Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Sevgili dinleyiciler İhsan Mektebi Programımızın bugünkü bölümünde tekrar sizlerle birlikteyiz. İnşallah Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahü Sirraü'l Asiyes'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinde ki sohbetlerle programımıza devam ediyoruz. Bugün ilk olarak hayır ve şer konulu sohbeti sizlere aktarmaya çalışacağım. Hazreti Ali radıyallahu anh şöyle rivayet etmiştir. Biz bir kere Bakiuk Garkat kabristanı'nda bir cenazede bulunduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yanımıza gelip oturdu. Biz de etrafına oturduk.
Rasul-i Ekrem'in elinde bir asa vardı. Başını eğdi, asasıyla yeri oymaya başladı. Sonra buyurdu ki: Sizden hiçbir kimse ve nüfusu mahlukadan yani yaratılmışlardan hiçbir nefis yoktur ki onun Allah Teala tarafından cennetteki veya cehennemdeki yeri takdir ve tayin edilmemiş olsun. Onun Şaki ve Said olduğu tespit olunmamış bulunsun. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram'dan birisi dedi ki öyleyse ya Resulallah amel ve ibadeti bırakıp da Cenab-ı Hakk'ın takdirine itimat edemez miyiz? Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cevaben saadet ehline saadet sahiplerinin hayır ameli sevdirilerek ifası kolaylaştırılır. Ehl-i şekavete de eşkıya zümresinin her işleri sevdirilerek ifası teshil edilir kolaylaştırılır buyurdu ve şu ayet-i celile'yi okudu. Leyl suresi beş ila onuncu ayet-i kerimeler bunlar sevgili dinleişler. Mealen, o kimseye Allah hakkını verir ki o Allah'tan korkar.
Güzel kelimeyi La ilahe illallah kelime-i tevhidini tasdik eder. Muhakkak biz o kimseye hayra karşı kolaylığı mucip bir haslet müyesser kılarız. O kimse ki Hakkullah'ta cimrilik edip inayeti ilahiyeden istiğna eder ve güzel kelimeyi tekzib eder. Ona da en güç olana ateşe karşı usr, zorluk ve şiddeti mucip bir haslet müyesser kılarız, kolaylaştırırız. Yine buyurmuştur ki her insanın saadet ve şekaveti, cennetlik ve cehennemlik olduğu Cenab-ı Allah'ın ilmi ezelisinde bilinmiştir, takdir olunmuştur. Ashab, Öyleyse ya Rasulallah, dünyada ibadetin ve meşakkatlere meşakkatlere tahammül etmenin ne tesiri vardır dediler. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cevaben hayır, tekalifte meşakkat yoktur.
Cenabı Hak herkese hayır ve şerden neyi müyesser kıldıysa o kişi onu kolaylıkla seve seve işler buyurmuştur ki bu cevabıyla hem ibadete itimat ve iftiralar edilmesini nehy buyurmuş oluyor ve hem de ibadetin terk olunmasını men etmiş bulunuyor. Aynı zamanda umur-u ilahiye de tasriften tahzir eylemiştir. Bir netice ashabım ibadet etmeyi ve ibadeti terk etmeyi cennet ve cehenneme girmek için müstakil sebep kılmayınız. Belki ibadet, nişanı-i saadet ve ibadeti terk etmeyi de şekavet alameti biliniz buyurmuş oluyor. Bazı alimler, sırr-ı kader insanlara dünyada münkeşif değildir, açık değildir. İnsanlar bu sırrı cennete girdiklerinde anlayacaklardır, demişlerdir. Bu hadis-i şerifte Cebriye ve Kaderiyye mezhebinde bulunanlara red vardır.
Hadis-i şerifte kullara hayır ve şerrin tesir buyuracağı, kolaylaştırılacağı bildirilmiştir ki tesir demek insanın bir işi seve seve yapmasını kolay göstermek demektir. Cebr ise istemeyerek insanın sürüklenmesi demektir. Peki, Said ve Şaki olanlar dünyada bilinir mi? Bir kısım alimler bu ayet I kerime ve hadis-i şerifle ihticac ederek, bu ayet ve hadisleri delil göstererek amel-i salih saadet alameti, şer de şekavet alameti olduğundan her kişi meflof olduğu, sevdirildiği amel ile malum olur demişlerdir. Şarih ayni de hak olan cezmen değil, zannen idrak olunur diyor Tecrid-i sarih tercümesinde geçen bir ifadede derdini işler bizim. MAHUD SAMİ Ramazanoğlu Hazretleri GDESSALLAHÜSİRRAHO'L aziz Musahabe eserinin altıncı cildinde kabir ve mahşere dair de şunları sertediyor: Eğer küfür üzerine devam ederseniz nefsinizi azaptan nasıl sakınırsınız?
