İlahi İlim ve İbadet Dengesi kaydında Sadaka rasulullah ve netekabilullah. Bana elçi gönderdiğiniz halde hilkati güzel. Şimdi endamı yerinde. Eli, ayağı, gözü, kulağı yerinde. Güzel ismi, güzel birisini gönderdiniz, aleyhissalatu vesselam efendimiz. Hakikaten, yaratılış olarak da güzel. Sonra ismi de güzel birisini gönderdiniz buyuruyor. Zaten kendisi hakkında, Cami-i…
Sadaka rasulullah ve netekabilullah. Bana elçi gönderdiğiniz halde hilkati güzel. Şimdi endamı yerinde. Eli, ayağı, gözü, kulağı yerinde. Güzel ismi, güzel birisini gönderdiniz, aleyhissalatu vesselam efendimiz. Hakikaten, yaratılış olarak da güzel. Sonra ismi de güzel birisini gönderdiniz buyuruyor. Zaten kendisi hakkında, Cami-i Sahir'de, Kene Rasulullah diye bir bölüm var. Hemen hemen bir cilt bu. Keane rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemdir. Burada geçen bir hadis-i şerif Aişe-i Sıddıka validemiz radiyallahu anha rivayet buyuruyor. Kene Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem ahsenen nesi vaden ve ahsenehum huluka. Efendimiz yüz itibariyle yüz bütün vücudu, bütün heyetini ifade eder. Yüz olarak da, hilkat, yaratılış olarak da güzel, ahlaken de güzel. Bakarsak ikinci cüzde Talut haber verilirken Allah'ımız Talut'u iki şekilde seçmiştir. Birisi cisim, bir diğeri de ilim.
Cisim olarak da güzel, ilim olarak da cisim ve ilim olarak. .Harik vukuunu gördüğünüz halde, harik, Allah korusun bir yangındır. Bunu gördüğünüz zaman, Allahu ekber diyerek tekrar tek bir alınız. Zira, harikı iktifa eder. O ateşi söndürün. Burada düşüneceğimiz bir husus var. O da, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin Kuran-ı Kerim nasıl mucize esrar sırlarla doluysa e Hadis-i Muhammediye de öyle. Çok müstesna. Burada ateş dindiği zaman maddi bir ateş var. Görüyoruz fabrikalarda bir yanma var. Diyelim bir site yanıyor, oluyor görüyoruz, haberlerde duyuyoruz. Bir yangın daha var ki itikadi yönde bir yangın, ibadette bir yangın, ahlakta bir yangın ve bacayı sarıp. Burada biz ne yapacağız? Rabbi zülcelalimizi azametli kibriyasını ifade edeceğiz. Ona sığınacağız, ona dayanacağız. Yine Kuran-ı Kerim'de geçtiği üzere Allahu Zülcelal buyuruyor. Allah'ımızın ne ortağı var, ne yardımcısı var.
İhlasa baktığımız zaman İhlas Suresi'ni, hiçbir şey O'na benzemez. Ne kadar güzel böyle ihsan mektebinde belli bir aşamaları geçtikten sonra, bu aynı zamanda semavatı da ifade eder, yedi kat sema ve bu zaten semanın karşılığı olarak haller ve makamlar var. Haller ve makamlar var. Bu bir sadrımızdaki semavatı geçtiğimiz zaman biz öyle diyelim, sadrımızdaki bu letaifler. Hele bir noktaya gelir ki o nokta Ehadiyettir. O ihlası düşünmede öyle manalar var. Sadece Esselamü'l-Gul, De Habibidim, Huvve, o, Allahüuzü'l-celal, ahdud birdir. Her şeyinde bir. Bir ifade var, çok güzel söylerler. Kesret de vahdet tabirini kullanırlar. Kesret bir soğukluktur. Böyle cemaatin, cemiyetin, insanların arasına gireriz, bakarız hakikaten çokluk. Dağı da görüyoruz, orman da görüyoruz. Onun yanında oval da görüyoruz, insanları da görüyoruz, birçok gördüklerimiz var. Burada biri bulabilmek, o vahdet. Ne demek?
