Bismillahirrahmanirrahim. Çoğumuz ilkokulda okudu, sonra devam etti. Ortaokulu, lisesi vesaire. Aynen bunun gibi bir de irfan mektebi var. Kuran-ı Azimüşşan'da estairi billah ikka ra, oku ya Muhammed, buyuruluyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Oku buyurulurken sadece zahiren okuma değil, zahiren dediğimiz diyelim ki bir elif cüzünden alalım elif, be, te, se, cim ila ahirihi. Sırf bu değil. Bir de sadat-ı kiram hazaratı içerisinde Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri'nin okuduğu gibi bana diyor bir harfin esrarı göründü deriyalar yatıyor. İşte böyle bir okuma, diyelim ibadet ediyoruz, ibadet ederken bunu herkes yapıyor ama ibadette Mabud-u Hakiki, mahbudu hakiki'miz olan Mevla-yı zü'l-celal ile gönül olarak irtibat kurmak. Genel ifade edecek olursak Cenabı hak'ı görüyor gibi ibadet etmek. Biz onu göremesek dahi onun bizi gördüğünü bilerek.
Yoksa insanlar hep ibadette, taatte ama bu mübarek yolda işin hakikatini gösteriyor. Bunu ulema-i kiramı şu şekilde tasnif buyururlar. Birincisi fıkhı batın, birincisi fıkhı zahir. Mesela fıkhı zahir dediği zaman abdestin farzları el, yüz, el, yüz, ayak. Ne yapıyoruz? El, yüz, ayak, başımızı messin, dört tane. Bunun batıni ciheti nedir? Elimizi yıkarken ya Rabbi, ben elimi senin razı olmadığın bütün fikir ve düşüncelerden, kötü amellerden elimi yıkıyorum, bunun gibi. Bunu da temin etmek nasıl olacak? İçimizin ıslahıyla alakalı. Büyüklerimiz birbirlerine mektup yazıyorlar, tavsiyelerde bulunuyorlar. O tavsiyelerden birisi şu, eğer kişi içini ıslah ederse Cenabı Hak onun dışında ıslah eder. Allah ile kendi arasındaki Celle Celalühü muamelesine dikkat ederse, Allah'ımız da onun insanlar ile olan münasebetini düzene korur. Bunun temini için, şimdi bir meyve düşünelim, ne düşünürüz?
Bölgemize göre olsun ceviz düşünürüz, ceviz. Cevizin bir kabuğu var, içinde de meyvesi var. Zahiri olan o kabuk kısmıdır. Batıni olan onun iç yönü nedir? Meyvesidir. Biz bahçemize fidanlar dikiyoruz. Dikmemizde bir gayemiz var. Nedir o gayemiz? Ondan meyve elde etmek. Allah'ımız bizi ilahi bir fidan olarak, kul fidanı olarak bu aleme gönderirken, göndermekteki gayesi nedir? Zaten her şey ona kul olarak gelecektir, esamu. Ve atirrahmani abda, her şey onun kuludur. Onlar görevini icra ediyor. Mesela biz sabah kalkıyoruz, güneş doğuyor, öğleyin tam bir zevale geliyor. Sonra akşam batıyor, o görevini yapıyor. Bir hayvan görevini yapıyor. Bir koyunla eğer konuşabilirsek koyun etini verir, sütünü verir, bunun yanında gününü verir, derisini verir, gübresini verir. Bak her şeyini feda eder. Deseniz ki sen bu görevi ne için yapıyorsun, sütünü, etini ne için veriyorsun?
