Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kaddesallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz bugün de. Mahmut Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahu Aleyhi ve Sellem-ül azizisin Uhud Gazvesi isimli eseriyle bu eserdeki ayeti kerimeler ve açıklamalarıyla inşallah programımıza devam ediyoruz kaldığımız yerde. Bedir'de iki katını onların başlarına getirdiğimiz bir bela Uhud'da size isabet etmiş olduğu için mi bu nereden geldi? Dediniz. De ki: O kendi katınızdandır. Şüphesiz ki Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
İki ordu karşılaştığı gün size gelen musibet Cenab-ı Allah'ın emriyle idi. Bu Allah'ın müminleri ayırt etmesi münafık olanları da açığa vurması içindi. Berikilere Gelin Allah yolunda muharebe edin yahut hiç olmazsa düşmanın kendinize ve ailelerinize saldırmasını önleyin denildi de biz muharebe etmeyi bilseydik elbette arkanızdan gelirdik dediler. Onlar o gün imandan ziyade küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Onlar ne gizlerse Cenab-ı Allah çok iyi bilicidir. Diğer mana şöyle olabilir. Size isabet eden musibetin iki misli kafirlere isabet ettirdiğimizde şu hadise ve bozgunluk bize nereden geldi dersiniz. Habibim şu hadiseden me'yus olanlara, üzülenlere, ümitsizliğe kapılanlara sen de ki bu hadise hezimet sizin kendi nefsinizdendir. Zira Allahu Teala her şeye kadirdir.
Uhud'da İslam'dan yetmiş kişi şehit olduğu halde Bedir'de kafirlerden yetmiş maktul ve yetmişte esir olmuş idi ki kafirlerin Bedir'de zayiatı Uhud'da İslam'ın zayiatının iki mislidir. İslam cemaati ile kafirler muharebe için içtima edip kavuştuklarında size isabet eden musibet Allah'ın izniyledir. Allahu Teala muayyen mahalde sebat eden müminlerle dünya malına tamah ederek makamlarını terk eden müminleri ve münafıkları tefrik eylesin ve herkesin halleri malum olsun için o musibet Cenab-ı Allah'ın emriyle isabet etmiştir. Onlara gelin fisebilillah mukatele edin veyahut Sevahat-ı İslam'ı çok göstermekle evlat ve iyalinizden düşmanı def edin denildik de onlar biz sizin başladığınız şeyi hakiki bir kıtal olduğunu bilse idik size ittiba ederiz. Lakin bunun hakiki kıtal olduğunu bilmiyoruz. Binaenaleyh bu kıtal değil nefsi tehlikeye atmaktır dediler.
Şu sözü söyleyenler o gün de küfre imandan daha yakındılar. Zira onlar kalplerinde olmayan imanı lisanlarıyla söylerler. Halbuki Allahu Teala onların kalplerinde sakladıkları nifakları onlardan daha iyi bilir. Tefsir-i Hazin'de beyan olunduğuna nazaran münafıklara gelip mukatele edin diyen ensardan Cabir bin Abdullah radiyallahu anh'tır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bin kişilik bir ordu ile Medine'den çıkıp Uhud cihetine hareket edince münafıkların reisi Abdullah Bin Übey Bin Selül, nereye gidiyoruz? Nefsimizi niçin öldürelim? Dedi. Üç yüz kişilik maiyeti ile asakir-i İslamiye'den ayrılıp avdet ederken Cabir radıyallahu anh arkalarına düştü ve onlara eğer imanınız varsa gelin fisebilillah mukabele edin. Düşman karşısında Resulullah'ı yalnız bırakmayın ve eğer imanınız yoksa İslam'ı çok göstermekle düşmanı def edin. Evinizi, malınızı düşmandan muhafaza edin dedi.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de münafıklar Medine'ye geri dönünce onlara gelin erbabı dinden olun, Fisebilillah düşmanla muharebe edin veyahut ehli dünyadan olun. Evlat ve emvalinizi, mallarınızı müdafaa edin buyurmuştur. Münafıklar da biz sizin başladığınız işi kıtal saymıyoruz. Eğer kıtal saysak ittiba ederiz dediler. Halbuki düşman Ehl-i İslam'ı mahvetmek maksadıyla Medine'nin kapısına kadar gelmişlerdi. Böyle nazik bir zamanda sabrı sebat ettikleri halde Allahü Teala Hazretleri Müslümanlara Nusretini vaad eylediğinden Uhud Gazasından daha ziyade meşru bir gaza olabilir miydi? İşte münafıkların bu sözleri batıl olup gazanın lüzumunu bildikleri halde ehli imana fütur vermek ve kuvve-i halde ehli imana fütur vermek ve kuvve-i maneviyelerini kırmak için bu sözü söylemişlerdir.
