İlahi Aşk ve Kalp Arınmasıyla Ruhun Yükselişi kaydında Geçmiş büyüklerimiz kalplerine gelen, nefisten gelen, şeytandan gelen, dünyadan gelen, kötü niyetli insanlardan gelen bütün düşünceleri, yanlış fikirleri kaldırmak için çok gayret gösterirlerdi. Ne zamanki kalpleri bu düşüncelerden kurtulur, Mevla-yı Zülcelal'in muhabbetine fıtratlarında, yaratılışlarımda mevcut olan o ilahi sevgiye nail…
Geçmiş büyüklerimiz kalplerine gelen, nefisten gelen, şeytandan gelen, dünyadan gelen, kötü niyetli insanlardan gelen bütün düşünceleri, yanlış fikirleri kaldırmak için çok gayret gösterirlerdi. Ne zamanki kalpleri bu düşüncelerden kurtulur, Mevla-yı Zülcelal'in muhabbetine fıtratlarında, yaratılışlarımda mevcut olan o ilahi sevgiye nail bulurlardı. Yalnız yaratılışta mevcut o sevgi. Insanın kendi içinde geninde var, DNA'sında var. Gen belki değişebilir başka bir maddeyle ama DNA yapısıdır. O yapısında mevcut. O güzellik onun yapısında mevcut. Ne var o yapımızda? Kim Rabbi Zülcelal'imizi gerçekten söverse bu secdeye ulaşmanın aşamaları var. Başka mümin kardeşlerini Allah için sever iyilik ve takvada birbirlerine yardımcı olurlar. Sonra bu sınıfı tamamlayabilirsek ikinci sınıf fenafi şeyhtir. Şeyhi kamile isyan olmadığı müddetçe yıkayıcı elinde ölü gibi teslim olur.
Bu görevlerini icra edince Aleyhissalatü Vesselam Efendimize ve Cenabı Hakk'a ulaşır. Ne olur o zaman? Allah'u Zülcelal'yı seversen en ise Allah'ımız bunu kendisine dost eğilir. Herkesle arkadaşlık kuramaz kişi. Mizacı uyarsa, huyu uyarsa, tabiatı uyarsa, fikir ve düşünceleri birbirine aykırı gelmezse onlar birbiriyle çok anlaşırlar. Mevla'yı Zülcelal elbette bizi bizden, iyi bilen Rabbimiz bizim her halimizi biliyor. Delil amelimiz, yaptığımız ibadet, ibadetteki niyetimizi biliyor. Ne niyetle, ne düşünceyle yaptığımızı, hangi fikirle yaptığımızı. İçinde bir karışıklık var mı, bir bulanıklık var mı hepsini biliyor. Eğer ona uygun bir halimiz olursa o kendisine dost edinir onu, dost olur velay'ine. O hemen en iyisi talebe. Adeta. Ve ben Taribe bu zevk, bu ilahi güzellik, bu neşfe, dostlukla devam edecek olursa Cenabıhakk'a aşık olur. Ve Meniştahka o diye, ona aşığım olursa.
Öyle ki o aşkı onu dağlara da götürür. O aşkı onu kendinden geçirir. Aşkıyla ne yapacağını bilmez gibi bir hale gelir. Fakat Sahih-i Selami'de kılan eğer gerçek bir virüsün ikamede gelişirse o onu muhafaza eder. O derin aşkında devamlı yönlendirir onu. O aşkını içinde muhafaza eder. Kalbinin bu dünyanın genişliğinde değil daha bir geniş bir şekilde tasavvur eder. Ashab-ı Sofveden oturan dil gelmiş inşallah gelmiştir. Kalbine inen, ilahi nur kendisini durdurma bir hale gelir. Görevlilere durumunu arziver fakat alabildiği kadar bir cevap alır. Fakat müstağacına sorduğunda aman der. Aman bu gömdünün genişlet. Çünkü ehlini bulmuştur. İçinde kaybolur, kalbini çok geniş tuttu. Çünkü kalp yer ve sema şey müstahefendimizin de dediği gibi, vasıl olmuş kalbi anın. Vasvedemem ey yaren. Yerleriyle gökleri koysan katiyen doldu demem. Böyle bir kalbin hali var. Geniş tuttuğu zaman geçer.
