Allah'ımıza boyun bükmek, emri ilahiyesine candan teslim olmak, emretmiş olduğu vazifeleri yapıp yasaklamış olduğu çirkin davranışlardan sakınmak, sebilünnecaat kurtuluş yoludur. Hem dünyada hem ahirette kurtuluşun yolu taattir. Vel'ailmü huvetdelu alessebil ibadet ve taatte bize yol gösterecek olan ilimdir. Yapmış olduğumuz taatin farzını, vacibini, sünnetini, müstehaplarını edebbe erkanını bize öğretecek olan ilimdir ve asluta ibadet ve taatin temeli ise el vera, Allah korkusudur celle celalü. Hatta helalde bile dikkatli olmaktır. Haram olmasa dahi helalinde de endişeye kapılmak, Cenab-ı Hakk'a muhalif bir hareketin bulunmaması için adeta tir tir titremektir. Dikenli bir arazide, artık bugünün ifadesiyle mayınlı bir arazide mayına basarım korkusuyla nasıl riayet ediliyor, dikkat ediliyorsa vera, harama düşerim diye Allah'ımızın emrine muhalefette bundan daha ziyade korkmaktır.
Hatta beyan edildiği üzere iki aslan arasında kalıp acaba hayatın telef olur mu düşüncesiyle insanın korktuğu gibi Cenabı Hak'tan daha ziyade korkmaktır. Yine Efendimiz aleyhüssalatü vesselamın işaret buyurduğu, yazılmasını tavsiye ettiği Miftahu'l Kulüb eserinde bir denizin ortasında bir minderlik kadar yer, oturacak bir minder kadar bir yer. Onun üstünde bulunup, bulunup dalgaların gelişinde acaba bu dalga beni yutar mı endişesini taşıyan kimseden daha ziyade korkun buyuruyor Cenabı Hak'ta. Denizin ortasındayız. Dalgalar dağlar gibi geliyor. Bizim ise oturduğumuz mekan bir seccade kadar yer. O dalga adeta yutacak, yok edecek. Aman ha, o dalgaların içerisinde kaybolmayın diye, titrediği gibi titremektir. Kıymetli bir hocamız bize şu tavsiyede bulundu. Dediler ki efendim, biz üstadımızdan alışkınız.
Bize misaller verseniz, bir kardeşimizle hacdan geldi veya umre idi, böyle bir naylon, ibrik, onun ağzı da böyle kapalı bir şekilde, kapalı bir şekilde o hoşuna gitti. O zaman onu, dedi efendim, size bunu hediye ediyorum. Ömrünün sonuna kadar onu ne zaman görse helalleşti. Dedi ki oğlum helal et, o bidonu bize verdin. Bir kimseydi yakın bir mahalden, onunla devamlı helalleşiyordu. Biz konuyu bilmiyorduk. Acaba aralarında ne geçti bilmiyoruz. O artık tebessüm etmeye başladı. Efendim, bunu devamlı diyorsunuz, ben hak iddia etmiyorum diye. İşte vera diye buna derler. Şunu çokça ifade etmeye çalışırız, hadis-i şerifte buyruluyor ki sallallahu teala aleyhi ve sellem çocuğun babasına benzemesi nimettir. Biz de diyoruz ki bizim bedenimizin babası, malum ta Adem aleyhisselamdan beri es-Saizübillah, ya yuhen nasu inna halaknakum min zekerin ve unse, Bir erkek ve dişiden kalkolundu.