Buna binaen Allahu Teala Hazretleri münafıkların asakir-i İslamiye içinden seçilip dönüvermeleriyle küfürlerini meydana koymuş olduklarından onların hallerinin küfre imandan daha yakın olduğunu beyan buyurmuştur. O kimseler ki onlar imanı izhar ve küfrü kalplerinde gizlediler ve harbe gitmediler, oturdular. Onlar şehit olan kardeşleri için eğer bizimle beraber otursalardı harbe gitmeselerdi katlolunmazlardı dediler. Habibim sen onlara cevabında de ki eğer sözünüz doğru ise nefsinizden ölümü def edin. Yine münafıklar harpten firarla iktifa etmediler, yetinmediler. Birtakım batıl itikatlarını ısrar ettiler ve harpte şehit olan kardeşleri hakkında veyahut katlolunan münafıklar hakkında eğer bizim sözümüzü dinleseler ve harbe gitmeseler ve bizim gibi otursalardı katlolunmazlardı lakin söz dinlemediler, gittiler katlolundular demekle kardeşlerinin katlini harbe gitmelerine isnat ettiler.
Münafıkların sözlerine verilen cevabın hülasası sizin katlolunmamanız katlinizin mukadder olunmadığındandır. Yoksa sizin kaçıp kurtulmanızdan değildir. Eğer katliniz mukadder olsaydı sizin kaçmanız fayda vermezdi. Eğer firarınız mukadder olan şeye mani olursa sizin için mukadder olan ölümden kaçın ve nefsinizi ölümden kurtarın demektir. Binaenaleyh her şahsın mukadder olan vakti muayyende hangi sebeple olursa olsun ölümü muhakkaktır. Allah yolunda i'la-yı Kelimetullah uğrunda Allah'ın adı yücelsin diye fedayı can ederek katlolunanları sen ölülerden zannetme. Belki onlar Allah'ın fazlından verdiği nimetlerle telezzüz ederler, ferahlanırlar ve Rablerinin indinde dirilerdir ve Allah'ın verdiği rızıklarla merzuklardır ve onlar kendilerine layık olmayan ve arkalarında kalan ihvanlarının hallerine me'mul olurlar ve derler ki onlar üzerine korku ve hüzün yoktur.
Fahr-i Razi'nin beyanı veçile şehitlerin bazısı bazısına ihvanımızdan birçok kimseleri saf fıkı halde terk ettik. İnşallah onlar da bizim gibi şehit olurlar ve bizim nail olduğumuz şu nimetlere onlar da nail olurlar diye temenni ederler. Havf bir musibet isabetinden endişe edip korkmaktır. Özün ise mevcut olan nimetin fevt olmasına eseflenmektir. Kaybolmasına yok olmasına üzülmektir. Hak Teala Hazretleri şehitlerin üzerine korku ve hüzün olmadığını beyan buyurmuştur ki şehitlerin ahirette sevilmeyecek bir musibete tesadüf etme korkusu olmadığı gibi dünyadaki mevcut nimetlerinde fevtinden mahzun olmazlar. Şehitler Allah'tan nazil olan nimetle beşaret, müjde talep ederler ve Allahü Teala müminlerin ecrini say etmez.
Yani şehitler arkada kalan ihvanlarının mertebei şehadeti ihraz etmeleriyle mübeşşer olmalarını istedikleri gibi taraf-ı ilahiden kendilerine nazil olacak nimet ve fazl ve ihsanla dahi beşaret isterler. Tefsir-i Hazin'de beyan olunduğu vechile evvelki ayette Şühedanın İstibşarı İhvanları hakkında olup bu ayetteki İstipşar da kendi haklarındadır. İnsanın kendi halinden evvel İhvanının hallerine messur olmak evla olduğuna işaret için bu iki Ayet-i Celile'de İhvanın haliyle istifşar takdim olunmuştur. Şehitlerin ruhları hakkında denildi ki Her ne kadar onların ruhları elli yiğinde ise de her Cuma devamlı olarak kabirlerini ziyaret ederler. Bunun için Cuma gecesi ve Cuma günü kabirleri ziyaret müstehaptır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kimse dünyada iken tanıdığı bir mümin kardeşinin kabrini ziyaret eder de ona selam verirse o da ona mukabelede bulunur buyurmuştur.
