Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Sevgili dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Zerrabü'l-Aziz'in Bakara Suresi tefsirinde inşallah. Bundan önceki bölümlerimizde infakla ilgili ayet-i kerimeleri zikretmeye başlamıştım. Hatırlayacaksınız iki yüz altmış birinci ayet-i kerimeden itibaren inşallah açıklamaya başlamıştık ve şimdi yine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Muaz bin Cebel Radıyallahu Anh Yemen'e gönderilirken ya Rasulallah bana tavsiyede bulun dedikte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dinini halis kıl, sana az amel de kifayet eder buyurmuşlardır. Ebu Zer el-Hıfarî radıyallahu anh'tan rivayet edildiğine göre Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur. Ya Eba Zer gemiyi yenile çünkü deniz derindir. Azığı bol al yolculuk uzundur. Yükü azalt, yol korkunçtur. Amelde samimi ol. Zira nakıt yani Allah görür. Hadis-i şerifte gemiyi yenilemekten maksat imanı tahkiki sahibi olmak ve devamlı tevhit üzere bulunmak. Denizden maksat cehennemdir. Cenabı Allah şöyle buyurmaktadır. Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Zalimleri ise orada dizüstü düşmüş bir halde bırakacağız. Seferden murat ahiret ve kıyamet yolculuğudur. Allahutaala şöyle buyurmuştur. Gökten yere kadar her işi o tedbir eder.
Sonra o iş sizin sayabildiğiniz bin sene miktarında olan mesafeye bir günde yine ona yükselir. Cennet azığı taatlar, cehennem azığı ise günahlardır. Hadiste yükten murat günah ve hatalardır. Şüphesiz ki ahiret yolu korkunç ve sarptır. Zira zebaniler ağır yük sahiplerini yoldan çekip alırlar. Orada akrabasından da olsa kimse kimsenin yükünü taşımaya yardım etmeyecektir. Cenabı Allah şöyle buyurmuştur. Eğer yükü günahı ağır bir kişi diğer birini onu taşımaya çağırsa bu kısmı da olsa kendisine ondan hiçbir şey yükletilmesine rıza göstermez. Hadiste nakıttan maksat Allahutaala'dır. Allah Celle Celalühu tayyibtir. Ancak şirk ve riyadan halis, temizliği kabul eder. Cenabı Hak şöyle buyurmuştur. Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ve arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak tutmasın. Hadis-i kutside Cenabı Hak, ben şeriklerden müstağniyim.
Kim benim için bir amel işlerde onda benden gayri şerike denirse ben ondan beriyim, uzağım buyurmuşlardır. Vehb bin Münebbih'ten zikredildiğine göre o şöyle demiştir. Cenab-ı Allah iblise Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gitmesini, kendisine ne sorarsa hepsine cevap vermesini emretti. O da elinde bir baston olduğu halde ihtiyar suretinde geldi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ona sen kimsin diye sordu. O ben İblisim dedi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem niçin geldin diye sorunca iblis Rabbim bana sana gelmemi, her sorduğuna cevap vermemi emretti dedi. Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Ümmetimden düşmanın kaç kişidir? İblis cevap verdi. On beş kişidir. Birincisi sensin. Diğerlerini de şöyle saymaya devam ediyor.
Adaletli devlet reisi idareci, mütevazi zengin, doğru tacir, Allah'tan korkan alim, samimi mümin, kalbi merhametli mümin, devamlı abdestli olan Müslüman, tövbesini bozmayan kişi, haramdan sakınan, çok sadaka veren, insanlarla beraber güzel geçinen, güzel ahlaklı mümin, insanlara faydalı olan Müslüman, devamlı Kuran okuyan ve onunla amel eden, insanlar uyurken geceleyin namaz kılan insan benim düşmanımdır. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, iblise ümmetimden dostların kaç tanedir deyince iblis on tanedir demiş ve şöyle sıralamıştı. Zalim idareci, mütekebbir yani büyüklenen, kendini beğenen zengin, hain tüccar, şarap içen kişi, insanları birbirine düşürmek için söz gezdiren riyakar, faiz yiyen, yetim malı yiyen, zekatını vermeyen ve uzun uzun emeller besleyen kimseleri severim. Hadisi şerifte şöyle varide olmuştur.
