İhsan Mektebinin Esasları ve Manevi Yolculuk kaydında Hayırlı yolu İhsan mektebini anlatırken, bu yolu Bu mübarek yol, üç esas üzerine kurulmuştur. Elbette yaptığınız binalarda, temel önemlidir. Bu mübarek yolun da temeli şu üç esasa dayanır. Demek ki bu üç esas olmayınca onun üzerine hakikat binası, maalesef kurulamaz. Birinci en önemli husus kalbi fakirlik ve Cenabı muhakkak karşı…
İhsan Mektebinin Esasları ve Manevi Yolculuk ne anlatıyor?
İhsan Mektebinin Esasları ve Manevi Yolculuk kaydında Hayırlı yolu İhsan mektebini anlatırken, bu yolu Bu mübarek yol, üç esas üzerine kurulmuştur. Elbette yaptığınız binalarda, temel önemlidir. Bu mübarek yolun da temeli şu üç esasa dayanır. Demek ki bu üç esas olmayınca onun üzerine hakikat binası, maalesef kurulamaz. Birinci en önemli husus kalbi fakirlik ve Cenabı muhakkak karşı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hayırlı yolu İhsan mektebini anlatırken, bu yolu Bu mübarek yol, üç esas üzerine kurulmuştur. Elbette yaptığınız binalarda, temel önemlidir. Bu mübarek yolun da temeli şu üç esasa dayanır. Demek ki bu üç esas olmayınca onun üzerine hakikat binası, maalesef kurulamaz. Birinci en önemli husus kalbi fakirlik ve Cenabı muhakkak karşı acziyetimizi ifade etmek. Kalben ümitsizliğe düşmeden benim ne halim var? Ben neyim ki deyip üstünlük sevdasına düşmemek ve bu uç hakkımızı, bu kalbi yokluğumuzu da ifade etmek. Dediğimiz gibi ümitsizliğe düşmeden Allah'ım ben sana muhtacım. Çünkü her şey senin küm, o emri ile tecelli etmekte, her şeyde ben sana muhtarım. Hem maddi hem manevi ne olur ya Rabbi beni mahrum etme diyebilmektir. Ve tahakkuk kulu billülli ve lise Hakikate eğrip yine acziyetimizi bilmekle birlikte bir başkasını kendimize tercih etmek, Bir kimse bahis olunduğu zaman onda iş yok.
O kim ki? Demem. Belki o anda bizim dediğimiz vakitlerde düzgün olmayabilir. Fakat bir an olur ki Cenabı hak her önüne bir önerir. Biz onu anlatamayız. Cenabı Hak o halinden razı olup kurtuluşa eyle. Bu sebeple bizim bir kimse hakkında, bu zaten bildiğimiz bir kimse deyip de menfi bir karar, aleyhte bir karar, benim hakkımız yoktur Ve deriz ki belki bizden üstündür, belki de diyemeyiz. Onu kendimize düştüm kabul ederiz. Üzerinde düşündüğümüz zaman bu erkekler ortaya çıkar yoksa böyle okur gülenir, okur gülenir. Bir şekilde anlaşılmaz. Bununla yoğunlaşmak gerekiyor. Düşünün, ne yapmam gerek diyor. Bu kadar güzel esaslar anlatılıyor. Acaba yaşayabiliyor muyum bunu, Bu mütalaanın içerisinde olmaktır önemli olan ve tek bir tarahürdüveniftiyer, arzu ve isteğini tamamen Cenabıhakk'a hasretmek. O ne diliyorsa odur diyebilmek.