İlahi İlim ve İbadet Dengesi kaydında Sadaka rasulullah ve netekabilullah. Bana elçi gönderdiğiniz halde hilkati güzel. Şimdi endamı yerinde. Eli, ayağı, gözü, kulağı yerinde. Güzel ismi, güzel birisini gönderdiniz, aleyhissalatu vesselam efendimiz. Hakikaten, yaratılış olarak da güzel. Sonra ismi de güzel birisini gönderdiniz buyuruyor. Zaten kendisi hakkında, Cami-i…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Onun yalnız bir noktası yaratan Halık-ı Zülcelal'i bulmak. Halık sıfatında, onun yaratılışında. El-Musalvir'de de onun bir oluşunu görebilmek. Çünkü değil insanlar, gıda, taş bir mermerin dahi birinin bir diğerine benzemediğini göreceksiniz. Benzemiyor. Gül diyelim. Bütün güllerin ortak ismidir. Fakat bir güle baktığımız zaman bir diğeri ondan farklı. Halbuki gül o farklı. Allah'u zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü zü z Asıl mühim olan o. Eşyanın buyuruyor hakikatine beni eriştir Ya Rabbi buyuruyor. Biz zannediyoruz ki, murakabe dindiği zaman oturacağız, seccade üzerinde elbette oturmamız lazım. Kendi iç alemimize dönerek Allah'ımızın vahdaniyetini, onun hiçbir şeye muhtaç olmadığını, herkesin ona muhtaç olduğunu doğurmadığını ve doğurulmadığını.
Öyle bir cevaplar var ki o zehir Allah'ın oğlu, İsa Allah'ın oğlu. Hep bunlara bir cevap, melekler Allah'ın hızlarıdır gibi bunların hepsine bir cevap, hiçbir şeye benzemediği Rabbi Zülcelal'imizin bunu görebiliyor. Bunu seccade üzerinde, derler bize mürşid-i kamil, hakiki bir mürşid-i kamil, gerçekti. En az on beş dakika normali yarım saat, fazla olan da bir saat. Derler ama bunun dışında hep murakabe halinde. O kesretle vahdeti bulmak var ya, eşyaya baktığında Rabbi Zülcelal'imizi görmek. Eşyadan Rabbimizi görmek, Rabbimizden eşyayı seyredecek. Bu neye götürür bizi? Bu bizi esmada müsemmaya götürür. Kuran-ı Azimüşşan'ı okurken o ilahi lafızları, o lafzın esrarına götürebilmesi, bunu bize bir kardeşimiz, Kars'tan sadat-ı kiram hazaratının hayatından bahseden bir eser gönderdi. O eserde görmüştüm.
Meşşa-i izam efendilerimizden bir tanesi bana diyor huruf-u mukattaah esamne, elif lam min, kaf, nun, kefhe ayyyu sad. Bunun diyor esrarı açıldı, söyleyemem. O bir harfin altında deryalar yatıyordu. Biz İslam tarihinde görüyoruz. Böyle diyor ki Hz. Ömer radiyallahu anh, mescitte Kuran-ı Kerim okunuyordu. Okunurken Kuran-ı Azimüşşan'ın azametinden dolayı bayılıp düştü. Ve onu örtüler arasında kaldırıp hanesine götürdüler ve günlerce Ashab-ı Güzin geldiler radiyallahu anh-ı İbrahim, geçmiş olsun ya Ömer, geçmiş olsun ya Ömer, iadede bulundular. Bu iadede ona geçmiş olsun demeleri neydi? Hazreti Ömer radıyallahu anh nasıl bir hali geçirmişti? Hz. Ömer Kuran-ı Azimüşşan gelirken, halife kelimeye savta bürünüp de geliyor. Yoksa arşın ona tahammülü yok.
Onlar, aleyhissalatu vesselam Efendimizin huzurunda gönüldeki bu engelleri bütün kaldırdığı için aslı ile görüyor Kuran-ı Azimüşşan'ı, ondan dolayı tahammül edemiyorlar. Şuradan daha iyi anlayacağız, Rabbimizin iziniyle, bir deniz, yedi deniz daha ilave edilse, Allah'ımızın yüce kudretini ifade eden beyan eden o ilahi hikmet tükenmez ve bitmez, mümkün değil. Ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine bitmez. Buna erişmelerinden dolayı bu bizi imanın tasdik yönüne götürür. İbadetin ihlas yönüne, ihsan yönüne götürür. Ahlakta ahlak-ı Muhammediyeye götürür. Bu sebeple Abdülkadir Geylani Hazretleri ve emsali şu nokta üzerinde çok dururlar. Devler ki yaptığınız taatleri adet kabilinden yapmayın. Özellikle dururlar bunun üzerinde.