Kıyamet günü herkesle Cenabı Allah aralarında bir tercüman olmaksızın ve engel olacak bir perde bulunmaksızın konuşacaktır. İnsan sağına bakacak ancak dünyadayken ne göndermişse onu görecek. Soluna bakacak ancak yine gönderdiğini görecek. Önüne bakacak tam karşısında cehennemi görecek. O halde yarım hurmayla da olsa Allah'ın azabından kendinizi koruyunuz. Allah Celle Celalü selamette daim eylesin. Allame şeyhim dedi ki kalbime şöyle söylenildi. Hakla beraber muamelede kişinin en güzel ahlakı teslim olup rıza göstermektir. Halk ile olan muamelede en güzel ahlakı ise af ve cömertliktir. Ey iman edenler, hak yolunda infakı kazandıklarınızın en güzellerinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan yapın. Şunu iyi bil ki, tasadduk eden insan ziraatçiye benzer. Ziraatçi ürünün olacağına inanıyorsa ziraat işinde çok dikkatli olur. Ürünü elde edebilmek için tohumun iyi olmasına dikkat eder.
Zira tohumun iyi cins olması ürünün iyi ve bol olmasına tesir eder. Hayır yapan, sadaka veren de böyledir. Eğer Allah'a öldükten sonra dirilmeye sevap ve ikaba imanı fazla ise sevabın tahakkuku için fazla sadaka verir ve verdiğinin iyi olmasına dikkat eder. Cenabı Allah şöyle buyuruyor. Şüphesiz Allah zerre kadar haksızlık yapmaz. Zerre miktarı bir iyilik olursa onun sevabını kat kat artırır. Kendi canibinden başkaca da pek büyük bir mükafat verir. Kul kendi yanındakilerinin en güzelini Allah'a verdiği gibi Allah da ona kendi neslindekilerin en güzelini verecektir. Nitekim Cenabı Allah şöyle buyurmuşlardır. İyiliğin mükafatı iyilikten başka değildir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuşlardı. Herhangi bir Müslüman bir ağaç diker veya bir ekin eker de ondan insanlar, kuşlar ve hayvanlar yerse onun için sadaka olur.
Rivayet edildiğine göre Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashabını sadakaya teşvik etmişler, onlar da sadaka vermeye başlamışlar. Ebu Umame el-Bahili adındaki sahabi de efendimizin yanında oturuyor, dudaklarını kıpırdatıyormuş. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem dudaklarını kıpırdatarak neler söylüyorsun diye sormuş. O sahabi de görüyorum ki insanlar sadaka verip hayır yapıyorlar. Benim sadaka verecek bir şeyim yok. Ben de kendi kendime Süphanallah ve Elhamdülillahi ve La ilahe illallahu vallahu ekber diyorum diye karşılık verdi. Bunun üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki bu kelimeler senin için fakirlere vereceğin, tasadduk edeceğin bir müd, yani bugünün karşılığıyla sekiz yüz otuz iki gram altından daha hayırlıdır.
Binaenaleyh akıllı insan gece gündüz zikre devam etmeli, fakir ve miskenlere samimi bir niyet ve yakini bir imanla her zaman iyilikte bulunmalıdır. İskender bir gün halkın oturduğu bir meclise varıp oturmuş. Kendisinden kimse bir şey istememiş. Bunun üzerine İskender bugünü ben kendi mülkümden, günümden saymıyorum, demiş. Niçin ey melik denildiğinde bu mülkün lezzeti ancak isteyenlere vermek, zor durumda kalmışlara yardım etmek ve iyi iş yapanları mükafatlandırmakla tadılır. Sere-i Sakati Kudddisesi ruhu hazretleri sufileri anlatırken şöyle demiştir Onların yiyeceği hastaların yiyeceği uykuları misafir uykusudur. Onlar mal ve emlakten vazgeçtikleri için onlara denir. Sufi Allah'a ulaşmak için malını ve canını vermiyorsa o dünyaya bağlı bir kimse demektir. Dünya ise Allah'a ulaşmaya bir engeldir. O halde sen ahireti dünyaya tercih et ve tam fakir olmaya devam et.
Allahü Teala şöyle buyuruyor Şeytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur, size cimriliği emreder. Allah sana nafaka hususunda size kendisinden bir yargı ama ve bir bolluk vaat ediyor. Sevgili dostlarımız, şüphesiz ki şeytan fakirdir. Zahirde fakirlikle korkutur, gerçekte cimriliği fahşayı emreder. Fahşağı sözü bütün kötülükleri camiyi içine alan bir isimdir. Şeytanın fakirlikle korkutması fahşanın bütün manalarını içine alır. Bu manalar da şunlardır cimrilik, dünya hırsı, haktan ümidini kesmek, Allah'ın rızık konusunda insanlara yapmış olduğu vaatlerde şüpheye düşmek. İnfak edene karşılığında daha hayırlısını ve kat kat vereceğinde şekk etmek, şüphe etmek. Allah'a karşı suizan, ona tevekkül etmemek. Allah'ın sözünü tekzip ihsan ve keremini unutmak. Nimete nankörlük, haktan yüz çevirip halka yönelmek. Allah'tan ümidi kesip başkalarına bağlanma. Şehvetlerin arkası sıra gitmek.