O bizim iç kulağımıza şunu söyleyecek, diyecek ki insanoğlunun kulluk görevini icra etmesi için semayı dinlesek, arzı dinlesek diyecek ki Cenab-ı Hakk'a kulluk görevini insanın yerine getirmesi için ben vazife yapıyorum toprak olarak. Çünkü toprağın vazifesi bitmez. Bütün yiyeceğimizi, içeceğimizi ziraatle elde ediyoruz. Sonra bizi içine alacak olan da o. Sema ise bizi gölgeliyor ama öyle bir gölgeleme ki tarifi yok. Güneşiyle, ayıyla, yıldızıyla, yağmuruyla, dolusuyla, karıyla pek hizmetler veriyor. O zaman biz görevimizi nasıl yapacağız? Burada dünyada dolu hocalarımız var. Elhamdülillah bize dinimizi anlatıyorlar. Çok güzel. Bunun yanında Ebu Bekir-i Sıddık'a bakıyorsunuz radiyallahu anh, ta üstadımıza kadar onları da vaazı nasihat ediyor. Yalnız bize vaazı nasihat ederken bakın ne söylüyor. Bir zahiri hocamız Kuran-ı Kerim'de istiğfar geçiyor.
Aman istiğfarımızı okuyalım, tevhidi okuyalım, salatü selam getirelim, zikrullah yapalım, taatlerimizi icra edelim. Cenabı Hak ne emretmişse diyorlar. Bunun yanındaki mürşid-i kamillerimiz zahirini haber verirken, batınını da mutlak ifade ediyorlar. Mesela oruç anlatıyorlar. Orucun farzını anlatıyorlar. Ne diyorlar? Orucun işte niyettir, vakittir yemekten, içmekten, cinsi münasebetten uzak olmak Ama mürşid-i kamiller bunu anlatırken hemen şunu da ilave ediyorlar. Diyorlar ki azalarımıza da oruç tutturalım. Gözümüz harama bakmasın. Sadece yeme ve içmeden uzak kalmakla bu vazifeyi icra etmeyelim. Gözümüz harama bakmasın. Kulağımız, Cenabı hakk'ın razı olmadığı sözleri dinlemeyelim diyerek bu yönlerini anlatıyor. Bunu kavrayabilmek için ne yapacağız biz? Bunu kavrayabilmek için evrad ve ezkarımız üzerinde çok duracağız. Şöyle düşünelim.
Biz ilkokul dedik ya ilkokulda okurken öğretmenimiz vardı bizim. Neden bize bunlar öğretmen oldu? Çünkü öğretmen okulunu bitirdi, sonra tasdikini aldı, öğretmenlik yapabilir dediler. O bize işte toplamaydı, çıkarmaydı, bölünmeydi, çarpmaydı. Bunun yanında tarih bilgisi, coğrafya bilgisi vesaire bunları öğrettiler. Sebebi ne? Çünkü bunun yollarını biliyor, okumuş, onun okulunu bitirmiş. Bir mürşid-i kamil deyince mürşid-i kamil belli aşamalardan geçmiş. Artık o da manevi şehadetnamesini alınca bize talime başlıyor. Ne diyor? Diyor ki şu insan vücudu boşuna yaratılmamıştır. Bakın bedenimiz var bizim. Elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız elhamdülillah var. Bunun yapısı diyorlar sudur, havadır, ateştir, topraktır. Bu böyle zaten. Bir de nefis beş tane esası sayıyorlar. Hepsine misal olacak şekilde Mevla anamız buyuruyor ki, Kaddafi ayineleştirin.
Demiri ayineleştirin demek şu maddi yönümüzü, maddi yönümüzü ruhen geliştirerek Cenab-ı Hakk'ın razı olacağı bir hale getirebilmek. Esselamü. Zulumadtan nura dönmek. Bunun itikadi yönü nedir? Küfürden imana, şirkten imana, nifaktan imana, büyük günahtan, küçük günahtan tövbe edip ıslaha masivadan, masiva Cenabı hakk'ın dışındaki duygular. Bunlardan kurtulmak. Biz nura erişmek için diyorlar ki şu vücudunuzu nurlandırın. Başta sadrımızda bulunan beş tane letaifke haber veriyorlar. Alem-i emirdir bu. Yani alemi emir demek gözle görülür, elle tutulur bir cisim değildir, kalptir, ruhtur, sırdır, hapidir, ahfadır. Bunun zikre geçmesi gerekiyor. Çünkü bu bizde var, Allah'ımız vermiş bunu. Sonra vücudumuzun da zikri böyle on letaif olmuş oluyor kurtulabilmemiz için. Bunun yanında perhizlerinde veriyor. Es'adi Elbili Hazretleri iki tane perhiz veriyor.