Ama bizim bir de ruhumuzun babası var. Asıl babamız da o sadat-ı kiram efendilerimiz, mürşid-i kamillerimiz, onlara acaba ne kadar benziyoruz? Feaslutta, taatin temeli nedir? Taat de esas nedir? Bu taatin temeli, esası derken şöyle düşüneceğiz. Mesela bir ağaç, o ağacın meyvesi gibi, diyelim ki bir süt veya bir ayran, ayranın yahı gibi. Veranın, helalde bile dikkat etmenin esası nedir? Et tuga Allah korkusudur, Celle Celalühü ve aslü takva, takvanın esası nedir Cenabı Hak'tan korkmanın? Muhasebetün nefs, nefsimizi hesaba çekmek. Ehlullah'ın ifadesine göre bize tavsiye edilen Behçetü's-Seniyye'de bildirildiği üzere günde üç defa bir mürid kendisini hesaba çeker. Sabah, öğle ve yatacağız hemen. Acaba benim hayatım nasıl geçti? Kitabı Kerim'e uygun mu, değil mi? Sünneti seniyyeye muvafık mı muvafık değil mi? Ehlullahın edebine uyuyor mu, uymuyor mu, diye.
Ve aslül muhasebe nefsimizi hesaba çekmenin esası nedir? El havu verece. Allah'ımızın rahmetinden dolayı ümitvar olmak, azabından da çekinmek. Şimdi aşırı bir ümitvar olmak, bu da doğru değil. Çokça korkmak, bu da korku menduh değildir, uygun düşmez, ikisi arası. Ve delilu ala muhasebetin nefs nefsimizi hesaba çekmenin esası nedir? Neden biz kendimizi, hayatımızı hesaba çekiyoruz? Mesela, diyelim ki biz kaç kişiye ulaşabildik? Ehlullah'ın yoluna kaç kimsenin girmesine vesile olabildik? Böyle bir hesaba girmek. Acaba nefsimizin mertebelerinde hangi sınıftayız? Bunu ne bileceğiz biz? Eserlerde yazıyor Sami Efendi Hazretleri, çok güzel işlemiş bunu. Bu nefsimizi hesaba çekmenin delili nedir? El-ayrimi, ilimdir. Çünkü ölmeden evvel kendimizi hesaba çekin, buyruluyor. O zaman biz vera diye başlayınca, onunla devam edelim. Gaye İbrahim bin Edhem, Rahimehullahü Teala, El-Verau veraan.
Ancak biz böyle diye biliyoruz, bu takvanın da ötesi. Cenab-ı Hak'tan korkmayı iki şekilde İbrahim bin Ethem, Kaddesallahu ve Sırrı Hazretleri ele alıyor. Veraun farudun. Bir vera vardır ki farzdır. Mesela nedir? Yalandan kendimizi korumak, heybetten de korumak, dedikodudan korumak, faizden korumak, zinadan muhafaza etmek, bir başkasının hak ve hukukuna girmekten kendimizi korumak, gözümüzü haramdan, kulağımızı hakeza, bütün ağzamızı korumak ve veravun hederun sakınmak her hususta temeli ilim olarak aldı ya, mütalaa etmişiz. En önemli olan dinimizin esaslarını öğrenmektir. Bunları öğrendikçe, bize helal olan haram olan nedir, bunları orada görmüş oluyoruz. Sakınıyoruz. Okuduğumuz ahlaka dair eserlerde de mesela Sami Efendi Hazretleri'nin Kuddiseallahu sırra muhasebeler, müsahabe kitaplarında biz hayran kalıyoruz. Murad-ı ilahide fani olmak ifadesini hiçbir eserde görmedik.
Ama Sami Fende Hazretleri Allah'ın diyor emirlerinde fani olmak, onu artık içselleştiriyor. Her hali Allah'ımızın emrine uygun düşüyor. Bunları mütalaa ettiğimiz zaman görürüz. Mesela bu farz olan nedir? Elkefuan masilla, Allah'ımızın yasakladıklarından kaçınmaktır. Ve veraul haber sakınmamız gereken hususlar nedir? Allah'ımızın haram kıldıklarından ve şüpheli olan, mesela bir diş konusu, bunu çok zor sorarlar, buna benzer mesai, bunlar da çünkü şüpheli olan husus verir. Onlardan tamamen sakınmaktır. Vera nedir? Feinnehu tercus şubuhadkedealik gale İbrahim bin Ethem yine İbrahim bin Ethem, kalpte hazretleri buyuruyor El vera, terkü külli şubuhetin ve terkü mala yani ve hüv ve terkü'l fudulat Burada fudulat dediği, fudulat dediği, mesela haram değil. İnsan yiyor, imren yiyor, bu haram değil. Uyuyor, istirahat da ediyor, bu da haram değil ama aşırısına gitmemek.
