İhsan Mektebi ve Manevi Arınma Yolları kaydında Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren…
Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde inşallah yine Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirraül Aziz'in Bakara Suresi tefsirine devam ediyoruz. İki yüz elli altıncı ayet I kerimede kalmıştık Bakara suresinin. İnşallah La ikrahe fitdin devamında gelen Allah kendisine iman edenlerin dostudur. Allahu Veli güllediğine amenu. Ayet-i kerimesini tefsirle devam ediyor. Ahmed Sami Ramazanoğlu. Allah kendisine iman edenlerin dostudur. Kafirlerin dostu ise azdırıcı şeytandır.
Allah'ın müminlerini zulmetlerden nura çıkarması müminlerin derecelerine göredir. Muhakkak ki müminlerde iman ve amel hususunda derece derecedirler. Her bir mümin dinin emrettiği amellere ihlasla sarılarak imandaki derece ve istidadın artmasına çalışmalıdır. İmanı ne kadar ziyade olursa Allah'a o kadar kurbiyet kesmeler, yakınlık kazanır. İmanın zaafına göre de ondan uzaklaşır. Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: Allah iman edenlerin yardımcısıdır. Onları karanlıklardan kurtarıp nura çıkarır. Küfredenlerin dostları ise şeytandır. O da kendilerini nurdan ayırıp karanlıklara çıkarır. Onlar cehennemin arkadaşlarıdır. Onlar orada bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar. Şunu iyi bil ki iman hususunda müminlerin dereceleri farklıdır. Avam, havas ve havasul havas olmak üzere. Bunlar üçe ayrılır.
Allahu Teala müminlerin avamını küfür ve dalalet karanlıklarından iman ve hidayet aydınlığına çıkarır. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: Hidayeti kabul edenlerin Allah muvaffakıyetini arttırmış, onlara ateşten nasıl kaçınacaklarını ilham etmiştir. Müminlerin havasını Allah Teala nefsani ve cismani sıfatların karanlıklarından ruhani, Rabbani aydınlığa çıkarır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmaktadır. Bunlar iman edenlerdir, Allah'ın zikriyle gönülleri huzur ve sükuna kavuşanlardır. Kalbin Allah'ın zikriyle huzura kavuşması ancak nefsani sıfatlardan temizlenip ruhani sıfatlarla bezendikten sonra olabilir. Havasul Havas'a gelince Allah Teala onların maddi varlıklarını ortadan kaldırarak ruhani yaratılış olayının karanlıklarından kurtarıp onlar için ebedilik sıfatının tecelli nuruna kavuşturur. Böylece onları onur da ebedileştirir.
Nitekim Cenab-ı Allah Ashab-ı Kehf hakkında şöyle buyurmaktadır: Doğrusu onlar Rablerine iman eden genç yiğitlerdi. Biz de onların hidayetini artırmıştık. Ashab-ı Kehf hakkı talep etmekte canlarını tehlikeye attıklarından Allah'a iman ederek Decius'un tağutuna küfrettikleri için Cenabı Allah onları genç yiğitler diye zikretti. Gençliklerini ebedileştirerek Allah'a yaklaştıklarından Allah da lütfunu artırarak onlara yaklaşmıştır. Dolayısıyla Allah onları nefsani karanlıklardan kurtarıp ruhaniyet nuruna kavuşturmuştur. Gönülleri ruhlarının nurlarıyla aydınlanınca Allah'ın zikriyle huzura kavuştular. Onunla dost oldular. Dünya ehlinin ve dünyadakilerin sevgisinden uzak kaldılar. Yalnızlığı sevdiler. Nitekim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de bidayette başlangıçta böyle yalnızlığı severdi. Hazreti Aişe'ye şöyle demiştir.
İhsan Mektebi ve Manevi Arınma Yolları ne anlatıyor?
İhsan Mektebi ve Manevi Arınma Yolları kaydında Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İlk önceleri Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme yalnızlık sevdirilmişti. Yemin ediyorum ki bu hal Hakk'a talip, hakkı arayan her sadık müridin adetidir. Bu hususta Fahrutin Er-Razi itiraz ederek şöyle demiştir. Sofiyeden bir grup Allah'tan başkasıyla iştigal, Allah'ı bilmeye karşı bir perde teşkil eder demişlerdir. Halbuki enbiya halkı ancak taat ve tekliflere davet ederek onları Allah'tan başkasıyla meşgul ederlerdi. Allah da iştigalden onlara mani olurlardı. Binaenaleyh sofiye'nin bu iddiasının hak ve doğru olmaması gerekir. Fakir, yani ruh-ül beyan tefsir sahibi İsmail Hakkı Bursevi diyor ki bu itirazın bir değeri yoktur. Zira taat ve teklifler melik ve latif olan Allah'ı bilmeye vesilelerdir. Davet ancak Allah'ı tanımakta hakikattir. İbni Abbas'ın ben cinleri de insanları da.