Dünya zevklerini tercih etmek. İffet ve kanaati terk her hatanın başı ve her belanın tohumu olan dünya sevgisine yapışma. İşte kim kendi nefsine şeytanın vesvese kapısını açarsa bütün bu belalara müptela olur. Kim bu vesvese kapısını kapatırsa Cenabı Allah ona çeşitli ihsanlarda bulunur ve cennetteki derecelerini yükseltir. Allah Celle Celalühu her şeyi işitir ve bilir. Şeytanın vesveselerinden sakınan kimseye Allah hikmet verir. Bu Allah'ın mevhibelerindendir. Allah'ın celal ve cemal sıfatları tecelli edip yaratıcılık sıfatlarını görmekle beşeri vasıfların yok olması zamanında bu mevhibeler, ilahi hikmetler, enbiya ve evliyanın kalplerine geliverir de onlar bununla manaların hakikatlerindeki esrarı çözerler. Nafile sadakada gizlilik birtakım yönlerden daha faziletlidir. Bir defa riya ve sümadan, gösteriş ve desinler duygusundan uzaktır.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. Allah yaptığı iyiliği başkasına duyuran, gösteriş yapan ve başa kakan kimselerin hayrını kabul etmez. Sadakasını anlatan kimse hiç şüphesiz başkalarının duymasını istemekte topluluk içinde veren kimse de riyakarlık etmekte. Gizlice ve sessizce sadakayı vermek insanı riya ve sumadan desinler kurtarır. Bazıları sadakayı gizlemekte o kadar ileri gitmişlerdir ki kimsenin kendilerini tanımamasına gayret etmişlerdir. Bazıları sadakayı bir amanın eline koyar, bazıları fakirin geçeceği yola atar, o fakiri görür fakat fakir onu göremez. Bazıları uyurken fakirin elbisesine bağlar, bazıları da başkasının eliyle fakire ulaştırırdı. İkinci olarak kişi sadakasını gizlediği zaman insanlar tarafından methedilme, saygı ve şöhret gibi hususlar olmaz. Bu durumsa nefse pek ağır gelir. O halde böyle bir sadakanın sevabı daha çok olur.
Üçüncü olarak Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır. Sadakanın en faziletlisi zor durumda olan birinin gizlice fakire yardımıdır. Yine bir başka hadisinde efendimiz aleyhisselatu vesselam kul bir amel işler gizlice yaparsa onu Cenabı Allah gizlice yazar. Açıklarsa Cenabı Allah da onu sırdan alır, aşikara yazar. Yaptığı iyilik hakkında söz ederse gizliden aşikareye nakleder ve riya olarak yazar. Allah muhafaza. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir başka hadisinde şöyle buyurmuşlardır. Yedi zümre vardır ki Allah hiçbir gölge olmayıp ancak kendi gölgesi bulunduğu günde onları arşının gölgesinde gölgelendirecektir. Bunlar adaletli idareci, Allah'a kullukta yetişen bir genç, çıkıp dönünceye kadar kalbi mescitte bağlı insan, birbirini Allah için 7 iki insan. Bunlar bu sevgiyle bir araya gelir ve ayrılırlar. Kimsenin olmadığı yerde Allah'ı zikredip ve ağlayan insan.
Güzel ve soylu bir kadın kendisini davet ettiği halde ben Allah'tan korkuyorum diyerek bu davete icabet etmeyen insan ve bir de sadaka verip de sağ elinin verdiğini sol eli bilmesin diye gizleyen kişi. Denildi ki Müslümanların fakirleri çoğalınca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem muhtaç olmaları İslam'a girmelerine vesile olsun diye müşriklere sadaka vermekten nehyetti. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu. Habibim insanları hidayete erdirmek senin üzerine borç değil ancak Allah hidayeti kim dilerse ona verir. Yani ey Habibim sana muhalefet eden hidayete erdirmek senin vazifen değildir. O halde İslam'a girmeleri için neden onlara verilen sadakalara mani oluyorsun? Burada küfrün nafile sadakaya mani olmadığına işaret var. Ancak vacip olanda ihtilaf edilmiş.