Bir tanesi soruyor, efendim diyor, bu yolun nurlarından istifade etmem için ne yapmam gerekir? Buyuruyor ki evrak ve ezkarınızı güzelce okuyun. Bunu nasıl öğreneceğiz biz? Mektubat'ta baş tarafta, baş tarafta evrad ve ezkar nasıl okunur çok güzel derleyip toparlamış Esad Erbili Hazretleri. Belki düzen olarak değişik olabilir. Çünkü devrinde vermiş olduğu evrad ve asker farklıdır ama istiğfarımızda ele alır, ölüm tefekküründe, rabıtamızda, murakabelerde hepsini ele alır. Ondan sonra Ağdap risalesinde on iki tane esas sıralar, Evrad ve Ezkar'da nelere dikkat edeceğiz? Hatta bu şartları bitirdikten sonra üç tanesini de dersi tamamlayınca bir salih şunlara dikkat eder der. Orada görürüz biz bunu. Buna dikkat ederiz, riayet ederiz. Yalnız burada bizim perhizimiz önemli.
Es'ad-i Erbili Hazretleri buyuruyor ki, efendim nasıl faydalanırız deyince, nasıl faydalanırız deyince, başta buyuruyor, evlat ve ezkarınızı güzel çekin. İyi dikkat edin. Ondan sonra, ondan sonra üç hususa aman riayet edin. Bazen diyoruz ya hiç tat alamaz olduk. Böyle evlat ve ezkar çekemeyecek durumdayız, taatlerimizde de bir gaflet hali oluyor diyene üç tane tavsiyede bulunuyor. Birincisi şer'i Şerife, dinimizin emirlerine. Din deyince itikattır, inançtır, ibadettir, ahlaktır, muamelelerdir. Aslında en önemli olan muameleler. Çünkü ibadetimiz yüzde yirmi beş nispetinde. Muamelat yüzde yetmiş beş. Muamelat deyince şahsi görevlerimiz, evimizle alakalı olan vazifelerimiz, Çünkü büyük bir vebal altındayız. O yavrular bizim emanet olarak bize tevdi edilmiş.
Onlara olan görevlerimiz, sonra komşuluk, adap ve usulü, daha sonra akrabalık hususu, insanlar ile münasebetimiz, hep bunlar muamelattır. Taatlerimize baktığımız zaman namaz ibadetin başı mevkiindedir buyruluyor. Namaz saatinde Cenabı Hak namazı tarif buyururken, buyururken kötülüklerden alıkoymak, iyilikle emretmek, kötülüklerden kaçınmak. Demek ki namaz taatinden istenen meyve bizim isyandan, kötülüklerden kaçmamızdır. Bunun meyvesi bitmez, sadece bir misal olarak. Diğerlerinde de böyle. Evrad ve ezkarımızı yaparken bunun meyveleri. Risale-i Elbil Efendimiz'i söyleyeyim de birincisi buyuruyor, evladınız buyuruyor, mektubat'ta, evradınızı, ezkarınızı güzel yapın. İki şeye dikkat edin. Birincisi Allah'ın Resulü size neyi emretmişse onu tutun, neden nehyetmişse ondan da kaçının. İkincisi de aman ha rabıtaya dikkat edin buyuruyor. Rabıta nedir? Yapmış olduğumuz evrad ve ezkar ne yapar?
Bizi Rabbimizin izniyle kötülüklerden alık olur. Ama bizim gelişmemiz nasıl olacak? Çünkü nefsin mertebeleri var. Biz ilkokuldan başladık. Nefsin de bir ilkokulu var, ortaokulu var, lisesi var, üniversitesi var. Artık yüksek lisansı da var, doktora tezleri de var, doçentliği de var, profesörlüğü de var. Böyle yükselir gider. Nefsimizin mertebeleri. Bunu Sami Efendi Hazretleri, peygamber insanda çok güzel işlemiş. Dedemin de şiirlerine bakarsak, o dergahtan, Dürdaneelerinden, çok kısa şekilde beyan etmiş. İşte bunları geçeceğiz. İlmin de mertebeleri var. Okulumuz muazzam bir okul. İrfan methedip. Rabbi Zülcelal'imizi tanıma methedip. Onda ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin. Bu da var. Bunun yanında Yunus Emre ne güzel demiş, şeriat, tarikat, yoldur var ana, hakikat, marifet andan içelim. Bunlar da bizim sınıflarımız değil mi?