İşte anasından babasından, ceddinden, cedde hatından görmüş kitaplardan, işte muallim kimse onlardan talim etmiş, bu şekilde kalmayın ve şu sözü söylüyorlar, kabul delil, meyveye inin. Bütün taatlerde dikkat edersek bu meyve yönü var. Biz Allah lafza-i celalinde şöyle düşündüğümüz zaman Cenabı Hakk'ı zikir noktasında, zaten zikir güzel olan bir şeyi anmak demek. Allah'ımızın ise esmaül hüsna, her şeyi güzel. Allah Celle Celalühu güzeldir, güzelizdir. Hangi yönüyle zikrederse gidelim. Burada biz yapacağımız nefsimizin, bizim nefsimizdir asıl kabuk olan. Bakıyoruz dağlara, normal görünüyor, dağ taş işte toprak ama o toprak dediğimiz dağ, taşın altında öyle madenler var ki, değeri ölçülemez. Ama o dağın o taşın altında kalmış. Bizim ruh madenimiz çünkü aleyhissalatü vesselam Efendimiz, insanlar madenler gibidir buyuruyor.
Nefis toprağını, nefis taşını kaldırdığımız zaman ruh madeni ortaya çıktı. O onu engelliyor zaten. Bunun için Bayezid-i Bistami Hazretleri bu madeni bulmak için Cenabı Hak'ta bir tazarru ve niyazda bulunuyor. Diyor ki Allah'ım celle ilahi, sana nasıl ulaşabilirim onu istiyorum. Hep okuduğumuzda eserlerde mezhep imamlarımızdan tutun, müçtehid olanlarımız ve ulema-i kiramın bir arzusu var. O vuslattır. Nasıl erişebilirim diyorlar ve Cenabı hak'ı tanımak istiyor. Bunun için Ahmed bin Hanbel Hazretleri, Rahmetullah Ali, birhr-i hafi, hafi, ha nokta konduğu zaman, ha'nın üzerine, o gizli manasına, eğer o noktayı kaldırırsak yalınayak demek. Bak, o kabuğu dermiş. Yalınayak böyle görünür mü? Ve celalne laarda firaşha. Rabbimiz Celle Celalühü Yeri bizim ayağımıza bir döşeme. Diyor ki, Bişr-i Hafi Hazretleri, ben diyor bir kimsenin evine girecek olsam ayakkabımı çıkarıp giriyorum.
O batılılar bir ayrı. Onların adetlerini demiyorum. Biz İslam'ın edebini, erkanını, ahlakını, bu böyle olur da diyor Cenabı hakk'ın döşemesi üzerinde nasıl gezebilirim, burada havuğu delişinin bir işareti var, o da Rabbimizin nurunu müşahede ediyor. Çünkü yaratılan her şey onun nurundandır. Eğer biz bu cihete gönül olarak dönebilirsek, aleyhisselatu vesselam Efendimiz, Ben Allah'ın nurundan halk olundum buyuruyor. Kamil müminlerde benim nurumdan biz buraya sarılacağız. Bu sebeple hakiki bir mürşid, evrak veriyor, ezkar veriyor. Dikkat edilirse çok vermezler. Verirler, rabıta dersin rük rabıta dersin Rütnü Azamı olsun yoksa nefis ve şeytan bir adım sizi ileri götürmez. Ruhi cihetini, o meyve yönünü gösteriyor. Aman ha meyveye ulaşın. Bizim, gönül ibadette, saatte gevşek hallerimiz de oluyor. Böyle ağır geldiği de oluyor.
Böyle bir gönülde bir bıkma halleri, hep bunlar o meyveyi edemediğimizde. Bunun için Hızır Aleyhisselam'la bir tanesi karşılaşır. Bir de efendim sizi bulmuşken bir talebim olacak. Siz Allah'ın sevgili bir kulsunuz, aynı zamanda bir peygamberdir O. Onu görenler çok iyi bilirler, Nurdur o. Bayağı basit değil, aman ha. Bazı ilahi alemden bahsedenlerimize dikkat edelim. Nisne dikkat edelim? Bir ayağı Allah'ın kitabı, bir diğeri Sünneti Muhammedi ve edebi ilahi ile edeplenenler olsun. Çünkü sözler çoğalabilir, haberler olur. Biz burada sadatı kirama dikkat edeceğiz. Diyeceğim şu, efendim bize bir tavsiyede bulun deyince, bu Hızır Aleyhisselam ondan çok büyük sözler duyacağını zannediyor. Söz, tavsiye büyük ama anlayabilirsek. Böyle, şeyde, talimlerde neden? Hocalarımız bir şeydir. Anladınız mı? Der. Oradaki bulunan nerede? Anladık der. Mühim olan işi anlayabilmek.
