Bismillahirrahmanirrahim, İbrahim aleyhisselam, onu Cenabı hak korumuş, muhafaza etmiş, ateşte yakmamıştır. Muhammed Bahaeddin Hazretleri, Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimizin bütün sünnetlerini yerine getirdim ama o bir defasında ekmek yaptı demiş. Hamuru yoğurmuş, yoğurmuş. Böyle bir sac. O günkü usullere göre şimdiki gibi tüp gazlar yok, hava gazları yok, ne bileyim doğal gazlar yok. Odun kömür neyse kömür olmaz odunun üzerinde bir ocak bir türlü pişiremiyorlarmış pişmiyor halbuki hamur hemen pişmesi lazım mübarek eli değdiği için bir türlü pişiremiyorlarmış burada Sami Efendi Hazretlerinin, Kaddafi Allah'a sohbet oldu Erenköy'de Başka bir yer de olabilir ama bir salondu, sığmadı. Oraya cemaat sığmadı. Hatta biz dizimizin birini koydu, birini koyamadık. O kadar kalabalık. Kendileri teşrif buyurdu ama bir kutbul aktab gelen bir selamladı.
Esselamü aleyküm es deyip diyor ama şu ciğerlerin ateş gibi yanıyor. Onun selam vermesi gönlüne huzur getiriyor. Onu yaşıyorsun. Esselamu aleyküm esselamu aleyküm diye girdi. Oturdu sadece bir kitaptan okundu. Hazreti Halid radiyallahu anh, Hazreti Muaz radiyallahu anh, böyle ashabı cüziğinden okundu. Dırrar ibni Ezber radıyallahu anh, çok oldu bu anlattığım size. Okundu, kendisi selamlayıp çıktı. Ondan sonra üstadımız mübarek elini kaldırdı hacasını efendimiz. Bir dakika dedi cemaat olduğu gibi durdu. Zamanın kutbul aktabının eline eli değenleri cenabı hak yakmayacaktır dedi.
Amma ahma bir cemaat karıştı beni şimdi o semenderi size söyledim bu hayvana ateş yakmıyor bu bir hayvan Allah'ımız bize misal olarak gösteriyor bir kere diyeceksiniz ki madde nasıl yanmıyor o bir kere madde değil onun maddesi de mana olmuştur bir kere hep dersleriniz olsun otuz üç istiğfar otuz üç tevhid otuz üç sallallahü vesselam virdi olmayanın vürudu olmaz denir Yani vird evrad eskar aldığımız derslerimiz. Vürüt nedir? Kalbe olan doğuştur, manevi bir doğuş. Mesela üstadımız bize kitap açar, hiç kitaptan okumazdı. Gönlüne doğar oradan konuşurdu. Mesela sıddık-ı Azam radıyallahu anh diyor ki ya rabbi vücudumu öyle büyük öyle büyük ki hiçbir kimse yanmasın. Bunu niye söylüyor? Çünkü onun vücuduna ateş yaklaşamıyor sırat üstünden geçerken bile cüz ya mümin fakat atfaa nurukellehe bin mümin sırattan tez geç. Zira senin nurun benim narımı söndürecek diyor.
Bizim nurumuz narımızı söndürsün. Nasıl olacak? Belki konuşmamızın en önemli noktası ana fikri diyelim bu olsa gerek. İmanımız öyle parlasın ki iman nasıl parlar? İbadetle. İbadetimiz öyle parlasın ki nasıl olur? İhsanla. Ahlakımız öyle güzel olsun ki Muhammedi olmakla Sallallahu Aleyhi ve Sellem nefis bizi yakmasın. Nefsani arzular bizi yakmasın. Şeytanın aldatması bizi yakmasın, dünya muhabbeti yakmasın, kötü niyetli insanlar yakmasın, hep Rabbi Zülcelal'imiz böyle nur içinde kılsın. Bugün sabah doktorlarda bulundum. Böyle bir ışık lambalar yanıyor. Lambanın vücuda zararlı olduğunu söyledim. Dedim bu lambalar vücuda bile zararlı. O da ilmi olarak izah etti. Bir elektriğin insan vücudundaki zararlarını. Yani Cenabı hak, Kuran-ı Azimüşşan'da gece sizin istirahat yeriniz diye buyuruyor. Demek istediğim burada şu konuşuldu konuşuldu konuşuldu, sonunda bir noktaya gelindi.
