Rabbim onların sayısını daha iyi bilendir. Rabbi Zülcelal'imiz onların sayısını daha iyi bilendir. Onları insanların birazından başkası bilemez. Bu sayılarını diye buyururlar. Ashabı keyif. Yemliha, Mekseline, Misliğine, Vernuş, Debernuş, Şazenmiş, Kefeştatayüş, Gıtnuş. İşte bunun hakkında diyorlar yedi kişi, altı kişi, beş kişi, dört kişi, üç kişi bunun sayısını en iyi bilen Rabbimizdır. O halde bunlar hakkında zahiri bir münakaşadan gayrı ile mücadele etme. Vela testeftihim minhum ahadde. Bunlara dair içlerinden hiçbir kimseden fetva da isteme. Bu ayeti celileyi şu şekilde izah buyurmuşlar. Bu ayeti celile beş şeyi ele alır. Beş husus vardır burada. Burada alınan beş husus, insan erbabının yaşayacağı konularıdır. İmanda kemale ermiş kimselerin takınacağı tavırlardır. Su beş esas. El birincisi ter kul miray I velcide. Böyle yersiz, kavga, konuşma, görüşme, çekişme bunları terk etmek.
Fakat konuşulan konu diyelim fıkhi bir husus. Ne diyebiliriz? Bir miras hususu. Miras hakkında böyle mezhep imamlarımızın, mezhepte müçtehid olanlarımızın görüşlerini ortaya koyuyor. Diyor ki işte İmam Şafii'ye göre Rahmetullah Ali böyledir. İmamı Yusuf'a göre de şöyledir. Böyle güzel güzel konuşuyor ama kavga çıkamıyor. Hakikati ortaya koymaya çalışıyor. Mesela diyor, cuma namazı hakkında konuşuluyor. İşte cuma namazı kılınır mı kılınmaz mı bütün mezhepte müçtehid olan fukahanın görüşlerini ortaya koyuyorlar. İşte ben diyorum mütalaamda İbni Abidin Rahmetullah Ali Hazretleri şöyle buyurdu. Bir diğeri alıyor. İşte Diyanet Teşkilatının bu hususta vermiş olduğu karar şudur diyor. Bunun gibi. Diyelim bir sığara mevzu. Konuşuyorlar. Biri diyor ki İslam uleması buna tamamen haram damgasını vurmuştur. O da diyor arkadaş bu usta senin delilin nedir? O da, rızkın temiz olanlarından yeimiz.
Bunda temizlik nerede diyor güzel güzel ama kavgaya girmiyorlar. Bu kavgalı olan hali gördüm. Bir cami. Caminin avlusunda bir münazara yaptılar dini konuda. Orada yetinemediler, dışarı çıktılar, sesler yükseldi. Böyle olmayacak. Mesela üstadımız da bir meseleydi. Bu münakaşayı yapan hocalardan birisine şunu dedi. Burada sığarayı savunuyor. Kendisi, şey ortamı. Bir de işte bu haram değildir diyor. Bakın onun anlayacağı dilden konuştum. Öyle sesler yükselmedi. Hatta kendisi de demedi. Bunu aldık bir başkasına söyletti. Bak söyle dedi. Hacı Zühtü Efendi bu müstesna bir ilim ehli. O günkü diyanetin reisleri ondan soru soruyorlar. İçinden çıkamadıkları konularda Hacı Zühtü Efendi içer miydi dedi. Bak hiç ileri götürmüyor. Burada diyor ki ilmi bir meselede olabilir ama bunu kavgalı, gürültülü değil, çok güzel bir şekilde esaslar ortaya konarak, kabul ederseniz böyle.
Mesela aleyhissalatü vesselam efendimiz Medine'ye Kuran muallimleri gönderiyor. Orada İslam'ı yaymaya çalışıyorlar. Bak ne diyor Esad Bin Zürare, Mus'ab Bin Umeyr, Muaz Bin Cebel, radiyallahu anh işte hemen itirazda kalkınca onlar hele biraz oturunuz, dinleyiniz. Kabul ederseniz ne ala. Etmezseniz siz bilirsiniz. Böyle deyince hiç kavga olmaz. Diyelim burada bir tarla konusu. En çok kavgalar mal mülk hususunda. Zuhur etti. Bunu bir bilene soralım denir. Çünkü Cenabı hak samimi fesel ve ehle zikrin kuntum la talamun. Bilmediğiniz bir hususta bilene sor. İlla benim dediğim diyerek siz iddiaya kalkışmayın. O zaman kavga çıkar. Siz bilirsiniz. O zaman onun gönlünde bir söz, bu söz yer eder. Düşünmeye başlar. O anda düşünmez belki nefsime dokundu diye başka bir zaman düşünür. Mücadeleyi böyle götürmek lazım. Diyelim ailevi konular en çok haşa edilen. Bunu da işte bilen kimselere götürelim.
Biz de eski hocalarımız bunun yanında halkımız şunu söyler. Dinin, İslam'ın vermiş olduğu kararda Katiyen bir çıkış olamaz. Yani şeriatı kestiği parmağı ağrımaz böyle suretmek. Hakikati bu görüşlerle ortaya koyabilmek.