Ancak yetecek kadar vücudumuzun istirahatini temin edip Rabbimize kulluğu. Mesela, haram olmayan bu uykuda nasıl vakit geçirmek abdestli olarak yatmak, ibadet niyeti ile yatmak, ibadetimize güç ve kuvvet olsun diye uyuyabilmek ve uykuyu da ölümün arkadaşı olarak bilmek, buna sufiler, büyüklerimiz buyurmuşlar ki uyku küçük ölümdür. İnsan yattığı zaman ölmüş gibi. Uyandığında da dirilmeye, uyanmayı dirilmeye benzetmişlerdir. Böyle. Haram değil ama bunlarda bile dikkatli olmak. Mesela yediğimiz ve içtiğimizde bu nimetin kimin tarafından geldiğini düşünerek o lokmaları ağzımıza almak. Mala yani, boş sözlerden manasız, bunlardan uzak olmaktır. Ve gale Ebu Bekir-i Sıddık Radıyallahu Anh sıddık-i Azam radiyallahu anh Efendimiz buyuruyor ki biz harama düşeriz korkusuyla helalden yetmiş kapıyı kapattık. Helal olan hususlarda yetmiş kapıyı kapattık.
Allah'ımızın korkusunun bizde galebesinden dolayı. Buyurdu ki aleyhissalatu vesselam Efendimiz ya EBA Hureyre vera sahibi ol aman ha Cenabı hakk'ın korkusunu tam manasıyla gönlünde yaşa ki insanların en ibadetiden has kullardan olasın buyurdu. Ve kemagal, Sehil bin Abdullah ettüsterih, katdesallahu sırra aynı su ile anil halal hatta bir ilavesi var burada bu mübarek üstadımızdan gaddesallahu sırra buyuruluyor. Şeyh bin Abdullah ettüsterihi Hazretleri hayatını anlatmamız şu saatlere sığmaz ilim, irfan sahibi hem İslam hukukunda hem tefsirde hem hadiste hem kelamda hem diğer bütün İslami ilimlerde ve fende müstesna bir tefsir sahibi aynı zamanda.
Buna soruluyor tertemiz bir hayat yaşamak acaba nasıl hasıl olur deyince helali soruyorlar, buyuruyor, El-Helenü'llezilla yü'l-Sallahü'l-elle'l-ezzihallahü fi helal, Allah'a asi olacak hiçbir harekette bulunmamaktır buyuruyor Öyle bir irfan lütt etmiş ki Mevla kendisine La yuhsallahu fi Allah'a katiyen isyan olmayan tavırdır Vel halelüs safi elledilla yün sallahu fi Cenabı Hakk'ı hiçbir an unutmamaktır Her an Onun bizi müşahede ettiği düşüncesi içerisinde olmaktır diye tarif buyururlar El vera öyle bir güzel yerlere temas etti ki böyle hiçbir zaman unutmayacağımız esasları koydu. El-Vera, nedir Allah korkusu Celle Celalühü. Bu ilahi korkunun da ötesi. Dünyanın şu geçici süsüne püsüne bunlara aldanmamak, onlardan haz duymak, lezzet almak, o lezzeti rabbımızın verdiğini düşünerek haz duymak.