İlahi Aşk ve Kalp Arınmasıyla Ruhun Yükselişi ne anlatıyor?
İlahi Aşk ve Kalp Arınmasıyla Ruhun Yükselişi kaydında Geçmiş büyüklerimiz kalplerine gelen, nefisten gelen, şeytandan gelen, dünyadan gelen, kötü niyetli insanlardan gelen bütün düşünceleri, yanlış fikirleri kaldırmak için çok gayret gösterirlerdi. Ne zamanki kalpleri bu düşüncelerden kurtulur, Mevla-yı Zülcelal'in muhabbetine fıtratlarında, yaratılışlarımda mevcut olan o ilahi sevgiye nail…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ve Men Welly'e bu ilahi aşkla dağlara düşecek hale gelir diyoruz ya, mesela kendisini doğru değil ama bir dağdan yere ataşak gibi bir hal yaşar, atmaz. Ama yok olmayı ister. Allah'ımız da var olmayı istediği için kendini parçalamak ister adeta. İçine bu duygular gelir ama parçalamaz, doğru değil şimdi. Ve ben Harun'dan alsana, öyle olur ki Harun'la yerine göre, yerine göre kendimden geçer diyelim biz bunu değişik bir mizahta bulunursak akıl ve düşüncelere ters gelebilir. Kıymetli bir mükellef, öğrenciler içerisinde birini görür. Onun rengi altmış bir vaziyette. Diğerleri aynen kendilerini bozmamış. Şekillerinde bir değişiklik yok. Ama o öğrencinin rengi sapsarı olmuş. Belli. Gözlerinin bakışından da belli, tavrından da belli, diğerleri gibi değil çok ağır bir vaziyette. Belki sekiz yaşında ama seksen yaşındaki kimsenin vakarı bölünüyor.
Müderris olanza bunun bildiği için halini herkese çıkardıktan sonra onunla özet görüştür. Görüştüğünde şunu anlatır hocam ben Rabbimizin Kuran Azimüşşanına doyamıyorum. Bir gece de Kuran Azimüşşan'ı hadmediyorum. Kendinden geçmiş. Ve neticede o lafsalde arzu ettiğine diriliyor ama kontrollü götürür der. Ve menmüvask hale, iktas hale. Rakımıza kavuştuktan sonra aynı şarıltılı şırıltılı şelale yapar bir vaziyette akan su membalı memba dediğimiz denizi bulunca ses kalmaz. Halbuki küçük bir su birikintisi olsa bile ses çıkarıyor. Büyük şelaleler bir daha ayrı. Mesela yanında vuruluyorsunuz birbirinizin, birbirimizin sesini bile işlemiyoruz. Fakat o şelale yapan, o sesi bu gürültü içerisinde akan ilahi su Rabbimizin nimetin denize kavuştuğu zaman sesi yok oluyor. Sadece neticedir olan bazen su yükseliyor ve düşüyor. Bazen. Bunu biz Arifani ilahi büyüklerimizde şöyle görürdük.
Seslerinde bir değişme olurdu. Gözlerinden yaş akar vaziyette değildi. Ama sesleri böyle ağlamaklı bir hal alırdı. Ve Mentasale kim bu ilahi kavuşmayı elde ederse Araf'a artık Rabbi Zülcelal'imizi tanımaya başlar ve hemen Araf'a Garo da yaklaştığı zaman tanıdığı zaman artık öyle olur ki Necm suresinde bildirildiği üzere Velayet ölçüsü içerisinde tarifi mümkün olmayan Cenabı Hakk'a bir yakınlık tahsil olur. Ondan sonra uykusu daha zor. Buyuruyorlar ki bunu daha ziyade Bayezîd-i İstani Hazretleri için kullanırlar. Hadrinin yanı başında da bu deva vardır. Fakat aynı sözü diğer Meşşai-i Nizam'dan da duyuyoruz. Göl Şeyde yanlışız. Zannederdik ki biz Rabbımızı anlıyoruz. Onu tanıyoruz. Onu seviyoruz ve onu istiyoruz. Ta ki biz gerçeği bulunca gördük ki Allah'ımızın zikri bizim zikrimizin ötesindeymiş. O zikrettiği için, o andığı için biz anlıyormuşuz. Ve marifet hubabet marifet.