Yalnız bu artık ilkokul, ortaokulun, lisesi, neyi değil, üniversitesi değil. Ondan sonra uzmanlaşmaktır. Sahamızda uzmanlaşmak. Diyoruz ya biz yüksek lisans dedik, doktora tezlerimizi dedik. Ondan sonra yardımcı doçent, bunu kaldırdılar, doçentliği, profesörlüğü. Bunu nasıl elde ediyoruz? Bunu da murakebelerle elde ediyoruz. Bu da başta şeriat arz ettik ya layık olmayarak dinimizin itikat, ibadet, ahlak ve muamelatun. Ondan sonra nedir? Tarikat. Nedir tarikat? Tarikat şeriattan ayrı değil. Şeriatın içerisinde onun hassas bir şekilde yaşanmasıdır. O da takva. Allah'ımızın korkusunu taşıyarak. Bir üçüncüsü marifet. Marifet nedir? Marifet de Allah'ın dışında her şeyi terk etmek, hakikat de tamamen Cenabı Hakk'a Rab olmaktır. Bunların hepsi Kuran-ı Kerim'de Allah'ımıza tamamen teslim olmanın işareti nedir? Münip olmaktır. Münip, tamamen Rabbimize teslim olmuş. İşte asıl gelişme burada.
Biz ibadetlerimize kötülüklerden arınmaya gayret ederiz ama bizim bu mertebeleri aşabilmemiz kamil bir mürşidin delaleti ve teveccühüle olacaktır. İşte rabıtayla olacak ve murakebelerle olacaktır. Bunu gerçekleştireceğiz biz. Bunu yapmayacak olursak, tabii ilerisini düşünmeyen kimseler değilsiniz. Bura geçici olduğunu biliyoruz. Diyoruz ya ana karnındaki çocuk oraya hapsolmak için gelmedi. Oradan dünyaya doğmak için, bu dünyaya gelişimizde ahirete doğmak için ana karnında azalarımızı teşekkül ettiriyoruz. Bir aza eksik olsa burada mümkün değil meydana gelmiyor. Çünkü o azanın teşekkül yeri ana karnı hayatı. Burada eksiğimiz olursa, işte kaza namazım vardı, burada yapacağız. Hepsinin yeri şu dünyadır. İşte biz zulümattan nura döneceğiz. Çünkü bir hedef koymayınca bunları yakalayamayız. Hedef koyacağız kendimize. Nasıl bir hedef koyacağız? Bir, istikamet diyeceğiz.
İkincisi, basiret diyeceğiz. İç gözlerimizin açılması. Üç, hikmet diyeceğiz. Dört, vuslat diyeceğiz. Bunu hedeflersek adım atmamız kolay olur. İstersek geride olalım. İşte bu kadar yapıyorum değil. Çünkü takvada bile sınıflar var. Birincisi itekullahı. Cenabı Hak'tan korkunuz diye buyruluyor. İkincisi nedir? Mastitatun minkuvve gücünüz yettikçe buyuruyor. Fettebullaha nesta tatun gücünüz yettikçe buna haber veren ulema-i kiramımız böyle bazen battığı zaman insanın ciğerine işleyen dikenler oluyor, deve dikeni gibi ne? Nasıl ki biz bunu günümüzdeki hadiselerle verelim misalini, mayın diyelim, düşenmiş. O mayına bas mamak için ne kadar dikkat ediyorsa insan, çünkü hayatına mal olur. Böylece Allah'tan korkup dikkat etmek. Yanlışlığımızdan birisi şu, başta nefsimiz yaptık zannediyoruz.