Tabii bu özel bir husus, insan vücudunda yapımızda mevcut olan su, hava, ateş, toprak bunun dozajını çok iyi bir ayarlayabilmek. Mevlana'mız bunu demiri ayineleştirmek diye söyler ki nur olur. Orada görüşmeyi müteakip bizi bir dert aldı doktor kardeşimiz dedi ki Keşke şimdiki aklım benim daha evvel olsaydım Çünkü dedi zihnen Rabbi Zülcelal'imizin eserlerini görür oluyorum. İbrahim Aleyhisselam'ın özelliği denince herhalde o yanma mahsusunda bitmez o. Vücudunu nur olmuştur ki İbrahim Aleyhisselam'ın yok Sıddık Azam onunki nur olduğu gibi Sıddık Azam Radıyallahu Anh'ın vücudun cehennemi doldursun, hiçbir kimse yanmasın bunu boşuna söylemiyor. Nur olmuş çünkü yanmaz o. Mümin sırattan geçerken tezgah ya mümin zira senin nurun benim narımı söndürecek ateşimi söndürecek. Şimdi de söndürür. Kalbimizdeki hayvani duygu ateşlerini söndürür. Öyle olur ki Rabia tül Adeviye annemiz neden Rabia oldu?
Üstadımızın zevce-i muhteremeleri Meryem annemiz ve onun kayınvalidesi olan Aişe annemiz neden nur olmuştur? Bir kere Cenabı Hakk'a öyle yakınlık temin etmiş ki Meryem annemiz boş bir anne değildi o. Çok mübarek bir anneydi gerçek anneydi. Bütün nur etmişti vücudunu Allah'ımızın zikriyle aşkıyla muhabbetiyle. Ondan dolayı Hasan-ı Basiler bile Katesallahu Sare kapısına geliyor, ya Rabia deyip ilmi münazaralar yapıyorlar Cenabı hakk'ın aşkından ve muhabbetinden konuşuyorlar. Nur olmuş. Mesela burada İstanbul'da Hacı Fatma annemiz var. Mihrim Valide'miz onunla görüşmüş, görüşmüş. Pardusünü arzu etmiş. Yani bana bir bereket olsun diye o da kalbim bilmiş bir isimle kızım şu boyun kısmı biraz eski ama alın demiş.
Hediye etmiş giydiği zaman tartamamış tartamamış üstadımıza demiş Efendimiz Hazretleri de bir kadın elbisesi olduğu için kollarımı girdiremem demiş yalnız üzerime at atınca secdeye kapanır gibi oldum dedi bir kadının Allah aşkıyla yanan bir kadının elbisesine bile tahammül edilemiyor. Bizim yapacağımız aldığımız bu evrad ile tarif ettim. Vücudumuzu nur haline getireceğiz. Kalbimiz nur olursa vücudumuzda nur olur. İbrahim Aleyhisselam'ı anlamak bu şekilde olur. Onur ile bir görüş var, bir de beyinle görüş var. Bak size, size üç görüş anlatacağım. Bir, duyularla, duyularla bir meseleyi çözme var. Nedir duy? Dokunma, ah dokunma. Nedir? Bu sert geldi bize, sert bir cisim. Bir de akilla bunu bilme var. Çünkü hayvanlar ancak duyularıyla bilir. Mesela bir yerden geçse diyelim ki bir yiyecek onu koklar, koku alma duyusu ile koklar, eğer uygun görmezse yemez onu.
Fakat aklen yahu bu yolda bir başkasının da yiyeceği olabilir düşüncesiyle vazgeçemez. Çünkü akıl yok. Akilla hissedemiyor ama insan ne yapar? Aklı ile bilir. Arifani İlahi ne ile bilir? Allah'ın dostları ne ile anlarlar? Onların anlayışı ise, onların anlayışı ise kalpleriyledir. Burada İbrahim Aleyhisselam'ı işlediniz. İbrahim Aleyhisselam'ı nasıl işleseydik biz esla ilahe illallah nasıl ki hayvana akilla hareket etmeyi ya bu yolu kirletiyorsun herkes geçiyor yapma bunu bir haktır bir hukuktur yolunda edepleri var bunu anlamaz bin yıl anlasa anlamaz şimdi Arifani ilahinin Allah dostlarının da kalben hissiyatını duymasını ve bilmesini bizim hissiyatını duymasını ve bilmesini bizim gibi insanlar bin yıl anlatsan bilmez. Çünkü aklıyla hareket ediyor. Aklın aklın artık vahyin ölçüsü içerisinde olduğu gibi derinleşmek suretiyle kalbi oluşunu anlamak çok zor zor. O hale gelmez.