Mesela dağlar yemyeşil oldu derken onu yeşerten Rabbimiz olduğunu düşündüğümüz zaman kurtulabiliriz. Aynı zamanda hayvani duygulardan, nasıl kurtulacağız bu hayvani duygudan? Şudur. Bazı inatçı kirliler var. Bu kirlerden arınmak için ona mahsus temizlik, temizlik aletleri var. Bizim için verilen yüz on bir istiğfar var. Hesap edelim. Onu tam manasıyla yapabilmek. Gözyaşlarıyla yapmak. Burada geri gelince ifade etmeye, Rabbimizin izniyle çalışalım. Vel galbi anil gaflet, kalbi gafletten korumak. Böyle bir mübarek yolun müdavimi olan kimseler için söylenecek söz şudur. Buyuruyorlar ki gaflet, bakın gaflet dil ile yapılan zikirdir. Hiç buna gaflet denebilir mi? Dil ile yapılan zikir. Gaflete düşmeyin kalben zikredin, buyuruyorlar. Hatta bunu bile gaflet sayıyorlar, muhabbetle yapın zikrullahı.
Bunu da gaflet biliyorlar, zikrettiğiniz Mevla'da yok olun ve ruhumuzu da tehlikeli olan ne varsa, artık buna bu tökezleme manası verilir de Allah'ımızdan gayrı ne varsa o. Mesela bize üstadımız bir şiir yazdılar. Onların birisi şu idi. Sivayı gönlüne koyma, libas-ı takvanı soyma, faciri fasıka uyma, öğüdüm tut, az makuzun. Şiva dedi Cenabı hakk'ın dışındaki duygu ve düşünceler. Ve sırru sırda temizlik nedir? Anil iltifat, Cenabı hakk'ın dışında ne varsa onlara yönelmemektir. El vera hüve ala sellaseti akşamin. Üç kısımda işlemişlerdir. Vera ulam.
Böyle genel bizim gibi insanların ilahi korkusu ve ve enla y tekelleme illa billah sahitan ev radıyan, Allah korusun, onu gazaba getirecek, hallerden sakınmak ve konuşmalarımızda ancak ancak ayet-i celilesini hedef alarak kişi hiçbir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin, Melaike-i kiramın bize bize ahirette faydalanacağımız bize bize Rabbimizin razı olacağı kelamları konuşmaktır. Burada hep hatırımıza gelen Ahmed bin Hanbel Hazretleri bana diyor Allah'tan haber verin buyuruyor ya, Celle Celalühu. Ve veraü'l-has, böyle seçkin insanlar bir tarikat-ı aliye girmiş, elinden geldiği kadar riayet ediyor. Üstadımızın dediği gibi fıkhıh ile hadis öğren, nefsini yıkmaya doğuran, mürşidebinde bir vuran sakal altı sualdir bu.
Fıkıh ile hadis bu konuları öğrenmek, tahsil etmek, dinimizin esaslarını böyle olan kimseler için de şu şekilde bir izahta bulunulmuş buyuruluyor ki Allah'ımızın razı olmadığı bütün hareketlerden azamızı korumaktır. Zaten bu hale gelince kalbi onu irşad eder. Çünkü rabıtası güçlü. Evrad ve ezkarında zerre kadar bir fütur vermiyor ve bunun dışında da Kuran-ı Azimüşşan'ın tilaveti ile dili hiç durmuyor. Salatü selamlarla, zikirlerle, farz namazlarımızın yanında nafile taatlerine de işi de olsa gücü de olsa her şeyde dikkat ediyor. Çünkü bize adap risalesinde günümüzü çok güzel tanzim edecek şekilde bilgiler verilmiştir. Dünyevi işlerimizi gördükten sonra ne yapmamız gerekir? Bunu İmam-ı Rabbani Hazretleri günlük işlerimizi de rızayı ilahaya muvafık yaparsak o da zikri daim buyuruyor.
Bunlarda da azalarımızı korumak, daha bir seçkin olan kimseler içinse bütün işlerinde Allah'ın rızasını gözetiyor.