Bunları hep söylediğimiz zaman başta şahsınız bir türlü bölümümüzde oturun. Çünkü yaşamamız gerektiği için, yaşamamız icap ettiğinden dolayı, oturdu. Düşüneceğiz, Acaba biz Allah'ımızın murat buyurduğu ne murat ediyorsa ona razı bir halimiz var mı? Genel mana bu. Şimdi Cenabı Hak'la beraberlik var. Allah ile beraberlik. Cenabı Hak'la beraberlik içinde olan kimsenin beyin yapısı, dili, gözü, kulalı, nurdur. Onun bölgesine bile memnun yaklaşamaz. O yerine göre, her yerde makuldür. Onu bir ziruh dediğimiz şimdi her şeyde bir canlılık var. Bizim cansız olarak bildiğimiz varlıklar bile ona saygı içinde olur. Ne anlayabilirsin? Ve böyle bollarsın, tek güneyi, Tamamen ilgisini Cenabı Hak'ta karar kılmış. Bilgisi hep Cenabı Hak. Onun dışında şu sünnetti, bu letti, bu bitiyor. Bu hattın yerinde kondu gönlünde. Cenabı Hak da tamamen teslim olmuş. Dünyevi hiçbir alaka yok.
Belki de en zengindirtir, en varlıklı kimsedir, ama kalbinde, kalbinde, gönlünde, gönlünde, dünyanın birbirine bir muhabbeti yok. Cenabı hakk'ın muhabbet-i ilahiyyesi kaplamış. Yerine göre arz ettiğimiz gibi en varıldığı bir ünse. Ama şeytanın aldatmasına karşı da o kapıyı kapatmış. Nefsani adı olan da kapatmış. Velhasıl, tamamen Mevla'ya yönelmiş. Öyle ki, kendi nefsani arzu ve isteklerinde övünmüş. Nefsami hiçbir algı ve isteği kalmamış, bitmiş. Zaten nefis islah ve bir şartta olunca nefis bir şartta ıslahın da onda hiçbir etkisi yok. Nefsin etkisi yok. Nefis ruhlaşmış. Ruh zaten Cenabı Haktandır. Nefis de ruha arkadaş olmuş. İmamı Gazali Hazretleri'nin buyurduğu gibi nefse izzet verir, şeref verir. O da Allah'ımız mutmainler statına tamamen kötülüklerin kokusu bile kalmamış, bizi de kalmamış ölüyordu zaman o kimseye diye hitap buyuruyor. Muhterem olduğu ifade ediliyor.
Böyle bir hale gelmiş. Bir kere bir kere bu gibi haller tamamen bitmiş nefis, şeytan, nefsin heva, kanzu ve istekleri Hayatı meblağ ile olmuş. Hakikate değişmiş. Biz hakikati bilinmeyince nasıl ifade edeceğiz ki ismini? Haklı bulmuş, Mevlayı bulmuş. İnsanların elinde olana da göz gitmiyor. İnsanlarla değil, insanlara şeyliğini, dini, İslami görevlerini yapıyor ama tamamen Mevla ile. Gerçekler öyle değil mi? Bizim meblağ ile olmayacağımız ne varsa öyle bir düşündüğümüz zaman, bizim düşüncelerimiz inşallah kirlenmez, paslanmaz, bazen böyle piller olur, piller oksitlenir. Ondan sonra pil ters de takılabilir. Bir türlü ters takıldığı zaman bu alem çalışmaz. Telefonla böyle dağlarını, delerinin bulunduğu yerde bir engel olursa çekmez. Aynen bunun gibi. Mevla'yla olmayacak hiçbir şey yok. Mesela biz sabahı enalarımıza. Sabah kalkıyoruz.
Kalktığımızda Aleyhissalatü Vesselam efendimizin dualarlayarak o duayı yapıyoruz. Yeni güne bu dua ile başlıyoruz. Sonra abdest alıyoruz. Abdest alırken de Mevla ile Allah'ım biz azalarımızı yıkıyoruz. Bu azalarlarımızla işlediğimiz günahları mağfiret eyle bu bir kişinin haline göre değişir. Daha sonra mescide meşgulüz. Sonra evine geliyorum. Herhalde iyi içeceğiz. O da omuzın verdiği nimet düşüncesiyle işimize gireceğiz. Onları Allah'ın rızkımızı helalinden rıhlediyoruz. Eğer bağ ve bahçemizse ondadır. O bir toprağa, toprağa elinizin teması nedir? Topraktan hasıl olup, tekrar toprağa gireceğiz. Tekrar bir çıkış yolundan içineceğiz. Bak, Mevla ile beraberdir. Sonra insanlar benim kafamı kararı söylemiyor, işte onlar ne rahatlıklarla anıldı, ne tükilli anıldı, nereden başına geldi böyle değil için. O gelen kimseye de iyi bir muamele, orada nasıl olacak? Müsbet dönüşümden hasıl olacak.