Rabbimiz buyuruyor. Şüphesiz bu söylenen de nedir o söylenen? Allah'ımızın ayati ilahiyyesi ayetler Kuran azimüşşan kalbi olan ve şuurla kulak tutan kimse için uyandıracak bir ihtar vardır. Ancak kalbi olanlar anlar. Bu. Biz anlamaz mıyız? Şimdi İbrahim Aleyhisselam'ı okudunuz, nice talim ettiniz. Bunu ne yaptık biz? Aklımızda. Ama bunun ne olması gerekiyor? Gönülle olması. Onun için bakın İbrahim Aleyhisselam Rabbimizi bulurken böyle akıl yürüterek bulmuştur derken Rabbimiz onun gönlünü nasıl açmıştır? Diyeceksiniz ki burada akli olan yönden ziyade kalbi olan nedir? Böylece biz İbrahim Aleyhisselam'a semavat ve arzın arzın semavat ve arzın sırlarını gösterdik. Bak sırlarını gösterdik. Niçin? Yakin kelimesi var ya hani bunu bizzat yaşayarak imanın tat ve lezzetini gönlünde hissederek yakin ve kesin bir inançla, kesin bir inançla Halıkı Lemyezel ona göstermek suretiyle inananlardan olsun.
Ama inananlardan olsun derken, liev kune minel muginin. Bu yıkan, bu kalbindir. Mesela imanda ne var? İman, dil ile ifade etmek. La ilahe illallah Muhammedün resulullah. Ama bunun kalbi yönü nedir? Marifetün bir kalp. Allah'ımızın varlığını Celle Celalühu, kalben hissedebilmek, kalple. Şimdi bak, çalışıyorsunuz biliyorum. Dikkat edeceğimiz nedir? Kalbi yön. Bu yöne ağırlık vereceğiz. Bu yöne ağırlık vereceğiz. O da evrad ve ezkarımızda bilhassa rabıta olacaktır. Şimdi İbrahim Aleyhisselam akıl yürütmek suretiyle bu akıl bizim bildiğimiz şekilde akıl değildir. Bu akıl bu akıl Allah'ımız tarafından güçlendirilen basiretle beraber yürünen bir akıldır basiret nedir basar görmek demek basiret kalp gözlerinin açılması demek Allah'ımız onun Semavat ve arzın esrarını gösterdik.
Eğer bu inançta böyle bir kalbi yön olmasa efendimizin de davetinde desem Basiretle Allah'ın yoluna davet ediyorum buyuruyor. Basar göz basiret basar sadece şu başın görmesi. Basiret gönlün görmesidir. Ne yapmıştır? Burada En'am suresinde yetmiş beş. Ayeti celileden itibaren devam eder. Yıldızı gördü. Ay'ı gördü. Güneşi gördü. Doğup batan benim rabbim olamaz dedi. Bakın kalbi yöne İslam'a. Ben Tevhid inancı üzere, inancı üzere semavat ve arzı yaratan Mevla-yı Zülcelal'e yönümü çevirdim diyor. Bu sadece fiziki olarak değil, kalbi olarak ruhu zaten peygamber o. Biz İbrahim Aleyhisselam'ı böyle anlayacağız. Münip mesela sıfatlarından İbrahim Aleyhisselam'ın mübarek vücuduna ateş tesir etmedi. Nemrud onu ateşe attığında Allahu Teala'ya Rabbi Zülcelal'imiz Ey ateş İbrahim üzerine Aleyhisselam serin ve selamet ol.
Eğer burada Ala harfi ceri olmasaydı İbrahim üzerine dinmeseydi hiçbir ateşin yakma özelliği kalmazdı. Ala harfi cerine sadece İbrahim Aleyhisselam ve İbrahimi ahlakı elde eden kimseler de müstesnadir. Cansız olan parça parça edilmiş ve parçaları ayrı ayrı yerlere konmuş olan dört kuş. Bunlar bunu anlatamazsınız siz. Bu kuşları her bir kuş bir huyu ifade eder. Oradaki kuşlar bu da ayrı bir konu. Onu ifade eder. Bunu ayrıyeten incelenir, ele alınır. Ayrı ayrı yerlere koşmuş, koymuş. İbrahim Aleyhisselam çağırması üzerine yeniden dirilmiştir. Bunu ne için yapmış? Eshabü'l-liyyatme inne kalbi Kalbim mutmain olsun diye. Bakın hep gönülle alakalı. İbrahim Aleyhisselam'ın taşlar kömür gibi yanmıştır. Mucizesi olarak taşlar. Rivayete göre İbrahim Aleyhisselam Şam tarafından hicret ettiğinde çayırlık çimenlik bir yerde konaklamış. Orada yakacak bir şey bulamamış.