Başka bir hikmete metni değil, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım ayetindeki bana kulluk etmeleri için sözünü beni tanımaları için şeklinde tefsir etmesi meseleye ışık tutması açısından dikkat eder. Zira gerçek marifet Allah'ı tanıma ancak ibadet yoluyla elde edilebilir. Binaenaleyh Allah'tan başkası ve ona ibadetin haricinde birtakım şeylerle iştigal gerçekten perdedir. Bu yüzden selefi Salih'in Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme uyarak insanlardan ayrı kalmak suretiyle kulluğun zevkini tadarlar. İnsanlara karışarak meydana gelecek gafleti ortadan kaldırmaya pek dikkat ederlerdi. Allah kendisine mülkü saltanat verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim'le çekişeni görmedin mi? İbrahim benim Rabbim hem diriltir hem öldürür deyince o eben de diriltir ben de öldürürüm diye cevap verdi.
İbrahim de Allah güneşi doğudan getiriyor, hayli sen de onu batıdan getirdiyi verince o kafir şaşırıp kaldı. Allah zalimler güruhunu muvaffak etmez. Yahut o kimse gibisini görmedin mi ki binalarının çatıları çökmüş, duvarları üstüne yıkılmış harap bir kasabaya uğramış, kendi kendine Allah burasını ölümden sonra nasıl diriltecek demiş. Allah da onu yüz sene ölü bırakmış, sonra diriltmiş. Ona ne kadar bekledin? Demiş. O da bir gün yahut bir günün bir parçası kadar diye cevap vermişti. Allah da hayır, yüz yıl ölü kaldın. İşte yiyeceğine içeceğine bak. Hala bozulmamış. Bir de merkebine bak. Onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz dedi. O merkep dirilip de eski haline geldiği ve her şeyi kendisine apaçık belli olduğu zaman dedi ki artık hiç şüphesiz biliyorum ki Allah her şeye kadirdir.
Hatta İbrahim, ey Rabbim, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster demişti. Allah da yoksa buna inanmadın mı dedikte. O da inandım fakat kalbimin mutmain olması için demişti. Allah buyurdu ki dört kuş tut, onları kendine alıştır. Sonra onları kesip hamur gibi yapıp her parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır, koşarak sana geleceklerdir ve artık bil ki muhakkak ki Allah her şeye galiptir, her işinde bir hüküm ve hikmet sahibidir. Rivayet edildi ki Nemrut azıtıp bu mücadeleden sonra Hazreti İbrahim'i ateşe atınca Allah onun kavmine sivrisineği musallat kıldı. Sivrisinek de onların etlerini yedi, kanlarını emdi. Bir deri, bir kemik halinde kaldılar. Nemrud'a henüz bir şeye isabet etmemişti. Ancak Cenab-ı Allah ona da bir sinek gönderdi. Bu sinek onun burun deliğine girdi, dört yüz sene bekledi. O kadar büyük bir işkenceye tabi tutuldu ki başına çekiçlerle vuruluyordu.
Cenabı Allah ona hakimiyet süresi kadar dört yüz sene azap etti. Burada adı geçen Nemrut, Babil'de semaya doğru yüksek kule yapan adamdır. Nihayet Allah onların binalarını ta temellerinden yıkmayı diledi de üstlerindeki tavan tepelerine göçtü. O halde akıllı insan gizli şirkten kurtulmalı ve ruhunu değersiz soylardan temizlemeli, mal ve makamla mağrur olmamalı. Yüce olan her şeyin maliki Allah'a dönmelidir. Büyük bir kimse kaya üzerinde şu tarihi satırlara rastlamıştır. Dünyanın basit bir şeyiyle sevinmen Allah'tan uzaklığına delildir. Elinde maddi imkanlara bağlanman Allah'a olan itimadının azlığına delalet etmektedir. Şiddet anında insanlara müracaatın Allah'ı tanımadığının alametidir. Rivayet edildi ki Beni İsrail şer ve fesatla iştigalde ileri gidince Cenabı Allah onlara Babilli Buhtun Nasr'ı musallat etti. Buhtun Nasr altı yüz bin sancakla onların üzerine yürüdü. Şam'ı aldı.
Beyt-i Mukaddes'i tahrip etti ve Beni İsrail'i üçe ayırdı. Bir kısmını katletti, bir kısmını Şam'da bıraktı, bir kısmını da esir etti. Bu esir edilenler de ergenlik çağına ulaşmış ve ulaşmamış gençler olarak yüz bin kişiydi. Buhtun Nasr bunları kendi mahiyetinde bulunan komutanlar arasında taksim etti. Her komutana dört çocuk düştü. Hazreti Üzeyir de bunlar arasındaydı. Cenabı Allah bir müddet sonra Hazreti Üzeyir'i onlardan kurtarınca Üzeyir merkebi ile birlikte Beyt-i Mukaddes'in yanından geçti. Oranın feci ve garip manzarasını gördü. İşte Cenab-ı Allah'ın yahut o kimse gibisini görmedin mi ki binalarının çatıları çökmüş, duvarları üstüne yıkılmış, kimsecikleri de kalmamış bir kasabaya uğramış, kendi kendine Allah burasını ölümden sonra acaba nasıl diriltecek demiş sözü bunu anlatmaktadır. Hudunnas, Beyti Mukaddes'te Tevrat okuyucularından kırk bin kişiyi katletmişti.