Ben yerine göre buna uygunsuz davranışlar olmasına rağmen güzel muamele etti. Hali mi hatırımız sordu, gelir mi, barkımı diye de belki dolayısıyla olacaktır fakat kulda bile düşmanıyla insan karşılaştırdığımızda dahi Mevla ile beraber her hususta. Burada bizim çalışmayan yönümüz nedir? İdrar, beyin. Beynin çalışmaması. O beyin çalışsa her an raporumuza beraber. Ondan uzak bir aile olamaz insan. Günece, gelecek İbrahim ile Team hazretlerine tevbe ve istiğfar etmek için gelen bir. Tahsin'nin Mağfiret talebine benzeyen hususlar ortaya çıkıyor. Günah işiteceksin, onun bölünmediği yerde işler diyor ki o her yeri gören ve bilen Rabbimizdır Celle Celalühü diyor. Çok güzel. Eskiden, Timur Cami'nin ismi şimdi değiştirdiler mi bilmiyorum. Çukur Cami'yla büyüdüm. Orada kimse gelmedi. Cemaatte, vaaza, sohbete alışkın, değişik düşüncelerde bulsalar, konuşma bölümünü istiyorlar.
Buna da en uygun günsi bir kamilimizi gördüler, oraya geldi. Hatırlıyorum, daha çok gençti. İlkokul çal verdi. Ayağa kalktı, İbrahim bir methamı anlattı. Baktı kutsal sırra ve bu sayede husus verdi. Bir asinin ıslahı için ne gerekirse onu. Biz diyorum bunu düşünse düşünse bize yeter. Mesela bir evin diyelim bir köşk. Biz oraya girmek istiyoruz. Yalnız, kapış şifreli. O şifresini bilirsek içeriye gireriz. Bu nasıl düştü? İlk mümin olmanın şifresini iyi bilirsek, Müslüman olmanın şifresini, tarikat-ı aliyeyi bilmen şifresini, mertebeleri ve makamların o zaman kolayca gireceğiz. Bu, Mevla'mızı bulunmakta çünkü öyle ifade etti bu bayrak, buyururdu ki, asır iş en aztır hakikate erişmektir. Hakikate erişeceksek çünkü bizim hayatımızda boşluklar çok. Yolda giderken çukurluğa engeli var, yol alamayız. Hele karanlıkta bir gidecek ise o çukurdan insan düşebilir dendi anne Allah korusun.
Çünkü bizim hayatımızda boşluklar fazla bölünüyoruz. Bizim gibi oturduğu zamanlar. Çok boşluklardır. Ondan dolayı evde geçim yok. Ondan dolayı çocuklarla anlaşma da yok. İşimiz gücümüzde de insanlardı. Çocuk azgın, biz düzgün olsa bu düzelir. Ayine yoldan çıkmış, görüyorsa sırf bizim yüzümüzde çok ayrılıklar var, ayrılıkların bas sebebi umumu olmayabilir, umumu olmayabilir ama ekser birisi aile birisinden kaynaklanır. Göndermek kimse ben yoğurdum, ekşi din dinlediğiniz zaman, o, 0 Mahmemmemek hınkırmayın. Bak size büyüklerinizden bir zat anlat. Benim diyor, evde annemizle geçimsizlik hali yaşardık. O uygunsuz davranır diyor. Dinledim de aldattı. O tür istiğfar okurdum. Gözyaşı dökerdim, o iki gözünden atan gözyaşiyle işi halleder biraderdi. Ne oldu bu kimse? Bu kimse kırkların içine karıştı. Yedilerin içine girdi, güçlerden olurdu. Hep boşluk bizim içimizde, yaşantımızda.