Burada, buyuruyor ki Cenabı Hak sana ibadeti kolaylaştırsın. Bu öyle bir tahvil ki, es-A'yı billah, es-ta'yı billah, fesenu yesiruhu misra. Bu gelişmeyi, terakki makamları Cenabı Hak'ta vuslatı gösterir. Bu kader hakkında çok konuşulur. İşte yazılılı çizilmiş, biz ne yapacağız ki? O yazılan ve çizilen neyse o olacak. Bunu Ashab-ı Güzin efendilerimiz ile Aleyhissalatü Vesselam Efendimize sordular. Ya Rasulallah, Ezhel'de yazılmış. Söylediği mübarek femi saadetinden Çıkan söz şu, siz salih amele devam edin. Bak, bunun üzerinde başka bir kelamı yok. Nebi-i Ekrem Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem. Siz salih amele dikkat edin. Çünkü burada Hızır Aleyhisselam'ın yapmış olduğu tavsiye zaten Allah'tan almıştır Celle Celaluhu ilim olarak. Bizim bir kuyu düşünelim, oraya doldurduğumuz su ile kaynayan su arasında elbette ölçülemeyecek bir fark vardır.
Oradan gelir söz bizdedir, arada tercümandır bu diyen Hacı Hasan Efendi, Kuddise Allahü ve sırra onu boşuna söylemiyor. Diyorlar ki sohbeti çok tatlıydı. O tat korunmuş olduğu o Nebi, sıddık, şehit ve salihlerle münasebetinden ileri geliyor. Hep orayla alakalı. Çünkü görüşmelerinde önünde bulunan bir masayı aşkından, şevkinden, muhabbetinden, sevgisinden hareket ettiren bir kimseye şu anda ne ile meşgulüm buyuruyor. Onlar kendilerine ait durumları, tat ve lezzet o alemden geliyor. Yerden gelmiyor, dilden de gelmiyor. Gönülden geliyor. Onunla tesir ediyor. O cennete ehli olan kimselere buyruluyor ki hayırlı insanlara hadis-i şerif cennetlik ameller kolaylaştırılır. Muhammed Baki Billah Hazretlerine baktığımız zaman, ve bunun emsali daha çok o misal verildiği için diyoruz, çoğu. İsterseniz günümüzden diyelim. Gelip bizi ikaz noktasında olabilir, şüphesiz.
Diyor ki Kuran-ı Kerim'e doyamıyorum. Başladığım zaman diyor, ben ayrılamıyorum Kuran-ı Kerim'den diyor. İşte cennet ehli insanlara ibadet ve taat kolaylaştır diyor. Hep neyi istiyor? İbadet ve taati istiyor. Öyle olmuş ki, ortalık şöyle bir kararmaya başladığı zaman güneş, batacağı zaman seviniyorlar. Sebebi, gece esrar perdelerinin açıldığı bir zaman, o vakit gelecek de Mevla'yla buluşacağız diye. Aydınlanmaya başladığı zaman da üzülüyorlar. Burada Ahmed bin Hanbel Hazretleri, Rahmetullahi aleyh, bu Bişr-i Hafiye, Haddisallahu sır'a, Ah bir miyanillah oluyor. Demek istemiyorum ama sadece genel bir çerçeve çizilmiş olsun. İşte yiyeceğimizdi, içeceğimizdi, geçimimizdi, bunları söylemiyor. Allah'ın Rasulu de bizi bu yöne katiyen sevk etmiyor. Hep ilahi yöne sevk ediyor. Bana Allah'tan haber ver diyor.
Sıddık-ı Azam'ın soyulan iki dükkanı Efendimize haber verince, sallallahu aleyhi ve sellem, Ya Ebu Bekir, ben de zannettim ki ikindinin biri tekbirine yetişemedim. Kubam köyüne geliyor, orada mescit yaptırıyorlar, Dünya benim neme buyuruyor. Asıl hayat ahiret hayatıdır buyuruyor. Nereye gözlerini dikmişler ve yolunu izleyenler hep o aleme, es-selamle tercih hep o noktada, hep ilahi günleri tercih ediyor. Siz geçici olan dünyaya meyde ediyorsun, ediyorsunuz asıl hayat ahiret hayatıdır. O zaman biz ne yapacağız? Bu dünya işlerimizi hep emri ilahinin doğrultusunda götüreceğiz. Çünkü bu dünyanın şartları içerisindeyiz ama hedefimiz belli olacak. Çalışmalarımızın hepsinde ne olursa olsun, diyelim ki bir yere gönderildik, orada vazife yapacağız. Diyelim bir dergi çıkarıyoruz diyelim, bunun yanında başka eğitim çalışmalarımız var, sportif faaliyetlerimiz var.
