Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Değerli işlerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde bugün de sizlerle birlikteyiz. Kavuşturan Rabb'ımıza hamdüsenalar olsun. İnşallah sizlere bugünkü programımızda Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l-Aziz'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden, yaratılanların hukukuna riayet, halkın hukukuna riayet ve dünya sevgisine dair bir sohbeti aktarmaya, paylaşmaya çalışacağım inşallah.
Hak Teala'nın emirlerine sarılmak ve yasaklarından kaçınmaktan başka çare olmadığı gibi, yaratılanın hukukuna riayet göstermek ve onlara ünsiyet etmekten başka çıkış yolu da yoktur. Nitekim Allah'a tazim ve ibadet mahlukata şefkat ve merhamet kaidesi, bu hukukun edasını beyan eder. Ve her bir şartın riayetine delalet eder. Bu iki emrin yalnız biriyle yetinmek kusurdur. Zira bütünün bir parçasıyla yetinmek de kemal halinden uzaklıktır. Halkın ezasına tahammül zaruri olduğu gibi onlarla iyi geçinmekte vaciptir. Allah yolunda olana lazım olan devamlı surette fakr ve zillet duygusuyla mütevaziyane tazarru ve irtica ile kulluk vazifelerini eda, şer'i hudutları muhafaza, sünneti seniyyeye tabi olmak, hayır yolunda niyetlerini salim kılmak, zahir ve batınını mamur etmek, kendi ayıplarını görmek, Cenabı Hakk'ın intikamından korkmak.
Kendi hasenatı çok olsa bile az, seyyiatı az ise de çok addetmek, şöhret afetinden korkmak ve ürkmektir. Kişi işlerine ve içlerindeki niyete sabah aydınlığı gibi zahir ve aşikar olsa bile ihtimam göstermeli ve iyi hallerine de asla güvenmemelidir. Sadece din hizmetindeyim, şeriata teşvik ediyorum, insanları hakka davet ediyorum diye bu amellerine itimat edip de kendi halini iyi ve hoş görmemelidir. Bu gibi haller ve fevkalade durumlar zaman zaman kafir ve facirden de zuhur edebilir. Nitekim Peygamber Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem: Allah bu dini facir bir adamla da destekler buyurmuşlardır. Bu duruma göre nefs terbiyesiyle meşgul olan mürid onu arslan gibi bilmeli ve ondan zuhur edebilecek her türlü istidraca hazır olmalıdır. Çünkü bu türden istidraclar müridin ayağını kaydırabilir. Kalbe arız olan zulmet ve kederin izalesi tevbe, istiğfar, nedamet ve iltica ile mümkün olur.
Dünya sevgisi sebebiyle kalbe düşen zulmet ve kederin izalesi ise pek zordur. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Dünya sevgisi her günah ve hatanın başıdır buyurmuştur. Allahu Teala cümlemizi dünya ve dünya ehline muhabbetten ve onlarla münasebet ve ihtilattan karışmaktan kurtarsın. Zira dünyayı ve ehlini sevmek öldürücü bir zehir, helaka götüren bir hastalık, büyük bela ve korkulu bir derttir derdini iştirak. Allahu Teala şöyle buyuruyor: Kafirlerin Müslümanları irtidada icbar etmelerinin sebebi onların dünya hayatını ahiret üzerine tercih etmeleridir. Allahu Teala kafir olan kavmi hidayette kılmaz. Kafirlerin bekası olmayan ve zevale maruz olan dünya hayatını muhabbetleri sebebiyle ahiret üzerine tercih ederek heva-i nefsaniyelerine tabi olmaları, kendilerinin küfür üzerinde ısrarlarına ve başkalarını da küfre icbar etmelerine sebep olmuştur.
Binaenaleyh bu suretle kafirlerin iradelerini küfre sarf etmeleri sebebiyle Allahu Teala onları tarik-i necata kurtuluş yoluna ulaştırmaz ve hidayet etmez. Bu ayet-i celileden müstefad olan çıkarılan hüküm şudur: Dünya hayatına lüzumundan fazla kalben muhabbet etmenin insanın helakine ve küfrüne müeddi sebebiyet vereceğidir. İbadetten alıkoyan bağlar dörttür. Dünya, mahlukat, şeytan ve nefs. Dünyadan sıyrılmak, mahlukattan ayrılmak, şeytan ve nefs ile muharebe etmek lazımdır. Nahl suresi yüz sekiz ve yüz dokuz. Ayet-i kerimelerde şöyle buyrulmaktadır. İşte şu dünyayı ahiret üzerine tercih edenler o kimselerdir ki, Allah onların kalplerini kendi kötü tercihleri sebebiyle mühürledi ki onlar imanın sırlarını ve tevhidin kavuşturacağı saadeti anlayamadıkları gibi imanın lezzetini de tadamazlar. Kulaklarını da mühürledi ki imanın delillerini işitmezler.