Az bir şeye tahammül edemeyip, ferdi aldıktan koparmamıza ilerlemeyelim. O anda Rabbimizin tecellisini bildiğimiz yok. Şu eşyaya nazarda bile, nazarda bile, şöyle bir tefekküre dalıp Cenabı hakk'ın arş tahrip edilirken, azim olarak haber edilir. Cenabı hak arşı azimi halkında nasıl bir önem göstermişse zerrede de aynı önemli ve özeni göstermişse. Şaşırdığımız noktalar bu. İşte, şunu da iş yok, burada iş yok. Bilmemizin tek sebebi bu, idrak anlayışı mümkün mü? Allah'ınızı ve kuluna işaret buyuruyor zaten. Demek ki boşlukları biz meydana getiriyoruz. Ondan dolayı da ne oluyor? O boşluklardan dolayı da sıkıntılar, sıkıntısı var. Bunalma, daha mı var? Hep bunlar Yoksa ne daralması var? Size kullanılması var. Mümla ile olan kimselerde bunlar olmaz. Şimdi her tarafa o yeri gelince tamamlamış, eksilt bırakmamış. Nasıl eksilt bırakmamış derseniz, değilse o da şu.
Diyelim ki çok sürurlu bir anıdır. Gündemi hususta da gerçekten varlıklı bir kişi. O varlık onu azdır mı? Bak boşluk yok şimdi. Diyor ki acaba bu nimetin şükrünü eda edebilecek miyim diyor. Yoldan çıkmıyor. Bunun yanında çok büyük sıkıntıları da bir çağar oluyor. Onda da diyor ki bu benim nefsimin temizlenmesi için. Bu da benim günahlarıma kefaretti. Bunda boşluk olmaz. Bu ayeti delilleri, böyle hakikate işaret eden eserlerde çok görüyoruz. Hem buna vurgu yaparlar. Gerçeği anlayabilen kimseler Gal suresinde otuz yedi. Ayet-i celîden gönül ehli kimselerdir. O halde onda makam olarak tecelli ederse, gerçekten işi anlayan kimseler onlardır. Bunu tesfireti bir araya okursak, daha birçok eserler velilerin hayatına baktığımız zaman onları bu yönüyle değerlendiriyor. Hayvanat içgüdüsüyle muhalefet eder orada. Bir ineği sabah dağa doğru göndersin, yine elini bulurum. İşkücüydü.
Af buyurun bir mertebe, yiyeceği bir besin diyelim, onu koklar. Koklar, uygun, bölürse alır. Bendeki tabiatım. Nasıl Cenabı hak bunu hayaldan ısıtsa, o şekilde kaliteli. Çünkü aklıyla yapamaz, o da olsaydı. Kişi aklıyla hareket ediyor, o insandır zaten. Bu hayvana biz günlerce uğrasak, bak bir keder var, bir kural var. Aktara girerken sağ ayakla da gir. Bir besmele çek, tavuğu besmele çek. Şuraya insanların geçtiği gelip geçtiği yere gübre yapmam. Bak şurada bir arsa var, bura haramdır, oraya girmek, onu din yıl anlat anlamaz. Çünkü akıl bu. Gönül ve ruh sahibi olan kalbini meblaya tamamen yönlendirmiş. Artık isyana habip tamamen kapatmış. Nefsi de dururmuş, ruhu da dururmuş, nur üstüne nur olmuş bir kimse de aklıyla hareket eden gibi olmaz. Kol gönlüyle hareket ediyor. O aklıyla hareket eden kimseye biz devamlı anlatacak bak gerçek bu, hakikat bu, desem anlamaz. Çünkü bu yön kapalı.