O günde çocuklar o günün şiddetinden ve gayet uzamasından kocalır, yani saçları aldırır. Melekler ve ruh isminde olan Cibril-i Emin arş-ı A'la'ya çıkarlar o günde ki o günün miktarı elli bin senedir. Yani elli bin sene raddesinde olan kıyamet gününde emri ilahiyi almak üzere melekler ve Cebrail Aleyhisselam arşı alaya çıkarlar. Kıyamet gününün uzaması insanların en zeki ve muhasip olanları meşgul olsalar ancak elli bin senede nihayet olur demektir. Müminler hakkında elli bin sene uzayacak demek değildir. Vacip Teala kullarının muhasebesini bir günün yarısı mesabesinde olan bir zamanda bitireceği mervîdir. Nitekim ayet-i celilede Allah hesabı pek çabuk görendir buyrulmuştur. Bazı müminlere göre de bir saat miktarı olduğuna dair hadis-i Nebevi vardır. Bazıları elli bin sene küffara mahsustur denilmiştir. Allah, dünya işlerini gökten yere indirir.
Sonra o işler sizin saydığınız günlerden bin sene miktarı bir gün olan kıyamet gününde Allahu Teala'ya rücu eder ve her birinin hükmünü verir buyrulmaktadır. Secde suresi beş. Ayet-i kerimede. Hazinin beyanı veçile bu ayetteki miktarı bin sene olan gün ile murat, kıyamet günüdür. Bazı asilere göre kıyamet gününün miktarı bin sene kadardır. Ey habibim, sen zalimleri sekerat-ı mevt zamanı görmüş olsan, onların her tarafını ölümün şiddeti ihata ettiğinden, melekler, çıkarın ruhunuzu cesedinizden ey zalimler diyerek canlarını almak üzere ellerini uzatırlar ve derler ki, Allah Teala üzerine iftira ilediğiniz sözleriniz sebebiyle bugün hakaretle cezalandırılırsınız. Halbuki siz Cenab-ı Allah'ın ayetlerini kabulden kendinizi büyük adledip kibirleniyordunuz. Bugün nefsinizi azaptan kurtarınız diye azaplarını tezyid ederler, artırırlar.
Zalimlerin, asilerin, münkirlerin hallerine göre sekerat-ı mevt kabir ahvali ve mahşer hali cezaları isyanlarına göre şiddetli olacaktır denilmektedir değerli nice. Ammar b. Yasir başlıklı sohbetle programımıza devam ediyoruz. Ebu Said el-Hudreyr radıyallahu anh bir gün hadis rivayetiyle meşgul idi. Derken Mescid-i Şerif'in binası bahsine gelip dedi ki biz birer kerpiç taşıyorduk. Ammar ise kerpiçleri ikişer ikişer taşıyordu. Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem onu öyle görünce üzerindeki toprağı silerek, Vah Ammar, vah Ammar, seni azıtmış bir topluluk katledecektir. Sen onları cennete, onlarsa seni cehenneme davet ederler, buyurmaya başladı. Ammar bunu işitince Fitnelerden Allah'a sığınırım, dedi. Bu iltifat-ı bîbaha-yı nebevinin mazharı olan Ammar, Sıffin'de Muaviye taraftarları tarafından katlanulmuştur. Emîr'ül Müminin Ali b.
Ebi Talib radiyallahu anh'a karşı gelen Ehl-i Şam'ın, bu tarihte Ehl-i Bağ-ı olduğu bu hadis-i sahih ile sabit oluyor. İmamet ve emaneti ancak Hasan Müşteba radiyallahu anh efendimiz, bil ihtiyar in'izal ve inhilalinden sonra Muaviye'ye intikal edebilmiştir. İhbarından otuz bu kadar sene sonra doğruluğu tahakkuk eden bu haber-i Nebevi Şevval-i nübüvvet-i Muhammediye'den biridir. Buhari'nin diğer rivayetinde Ammar onları Allah'a davet ediyor denilmiştir ki meali hemen hemen birdir. Hadisin mealinden Ammar'ı katleden topluluğun nar-ı cahim'e davetçi olduğu anlaşıldığına ve bu fitnenin içinde birçok sahabenin de bulunduğuna bakanlar fiye-i bahiye'yi, yani bu isyankar topluluğu tayin hususunda birçok tevilata girmişler ise de sadra şifa verecek söz söylememişlerdir. Bunun akla en yakın tevili şudur.