Cüneydi Bağdadi hayatı nefsine bağlı olanın ruhu gitmesi ile hayatı gider. Fakat hayatı Rabbine bağlı kimse ise o tabi hayattan asli hayata intikal eder. Hayatı hakiki de budur. Seyfi şeriatle katlolunan nasıl hay olur ve Allah katında rızıklanırlarsa sıdkı hakikat kılıncıyla nefsini öldürenlerin nasıl bir hayata kavuşacaklarını tasavvur etmek gerekir. Kaşani der ki Allah yolunda öldürülenler iki sınıftır. Birincisi cihadı asgar küçük cihadta öldürülen ki canını Allah'ın rızasını kazanmak uğrunda feda eder. İkincisi cihadı ekber büyük cihadta öldürülen ki nefsini kırar. Onu muhabbetullah kılıncıyla tepeler ve hevayı terk eder. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bazı gazvelerden dönerken cihadı Asgar'dan küçük cihaddan cihadı Ekber'e dönüyoruz buyurmuşlardır. Her iki cihatta da maktul düşenler Rableri katında ölü değil diridirler hem de hayatı hakiki ile. Müminler ölmezler.
Bir yerden bir yere intikal ederler. Muhyiddin Bin Arabi hazretlerinin vasiyetinden. Hayatında Rabbini devamlı olarak zikreden ve ancak öldükten sonra bu zikrinden kesilen kimse ölse bile delidir. Daha hayırlı bir hayata intikal etmiştir. Allah yolunda öldürülen bir kimseden daha üstün bir hayat içindedir. Bir şartla ki eğer Allah yolunda öldürülen kimse zakirlerden ise bu takdirde o evvelkinden üstün durumdadır. Zakir ölse bile diridir. Allah'ı zikretmeyen ise dünyada dirilerden bile addolunsa, sayılsa hakikatte ölüdür hayatı hayvani bir hayattan ibarettir. Bütün alem zikir hayatıyla diridir. Zira zikir edenle zikir etmeyenin durumları ölü ve dirinin durumları gibidir. Yine rivayette Zakir diridir buyrulmuştur. Bir Hadis-i Şerif'te de Her şeyin bir cilası vardır. Kalplerin cilası da Zikrullah'tır.
Kulu Allah'ın azabından kurtaran şeyler arasında hiçbir şey Zikrullah ile mukayese edilemez. Hatta Allah yolunda cihad edip de ölünceye kadar kılınç kullansan bile buyrulmuştur. Ecri zayi olmayan müminler şov kimseler ki onlar kendilerine yara vesair musibet isabet ettikten sonra Cenabı Allah'a ve Resulüne itaat ederek davetlerine icabet ettiler ve onlar Resulullah ile beraber muharebeye çıkmakla Feda-i Can'a muheyya olarak hazır olarak ihsan erbabı olup muhalefetten ittika ettiler, sakındılar. Onlar için büyük ecir vardır. İsticabe emre itaattir. İhsan cemi evamire bütün emirlere imtisal uymak ve nevahiden yasaklardan içtinab etmektir, kaçınmaktır. Bu ayetin sebebi nüzulü. Fahr-i Razi kaldığı hazin ve nimetler tefsirlerine nazaran Ebu Sufyan maiyeti ile Uhud'dan dönüp Ravha mahalline varınca nedamet ederek pişman olarak Biz Muhammed'e galebe ettik. Birçoklarını öldürdük.
Dönelim hepsini kılıçtan geçirelim demişti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu haber alınca düşmana karşı bir kuvvet göstermek üzere ashabına benimle beraber dünkü muharebede bulunanlar çıksın buyurdu. Altı yüz otuz kişi çıktı. Onların içinde yaralananlar da vardı. Hatta bazılarının yürümeye taketi olmayıp birbirine dayanarak gidenler de olduğu Mervîdir. Rivayet edilir. İşte teslimiyet. İbret alınması. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bir bölümünü daha burada bitirmek istiyoruz. İnşallah Mahmut Sami Ramazanoğlu Ladesullahü Sirrahü'l azizs'in Uhud Gazvesi isimli eserini bir sonraki programla birlikte inşallah bitirmek istiyoruz. Yeni bir programda yeni bir bölümde tekrar birlikte olmak umuduyla.
Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadısallahu Sırrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.