Diyorlar ya vasireti bağlanmış. Baser göz. Basiret nedir? Büyüktür bu. Bununla alakalı, iç gözlerinde. O kapalı olduğu için hayvana yillarca şöyle hareket ettirdiğimiz halde anlamıyorsa sadece aklıyla düşünen kimseye de ruhani ve manevi marifet ve hakikati anlatıp bir türlü mümkün değildir bizim gibi insana bunu ifade edemiyor. Çünkü bu tarafımız kapalı ama biz tarikat değiliz. Tarikate girmek gitmiyor. Yazılmışız. Okulları, yüksek okuldayız. Çalışmayınca ne olacak? Sınıfle bakacağız. Devam etmeyin de ne olacak? Devamsızlıktan kadıncağız. Mühim olarak onların kabul buyurması zaten büyü olduğu zaman yollar hatırlıyorlar. Bela, mübeli garibice O zaman şimdi her halin, her makamın bir edebi vardır diyor. Mesela tribede edep var mıdır? Vardır. Bunun yanında hovfi ilahi, bunun da kendine göre edebi vardır. Takva diyelim, takvanın da edebi vardır.
Her bir makamın ve halin kendine göre edepleri vardır. Onlara dikkat edilecek olursa ne olur? Onu şu şekilde idare edebiliriz. Bizim bir annemiz var. Annemiz değil de, cemaate yetmiş geçmişte mübarek bir annemiz. Bu diyor ki ariflerden birisine, ben diyor ipe yürüyorum. Yalnız ip değinirken buradan bir kabile geçiyor. Ellerinde böyle bir ışıklar var. Neyse nasılsın? O ışıklar da geçiyorlar. O ışıktan da ben istifade ediyorum. Bunda bir hata olur mu? O da diyor ki bir başkası için hata olmaz. Ama sizin için anne diyor siz yüksek bir makamdasınız. Sizin için bu uygun düşmez. Burada bir talim süt tozu dağıtmışlar. Serbest, herkesi helal. Ama mürşid-i kamilimiz ben Allah'tan korktum dedi. Bunda haram mıdır? İşte her bir makamın, her bir halin kendine göre edep ve mekanı vardır. Yoksa bir hatadan dolayı değil midir? Bir hata olduğunu, değil. Çok misaller verilebilir.
Diyelim, büyüklerimizden bir zat eskiden asalıklar kurmuş. Asasını o asalık bölümüne bırakmış. Yalnız bir başkasının asasının düşmesine sebep olmuş. Onunla helalleşmiş demiş kimsenin eğilmene sebep oldu. Sen yoksa bunu asalı ben güzellikle alacaktım. Ben o asayı düşürdüğüm için sen eğildin, bak bir sıkıntıya girdin, ben bunu helalleşiyorum. Yine büyüklerimize diyelim, bir bayram ziyaretinde komşusuyla helalleşiyor. Buyuruyor ki, bacamızdan evin yemeklerinin kokusu çıkıyor. Bu da sizin burnunuza geliyor. Bunu diyor helal edin. Hiç var mı büyüğüne helalleşen, bacasından yemeğin kokusu çıktığı için hakkını helal et diye, işte onun makamı bunu icat ettir diyor. Büyüklerimizden bir zat, ben diyor birbirinden geçerim, çokça anlattık da bunu demek icap ediyor çünkü konu böyle olur diyor. Ben diyor hep kendine Çünkü orada diyor, belli sene boyunca belki daha fazla hata işlemiyor.
Bu onun yüksek makamını gösteriyor. Bir daha, lanet olun yere, Bayezid gibi İslami hazretleri akşam bir süt içmiş. Çok da okursunuz kitaplarda var ama bir gerçeği ifade Sen şirke girdin. Sebebi karın dağıtıtan sütbeyi ölüm dağıtı. Ben dilemesem köyde olmaz. Bu kadar hassas sürdü. Bir ara terazilerden biz bahsettik. Terazilerden, odur kömürü tanıtan teraziyi de var. Babam deniyor ya bizim gibi babam da, o işte. Sizi de diyorum ama Abbas deyince. Oğlun ve kömür tartan ne var? Kantarlar var. Baktal terazisi var, o da bulguru pirinci vesaire. Şekeri karter. Onunla o bir vurmaz. Bak hassaslar suyu. Girde altılı ve gümüşün tartımda, sarraf terazisi var. Hiç o kömürü tartan mantar dediğin olur mu? O pancarı tartan. Olmaz da çok hassas. Artık şeriatın tarikat günü, tarikatın marifet ve hakikat gününe doğru gidiyor. Daha sonra neticesini bile bilmedikleri tartı adetleri var, nefesi bilmez.