Gözlerini de mühürledi ki bu alemi mükevvenata ibret nazarıyla bakamazlar. Binaenaleyh gözlerinde olan inat perdesi hakkı görmelerine manidir. İşte şu halde kalpleri hakkı idrak etmez, kulakları hak sözü duymaz ve gözleri hakkın kudretini ve birliğini görmez olan kimseler ahiretten gafillerdir. Şüphe yok ki onlar elbette ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaklardır. Lakin kalbi küfürle dolu olan için dünyada gazabı ilahi ve ahirette azabı asayım büyük bir azap vardır. Tefsir-i hacinde beyan olduğu vechile ölüm veya organlardan herhangi birinin kesilmesi gibi tehdit karşısında küfür kelimesini söylemekte kalbi muhafaza etmek şartıyla şer'i bir ruhsat vardır. Eğer söylemez de sabrederse azimetle amel ettiğinden dolayı ecir alır. Söylerse ruhsatla amel ettiğinden mazur ve mağfudur, affedilmiştir.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Sana insanların en kötüsünün kim olduğunu haber vereyim mi? Yalnız başına yiyen, arkadaşlarından kıskanıp yedirmeyen, yalnız başına sefer eden ve kölesini dövendir. Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi? İnsanları sevmeyen, insanların da sevmediği kimsedir. Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi? Şerrinden korkulan, kendisinden hayır umulmayan kimsedir. Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi? Başkasının dünyası uğruna ahiretini satandır. Sana bundan da kötüsünü haber vereyim mi? Dini kendine siper edinerek dünyayı yiyendir. Anlatıldığına göre Zülkarneyn dünyaya değer vermeyen, ölülerinin kabirlerini kapılarının önüne yapan, yerden yetişen nebatlarla rızıklanan ve taatle meşgul bir kavme rastladı ve onların reislerine elçi gönderdi. Reisleri benim Zülkarneyn'le görüşmeme ne gerek var diye görüşmekten imtina etti.
Bilahere Zülkarneyn onların yanına geldi ve niçin sizin altın ve gümüşünüz azdır diye sordu. Bizim aramızda dünyaya talip olan yoktur çünkü dünya hiç kimseyi doyurmamıştır. Bu yüzden biz ölümü unutmamak için ölülerimizin kabirlerini kapımızın önüne yapıyoruz. Sonra bir kafatası çıkardı ve bu halkına zulmeden ve dünya malını cem eden toplayan meliklerden birinin başıdır. Allah onun ruhunu kabzetli de onu seyyiatından başka bir şeyi geri kalmadı dedi. Tekrar bir başka kafatası çıkardı ve bu da adil ve müşfik bir melikin başıdır. Allahu Teala onun ruhunu kabzetti de onu cennetine yerleştirdi ve derecesini yükseltti, yüceltti dedi. Topluluğun reisi bu defa elini Zülkarneyn'in başının üstüne koydu ve senin başın bunlardan hangisinden dedi. Zülkarneyn ağladı ve eğer benimle arkadaş olmayı arzu edersen memleketi aramızda taksim edelim ve vezirliği sana vereyim dedi. O da: Heyhat yazık dedi.
Zülkarneyn niçin? Dedi. Çünkü halk mal ve mülk sebebiyle sana düşmandır. Benim dostlarımsa beni kanaatim sebebiyle sevmektedirler. Lun Şirevan bir gün avdayken beraberindeki arkadaşlarından ayrıldı ve yolu bir bahçeye vardı. Orada bulunan bir çocuğa bana bir nar verir misin dedi. Çocuk da verdi. Sonra Nuşirevan narın tanelerinden bolca su çıkararak susuzluğunu giderdi ve bu hal onun hoşuna gitti. İçinden, Bu bahçeyi sahibinden alırım diye geçirdi ve tekrar bir nar daha istediğinde bu defa aldığı narın suyu az çıkınca çocuğa bunun sebebini sordu. Çocuk da herhalde Melik zulme meyletti dedi. Bunun üzerine Melik tevbe etti ve tekrar bir başkasını isteyince birinciden daha iyisini buldu. Çocuk bu sefer umulur ki Melik tövbe etmiştir dedi. Nuşirevan bu hadise ile zulümden intibaha geldi ve ismi adaletle baki kaldı.