Yaptık ama biz Allah'ımızın kitabı keriminde, Keyhir suresinde en sonuncu ayet-i celile İslam'ın, vela yüşrik bir ibadette rabbihi ehada. Allah'ımıza hiçbir şeyi ibadette ortak koşmayacağız. Burada ortak koşan yok ki. Bu ortak koşmak şirk, Allah'a inanır ama bunun yanında da bir başkalarının emrine uyar. Adiyy bin Hatem Efendimize geldi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Buyurdu ki ruhbanlarınızı ilah kabul etmeyin. Dedi ya Muhammed, bizim böyle bir durumumuz yok. Ruhbanlarımızı ilah kabul ettiğimiz yok. Söyle buyurdu. Cenabı hakk'ın emri varken, size ruhbanlarınız bir söz söylediği zaman ona uyar mısınız? Emri ilahinin dışında bir söz söylediği zaman uyarız. İşte bu da bir şirktir diye buyurdu eshamle. Ela lehul halku velam. Günümüzdeki narsizmmiş, vesairmiş, bunları deizmmiş demeye hiç gerek yok. Onların hepsi kitabı Kerim'de reflolunmuştur.
İşte vela yüsüp bi'ibadeti rabbiye ala ashab-ı la yhalammen halakvah ve latiful habiir bizi yaratan, bizi en güzel bilendir Mevla-yı Zülcelal'imiz. Bunu müşrikler de sizi yaratan kim? Allah diyorlar, kabul ediyorlar ama hüküm de kabul etmiyor. İstediğim gibi düğün yaparım, istediğim gibi ticaret yaparım, istediğim gibi yaşarım, zaten bunu batılılar ifade ediyor. Siz Müslümanları kaldırıp da Hristiyan edemezsiniz. Varsın Müslüman yazsın, onların nüfus cüzdanlarında ama adetlerimizi onlara yerleştirin diyor. Bak, küfür kafası böyle çalışıyor. Bizim iman kafamız çalışmaz mı? Elhamdülillah çalışır. Biz de diyeceğiz ki vela terkenu ilellezine ve lemu fetemessekum min nar. Onlara katiyen zalimlere rükün destek olmayacağız. Onların yaşantısını taklit etmeyeceğiz. Zaten gösterilmiş ashabına, üsvetun hasene, üsvet, kudve vezninde hareketleri bir başkasıyla taklit edilen kimse demek.
Peygamberimiz bizim, sallallahu teala aleyhi ve sellem. Böyle kafamızı çalıştıracağız, bunlara uyacağız. Şimdi yüksek lisanstan alacak olursak bu murakebenin aşamaları var. Ne güzel ifade buyrulmuş. Sırrı, mahiyet, Cenabı hakk'ın bizimle beraber oluş sırrı, bize bizden yakın oluşu akrabiyet sırrı, sonra onun muhabbeti, bunlara erişmeye çalışacağız. Cennete giren de pişman buyuruyor, girmeyen de. Girmeyen zaten elem, dert ve sıkıntının içinde. Girenin derdi nedir? Ben de şu makamlarda olsaydım, orada işte ulaşalım, bu makama gelelim, bu dereceye gelelim, yok, Esad-üllem. Burada nasıl yaşamışsak orada da o. Gayet kolay. Hepimiz biliriz. Allah bize de Celle Celalühü bilenlerden etsin, şu, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz Allah'ın huzuruna öyle varırsınız.
İşte bize Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem dinimizin zahiri yönlerini haber verirken batıni yönünü de haber veriyor. İman da haber veriyor, yakini söylüyor. Kesin bir inanç. Ondan sonra ibadette söylüyor. Rabbimizi görür gibi ibadet edebilmek, biz onu göremesek dahi Cenabı hakk'ın bizi gördüğünü bilerek yapmak. Ahlakımızda Allah'ın ahlakıyla, Resulullah'ın ahlakıyla ahlaklanınız diye buyruluyor. Şimdi biz dinimizin emirlerini çok iyi bilebiliriz. Aynen Ahmet bin Hanbel Hazretleri gibi. Ahmet bin Hanbel Hazretleri zaten Meşşaiye devam ediyor. Bilhassa Hamza I Bağdadi Hazretleri haber verilir. Çocukların da onların meclislerine gönderiyor. Diyorlar ki etraftan efendim siz bir mezhep imamısınız, siz terbiye edemiyor musunuz? Biz okuduklarımızı onda yaşıyor olarak görüyoruz onlarda diyor. İşte onlar bunu yaşıyor. Ne yapacağız?