Buldukları az bir şeyle ihtiyaçlarını karşılayamayan ahali durumlarını İbrahim Aleyhisselam'a anlattı. İbrahim Aleyhisselam taşları toplattı ve kömür gibi yaktı. Bu mucizeyi gören pek çok kimse iman etti. Ala suresine bakacaksınız. Esselamü. Bu Ayet celle petrol anlatır. Bu Ayet celle İbrahim Aleyhisselam'ın nasıl ki o taşları yakarak bir kömür gibi kömürün yanması gibi olmasını da ifade eder bir manaya göre. Yırtıcı hayvani hayvanlar İbrahim Aleyhisselam'la beraber giderler ve dile gelerek gayet açık bir şekilde onunla konuşurlardı. Bir defasında hanımı Hz. Hacer ve oğlu İsmail'le görüşmek ve onları ziyaret etmek Mekke'ye gitmişti. Şam'a geri dönüşünde birçok yabani hayvan İbrahim ile beraber yürüyüp onunla açıkça konuştular. Sami Efendimiz hazretleri, Gatdesallahu sırra bu Bursa'da İnegöl'de Mübarek bir zatı ziyarete girerler, girdiler.
Gittiklerinde, gittiklerinde oraya varır varmaz bütün arabasının etrafını koyun. Geçin, nek, merkep, at, hatır ne kadar hayvanat varsa etrafını çevirdiler. Sanki üstadımız hazretlerine hoş geldin dediler. Ayrılırken de aynı. İbrahim aleyhisselama mucize olarak, Evliyaullah'a da keramet olarak demek ki bunlar zuhur ediyor. Daha anlatırım ama bitmez. İbrahim Aleyhisselam duvarların ve dağların arkasında görürdü. Bu mucizesi Mısır'a gittiğinde zevcesi Hazreti Sare'ye musallat olmak üzere. Zamanın kralı firavun Hazreti Sare'yi sarayına alınca İbrahim Aleyhisselam dışarıdan içeriyi seyretmiş, Sarayın duvarları ona cam gibi olmuş. Bir türlü firavun ona yaklaşamamıştır. İbrahim Aleyhisselam'ın bastığı taşın üzerinde ağaç bitip yeşermiştir. Bu istek dine davet ettiği bir beldenin ahalisinden gelmiş. Duası üzerine mucizeyi göstermiştir.
İbrahim Aleyhisselam oturduğu yerden güzel kokular yayılırdı. Şimdi İbrahim Aleyhisselam, Hacer validemizle biliyorsunuz İsmail Aleyhisselam Mekke'de kaldı, kaldı. Kabe'nin yanında hadise uzun kaldı. Ziyaretlerine gitti. İsmail Aleyhisselam evlenmiş. Eve geldi, hanıma sordu. Nasıl geçiniyorsunuz? Ne olacak dağın başındayız, bulabilsek yiyoruz. Aç ve bir ilaç burada bulunuyoruz dedi. Dedi İsmail'e selam söyle, kapının eşiğine değişsin. Geldi İsmail aleyhisselam. Hanım dedi, evde bir koku duyuyorum. Güzel bir koku hissediyorum. Nedir bu? Bir yaşlı pil geldi dedi, beğenmiyor. Yaşlı pil geldi. Ne yaptı, ne dedi? Kapının eşiğine değilsin. Tamam, senin işin tamam. İkinci bir gelişinde buyur efendim buyur efendim hürmet izzet ikram nasıl geç elhamdülillah efendim bereketler yağıyor, huzur içerisindeyiz. Siz oturun şimdi İsmail aleyhisselam gelir, selam söyle kapının eşiğine sahip olsun.
Geldi koku hissediyorum dedi, mübarek bir saf geldi İbrahim etsin, gel dedi. Ne dedi? Kapının eşiğine sahip olsun. Bunu güzel kokusu için arz ediyorum. Cenabı hak yolunda daim ve kaim eylesin. Aleyhissalatü vesselam efendimizin ruh tayibelerine ehline ashabına peygambere nizam ve piran nizam ve bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.