Ebu Hanife vacip sadakaların, yani zekat ve fıkra gibi kafire verilebileceğini ifade etmiş diğer imamlar buna cevaz vermemişlerdir. Cenabı Allah şöyle buyuruyor. Sadakalar Allah yolunda kendilerini vakfetmiş fakirler içindir ki onlar yeryüzünde dolaşmaya muktedir olamazlar. Hallerini bilmeyen, iffet ve istiğnalarından dolayı onları zengin kimseler sanır. Habibim, sen o gibileri simalarından tanırsın. Onlar insanlardan yüzsüzlük edip de bir şey istemezler. Ayette sözü edilen iffetli kişiler Ashab-ı Suffe'dir ki bunlar Kureyş muhacirlerinden dört yüz kişi kadardı. Medine'de evleri ve akrabaları yoktu. Mescidi Nebevi'nin sofasında her gece Kuran öğreniyorlar, gündüz hurma çekirdeği kırıyorlardı. Allah Resulü aleyhissalatü vesselamın göndermiş olduğu bütün seriyyelere katılıyorlardı. Efendimiz aleyhissalatu vesselam da yanındaki yiyeceklerden Akşemleyin onlara verirdi.
İbn-i Abbas radıyallahu anhtan rivayet ediliyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Ashab-ı Suffe'nin yanında oturdu. Onların fakirlik ve perişanlıklarını gördü de gönüllerini şöyle aldı. Ey Ashab-ı Suffe, size müjdeler olsun. Sevinin. Ümmetimden kim sizin bulunduğunuz halde durumuna razı olarak Allah'a mülaki olursa o benim Refiklerim dostlarımdandır. Allah Resulü şöyle buyurmuştur. Sizden birinizin ipini alarak gidip sırtında bir yük odun getirmesi ve bununla insanlara yüz suyu dökmekten kendini kurtarması onlardan bir şeyler istemekten daha hayırlıdır. Onlar kendisine verir veya vermez. Efendimiz aleyhissalatu vesselamdan rivayet ediliyor. Allah Celle Celalühu şüphesiz haya eden halim iffetli kimseleri sever. Edepsiz, hayasız ve ısrarla isteyenlere de sevmez.
Şunu iyi bilmemiz gerekiyor ki sevgili dinleyiciler, infak Allah'a sevgilerinden, Resulüne iktidar için fakirliği zenginliğe tercih eden kimselere yapılır. Fakirlik Allah Resulü'nün sanatıdır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle derdi: Benim iki sanatım var fakirlik ve cihat. Bir Müslüman bir karış infakla Allah'a yaklaşırsa Allah Celle Celalühu'de mükafatta ona bir zira ile yaklaşır. Kul bir zira ile yaklaşırsa Allah bir arşınla yaklaşır. Ulasa Allah'ın lütfu keremine nihayet yoktur. Dünyayı kendi gönül rızasıyla bırakıp Allah'ı, Allah'ın emir ve yasaklarını her şeye tercih eden kimseye müjdeler olsun. Kim Allah için olursa Allah da onun için olur. Rivayet edildi ki altı şeyin güzelliği altı şeyledir. Bunlar ilim, adalet, cömertlik, tövbe, sabır ve haya.
İlmin güzelliği amelde, adaletin güzelliği sultanda, cömertliğin güzelliği zenginlerde, tövbenin güzelliği gençlerde, sabrın güzelliği fakirlikte ve hayanın güzelliği ise kadınlarda kendini gösterir. Amelsiz ilim tavansız eve, adaletsiz idareci susuz kuyuya, sehavetsiz zengin, yağmursuz buluta, tövbesiz genç, meyvesiz ağaca, sabırsız fakir ışıksız kandile ve hayasız kadın tuzsuz yemeye benzer. Binaenaleyh zengin olan kişinin zenginlik bulutlarından din ve dünya bereketlerini yağdırması, fakirlik ve ihtiyaç dolayısıyla ölmüş kalpleri ihya etmeye sebep olması lazımdır. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bu bölümünü de nihayet burada bitirmiş oluyoruz. İnşallah bir sonraki bölümde riba konusunu ele alan iki yüz yetmiş beş. Ayet-i kerimeden itibaren Bakara Suresi'ne devam edeceğiz. Mahmud Sami Ramazanoğlu Kaddesallahu Sirahü'l-Aziz'in Bakara Suresi tefsirinden inşallah.
Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.