Her iki tarafta olan sahabe Rıdvanullahi aleyhim Mecmuin içtihat zan ve itikadı ile amildirler. Şu kadar ki zan ve itikadında musib yani isabetli ve Allah'ın rızası tarafından olanlar Ali'yül Murtaza radiyallahu Teala an ile ashabıydılar. Diğerleri kendilerini musib itikat etmekle beraber nefsül emir deve inşallah hatada bulunuyorlardı. Cennet yolundan maksat Hakk'a itaat ve taat-ı Vacibeyi eda, cehennem yolundan maksat da Hakk'a adem-i isabet ve taat-ı vacibeden odurdur. Yani isabet etmemişlerdir ve gerekli olan itaatten de dönmüşlerdir. Ehl-i hakkız ve cennet yolu üzerindeyiz itikadıyla yanlış yola davet, farkına varmayarak cehenneme davet demektir. Bilmeyerek böyle bir yanlış yola gitmekse noksan-ı fazilet-i müstelzim olursa da kab-ı cahim cezasını müstelzim olmaz. Yani her ne kadar fazileti eksik de olsa bir cehennem cezasını gerektirmez.
Nitekim Hazreti İmam Ali radiyallahu anh kendileri ile mukatele edenler, savaşanlar hakkında Bunlar bize karşı isyan eden kardeşlerimizdir, imanımızdır buyurmuşlardır. Sahabe-i Kiram Şanı'nda nazil olan, siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz ayet-i kerimesinin mantık-i munifine yaraşanda bunlardan bir kısmının cehennem yolunu tutmuş ve oraya an itikadın davet etmiş kimseler olmayıp nihayet içtihatlarında muhdi zevat olmalarıdır. Yani içtihatlarında hata etmiş kişiler olmalarıdır. Ammar b. Yasir radiyallahu anh'ın duasından dini fitnede yani fitne zamanında Hakk'a mütemeslik olduğunu, Hakk'a sarılan olduğunu bildiği halde bile insanın fitneden istiaze etmesinin, fitneden uzak durma konusunda dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılıyor.
Bilcümle ulemanın görüşü budur ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabı, peygamberler ve mukarrabin meleklerinden sonra bütün insanların efdalidir. İmam Buhari'nin rivayetine göre buyrulmuştur ki insanların hayırlısı asrımda bulunanlardır. Sonra onları takip edenler, sonra onların ardından gelenler. Bu hadiste kastedilen Ashab-ı Kiram Tabiin ve Tebe-i Tabiin'dir. Buhari'de şöyle bir rivayet vardır. Bir kimse Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e sohbet eylediyse veyahut onu gördüyse, velev gündüz bir saat kadar olsun o kimse de ashabtan sayılır. Sohbetin manası bir yerde oturup bir miktar karşılıklı musahabede bulunmaktır. Talha bin Ubeydullah diyor ki Necid ahalisinden saçı darmadağınık fakir bir kimse Rasulullah'ın huzuruna geldi. Uzaktan sesini karmakarışık duyuyor fakat ne dediğini anlayamıyordu. Nihayet yaklaştı. İslam'ın ne olduğunu soruyormuş.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cevaben bir gün bir gecede beş vakit namaz buyurdu. O kimse bu namazlardan başka üzerinde borç olacak mı? Hayır. Ancak tatavu yani nafile olursa bu başka. Bir de Ramazan orucu. Bundan başka borcum olacak mı? Hayır. İstersen tatavu'yu, yani kendiliğinden tutabilirsin. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem arkasından zekatı da böyle söyledi. Adam başka olacak mı dedi. Rasulullah hayır, istersen nafile olarak sadaka verebilirsin buyurdu. Bunun üzerine Neciddî Fakir, vallahi ben bundan ne artık ne de eksik bir şey yapacak değilim dedi ve döndü gitti. Bunu duyunca Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem eğer doğru söylüyorsa felah buldu gitti, buyurdu. İşte bu kimse de ashabdan oldu. Mutlak manada Ashab-ı Kiram da tabiinden efdaldir. Sahabeden olmak için buluğ da şart değildir. Hatta Hz. Hasan ve Hüseyin b.
Ali radiyallahu anhüma da Peygamberimizin irtihali zamanında baliğ değildi. Neticede taze sabiler de sahabiden addedildiler. Şems-i Hakikat, Nuri Nübüvvet Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerinin mübarek, münevver, cemal-i bak kemal-i şeriflerini görmenin faziletine hiçbir fazilet nazire ve denk olamaz. Şüphe yok ki zamanı şeref saadetlerinde fisebilillah mallarıyla, canlarıyla mücahede edenlerle sonradan gelenler bir olamazlar. Değerli Ejderimiz, Eksen Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirahü'l azizin Musahabe isimli eserinden sizlere Ammar b. Yasir, kabir ve Mahşer ve Hayır ve Şerre dair sohbetlerini aktarmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda bir başka konuda ve konularda buluşmak üzere Allah'a emanet olun.
Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.