Nesi verirse avutup hemen de için. O da yakutun tartıldığı, zümrütün tartıldığı tebazilerdir. Bizim sahada-ı Kiram dediğimiz, edendilerimiz böyle bir elemeden geçiyor. Gözlerindeler öyle, dillerindeler öyle, hareket, tavuk, bütün yaşantılarında da öyle. Bir misal daha iyi anlaşıp iyi anlayabilelim, siz değil, biz anlayabilelim olsun. Biz kendimize işte ihtiyaçlarımızın gider yemesi için ocakta yemek pişirecek, ne olacak diye hizmetler. Odun toplayalım, onu bilelim. Yarın secasen efendimiz ve bizimle beraber odun toplamaya gitme diye bir şey olamaz. Çok takdir ediyorum der. Olmaz ki bunlar. O bizim büyüğümüz, bazıyla, nasihatiyle bize yol gösteriyor. Kurkulumlu biz idaremiş. Bitmişler. İçlerinden bir tanesi giyinmiş giyiniyor mu? İyi diyoruz ama yani biz yoruluyoruz. Kendisi temin etsin demiş fakat yanındakilerle herhalde çekilmiş mi? Ne yapmış?
Herkes işte bir kucak getirdi üstadımızın kucağına koyuyorum. Beş ve altı kişi koymuş dersin. O gönlünde işte bizim getirdiğimiz olacak diyene sizinki dursundur diyor. Bunu hep keramet olarak anlıyoruz. Buradaki keramet o inkarliği. Bunlar deyince Allah Allah diyorum. Onun öyle bir kerameti var ki o hakka, hukuğa bir ayetinden büyük keramet olamaz. Bize de rabıta'da bu edebi takip etmek gerekir. Mürşid-i kamilimiz böyledir. Biz de böyle olmamız, icabeler diyeceğiz, ömrümüz kesti. Şunlar ne kaldı bizim hayatımıza? Gençdir. Gençlerden bilmek yok. Birden çok hasta başında ölü bekledi. Bir tanesinin ölümünü beklediler. En çok bu yaşadı değil mi? Desem hemen anlarsınız. Diğerlerine bir ithal etti, o ölecek dedikleri en sona kaldı. Yine bir tanesi ben diyor teehlül ettim. Yalnız o teehlülümden bir hastalık ömrü olduğunu biliyordum diyor. Çünkü hasta.
Hasta, Ben başka birisine baktım sağlıklı, afiyetli. O sağlıklı afiyetle iltiha etti, bir hafta ömrü var dediğim diyor, ondan sonra ittihal etti. Hayat belirsiz. Bunun için Bizi bu yoldan kovsalar da artık olma ne olur değil mi? Aman aman aman böyle bir şey yok. Hürmette bile eksikler olsa bizim halimiz de yaşıyor. Allah biz ıslah etsin. Kapıdan diyor, o kapıda, bu şeyhi kabul etmeyince, o şeyhinin kapıcısı olan kimseye dedi ki ben teslimiyetin bir olduğunu bilirim. Okuyayım ama bilirim dedi. Ben dedi kafamı parçalarım yine ayrı olmam. Biliyorum ben, Nezmeddin-i Kübra Hazretlerinin nasıl bir müstesna hakim olduğunu dedi. Onun için bizim intizabımız kolay oluyor, bağlılığımız kolay görünüyor ama bir alim diyor. İlim perdesi nurdandır, yırtılması zor olur ama bağlandığı zaman da şer'i şerife dinimizin emirlerine riayet sebebiyle adımını ümmete
Kaynak: Genel
İhsan Mektebinin Esasları ve Manevi Yolculuk | Mihmandar