Onun tanıması yani bizim tanimamızdan şeymiş. Ve muhabbeti bu muhabbeti de bizim muhabbetimizden önce o seviyor ki biz de onu seviyormuşuz. O bizi talep ettiği için biz onu talep eder der hale gelmişiz. Zaten bu kurvün yaklaşmanın evveli nedir? İlahi bir sevgidir. O sevgiyle ne meydana gelir? Tehelrü, ülfet. Böyle bir tanışıklı. O sevginin insanda meydana getirmiş olduğu bir tatlılık, bir huzur hali, bir meşe, arada bir uyuşma. Türkçeler bunu anlatmaya yetmez, tepemize. Sonra Allah için sever, Allah için buğz eder. Sonra bu sevginin neticesi değişik şekillerde izah buyuruluyor. Sevgi meydana gelir. Hüdh buyurdu, sevgi. Kalp tamamen Cenabı Hakk'a Rab olur. O zaman da aşk meydana gelir. Yönündeki bütün engelleri kaldırmak suretiyle hasıl olur. Asıl bizim için şifa olan nedir? Kaddafi bir dünyanın kalbi, kalbimizden dünyanın sevgisini çıkarmaktır.
O zaman bize ahiretin yolu kolaylaşır, ahirete mi, uhrevi amellere arzu ve istek hasıl olur. O nefsani bütün perdeleri kaldırmakla birlikte bir de ruhani sevgi hasıl olur. Asıl insanı ilahi alemde kanatlandıran da olur. İnsanda tabii bir sevgi olur. Mesela malı, mülkü, yemeyi, içmeyi, giymeyi, kuşanmayı evladını, anasını, babasını sever. Bunun yanında ruhani bir sevgi vardır ki, o da melekut alemiyle alakalıdır ve hukuk-u hakiki gerçek sevgi de budur. Bu alemten ayrılmaz ama kalbi ilahi alemlerdedir. Burada dolaşır gezer ama gönlü ilahi alemdedir. Bu bize yine Valevzi-i Bistami Hazretleri'ni hatırlatır. Bir gün diyor, alimlerin sultanı oturuyor. Otururken ruhum belden ayrıldı. Dedi ki ya Bayezid, bana Allah'a ısmarladı, ruhum çıktı. Sonra da döndü geldi. Dedi ki ya Bayezid, ben sana iki tane hediye getirdim. Birisi muhabbetullah, birisi de Rıza-yı İlahi.
Demek ki tabii olan sevgi bu dünyada. Bu dünya ile olan alakada. Ruhani sevdiyse melekul aleminden, diğeri ise zati tecellilertir. O artık kendisinden geçmiştir. Bütün dünyalar önüne koyuysa hiçbir önemi yoktur. Bu şuna benziyor. Züleyha validemizin Hazreti Yusuf'a yetmiş yıl diyelim aşkı var. Buluştuktan sonra Zeliha dedi hiç bakma dedi. Zereyha dedi, hiç bakma dedi. Yusuf Aleyhisselam dedi ki, hani bana sen aşıktın? Ne oldu? Aştım ne oldu deyince, dedi ki ben yetmiş sene Sanem dedim, kutuma yöneldim. Fakat şimdi ise Samet dedin, Mevla'ya yöneldin. Sen Yusuf'sun. Ama benim içimdeki o Samet olan Allah'ın aşk ve muhabbeti seni göstermiyor. Aynısını Leyla da söyledi. Mecnun dedi ki yanıp yakılıyordu deyince artık. Memnu'nun da ifadesi hani sen Leyla diyordun, köyümün mahlukuna bile aşk duyuyordun, Leyla'nın köyünden diye aşk duyuyordun.
