Biz bir ders okuyoruz. Elhamdülillah, mübarek bir ders okuyoruz. Öyle bir mübarek ki bu ders, hep iç alemiyle alakalı. Zaten dışın temizliği içle içinde temizlik olmaz da dışın da olmaz onun. Biz insanlara da şahit oluruz bakarız. Ne deriz? Adamdan bir doğru hareket meydana gelmiyor. Bu nerede olsa bir sıkıntı. Bir yazı okudum. Bir kimsenin giymiş olduğu potin mi diyeyim buna, nasıl diyeyim, böyle bir ayakkabı. Bu her yerde başa bela olmuş. Öyle bir yazmışlar ki, mesela su kanalları kapanmış, onun potini midir ona ne diyeceğiz? Ayakkabı denmez, ayakkabı kapatmaz pek. Bir çobanın çizmesi gibi bir şey. Orayı kapatmış. Sonra, af buyurun, af buyurun, kanalizasyon kapatmış, daha sonra elektrik direğinde sıkıntı meydana gelmiş. İki tel birbirine bağlarmış. Cereyan gelmiyor, meğer bunun giymiş olduğu potinmiş. Onu atmışlar, her yerde sıkıntı.
Eğer gönlümüzde huzur olmazsa her yerde sıkıntı olur, düzelemeyiz. Bunun için Mürşid-i Kamillerimiz beş yüzünü dıştan, beş yüzü içten diyor. Boşuna dinmiyor bu. Biz burada ne yapacağız? İşte bunu verdiler. Neden bu hasıl olmuyor diye bir gayrete gireceğiz. O gayrete girersek Cenabı Hak lütfeder, Bak yine mürşid-i kamilimiz ne kadar güzel söylemiş. Letaif dersini alan, mahzun olma geri kalan, riyakarlar bela bulan, yokluğa atılmak lazım. Burada Tombak'ta Hacı Ahmet Efendi çok duyulan bir kimse. Böyle duyardık. Duyma değil, bir gördüğünüz zaman onu anlardınız Rabbimizin izni. Şöyle, bakışları bir derin. Ondan sonra ahır. Öyle bir gülmene sadece bir tebessüm. Konuşmaları bütün ölçülü. Hali durumu belli ediyor zaten. Siz onu gördüğünüz zaman bu gerçekten değerli bir kişi diyebilirdiniz. Bağda çalışır, bahçede çalışır, tarlasında çalışır, geçimini temin etmeye çalışır helal yoldan.
Bunu bakarsınız üniversitede profesörler gelir dizinin dibine oturur Hacı Ahmet Efendi. Otururlar. Sonra bakarsınız bir müessesenin müdürleri gelir oturur. Timur taşı uçarak kadar geldiler, oturdular dizinin dibine. Dediği söz şu, demiş ki biz de okuduğumuzu zannettik.