Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Saygıdeğer izleyicilerimiz İhsan Mektebi Programımızın yeni bir bölümünde bugün de sizlerle birlikteyiz. Kavuşturan Rabbimize hamdüsenalar olsun. İnşallah bugünkü bölümümüzde sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirrahü'l azizin Bakara Suresi tefsirine kaldığımız yerden devam edeceğiz. İnşallah bugün yirmi iki. Ayet-i kerime ile devam ediyoruz. Ve enzelna mines sema imma en. Diye başlayan yüce Rabbimizin bizlere seslenişini inşallah. Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahü sirrahü'l azizin yorumuyla sizlere aktarmaya çalışacağım.
Ayet-i Celilesinin Tefsiri Hakkında Bazı Ehl-i İşaret demişlerdir ki Cenab-ı Hakk semadan mümin kulunun kalp toprağına Kuran indirmiş ve kulun bundan istifadesi neticesi şu semereleri vermiştir Hidayet, takva, nur, rahmet, şifa, bereket, yum, saadet, kurbiyet, hak, yakin, necat, rıf'at, salah, felah, hikmet, hilm, ilim, adap, ahlak, kafirlere karşı izzet, ehli dünyaya karşı gına, Kuran-ı Hakim'e tam temessük, tam yapışma. İşte bu gibi meyveleri vermiştir. Bunlara nail kılınmak bütün hayırların mecmuu, bütün saadetlerin sonudur. İnsana Rabbani sıfatların hakikat güneşi doğunca vücud-ı insanideki batıl kuvvetler mahvolur gider. Hak geldi, batıl mahvolup gitti hali tecelli eder. Cenab-ı Hak, Kuran suyuyla kullarının kalpleri arazisinden bu gibi mübarek meyveleri çıkartır. Bunlardan nasıl insanların nasibi varsa hayvanların bile istifadesi vardır.
Çünkü bu ahlaka sahip bulunanlardan hayvanlar bile fayda görürler. Şu gördüğünüz semavat ve arz ve onlardakiler, size namütenahi sonsuz nimetler olarak halkolunmuş ve size musahhar kılınmıştır, emrinize amade kılınmıştır. Bunu Allah'tan başkası yapamaz. Bunu bilip durduğunuz halde başkalarına da kulluk ederek Allah'a şerikler tutmayın. Muhakkak ki Semavat, arz, güneş, ay ve namütenahi yıldızlar sizin maddi manevi rızıklarınıza esbab olarak bir nizam içinde kalp olunmuşlardır. Gerçek Rezzak ise benim. Siz Güneş, Ay ve yıldızları Tanrılar edinerek onlara tapmak suretiyle yoldan çıkmayın. Yine muhakkak ki Cenabı Hak mevcudatı halk etmiş ve her birine bir nasip takdir etmiştir. İnsanın nasibi ve hazzı muhabbetullah ve marifetullah olarak takdir olunmuştur. Her kim ki nasibinden kesilir, ayrı düşerse helak olur.
Siz de Allah'a muhabbet ve marifet nasiplerinize nail olmaya ve kazandıktan sonra elinizden kaçırmamaya gayret ediniz. Sevilmeyecek şeyleri sevmekle muhabbet hususunda Allah'a şer'i koşmayınız. Şirk vadilerinde helak olursunuz. Ayet-i Celile'de İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah'tan gayrı dostlar edinirler ve onları Allah'ın sevileceği şekilde severler. Bu kimseler hakikaten iman ve muhabbet etmiş kimseler değillerdir. Müminlerse onların en şiddetli muhabbet ettikleri ancak Allah'tır. Endat Allah'tan başka dostlardır. Sonra Cenabı Allah imanla birlikte sevgi hazzından ayrılmayanları vasfederek şöyle buyurmuştur. Müminlerse en çok Allah'ı severler. Yani sevgi konusunda Allah'tan başka birtakım ilahlar edinenler iman ettiklerini zannetseler de gerçekte mümin değildirler. Binaenaleyh bu konuyu iyi anla ve öteden beri gelen taklidi iman ile aldanma.