Nuşirevan öldüğünde tabutuyla memleketin her tarafında dolaştırılırken bir münadi şöyle sesleniyordu. Kimin bizden hakkı varsa gelsin alsın. Üzerinde bir dirhem bile hakkı olan hiçbir kimse bulunamadı. Anlatılır ki halife mebmun halka hitap ediyordu. Gözüne bir sinek kondu ve onu eliyle kovdu. Sinek tekrar tekrar geldi durdu. Hatta Memun hutbesini kesmek zorunda kaldı. Vaktaki namaz kılındı. Me'mun mu'tezeli fikirler de Basralıların şeyhi Ebu Huzeyley'i çağırttı ve ona: Allah sineği niçin yarattı? Diye sordu. Ebu Huzeyley, zalimlerin kibir kanatlarını indirmek için dedi. Memnu da: '' Doğru söyledin.'' dedi ve ona hediyelerde bulundu. Zulmedilen kafir bile olsa zulümden kaçınmak lazımdır çünkü mazlumun duasına icabet olunur. Hikaye olunur ki zalimin birisi bir saray yaptırır ve hiç kimseyi kendisinin bu sarayına yaklaştırmaz. Kimin gözü bu saraya takılacak olursa onu öldürür.
Böyle bir uygulama içindeyken ona bu hususta vaz etmek üzere köyden bir adamcağız gelir fakat o onun bu uyarısına hiç aldırmaz. Nihayet o salih zat memleketinden çıkar ve penceresiz kamıştan bir kulübe yaptırır. Kendini Allahu Teala'ya ibadete verir. Zalim melikin arkadaşları sarayında huzurunda bulundukları bir anda Melekü'l mevt Azrail güzel görünüşlü genç bir adam suretinde gelir ve bu sarayın etrafında dolaşmaya başlar. Başını kaldırıp saraya bakınca melikin nedimlerinden bazısı ey melik biz sarayın etrafında ona bakıp dolaşan bir adam görüyoruz derler. Bunun üzerine kral başını uzatıp bakar. Bu adam ya delidir ya garip kimsesizdir ya da yolunu şaşırmıştır. Fakat onu çağırayım ve öldüreyim der. Adam çağırılıp getirildiğinde onu öldürmek üzere kılıcını kaldırınca Melekü'l mevt onun canını alır ve Melik cansız yere düşer.
Sa'd Bin Abdülaziz'in Rabia bin Zeyd'den o da Ebi İdrisil Havlanî'den o da Ebi Zerre Cündeb bin Cünade radıyallahu anh'dan rivayetine göre Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allahü Teala'dan rivayet ederek şöyle demiştir: Ey kullarım! Zulmetmeyi kendime haram kıldığım gibi onu sizin aranızda da haram kıldım. Dolayısıyla birbirinize zulmetmeyiniz. Ey kullarım, benim doğru yola sevk ettiklerimden başka hepiniz yolu şaşırmışsınız. Dolayısıyla benden hidayet isteyin ki sizi doğru yola hidayet edeyim. Ey kullarım. Benim doyurduklarımdan başka hepiniz açsınız. Dolayısıyla benden yiyecek isteyiniz ki sizi doyurayım. Ey kullarım. Benim donattıklarım müstesna hepiniz çıplaksınız. Dolayısıyla giydirmemi isteyiniz ki sizi giydireyim. Ey kullarım, gece gündüz günah işliyorsunuz. Halbuki ben bütün günahları yarlı yiyorum. Dolayısıyla bana istiğfar ediniz ki sizi mağfiret edeyim.
Ey kullarım. Bana zarar vermek elinizden gelmez ki bana zarar verebilesiniz. Bana menfaat vermek elinizden gelmez ki bana faydanız dokunabilsin. Ey kullarım. Sizden evvelkileriniz ve sonrakileriniz, insiniz ve cinniniz en muttakilerinizin kalbini taşısanız bu iş benim mülkümü artırmaz. Ey kullarım, eğer sizden evvelkileriniz ve sonrakileriniz, insiniz ve cininiz facir birinizin kalbini taşırsanız bu da benim mülkümden bir şey eksiltmez. Ey kullarım, eğer evvelkileriniz ve sonrakileriniz insiniz ve cinniniz bir yerde toplanıp benden hacet dileyecek olursa ben de herkesin hacetini yerine getirsem bu benim mülkümden ancak iğne denize daldırıldığında eksilttiği kadar azaltır. Ey kullarım ancak sizin amellerinizi saklar, sonra hiç eksiksiz olarak ecirlerinizi veririm. Şu halde bir kimse iyi amel işlemişse Allah'a hamd etsin.
Eğer başka türlü ise kendisinden başka kimseyi levm etmesin, kınamasın. Ebu Said diyor ki: Ebu İdris bu hadisi rivayet ederken diz çökerdi. Ahmed bin Hanbel Hazretleri'nden rivayet edildiğine göre Şamlıların rivayet ettikleri arasında bundan daha şerefli hadisleri yoktur. Allah Celle ve Ala hazretleri Muhammed aleyhisselama Miraç gecesinde buyurdu ki: şunlar ümmetine ihsan ettiğim nimetlerimdendir: bir. Çok günaha düşmemeleri için onların ömürlerini kısa ettim. İki. Kıyamet gününde hesaplarının güç olmaması için mallarını az takdir ettim. Üç. Kabirlerinde bekleyişlerinin uzamaması için onları ahir zaman ümmeti yaptı. Rivayete göre Allahu Teala Miraç gecesinde Habibine buyurdu ki, ey Ahmet, yumuşak elbiselerle, güzel yemeklerle ve cinsi mukarinetle ziynete meyletme. Çünkü nefs her kötülüğün barınağıdır.
O öyle kötü arkadaştır ki her ne zaman sen onu taata zorlasan o seni günaha sevk eder ve ibadetlerde sana muhalefet eder. Denilmiştir ki: Şu on grup mağrurlardandır. Birincisi Allah'ın kendisini yarattığını bildiği halde ona ibadet etmeyen, ikincisi Allah'ın kendisini rızıklandırdığını bildiği halde ona güvenmeyen, üçüncüsü dünyanın geçici olduğunu bildiği halde ona itimat eden, Dördüncüsü, kabrin kendisinin menzili olduğunu bildiği halde onu imar etmeyen. Beşincisi, ölümün kendisine ulaşacağını bildiği halde ona hazırlanmayan. Yedincisi. Varislerinin kendisine düşman olduğunu bildiği halde onlar için mal toplayan. Sekizincisi. Sıratın kendisini ateşe düşürecek yer olduğunu bilip günahını hafifletmeyen. Dokuzuncu cehennemin facirlerin yurdu olduğunu bildiği halde ondan kaçınmayan. Onuncusu cennetin iyilerin yeri olduğunu bildiği halde onun için amel yapmayan. Küfür dört vecihtir.
Küfürü inkar. Allah'ı tanımamak ve bunu dille itiraf etmek. Küfürü'l cuhud: Kalp ile Allah'ı tanımak fakat ikrar etmemek. Yani bilerek inkar. İblis'in küfrü gibi. Nitekim Allahutaala o bildikleri Kuran onlara gelince onu inkar ettiler buyuruyor. Küfrü inat kalben inanmak fakat lisan ile ikrar ve itiraf etmemek. Ebu Talib'in küfrü gibi. Nitekim o şöyle diyordu. Şüphesiz ben bildim ki Muhammed'in dini dünyada insanların dinlerinin en hayırlısıdır. Kınanmaktan ve ayıplanmaktan korkmasaydım beni o dinin içinde bulurdun ve dördüncüsü küfrün nifak dil ile ikrar edip kalp ile itikat etmemektir. Sevgili Nevişlerimiz İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Salliü Sirrahü'l Aziz'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden dünya sevgisine dair bir sohbeti aktarmaya veya sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bir sonraki programımızda bir başka konuda tekrar buluşmak umut ve arzusuyla. Sultanü'l arifin Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici