadı. Onun manevi sohbetlerinde geceleri yaptığı divan heyetinde konuşan odur. Efendimiz teveccühten anlatmadı, yakinden anlatmadı, müşahedenin anlatmadı derken kendinin has has toplandığı meclisler var. Bizleri orada görmek istiyordu Efendimiz. Ama ne yapsın? Ne yapsın? Ancak söylüyordu zorlayıcı değildir. Anca gördüğüm Kayseri'de üç kişi gördüm. İstanbul'da bir kişiyi gördüm. Ankara'da da yine bir kişi. Üstadımızın geceleri bir araya geldi. Yani biz bir araya gelemez miydik Efendimizle? O manevi toplantılarda nerede, nerede? Bunlara yoğunlaşalım da artık, çıkıyorum artık demeyeceğim o herif. Her şey belli olmuştur, bitmiştir. Gayret ister, çaba ister.
Şimdi diyelim bir alışveriş merkezine gireceğiz. Ne alacağız orada? Gözümüzün baktığı her şeye imreniyoruz. Şu dostsun bu dostsun diyoruz ama para yok. Alacağız yoksa çok kıymetli malzemeleri var. İmreniyoruz ama parayı. Şimdi bu imrendiğimiz yakin hali, müşahede hali, teveccü hali zaten muratebe ona yol açar. Muratebe hali onun için para ister para. O para var ya o gelir, o gelir. O sermaye gelir getiren bir sermayedir. Muhabbet ister, aşk ister. Tevekkül ister, rıza ister. Yoksa olmaz. Böyle kabuk da kalır, kolluyor. İnşallah dua edin de öyle kalmayın. Nefsim ediyorum. Öldükten sonra ümmetim uyanır buyuruyor orada. Uyandıktan sonra ne olacak? İki taşın arası. Ne olacak yani? Orada uyandıktan sonra ne olacak? İnşallah hayırlı ihvanlarda mesela efendimiz bu kasabada bile dedi oğlum iki kişiyle görüş. Bak kasabada dolu evlatları vardı intisap eden bizim gibi.
Dedi şu şu insanlarla görüş onların kalpleri beyaz dedi. Bak iki kişi çıkardı. Hem ayağımızı dengelalım demek istiyorum. Şimdi namazla geçirmeler var. Cemaate gelmemeler var. Daha başka işler de var. Dillerimiz bir oraya bir buraya da dönebiliyor. Nasıl olacak bu mümkün değil. Başta inşallah dikkat edelim, şer'i şerife riayet vereceğiz. Şer'i akimiz müstesna bizim. Şeriat zaten. Bu anlattığımız o yakin anlatmadık gerçi de busam da olurdu vakit de çok yaklaştı. Bunlar hep şer'i Şerife şeriatımızda dikkatli olur. Kaydetmiş. Yakin, ak, gözüme ilişen mükaşife. Nedir mükaşife? Kalpteki bütün perdeler kalkmış. Nefsani perdeler kalkmış, şöyle düşünelim, bir ayna düşünelim. Ayna kirli paslıysa bir şey göstermez. Ama temiz olursa her şey ayan beyan ortaya çıkar. Bu kalp de öyle. Kalbimizi böyle nefsani hallerden kurtarırsa zaten nefis olmaz o zaman. Buhaniyette bir gelişme olur.
O zaman mükaşefe gönül gözleri açılır. Hocanın birisi gerek bilsin gerek bilmesin bir dua etti. Arafat'ta bir dua etti. O gerçeğini bildi veya bilmeden ama bir söz söyledi, müstesna bir söz. Dedi ki biz dedi Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'i görseydik dedi böyle mi olurduk dedi. O mükaşefe dediğimiz gönül gözü açık olanlar melekut alemini seyrediyor. Cebarud'u seyrediyor. Var mı öyle bir şey? Olmaz olur mu? Lahut alemini onu seyrettiği için imanları çok güçlü onların. Boşuna Efendimiz ayaklarına bizim ayaklarımızı Allah ıslah etsin tura bulayım demesi boşuna değildi. Gördüğü için söylüyordu bunu. Caminin temelinden alemine kadar şahit tutuyorum demesi bunun içindi Efendimiz'i. Çırpındı böyle. Geceleri de ağlattık biz efendimizi. Niye sözüm tesir etmiyor diye ağlarmış efendimiz. Allah bizi ıslah etsin. Sevgili kardeşlerim azıcık bir hayatımız kaldı bir şeyin toplantısı oldu.
Bunu da biz temin edelim dedik. Mezun olduğumuz arkadaşlarla bir araya geldik. Tak kırk seneye varmış. Bir araya geldik. Orada mezun olduğumuz arkadaşlardan birisi şiir okudu. Kendi eliyle yazmış şiirinde dedi ki azıcık kaldı ömrümüzün sonu dedi. Çok hoşuma gitti. Söylemiş söylemiş söylemiş en sonunda dedi ki ömrümüzün kaldığı azıcık dedi. Ya ömrümüzün ne olacağı belirsiz. Bak bunlar elimizde yapılmayacak bir şey değil bunlar. Şöyle oluyor, böyle bir an bir nedamet halimiz oluyor, ondan sonra bitiyor. İşte bu bitmeyecek. Şimdi bir tarikatın alın diyecektim iyi ki bilmeden. Bir tarikatın meşayifi şunu anlatıyor. Çok doğru söylüyor. Şeyhi olan zat. Şu gördüğünüzü diyor bizim ihvanımız mı zannediyorsunuz? Bizim kardeşlerimizden birini anlatıyor bunu, o anlattı. Biri demiş ne bizimle alakalı ne biz de onunla Böyle samimi olalım, efendimizin halkasının içine girerdik.
Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bak kaç kere dedim, unutuyoruz. Onlar hayatta diyorum. Bak Kuran hayatta Kuran azimüşşan, evliyaullah hayatta, vay efendim olsaydı bunu kimse söylemez. Vay efendim olsaydı şöyle olurdu sözünü söyleyen çok büyük hata işler, o elan vazifesini yapmakta. Görev icra ettiği kimse vasıtasıyla görevini yapıyorum. Açsınlar mı bunu? Açmazlar tabii. Serimizi veririz, sırrımızı vermeyiz demişler. Açsınlar mı bunda? Bu kadar mı olacak? Sıddık Azam radiyallahu anh işte Efendimize ihtiyar buyurdu Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Öyle bir söz söyledi ki bakın dedi. Muhammed Mustafa Salli Allahu Teala Aleyhisselam o da beşerdir. Bu mematı yaşamıştır, Allah'ımız hayırdır dedi. Dedi. Öyle bir şeye işaret etti ki, hani onlar hayatta diyordum, ruhani hayat değil, peygamberimiz ismiyle de hayatta. Sanc Allahü Teala'nın. Buraya buraya olsun bilmemiz gerek.
Burada bak bizim müezzinimiz vardı bir tane. Ben diyor oturuyorum diyor. Tıkır tıkır tıkır efendimiz geldi yanıma oturdu diyor. Size anlatayım isterseniz anlatayım. Sami efendimizin bu yüzce hendek diye birileri var Adapazarı. Oradan bir ihvanı gelir Erenköy'e. Dedi ki bugün gündü der. Öğleden sonra Sami Efendimiz teşrif etti, öyle bir sohbet etti ki der. O zat diyor ki anlattığı kimse ben şahidim o saatte diyor efendinin sahnelerindeydi diyor. Bak şu Dereköy'den anlatacağım. Orada bir Ahraz Ali Efendi kardeşimiz vardı. Cevizden mi neden düştü ittihaz etti. Efendimize anlatır öldüğü için söylüyorum şimdi. Bu tezilik yapardı. Yani bunu hepimiz yaşayalım diye söylüyorum hayatta bunlar. Sahnelendimizin geldiğini kendisiyle sohbet ettiğini söyler, ondan sonra ayrılıp gittiğini ifadeler de çok bunlar. Biz bilmiyoruz da ondan, görmüyoruz da ondan. Bunlara yoğunlaşalım.
Bakın bela, hıside ne dedi? Kalbin Allah'tan Gayrie meylinden diyor Celle Celalühü. Yani hiç düşünenimiz var illa bu. Bak bir söz söylüyorum. İyi ki bunu efendimizden sonra demişim, avam ve has tabirini kaldırın dedim. Böyle bir şey yok. Var, yok değil var. Çünkü dedim biz şöyle bir kendimizi verelim tamamen, Allah'ımızın emrine dikkat edelim, riayet edelim, ondan sonra has zümresine girer kişi. İyi çalışırsak gayret turist edersek o belli olur zaten. Mesela onlar görmese dahi bizi biiznillahi teala bilirler. Mesela Sami Efendi Hazretleri, Münir Hasan Efendi şu kimsenin hafi dersini akvaya geçtiniz mi? Bak bizzat şahitler biiznillahi teala. İnşallah mahrum olmayız. Dua edin Allah'ımız bizi mahrum etmesin. Sizi de bizi de önemli. Bu çok önemli bir husustur. Miyetin anahtarı nedir? Yakinin anahtarı yakın kesin bir inançtır. Bizzat işküz üzerine müşahede ediyor. Tevekküldür.
Tevekkülün anahtarı nedir? El havf ilahi korkudur celle celalühü. Hemen dilimle diyeyim. Bu havfı ilahinin Allah korkusunun anahtarı nedir? Er reca, ümidivar olmak Rabbimizin rahmetinden. Bu ricanın anahtarı nedir? Ümidivar olmanın Allah'ımızın rahmetinden Celle Celalühü sabırdır. Sabrın anahtarı nedir? Rızadır. Zaten bu üstün bir mahal. Allah'ımızdan gelen her şeye razı olabilmek, gönül olarak tabii. Bu rızanın anahtarı nedir? İbadettir. İbadetin anahtarı nedir? Diyor ki ra acziyetini bilmesidir kişinin. Sonra, gerisi ibadet ve taatini göstermektir. İtirafın anahtarı nedir? Vahdaniyettir, rububiyettir, al. Nasıl anlatırız? Bu dersimizde var bizim Vahidiyyet diye bunu açmıyorlar, açmazlar. Mesela murakabe-i ahadiyeti anlatırlar, mahiyetini anlatırlar, akrabiyet muhabbet. Ona gelince sükut ederler. Çünkü o yok olduğunu da bilmeyecek hale gelir.
O Rabbimizle hemhal olmuş, onda erimiş o, bitmiş bu. Bu. O her yerde şu Ayet-i Senlayı okuyabilirim. İşte münakaşa meydana gelir okuyacağım bir mana vereceğim. Şunu diyeyim, yaşa, Allah'ımız onları özel olarak kendisine seçmiş, kulum diye hitap ettiği kişilerdir. El Fatiha.