Bu aşamalardan geçen Resulullah'ın vekili olan sallallahu teala aleyhi ve sellem, en ulema ve rasetül enbiya. Hem zahirde hem batında takip edeceğiz. Söyledikleri sözler haktır. Dikkat ederiz, bir hadis-i şerif okuyacağım da vakit de geldi. Üç tane perhizden birisi nedir? Şer-i şerife uymayan hareketlerden kurtulacağız. Diyoruz ya, bu zaman zaman değişir. O vakte göre söylenmiştir. İlmihal bilgimiz mutlak olsun. İlmihal bilgimiz dinimizin esaslarını öğrenelim. Marifetü'l abdi dinehu. Bir kere kul dinimizin emirlerini öğrenir. Marifetü'l abdi nebiyyehü. Aleyhisselatu vesselam Efendimizin hayatını da öğreneceğiz. Maarifetü'l abdi rabbehu Rabbi Zülcelal'imizin sıfatlarını, isimlerini, fiillerini bunları öğreneceğiz. Şimdi bu kadar önümüze iş geldi bizim. Neyi ifade etti bu? İşini gücünü terk et, dağda böyle küçük bir mekan oluştur, içinden çıkma ibadet et, bu değildir.
Burada bize şu anlatıldı, ticaretimizde mutlak yapacağız. Çünkü helalinden ticaret yapan Allah'ın dostudur diye buyruluyor. Ticaretimizi yaparken Allah'ımızın emrine uygun ticaret yapacağız. Batıni yönünü de düşüneceğiz, diyeceğiz ki onların ticaretleri kar sağlamadı. Diyeceğiz, bu bizim maddi ticaretimiz ama öyle olsun ki ticaretimiz manevi ticaret olsun. O bunun bir karşılığı var ama bu yönüyle ticaret yaptığımız zaman sıddık-ı azamın ahlakıyla ahlaklanırız biz. Yani harama, helale dikkat ederiz. Şöyle neticelendirecek olursak ashabına, Rabbena atina fit dünya hasene ve fil ahirati hasene, baki ne adaben nar. Biz bu dünyanın içerisindeyiz. Bu dünyadaki vazifelerimizi, kimi amir, kimi memur, kimi çiftçi, kimi inşaatlarda çalışır, kimisi terzi olabilir, kimisi başka görevlerde olur, değişik mezhep, mezhep grupları olarak.
Bunları yerine getirirken hak ve hukuka riayet ederek vazifelerimizi yapmak. Bu da diyor, İmamı Rabbani Hazretleri zikri daim demektir. İkinci olarak dünyaya aşırı muhabbet etmemek. Onu bize yanından geçtiğimiz kabristan gösterir. Şöyle ölüm tefekküründe gösterir. Gidenlerimizi tefekkür ederiz. İşte o yakındaki hadise, oteli, hadisesi, vesaireler, onlar öleceğini düşünüyor muydu? Düşünebilir. Ama buradan çıkamayacağız diye düşünebiliyorlar mıydı? Bir tatil için gelmiş. Bak biz şu dünya otelinde bir tatildeyiz, bizim asıl mekanımız var. Onlar değişik illerden, ilçelerden, kasabalardan geldiler şu on beş günlük tatillerini geçirebilmek için. İşte biz de şu dünyada belirlenen inne ecelallahi lillah ed, Allah'ımızın takdir buyurmuş olduğu vakit gelecektir. Biz tatilimiz biraz uzun sürebilir ama bu bitecek. Bu tatildeki görevimiz kulluktur.
İkincisi dünyaya meyletmemek, üçüncüsü gafillerle olmamak. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.