Ne oldu şimdi sana deyince Leyla Leyla değilülmeknun Nietzsche'den yargı yapıldı. Son bende dedi bana bu kavga bilmem lazım. Bu kavgayı bitirmek için halkımızın bizi yaratmakta maksadı kendisini tanımak ve zatına muhabbettir. İnsanın fıtrat yaratılışında mevcuttur. Geçmiş büyüklerimiz gönüllerindeki engelleri kaldırarak, yaratılışlarındaki mevcut olan muhabbete ulaşırlar. Rahmetullah ve Havva havlah diyor ki, kalp eğer dünyadan kurtulursa o zaman melakut aleminde kanatlanmaya başlar. Sonra birçok ilahi faydalarla dönüş yapar gelir. Halid bin Ma'dan Rahimallahu Teala buyuruyor ki insanın gözünde şu başımızda iki tane göz vardır. Emrettim ya. O dünyayı görür. İşte dağ var, taş var, orman var, ağaç var, sular var, öten kuşlar var, insanlar var, diye bunları bilir. Dur. Ama kalbinde de iki tane göz vardır ki o da ahireti gösterir.
Allah celle celaluhu kuluna hayır murad ederse kalp gözlerini açar, ona ve Ademlahu Teala bil gay, gayb aleminden nimetler bahşeder. Nedir Raif alemindeki nimet? Gönül gözümüz açılmayınca güler midir? Rabbimiz acaba onların kalpleri kilitli mi bu? Ahmet bin Hadramiye kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem o sırra buyuruyor ki eğer kalp kalp hak ile dolarsa, azalarda nurlanmaya başlar. Ebu Turab, Rahimehullah buyuruyor ki, kalpleri ıslah etmekten, şeytandan gelir bir düşünce, nefisten gelir bir düşünce, melekten gelir bir düşünce, rahman olan Allah'ımızdan gelir bir düşünce. Eğer yersiz düşünceler, yersiz düşünceler kalpten kalkacak olursa Gönül'den, yersiz düşünceler kalkacak olursa bu ibadetten en faydalı, en üstün olan budur. Tertemiz bir fark, nur gibi bir kalp. Hiçbir yolda engel yok. Nefis yok zaten. Şeytan yaklaşamıyor bile.
Diğer sevgiler tamamen ilahi sevginin nurundan dolayı yok olmuyor. Şimdi Sema'da ay yok mu? Var. Yıldız yok mu? Var. Neden görünmüyor? Güneşin şudesinden dolayı, ışığının şiddetinden dolayı. Öyle bir ilahi aşk gönülde zuhur eder ki onun nuru diğer bütün zulmani olan halleri ortadan kaldırır. O nefsin bize ışık gibi gösterdiği, nefsin bize sanki bir nimet gibi gösterdiği, yerine göre insanın canını bile vermeye hazır olduğu o maddi değerler biter. Bir saat olsun buyuruyor, Sünnur-u Mısri Hazretleri saat deyince altmış dakika hatırımıza gelmesin. Bir müddet diyelim biz. Kalp, yersiz bütün düşüncelerden kurtulur da nur ile rabıta ile, murabele ile, Cicdullah ile, Salihlerle bir araya gelip hep ilahi ve rahmani konuşmalarla, Rabbımızın nimetlerinden, ikramından, lisanından, kudreti İlahiyatinden gönüldeki nur meydana gelmeye başlar.
Çünkü konuştuğu sözler hep Rabbimize sevgi, habibine muhabbet, onun yolunu açan velilerin hallerinden bahsettikçe boyamaz bir hale gelir. İşte bu hali cinsin ve cinnin amelinden tasarruf olacak bir seviyeye ulaşır. Nasıl ki bir odada suret burnunca melek girmediği gibi kalpte Cenabı hakk'ın dışındaki duygu ve düşünceler bulunursa Rabbimizin ilahi nur sevgiye aşk ve muhabbete girmesi. İbni Ömer radıyallahu anhuma bir devesi vardı ama çok kıymetliydi. Günümüzün sanki tok gibi bir vasıtasıydı. Çok kıymetliydi. O gündeki vasıta oydu. Dediler bunu niçin sattın? Bu dedi kalbimde bir engeldi. Rabb'ımla aramda engelin olmasını istemedim. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
İlahi Aşk ve Kalp Arınmasıyla Ruhun Yükselişi | Mihmandar