Hangi alan derseniz deyin, orada çizgiyi mutlak belli edeceğiz. Hedefimizi belli etmeden yaptığımız çalışma israf oluruz. Orada gönlümüze koyacağız. Ben bu işi yapıyorum ama bu işin inandığım esaslara uygunluğu ona faidesi ne kadardır? Diyelim bir yolun salikiyiz, o yola diyelim ihlas ve takvayı hedefleyen, bu yola benim faydam ne kadar olabilir, Bunları gönlümüze yerleştireceğiz biz, kafalarımıza yerleştireceğiz. Ve galen Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem. İstiait delil-i mevti gable nüzulil mevt. Hepimizin başına gelecek. Son olarak bir bağ olarak, özet olarak bu hadisi şerif bizim bütün hayatımızı içine alır. O öze inmek artık belli olur. Bütün ibadetleri de var Allah lafza-i celalinde demiştik. Allah lafza-i celalinde merkuru anabilmek. Mevkur ile olabilmek. Allah diyoruz, çok güzel. Ama merkür nedir? Zikrettiğimiz Mevla ile olmak. Asıl bu işte. Meyvenin özüne erişmek budur.
Allah diyoruz ama Cenabı Hakk'ı bulabilmek, o Allah dediğimizde, ne demek yani biz Allah dediğimizde Rabbi Zülcelal'imizi bulmak, essayir billah, beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim, bu. Bunu duyabilmek, işte bilmek. Melte düşmezden evvel tevbe ve istiğfar ve reddim megalim gibi mukaddimat ile mevte hazırlar. Daha kabre konmadan önce kabre konma şöyle dursun. O musallamı deriz artık ona tabut deriz. Onu kabrin başına getirip de o çukura indirmeden hesaplar başlıyor zaten. Bunu düşünen insanın yorgunluğu olmaz. Bunu düşünenin bıkması olmaz. Bunu düşünenin, emeklim ne zaman gelecek düşüncesi beyninde ve kalbinde zerre kadar bir yer işgal etmez. Çünkü öyle bir hedef koymuş ki Rabbimiz koymuş. Ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et, buyuruyor. Estaib billah ve abud rabbeka hatta yeti yekel yakayım. Hiç yılma yok. Daha bir aşkımız artacak, daha bir artacak ama bir yorgunluk geliyor.
Orada bizim yorgunluğumuz nefsin hakimiyetidir bedende. Ruh hakim olursa o yorulmaz. Ne olur? Önüme şu derya gelmeseydi senin dinini daha da ötelere götürürdü. Ne olurdu? Dünya haritasını önüne serip bir padişaha yeter ama iki padişaha az gelir. Delirten duygu, hiç şüphesiz bedende ruhun hakimi getirir. Bu olmadıkça işte zorlanırdınız. Bakın sizler inşallah birçok insanlara vesile olacak kimseler olarak, eğer bir odadan haber vereceksek, bir malumat sahibi diğer kimselere de, odanın büyüklüğünde o apartman mı diyelim, o site mi diyelim, o kadar bilgimiz olacak ki haber verebilelim. Yani bizim malumatımız bizim hem bilgimiz, hem bilgide haşyet, Cenab-ı Hakk'a saygı duygumuz, bunun hem zahir yönü hem batın yönünde güçlü olacağız. İlim ve fende, ilim ve fende en üstünü yakalamaya çalışacağız.
İlim ve fende en üstün, ibadet ve saatte de Rabbimizin razı olacağı amelleri gerçekleştirmeye çalışacağız. Yoksa olmaz yürümez. Herkesin böyle hizmetiyle olmaz bu. Ancak ihlas sahibi, ihsan sahibi, takva ve iffana erişen kimseler olur ve bunun örnekleri pek çok. Velhasıl kabre konmadan önce, bura için hazırlık yapacağız. Bu yalnız bizim kıldığımız namazla değildir. İslam, sırf bu değil. Bütünüyle, her şeyiyle artık ilmin bütün dalları ne varsa maddi, manevi her şeyde üstün olmak suretiyle.