O gün aralarında Tevrat'ın hiçbir nüshası kalmamış, eksiksiz ezberden okuyacak bir bilen de yoktu. Muhtunnas, Beyti Mukaddes'i yıktıktan sonra oraya gelen esir çocuklardan biri dedi ki babam bana dedemden naklen anlatmıştı. Esir düştüğümüz gün dedem Tevrat'ı bir üzüm bağına gömmüş. Eğer siz bana dedemin üzüm bağını gösterirseniz ben size oradan Tevrat'ı çıkarırım. Bunun üzerine üzüm bağına gittiler. Tevrat'ı arayıp buldular. Daha önce Hazreti Üzeyir'in ezbere yazdırdığı Tevrat'la karşılaştırdılar. Bir harfinde bile farklılık yoktu. İşte o zaman Üzeyir Allah'ın oğludur dediler. Cenab-ı Allah bundan münezzehtir. Kıssada şuna işaret vardır dua eden kişi adabına riayet ederse duasına derhal icabet edilir. Adabı terk ettiği zaman zorluklarla karşılaşır ve icabet gecikir. Tasdik cihetinden iman fazlalık noksanlık kabul etmez ancak yakin itibariyle artabilir ve eksilebilir.
İşte Halilullah İbrahim Aleyhisselam'ın niyazı ilmel yakinen Aynel yakine ermek içindi. O ölülerin Allah tarafından diriltileceğine elbette inanıyordu ve bu sebeple diriltilip diriltilmeyeceğini mevzu etmedi. Yalnızca bunun keyfiyetini göstermesini istedi. Ölülerin nasıl diriltileceğini anlamak gayet müşkül olup ancak müşahede ile anlaşılacağı beyan olunmuştur. Kalp bundan sonra deriler. İmam Kuşeyrri der ki İbrahim Aleyhisselam Cenabı Hak'tan bu hususta kalbinin ihyasını istemiş, o da dört kuşun boğazlanmasını emir buyurmuştur. Büyükler tarafından bu dört kuşun tavus, karga, horoz ve kaz oldukları rivayet olunur ki tavus ucbu yani kendini beğenmeyi, karga tul-i emeli yani çok uzun planlar, hedefler düşünceleri, horoz şehveti kaz da burada hırsı temsil ederler. Mücahede bıçağıyla bu dört kuşun, yani bu dört kötü hasletin insandan kesilip temizlenmesi lazımdır.
Bunlar kalbi boğar, öldürürler. Kalbin dirilmesi bunların kesilip atılmasına bağlıdır. Mücahede bundan sonradır. Bu dört kuş insan çamurunun yoğrulduğu dört unsur anasır-ı erbaanın sıfatlarıdır. Bunlar toprak, ateş, su ve hebadır. Bunlardan her bir unsurun bir diğeri ile izdivacından iki sıfat doğmuştur. Toprakla suyun izdivacından hırs ve cimrilik doğmuştur ki birbirinin kardeşidirler. Birinin ağına düşen ötekini de yanında bulur. Ateş ve havanın izdivacından gazap ve şehvet doğmuşlardır. Her zaman bu iki kardeşle beraber bulunurlar ve sıfatlardan her birinin muhakkak bir eşi vardır, birbirlerinden ayrılmazlar ve bütün kötü sıfatlar bunlardan doğarlar. Hırs, hasedin işidir. Cimrilik, kindarlığın işidir. Adap, kibrin işidir. Şehvetin belirli bir eşi yoktur. Bütün kötü sıfatların müşterek maşukası gibidir, sevgilisi gibidir. Hangi kötü sıfat varsa muhakkak şehvet orada hazırdır.
Bunlar yedi kapıdırlar. Cehennemin yedi katına giden yedi kapıyı temsil ederler. Bu kötü sıfatlardan kurtulmayanlar derecelerine göre bu yedi kapıdan cehenneme gireceklerdir. Her bir kapı için taksim edilmiş bir cüz vardır. Kimde hangi sıfat galipse o kapıdan girecektir. Ayet-i celilede Cehennemin yedi kapısı vardır. Onun her bir kapısı için onlardan taksim olunmuş bir zümre vardır buyurulmuştur. İşte Halil İbrahim Aleyhisselam Allah'a dostluğunda sadakatin en yüksek örneklerini vererek bu kuşları boğazladı. Kötü hasletlerden hep uzak ve temiz kaldı. Vücudunda ateşe açılan bir kapı bırakmadı. Mancınıkla bırakmadı. Mancınıkla Nemrud'un ateşine atıldığı halde ateş onu yakmadı. Gül bahçelerine kavuştu. Sevgili dineyişlerim İhsan Mektebi programımızda Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l-Aziz böyle diyor Bakara Suresi tefsirinde. İnşallah Bakara Suresi tefsirimize devam edeceğiz.
Bir sonraki programımızda kaldığımız yerden inşallah iki yüz altmış birinci ayet I kerimeden itibaren. Sultanü'l arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.
Kaynak: Genel
İhsan Mektebi ve Manevi Arınma Yolları | Mihmandar