Çünkü tahkiki iman yerini bulabilen imandır. Eğer siz bizim kulumuza indirdiğimiz hakkında bir şüphe içindeyseniz, haydi onun benzerinden bir surede siz meydana getirin. Allah'tan başka şahitlerinizi de çağırın. Eğer gerçek sadıklarsanız, fakat bunu yapamazsınız, hiçbir zaman da yapamayacaksınız, artık sakının o ateşten ki onun yakıtı insanlarla taşlardır. O ateş kafirler için hazırlanmıştır. Habibim İman eden ve her türlü temiz ameller işleyen kimselere müjdele ki altlarından ırmaklar akan cennet onlarındır. Ne zaman kendilerine onlardan bir meyve ikram olunursa, her defasında Ha bu, bundan önce de rızıklandırıldığımız şeydi derler ve o rızıklar birbirinin benzeri fakat dünyadakinden daha başka kıymette ve keyfiyette olmak üzere kendilerine sunulacak. Orada tertemiz zevcelerde onlarındır ve onlar orada ebedi kalıcıdırlar.
Cenab-ı Hak Celle ve Ala cenneti içindeki güzellikleri ve nimetleri ile zikretmiştir. Cennetteki nehirler hamr vasfını ve tesirini Allah'ın bildiği bir içecek süt, bal ve sudur. Su nehrinden içtikleri vakit berhayat bulurlar ve ölmezler artık. Süt nehrinden içtikleri zaman vücutları ölçülü bir şekilde beslenirler, ondan sonra herhangi bir noksanlaşmaya maruz kalmazlar. Bal nehrinden içtikleri zaman bir şifa ve sıhhat bulurlar. Artık ondan sonra hasta olmazlar. Hamr nehrinden içtikleri zaman da tarabu ferah bulurlar, ondan sonra hiç mahzun olmazlar. Orada müminler için her türlü ezadan temizlenmiş zevceler vardır. Hayız, nifas, küçük ve büyük abdest, meni, burun ifrazatı, boğaz ifrazatı gibi insana ve karşısındakine sıkıntı veren şeylerin cümlesinden, kötü huyların kafesinden, tamamından, kocalarından başkasına meyletme gibi istikametsiz vasıflardan temizlenmiş pak zevceler vardır.
Müminler orada ebediyen kalıcıdırlar. Daima bir hayat olarak ölmeksizin ve oradan çıkarılmak ihtimali olmaksızın orada kalacaklardır. Ehl-i dünyanın nasıl dünyada durdukça ihtiyarlığı, yorgunluğu ve bitkinliği artıyorsa ehli cennetinde cennette durdukça güzelliği, zindeliği ve neşesi artacak, gençlikleri tükenmeyecek, libasları, elbiseleri eskimeyecektir. Arifler bu ayet-i celilenin tefsirinde demişlerdir ki iman edip de salih ameller işleyenlere altlarından ırmaklar akan cennetlerin onlar için olduğunu müjdele. Yani hakiki iman tohumlarından ve kalbi, ruhi, sırrı amellerinden, salih fiillerinden dolayı bu dünyada da bir cennete kavuşurlar.
Tevhid, tecrit, tefrit, züht, takva, sıdk, ihlas, hidayet, kanaat, iffet, mürüvvet, mücahede, murakabe, şevk, zevk, rağbet, reebbet, havf, haşyet, reca, safa, vefa, talep, irade, muhabbet, haya, kerem, sehavet, şecaat, ilim, marifet, izzet, rif'at, kudret, hilm, af, rahmet gibi amelleri yüksek himmet ve diğer yüce makamat ve ahlaka nailiyet sebebiyle altlarından tevhid, re'fet, muhabbet ve fazilet nehirlerinin aktığı cennetlere, bahçelere nail olurlar. Bunların her birinin meyvesini tattıkları müddetçe müşahede, mükaşefe ve muayyenelere nail olurlar. Erbab-ı müşahede mücahedelerinin semeresi olarak bir suret içinde pek çok haller ve manalar müşahede ederler. Hakikate ermemiş olanlar, şimdi gördükleri bir şeyi eskiden gördüklerinin aynısı zannederler. Hakikate ermiş bulunanlarsa her an başka bir tecelliye nail olurlar. Bu da onların kalp safhalarının semeresidir.
Çünkü Allah'ın ve Resulü'nün yoluna süluk ederek ahirette nail olacakları cennetin benzerine burada nail olmuşlardır. Cennette kendilerine bir nimet takdim edildiği zaman Ya Rabbi bu bizim bundan evvel de merzup kullandığımız şeydi derler. Orada onlar için temizlenmiş zevceler vardır. Yani kurbiyet cennetlerinde Ebkarı-ı Gayb'den zevceler. Bunlar herbab-ı müşahedeye ahitdirler. O zevcelerin ne sahiplerinden başkasına gözleri değmiş, ne de başkasının onlara gözleri değmiştir. Onlar bu saadet içinde orada ebediyen kalıcıdırlar. Bunları hakkıyla anlamak erbabı müşahedeye ve Ashab-ı mükaşifeye mahsustur. Nitekim Nebiyy-i Ekrem ve Resulü Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz öyle ilim vardır ki gizlenmiş inci gibidir. Onu ancak Allah'ı bilen alimler bilirler. Onu söyledikleri zaman Allah'a karşı mağrur ve muhber olanlardan başkası inkar etmez buyurmuşlardır.
Bilmek lazımdır ki şehadet aleminde müşahede edilen her suretin hakikati ve manası gayb alemindedir. Bu sebeple Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ım bize eşyayı hakikatiyle göster diye dua buyurmuşlardır. Dünyada suretlerini gördüğümüz eşya ahirette hem sureti hem de hakikatiyle görünecektir. Hakikat şu ki, ister bir sivrisinek olsun, ister daha büyük bir şey olsun, Allah yerine göre misal getirmekten çekinmez. İman edenler onu Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu bilirler. Küfredenlerse bu misalle neyi anlatmak istemiştir Allah derler. Allah onunla nicelerini dalalete düşürür, nicelerini hidayete erdirir, Onunla fasıklardan başkasını şaşırtmaz. Rebi bin Enes demiştir ki sivrisineğin misal getirilmesindeki hikmet, ehl-i dünyaya ibret olmasıdır. Sivrisinek aç olduğu müddetçe yaşar, doyduğu zaman da ölür. Ehli dünya da böyledir.
İstinaya erip tokluğa nail olunca tuğyan eder. Evvela kalbi ölmüştür, sonra manen inhitatı devam eder. İmam Ebu Mansur Matur idi der ki Cüssesi ve hacmi küçük mahlukatın Allah'ın vahdaniyetine delalet etmesi, iri cüsseli mahlukatın delaletinden daha büyüktür. Yani sanat inceldikçe kıymeti ve inceliği artıyor. Ne ince hikmettir ki, file verilen aza sivrisineğe de verilmiştir, fakat biri küçük diğeri büyüktür. Ancak bütün bunlardan maksat, ekmeli mahlukat olan, yaratılmışların en mükemmeli olan insanın kendine dönerek tasfiye-i kalp ve tezkiye-i neft ile hakka vasıl olması ve eşyanın mahlukat ve mevcudatın esrarına vakıf olmaya çalışmasıdır. Yakine ermek isteyenler için yeryüzünde ayetler vardır. Kendi nefislerinizde de ayetler vardır. Daha görmeyecek misiniz? Buyrulmuştur. Bu sebeple Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, MEN NE ARAFE NEFSEHU FAKAD ARAFE RAMBE buyurmuşlardır.
Yani kendini bilen Rabbini bilir. Yalnızca insana verilen bu evsaf ve hassalar insandan başka bir mahluka verilmemiştir. Bu sebeple ayet-i celilede Muhakkak ki biz Adem oğullarını mükerrem kıldık buyurmuşlardır. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna gelmiş bulunmaktayız. İnşallah sizlere yine Mahmud Sami Ramazanoğlu edeceğim. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olsun. Sultanü'l-Arif'in, Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sırahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici