İbadet ve taatte olan kimselerin özellikle üzerinde durduğu, riayet ettiği, uygulamaya çalıştığı güzel bir haslettir. Minbadi'ye değil-ferrail ve içtine bil meharim başta farzları yerine getirip haramlardan kaçındıktan sonra, işe yaramayan sözler, bize ahirette faydası olmayan, kabirde faydası olmayan, huzur-u ilahide bizi mahcup düşürecek olan konuşup görüşmelerdir. Boş, faydasız sözlerdir. Ve Cenab-ı Hakk'a mani olan, onunla kuracağımız ilgiye mani olan tüm engelleri kaldırmaktır. Dünyaya aşırı hırs ile, işte şu da olsun, bu da olsun, daha da bir varlık sahibi olalım endişesinden kendimizi kurtararak azı ile yetinmektir. Elimizde ne varsa ona hamdetmek ve şükretmek. Enem içinde sıkıntı içinde olan kimseleri gördüğümüz zaman bu duygu insanda hasıl olur. Bir tanesi anlatmıştı. Yavrum diyor, yakın komşuda yemek yerde, daha yavruydu, küçüktü.
Eve geldi, evdeki sofradaki tabakları kaldırdı, diyor. Neden böyle yaptın deyince demiş ki yarı yanımızdaki komşu sadece bir ekmek lokum onunla yenmez. Peynir olur, zeytin olur bunların hiçbirisi yok. Sadece bir vakum nereden buldularsa onunla karınlarını doyuruyor. Hanımı ağlarmış, dermiş ki pazara girer, sadece bir patlıcan alırdı. O da ucuz olduğu için. Hani bunları görüp gözetmedikçe imanımızın tat ve lezzetini alamayız. Artık bir Arakan'ymış, Suriyelesiymiş, hele şu daha yeni haberler Filistin'deki durum, tahammül edecek gibi değil. İşte bu sızı günümüzde tamamen yerleşirse bu imanın tat ve lezzetinden gelir. Yoksa yillardan beri zaten böyle olup gidiyor deyip sanki Karadeniz yağmurlu, işte Doğu Anadolu'da kar var der gibi aldırışsız olursak bu bir müminin şiarı özelliği olamaz. Bunları gördüğü zaman insan ne yapar? Kanaat eder.
Bunları gören, Suriye'yi gören kardeşlerimizden biz diyorlar eve girdik, kapıyı açtık, Allah'a bir hamdettik. Çünkü kapıları yok. O yetim yetimağın. Şimdi düşünün bir çocuğun arzularını düşünelim, o da bir başkaları gibi eğlenmek ister. O da annem ve babam demek ister, anne baba yok, yetim öksüz. Bazen görüyoruz geldikleri zaman varlık içerisinden çıkmışlar. Bunlar ülkemize sığınıyorlar. Baktığı zaman eve bizim de böyle koltuklarımız vardı, bizim de böyle eşyamız vardı diyorlar. Şimdi bu çok ağır olur. Allah'a şükür ki, ensarla muhacirini gören, bu ayet-i celile yaşanacak olursa ne yapılır? Bize bu kadar yeter, infak edelim yolunda Mevla'nın denir. Mürşid-i kamilimiz Konya'da Tahir hocamızla bir anlaşma yapmışlar. Bakın anlaşmanın şartlarını.
Üstadımız buyurmuş ki yetecek kadar evimizi geçindirebilecek kadar yiyeceğimiz, içeceğimiz neyse artık, bunun dışındakileri Allah yolunda harc edelim, diyor. Kendilerinin dokuz yüz yetmiş beşte bir numune hastanesinde şeker çok yüksek çıkıyor. Efendimizin şekeri öyle bal yedi, tatlı yedi, ondan sonra şırali yiyeceklerdi bilmem filan, onlardan değildi onun hastalığı. Bakın hastalığını anlatayım ben mürşidi kamilimizin. Mesela bazen görüyoruz şeker hastalarını, hurmayı diyor iki tane diyor iftarda kaçırdık, şekeri gitmiş yukarılara diyor. Bak efendimizin şekeri neyden yükseliyor? Numune hastanesinde şeker çok yüksek. Beş yüze yakın. Orada bütün hayret ediyorlar doktorlar. Bir gurur oluşturuvermişler diyabet bölümünde. Diyorlar ki nasıl merdivenleri çıkabildim? Çıktı. Çok sağlıklı, güzel de konuşuyor. Allah Allah diyorlar. Meğer İstanbul'da Sami sultanımızı ziyaret etmişler.
Ziyaretinde o derecede olan şekeri o derecede olan kimse komaya gider. Bir kısmı komaya gider. Efendim bir su okur musunuz? Biiznillahi Teala o okumalarıyla ayakta kalıyorlar. Orada kendisine yakın bir kimse sonra üstadımızın bambaşka da bir feraset ve aklı var. Bak bunu izleyelim biz. Bir feraset var. Orada parlamenterlerden birisi yaşlı. Üstadımızın mübarek eline kapanıvermiş. Oradaki hastane personelleri bir araya gelmiş. Demişler ki bu nasıl bir iş? Saçı hocamızın saçından daha beyaz, daha yaşlı. Nasıl oldu da genç olan bir zatın eline kapandı? Bunu bir türlü halledememişler. Demişler kendisine soralım. Gelmişler hocam bir şeye şahit olduk, bir türlü de gönlümüzü oturtamadık. O yaşlı zatısının elimizi niye öptü? Bakın akla ve fikre, anlayışa bunu kaybetmeyelim. Sami Sultanımızda yine en kötüye en güzel muameleler olurdu. Bak görüyorum, buraya bir yabancı girecek olsa böyle bakılıyor.
Yahu seslenmeyin. Bir daha adam gelmez buraya. Günahkar bir kardeşiniz olarak girerken haya ederim girerken buraya. Arkada oturanları gördün mü geçerken böyle haya ederim geçerken. Keşke derim arkalarından şöyle geçsem. Bakın ifadesi şu, bir türlü anlamazlar bunun demesi. Bu milletvekillerinden biz de nüfuzlu bir kimseyiz. İşte bir yere işaret edersek çok insanlar orayı desteklerler. Bu da milletvekili olduğu için bizlerden oy alacak. Ha hocam öyle miydi diyorlar. Bakın size bir şey anlatayım. Bundan çok sıkıntı duyuyoruz biz. İki tane hoca hacca geliyorlar. Sami sultanımızın dervişlerinden bulunanlar var. Biliyorlar ki o hoca Sami Efendi hazretlerine çok muhalif bir hoca, ikisi de, iki veya bir. Diyorlar ki ne yapalım, buna biz hizmet edelim. Hizmet ederken ne yaparken? Bir tanışma paslı oluyor. Siz kimsiniz? Biz Sami Efendi hazretlerinin evlat Allah Allah diyor.
Demek böyle miydi diyor mübarek Efendi hazretleri. Sungur saygı duyuyorum. Yine bir şeye şahit oldum, bir kurumdu. Orada bir tanesi çok aksi muamelede bulunuyor. Hep ters, hep ters. Biri dedi ki efendim onun kolayı var dedim. Ters mi dedi. Onun kolayı var bizden, çok hürmet edeceğiz dedim. Onun kolayı efendimiz de kaynağı sallallahu teala aleyhi ve sellem ve ahsin men esa ileyh, kötülük edene iyilik edin. Bir yer diyeceğim inşallah çıkaramazsınız. Üstadımıza bir yerde vaazlarını yapıyor, nasihatlerini yapıyor, dini bütün meselelerini öğretiyor. Köy bütün muhabbet içinde yalnız üç kişi var ki zehir zemberek. Onlar kötülük mü gördü? Yok. Çok, muhalifler. Onlardan bir tanesi Allahu alem hata olmasın çünkü yıllar geçti, oğlu askerden gelmiş, üstadımız duymuş bunu. Böyle bir izin almak istiyor askerlik şubesinden.
Askerlik şubesinin reisi de mürşid-i kamilimizle çok alakalı Mustafa Sinan Sinop'ta anlattığım çok eski, yetmiş seneye yakın Allahu alem. Şimdi üstadımız haber aldı ya, şimdi bu on gün olsun bir izin alalım diyor, mürşidimize de gelip diyemiyor. Efendimiz gizlice askerlik şubesinin reisine diyor ki, ne yaparsan yap buna on gün izin ver, çünkü üstadımız seviyor o, niye seviyor onu da anlatacağım inşallah. On gün izin ver bununla aramız sütliman olsun. Alıyor, tabii duyuyor kim tarafından alındığını, hep efendim, efendim saygılar içerisinde. Böyle yumuşatıyor. Üstadımızın yudum yudum içtiği sularla temin ettiği ihvanı biz Resulü Ekrem efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem muamelesinin dışında bir muamele ile kaybetmeyelim, kazanalım. Bak o memleketten olanlar var oturuyor, yüz elli tane gencim var şahıs. Buraya askerlik şubesine gelmiş, hemen araştırmış.
Çok da sıkı bir zaman, idari noktadan sıkıntılı bir zaman. Demiş ki burada şeyh var mı demiş. Hacı Hasan efendi var demişler. Aman varayım bir duasını alayım o zatın. Gelmiş, efendim niye geldim biliyor musunuz? Buyurun, ben Sivas'ta görev yapıyorum. Görev yaparken orada bir kimseyi böyle araştırdık ve bize müsaade edildiği için onun evini barkını çantasını aradık. Çünkü bize öyle haber verildi, aradık baktım ki bir devrat ders kağıdı çıktı. Baktım istiğfar var, tevhid var, salatü selam var, böyle yazılı, yazılı adetler belli. En altına da bir not düşmüş derdim. Eğer bu derse riayet edersen Alaya illiyyine yükselirsin. İsmail Abbas Hazretlerinin toprakla. Haki denir ya Rahmetullahi Rahmetenvasiaha. Eğer yapmazsan esfel-i safiliğine düşersin. Böyle alay almış. Sen bilirsin insanın yükseğe çıkacağını, aşağıya ineceğini. Bu gece yatıyor bir el boğazına yapışmış, ümüğünü sıkıyor.
Bizim verdiğimiz dersle alaya alliyine çıkılır mı çıkılmaz mı? Tam terin içerisinde kalmış, gülecek. Şimdi biz buralardan geçelim, burada bizim demek istediğimiz kötülük edene iyilik etmek, mürşidimizin çok kurutmayalım diyeceğim. Başka ne diyeyim? O bu kadar hizmet etti. Ne yapalım o zaman? Derhal toplanıp ne yapacaksak birer birer alakadar olalım. Efendim bu pandemiden neden? Çok kolay. Şimdi online sistemi üzerinden konuşuluyor da görüşülüyor da dersler de yapılıyor. Hiç kendimizi tembelliğe atmayalım. Bir ara camilerde namaz kılınamıyordu. Belki de bilmiyoruz nasıl olacak. Yükselip geliyor tabi. Şimdi serbestleşti dediler. Birileri dedi ki camiler dolar içimden. Çünkü bu tecrübeyi geçirdik bir isimle. Dedim yok bundan ders alacak bizde emin olun iki ise üçe varmadı. Hani bize ders olmalı bu hastalık nerede ders olması mangalı alıp yukarılara gidemedik, eğlenemedik vesaire.
Ha ne olur yani mevlamıza bir dönüş olmuyor mu oluyor elhamdülillah ama bunun artması gerekir. Çünkü Nur suresinde Cenabı Hak eyyühe müminune la allekum tühlihun tubu lillahi cemi an. Topunuz birden bulunur. İbadet taatlerde toplu olarak ifade edilir. Mesela cemaatle namaz aynen öğünedir, cihat öğünedir vesaire. Saatler hep birlikte yapılır. Topluğun bizi değiştirmesi lazım. Aynen onun gibi teravih namazı da evlerde kılınacak deyince sizden evvel görüştüğüm iyi bir fıkı alimiydi. Biz bak başkasının demiyoruz. Kendimize yakın insanlarımızdan bile ağladı mübarek zat. Ne bu demek dedi. Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mübarek ayakları şişiyordu bu ne demek. Gerçekten öyle, gerçekten öyle. Efendimizin şiirinde var. İçinizden çıkıp hem gideceğim diyor. Kimseye diyecek sözüm kalmadı. Hal zaten çıkmış da. Çıkıyormuşmuş.
Sami Sultanımız, inşallah orada buyurun onların cezasına katlanan Allah derecenizi yükseltir diye. Çünkü o derecenin yükselmesi iki şekildedir. Bizim gibi insanların gördüğü sıkıntı mükefffirattır, keşke onu öyle bir şey yok. Mükefffirat, günahlarımızın bağışlanması. Bir de mücazat var. Mücazat, gecesi artıyor. Buradan üstadımız Sami Sultanımıza gidiyor, Kardes Allah'ın Resulü. Giderken tabii devrin Biz böyle olduk, Allah bizleri ıslah etsin. Allah bizi ıslah etsin. Giderken Esadiy erbili Hazretleri hep hatırına geliyor. Böyle devamlı da hutur edince, hatırlarına düşünce, kendi kendine Allah Allah bunun sebebi nedir diyor Sami Efendi Hazretleri zamanın hutbul aktabbı. Neden Esad Erbili Hazretleri görünüyor diye. İstanbul'da var diyorlar. Kocam Mustafa Paşa da zaten yerleri de oradaydı, orada. Burada kelami dergahı var. Yanında da bir yatır bulunur.
Çok uzun, şimdi girsek anlatmak da bitmez o. Kelami dergahının hatırası bitmez. O zaman birinin sözünü birisini alıp diğerini terk etme gibi olur ki bu da yakışık almaz. Varıyorlar orada sohbet için etrafını toplanmışlar. Esad Erbili Hazretleri'ni anlatıyor. Bir yere geliyor, diyor ki o Cenabı Hak'tan şehadet istedi. İfadeyi şöyle versen kurtulursun Esad efendi deyince Mustafa Paşa o. Mustafa Paşa diyor, çekil aradan. Şimdi bakın bir ahdine bakın. Allah bizi ıslah eylesin Allah, bizi ıslah eylesin Allah Celle Celalühü. Çekil Mustafa Paşa, benim Allah ile bir arzum var, şehadet istiyordum o nasip oluyor. Hiç ölümden neden çekinme yok. Onlarda öyle bir Mevla'ya yakınlık var ki zaten kavuşuyor ona. Kavuşmuş sadece bir odadan diğer bir odaya geçiş, hadis-i şerifte belirtildiği üzere sallallahu aleyhi ve sellem, o kendisi şehadet istedi deyince torunlarından olan zat mübarek eline kapanıyor.
Efendim bizi aldattılar, diyor. Deden büyük bir insan olsaydı idam olmazdı, zehirlenmezdi. Demek Rabbimiz ona mükafat ihsan ediyor, kendisi şehadeti istemişti. Sonra Sami Efendi Hazretleri ile buluşuyor. Bakın öyle bir ayar ki, inşallah tanımaya çalışırız, inşallah. Efendim öyle bir tespit buyurmuş ki, ayarlayan Sami Efendi Hazretleri, kalpte Sallallahu sırra buyuruyor ki, ismini vermeyeceğim de onun için duruyorum, biliyorum ismini biiznna Teala. Esadi Erbili Hazretlerinin torununu ikna ettiniz mi Hasan efendi diyor. Ayarlayan o biizn. Demek ki hastalıkların iki şekli, birisi mükeffiraat, günahlarımızın bağışlanması. Ki bizim şikayetlerimiz göklere çıktı. İkincisi de mücazat, Rabbimiz katında derece ve makamları yükseliyor onların. Çok olmasındansa elimize ne geçiyorsa ona razı olmak. Bu gut dediği böyle yiyeceği kadar.
Nasıl geçinebiliyorsa işte peyniri, zeytini, ekmeği neyse artık bunun da hayatını devam ettiriyor, yetecek kadar. Ve buyuruyor eğer başınızı sokacak bir eviniz üstünü üstünüzü örtecek bir elbiseniz ve karnınızı doyuracak kadar yiyeceğiniz varsa daha ne istersiniz? Buyuruluyor. Diğer Hadis-i Şerifler de var bu usta. Ve ihtiyaru'l fakr alelgine, ihtiyareen. Zenginliktense hakirliği ihtiyar etmek. Neden? Şükrünü eda edememekten dolayı. Eğer Allah'ımız lütfeder, ihsan eder de yolunda sarf edersek Aliyyü'l Ala olur. Efendimiz aleyhissalatu vesselam Ashab-ı Güziğine, Muhacirîne bir vazife verdiler. Otuz üç Sübhanallah, otuz üç Elhamdülillah, otuz üç, o otuz dörttedir. Biz otuz dördü ondan sonra yapılan dua diyorduk, otuz dörtte geçiyor. Allahu Ekber diyor.
İşte bu okunacak olursa insan için dünya ve ahirette bahtiyardık olacağını, işte zenginlere tamah etmeyin, bunu okuyun, Allah'ımız size çok büyük ecir ve mükafat verir buyuruyorlar. Sonra Ashab-ı Güzin efendilerimiz Aleyhisselatu Vesselam Efendimize geliyor. Diyorlar ki Ya Resulallah zenginler duymuş, onlar da bunu okuyorlar, bu Allah'ın bir nimetidir buyuruyor. Zenginlik de Allah'ın bir nimetidir. Çünkü dinin kıvamı ayakta durması zenginlerinde cömertliği iledir. Ve mücanebetü'l kesra, azdıracak şekilde olmasından kaçınmak. Ve italu'l curaleşeb, dokluktansa açılı tercih etmek. Mesela diyoruz ki evimizde sabah sahurda istediğimiz gibi sofra olmamış, bugün herhalde zorlanırız demeyin, demeyin buyuruyor. Çünkü aleyhisselatu vesselam Efendimizin arpa ekmeğiyle karnı doymadan bu alemden çekip git. Dahasına bugünü tahammül etmez. Artık büyüklerimizden duyardık midelerine taşlar bastıklarını.
Hatımetüz Zehra radiyallahu anh annemizin halinden şikayet etmiyor da halini Efendimize arz ediyor sallallahu teala aleyhi ve sellem ve kendileri üç gün üst üste su ile iftar ediyorlar. Bunu düşünen bir kimsemiz tabii ki çoğuna meyletmeyecektir. Medine'de şöyle bir hadise oldun. Bunu cemaat öncülerinden davet edildiler bir yere. Biz de bulunduk. Fakat konuşmalar Medine-i Münevvere'ye uygun değildi. Her yerden bir ses çekiyor. Sonra Medine'de bulunan çok kıymetli bir zat Meşşai-i kiramdan o teşrif buyurdu. Böyle yan yana da oturduk beraber denk geldi. Tam diyecektim buyurun bir nasihat edin dinleyelim, hayırdır sözler olsun diye gemiye kalmadı cebinden bir dosya kağıdı çıkardı. Yanında olduğum için görüyorum, dosya kağıdının üzerinde Muhammed yazıyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Etrafı çevrilmiş vaziyette, konuşmaya başladı eslamle. Bu Ayet-i Celile-i Cemileyi okudu.
İşte onlar yeme arzuları olduğu halde miskine, fakire, yoksula, yetime, esire ikramda bulundular diye Fatımaüzzehra radiyallahu anh annemizden bahsettiler. Tabii cemaatte bambaşka bir özellik de hasıl oldu. Velgali lu alel kesir. Böyle çoğuyla kafamızı ve gönlümüzü meşgul etmektense ağzıyla Allah'ımıza hamd olsun demektir. Misaller çok. Yani günümüzde olan hayırlı kimselerden misaller pek çok geçmiş tarihten derseniz, bir Musa Aleyhisselam'ın hali Musa Aleyhisselam. Biliyorsunuz, Medyen'e geldi, bu devrinde bulunan zalimlerin cezasından dolayı. Geldi Kuran-ı Kerim'de gece Kasas suresinde şimdi orada çok yorgun bir şekilde geldi. Zaten bir topluluk hasıl oldu. Dediler ki, işte bu çocuğun ölümüne vesile olan Musa'dır. İşte bunun ortadan kaldırılması lazım. Bunu birileri haber verdi. Bir gece çekti gitti, Gitti. Orada biliyorsunuz yorgun bir vaziyette bir ağacın gölgesinde oturuyor.
Sonra iki tane kız çocuğu ama edep erkan dolu. Hayalı diye zaten Kuran-ı Kerim'de geçiyor. Böyle hayalı, utanarak geldiler. Bu bize çok güzel bir misal. Gençlerimize Musa aleyhisselam'ın o edebi, erkanın ahlakı, kadınlar için de Şuayb aleyhisselam'ın kızları. Dediler abi biz bir türlü diğer kimselerin arasına giremiyoruz. Bu bir iffettir işte. Bir kız çocuğunun bir kadının iffeti erkeklerin arasına giremiyor. Biz dedi koyunlarımızı sulayamıyoruz Onlara yardım ettik. Güçlü kuvvetti elhamdülillah. Sonra babalarına dediler Kuran-ı Kerim'i anlattım, bizni teala ücretini vermek için davet etti. Bakın Musa Aleyhisselam'ın o edep, o erkan, o ahlak kız çocuğunun böyle rüzgarın tesiriyle biraz eteğini rüzgar kaldırıyordu. Peygamber ahlakı bu. Dedi ki sen geride kal, bana tarif et. Sağa, sola. Böyle dedi ben giderim dedi.
Asıl işin en önemli noktası şu Şuayb aleyhisselam orada yemek hazırladı günlerce aç Musa aleyhisselam aç buyur etti yeme Musa aleyhisselam yemeğe oturmadı Neden oturmuyorsun deyince, ben Allah için bir hizmette bulundum. O hizmetin bir karşılığı olur diye deyince, Şuayb aleyhisselam bu, peygamber aleyhisselam dedi ki bu bizim bir ikramımızdır. Ancak öyle oturdu günlerce aç. Bu işte, aşırı tercih ediyor. Böyle nefsimize uyarsak olur, uyarsak hep yükselmek. Hep yükselmek. Beni nasıl tarif edeyim? Anlaşılıyor tabii. Her yerde kendimizi ileride görmek. İleride görmek böyle değil de tevazulu olmak. Sami Efendi Hazretleri'nden anlatıldığına göre ondan bir misal vereyim. İnşallah Allahu Teala. O Medine'de o bizim bulunduğumuz bir topluluk gibi diyemem. O müstesna kutbul aktabtır o.
Şimdi Meşşai-zam çeşitli beldelerden, Diğer Arap ülkelerinden de gelmişler, Türkiye'den de var toplanmışlar, herkes kendisini tanıtıyor. İşte birine geliyor ben Rufai şeyhiyim diyor. Birisi ne geliyor, Kadiri diyor. Bir diğerine Ceşdi'dir, Gülşani'dir, Karabaşidir, Bayramidir, Sinanî'dir dolu. Söylüyorlar Sami Efendi Hazretlerine gelmiş, Kaddafi Sallallahu Aleyhi Sır'a. O da en aşağıda oturuyor, en aşağıda oturuyor. Fakirul hakir diyor. Fakirul hakir, Mahmut Sami Ramazanoğlu fi İstanbul veya Adana, bütün meşayık ayağa kalkıyor. Efendim, tasarrufatı altında bırakan siz miydiniz bizi diyorlar. İşte edep bu, işte ahlak bu. Asır bir sultan, asır bir sultan. Şimdi rabıta diyoruz da rabıtada evet dikkat edeceğiz. Onların mübarek şeklini hatırlamak bile insana huzur verir. Bunun yanında asıl edepleri, ahlakları bir aynileşme var.
İnşallah rabıta ile bir aynileşme hasıl olursa ondan sonra onlar ileriye götürecek zaten. E yani onların işi kendi üzerlerinde bırakmak değil. Çünkü Muhammed Bahaeddin hazretleri sohbetindeydi. Bir tanesi bayılır gibi olunca bizi bırak Allah'a dön dedi. O zaman Allah'a dönmüyor mu? Dönüyor. Ama bir vesileler var. Direkt dönüşü temin etmiştir. Ve bellül ce böyle varlık sahibi olmak, üstün makamdır. Nedir? Onlara hiçbir meyli yok. Onlara hiçbir meyli yok. İşte üstadımız, devrinde milletvekilliği. Milletvekilliğinde eğer bir taraf bir oy fazla alacak olursa diyelim sekiz tane milletvekili çıkarıyor. Sekizli de o taraftan. Üstadımız hazretlerini koyuyorlar, diyorlar Hasan efendi münasiptir. Aman o olsun. E bir tanesi demiş ki bana ver Hasan efendi. Benim böyle bir gönlüm, böyle bir arzum, gönlümde yoktur demiş. Siz yapın.
Kendisine burada Sami Efendi hazretleri, Kaddesesullahü'sr'a görev verdiği halde bir liste çıkarmış. Efendim şu şu şu şu isimler daha layıktır. Biz hizmet edelim, onlar bizim üstazımız olsun diyor. Şu ahlaka bakalım. El fakru fakri değil de nedir o? Resulullah'ın mübarek ruhaniyetinden geliyor. Zaten nesli patidir. Hanı, kemiği, eti. Bunun yanında asıl edebinden geliyor. Bu güzellikten doğuyor. Bunun edebinden doğuyor. Mühim olan bu. Edeplerinden doğacağız. Ahlaklarından doğacağız. Şu bizim biçimsiz hallerimiz geçsin. Sinüsün demiyorum kendimi tabi hasnif, katiyen haya ederim size. Şöyle Alal olalım. Bak Recep'te bir değişiklik olacaktı bizden. Şaban-ı Şerif'te daha bir güzel değişiklik. Ramazan-ı Şerif tarif edilmiyor. O değişiklik çok zaman alır. Efendim burayı bitiremeyecek mi acaba? Ve şefkat alakalı. İnsanlara şefkatli olmak ve büyüğe ve küçüğe saygılı olmak.
İhtiyaç zamanında bir başkasını kendisine tercih etmek. Yani dünyadan yeme içme bunların hiçbirini düşünmüyor. Dinim diyor başka bir şey demiyor. Ve Cenabı Hakk'a karşı güzel zan İbadet ve taatte ihlas üzere olmakta bir gayret ve çaba ve teveccühu ilallahi teala Allah'ımıza yönelmek ve'l ingutau leh, ona gönlümüzü, her şeyimizi teslim etmek ve'l akufu ala belaih ve rruda ankadaih Öyle ki Rabbimiz'ın kapısında sabırla, sebatla, süpünle şikayet etmeden razı olarak beklemekten ve sabrı ala devamül müceahede ve muhalefeti'l heva nefsani arzulara karşı çıkarak devamlı nefsimizle mücahede içerisinde olmak. Efendimizin sağ olsun göz açıp yumuncaya kadar bundan daha az bir zaman da olsa beni nefsime terk etme edebine uyarak ve mücane vel muhalifet-i lehe nefsimizin arzu ve isteklerini kırmaktır. Cenab-ı Hak yolunda daim kılsın.