İbrahim Aleyhisselam'ın Manevi Yolculuğu ve Kalp Selâmeti
İbrahim Aleyhisselam'ın Manevi Yolculuğu ve Kalp Selâmeti kaydında Geçen günlerde bir kardeşimiz İbrahim Aleyhisselam hakkında soru tercih etti. Kuran Azimüşşan'da İbrahim Aleyhisselam'ın ismi çok geçiyor dedi. Bu nedendir? Eğer bir emir çokça ifade ediliyorsa onun azametinden, onun öneminden ve şiddetinden dolayıdır. Mesela Kuran-ı Kerim'de namaz hakkında sekseni geçkin Ayet-i Celile var. Bunun yanında…
İbrahim Aleyhisselam'ın Manevi Yolculuğu ve Kalp Selâmeti ne anlatıyor?
İbrahim Aleyhisselam'ın Manevi Yolculuğu ve Kalp Selâmeti kaydında Geçen günlerde bir kardeşimiz İbrahim Aleyhisselam hakkında soru tercih etti. Kuran Azimüşşan'da İbrahim Aleyhisselam'ın ismi çok geçiyor dedi. Bu nedendir? Eğer bir emir çokça ifade ediliyorsa onun azametinden, onun öneminden ve şiddetinden dolayıdır. Mesela Kuran-ı Kerim'de namaz hakkında sekseni geçkin Ayet-i Celile var. Bunun yanında…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Geçen günlerde bir kardeşimiz İbrahim Aleyhisselam hakkında soru tercih etti. Kuran Azimüşşan'da İbrahim Aleyhisselam'ın ismi çok geçiyor dedi. Bu nedendir? Eğer bir emir çokça ifade ediliyorsa onun azametinden, onun öneminden ve şiddetinden dolayıdır. Mesela Kuran-ı Kerim'de namaz hakkında sekseni geçkin Ayet-i Celile var. Bunun yanında cihada dair dört yüzün üzerinde Ayet-i Celile var. Bunlar çokça geçmesi, riayet etmemiz ve dikkat etmemiz gereken, üzerinde hassasiyetle durmamız icap eden konulardır. İbrahim Aleyhisselam'ın da çok geçmesi elbette ki burada sıraladık. Onun başından geçen hadiseler ve hayatındaki mücadeledir. Bakın o mücadelelerden bir tanesi, Bakara suresinde iki yüz elli sekizinci ayet celle, sonra. Nemrut hükümranlık yapıyor ya, Allah kendisine hükümdarlık verdi diye, onun bahşettiği zenginlik ve güçle şımarıp azgınlaşıyor. Halbuki şükretmemiz gerekir.
Allah'ımız hükümdarlık veriyor ve bunun yanında mal mülk veriyor. Allah'ım layık değildim ama lütfettin, ihsan ettin. Acaba elim altındaki insanlara adaletle hükmedebilecek miyim, etmeyecek miyim? Ya Eba Zer iki kişi de olsa onlara baş olma, hakla hukuk vardır diye buyuruluyor. Bir aile reisi olarak düşünelim. Bir camide imam olarak düşünelim. Bir müezzin olarak düşünelim, bir hatip olarak düşünelim, bir mahallenin muhtarı, bir beldenin kaymakamı, diyelim bir vilayetin valisi, milletvekili, bakanı, başbakanı, velisi, cumhur olarak düşünelim artık. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ın Fırat kenarında bir keçinin köprüden geçerken ayağının takılmasını bu Ömer'den sormazlar mı dediği gibi, mesela Medine-i Münevvere'de kendisi halkı teftiş ediyor. Gece vakti bir evden ses geliyor. İşte Ömer'in diyor Allah belasını versin. İçeri giriyor, Tabii araştırıyor.
Neden böyle söyledin deyince diyor ki bizim halimize neden vakıf değil, bizim derdimize neden deva olmuyor. Anne çok uzak bir yerde bulunuyor. Siz de onun bulunduğu çevrede değilsiniz deyince bizim halimizi sormayacaktı da neden başımıza halife olarak seçildi deyince Hazreti Ömer radıyallahu anh ağlamaya başlar. Hangi bizim idarecimizde bu var diyemiyorum elhamdülillah. Onlar da buna dikkat ederler. Öyle bir yarışa girme değil. O zaman biz hep bunu düşünürüz. Derim ki ya Rabbi, daha çok genç insanımız bile illa ben de bu görevde bulunacağım. Evet, bulunacaksın ama sen rüştünü ispat edebildin mi? Seni idare edebilir misin? İnsanların hakkını, hukukunu gözetebilecek değerde misin? Bu değerde miyiz bunu düşüneceğiz. İlla ben, illa o eskiden köylerimizde muhtarlık için Allah korusun köy birbirine girerdi. Bazı köylerde ölüm bile vuku bulurdu. Halbuki bizim düşüneceğimiz şu olacak.
Diyelim ki yüz hane, iki yüz hane, beş yüz neyse, Ben bunların idaresinde bulunacağım ama haklarını gözetebilecek miyim? Bu olmalı. Hiç bu düşünme yok. Gelip oraya oturacağım. Oraya oturduk haydi. Güzel ama onun bir mesuliyeti yok mu? Hazreti Ömer Radıyallahu Anh Efendimiz biraz yaşı ilerleyince elini Rabbi Zülcelal'imizin arşına açtı. Dedi ki ya Rabbi kemiğim artık incelmeye başladı. Eğer irademde bir zayıflık olursa, hata edecek olursam beni bağışla ya Rab diyordu. Biz bunu düşüneceğiz. Nemrut hiç bunu düşünür mü? Zaten müşrik. Allah'ımız kendisine hükümdarlık verdi diye onun bahşettiği zenginliği ve güçle şımarıp azgınlaşıyor. Halbuki o zenginlik şükretmemiz için Allah'ım hiçbir şeyimiz yokken sen ihsan ettin, ikram ettin. Ben de Kasas suresinde buyurulduğu üzere Cenabı Hak size nasıl ihsan etmiş de, etmişse siz de insanlara o şekilde ikramda bulunun. Bu.
Hep bunlardan edineceğimiz ders nedir bizim? Bak şu ortaya çıkıyor. Çünkü olumsuzlukları burada konuştuğumuz zaman Ne biter ne tükenir. İşte ne desek orada hatamız çıkacak, kusurumuz çıkacak. En güzeli kitabı kelime bakıp ona göre hareket edecek. Başka çaremiz yok bizim ve bunlar bizim beynimizi karıştırır. Kalbimizi değiştirir. Hiç gerek yok bunlara. Biz kitabı Kerim'e uyacağız. Kendimizden bir fikir beyan etmiyoruz. Sadece Arifani İlahi efendilerimiz, peygamberlerimiz sallallahu aleyhi ve sellem, sonra Meşayızam, Ulemai Kiram ve büyüklerimize nakiller yapıyoruz. Yoksa biz haddimizi aşmış oluruz o zaman. Kendimizden bir beyanı ancak Kuran ve sünnet-i seniyyeye muvafık bir şekilde söyleyebiliriz. Azgınlaştı. Sonra Rabbi hakkında İbrahim Aleyhisselam ile tartışmaya başladı. İbrahim Aleyhisselam dedi. Dedi Rabbim öldürür ve diriltir. İki tane mahpus kişi vardı. Cezaevinden çıkardı.
Hüküm giymiş. Onların birisini öldürdü, hiç çekilmiyor. Bir halk var, hukuk var. Haksız yere bir adamın canına kıymak bu İslam'da olur, bu dinde, imanda, kitapta olur. Başka ne de olacak ki? Haksız yere bir adamı öldürmenin muhallet, final olacağını bilmiyor. Ebedi ateş eğer kıtalin helal olacağını bilecek olursa, yoksa büyük günah sahiplerinin için ebedi ateş denmez bizim mezhebimize göre. Fasıktır. Onu helal itikat etmediği müddetçe ebedi olmaz tabii ateşte kalması. Öldürdü, kolay. Onun için bir şey yok ki. Neleri çağrıştırıyor bunlar da sükut ediyorum? Sanki kolay. Hiçbir bunun cezası yokmuş gibi. Bir tanesini de dedi bak sağ bıraktım. İbrahim Aleyhisselam'a Cenabı Hak'ın vermiş olduğu o nübüvvet, o risalet, o peygamberlik gücüyle bakın ne diyor. Dedi ki Cenabı Hak güneşi doğudan zuhur ettiriyor. Her taraf aydınlanıyor.
Haydi sen de batıdan getir deyince, Tebrihitelle dediği kefaret kafir şaşa kaldı. Buna karşılık İbrahim Aleyhisselam onunla kısır tartışmalara girmeden, peki Allah güneşi doğudan getirir. Hadi sen de kayıtsız şartsız itaat edilmeye layık bir otoriteysen onu batıdan getirsene deyince şaşırıp kaldı. İbrahim Aleyhisselam'a verecek hiçbir cevap kalmadı. Burada İbrahim Aleyhisselam'ın net ifadelerini görürsünüz. Kuran-ı Kerim'de nettir, ifadeleri. Öyle detaylara inmiyorum. Kesin ifade buyuruyor. Allah Celle Celaluhu hakikati bile bile reddeden zalimler toplumu doğru yola iletmez ve ondan sonra Ayet-i Celil'e işte bir memleketin yıkıldı, daha sonra bu nasıl bir ihya olunacak deyince bu ayrı bir konu. Halık'ımız, Halık'ımız, Celle Celalü, böyle bir Uzay Aleyhisselam'ın merkebi, o da yüz sene kadar bir müddet içerisinde yiyecek ve içecekleri de var. Cenabı hak mahvetti. Sonra da ihya etti.
Merkeb'in tabii kemikleri kalmıştı. O yiyecekler ise hiç bozulmaz. Yüz sene geçiyor ama, yüz sene geçiyor. Ne kadar bir zaman deyince, deyince bir gün ve bir günün çok azıdır dedi. Halbuki yüz sene geçmişti. Ne kadar bir müddet oldu? Bir gün ve bir günün biraz azı. Halbuki yüz sene Mevlamız yüce kudretini gösteriyor. Merkebi böyle kemikleri ortaya çıkmış. Yiyecekleriyse hiç bozulmamış. Bunu görünce bakın ne diyor. Allah. Bütün bunlar ölüp gitmişken Allah hepsini yeniden ne zaman, nasıl diriltecek acaba deyince Allah onu derhal öldürdü ve yüz yıl sonra yeniden dirilterek söyle bakalım, sence ölü vaziyette kaç yıl kaldın diye sordu. O da olsa olsa bir gün ya da birkaç saat kalmışımdır deyince Cenabı Hak buyurdu. Hayır, aslında yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine baksana.
Daha bozulmamış bile yiyeceği ve içeceği şu sıcak mevsimde bir gün dışarı, dışarıda kalacak olursa buzdolabında veya korunacak yerde de defreezelerde vesairede kalmayacak olursa hemen bozuluyor. Bu da şu etleri çürümüş, kemikleri dağılmış. Merkebine bak. İşte bütün bunlar seni insanlığa sınırsız kudretimizi gösteren bir ibret belgesi kılmak için yaptık. Şimdi o çürümüş kemiklere bir bak. Nasıl onları üst üste yerleştiriyor, sonra da üzerlerine et giydiriyoruz. Nihayet ölüm ötesi hayat ile ilgili hakikat ona iyice belli olunca evet artık çok iyi biliyorum. Buyuruyor ya. Kesinlikle anladım ki Allah'ın her şeye gücü yeter. Şimdi hastalıklar da bunu gösteriyor. Başımızdan geçen bütün hadiseler. Daha sonra İbrahim Aleyhisselam gerçekten müstesna bir peygamberimizdir. Buyuruluyor Esselamü.
Diyor ki hani bir vakit İbrahim Aleyhisselam ey Rabbim ölüleri nasıl dirilteceğini bana bir göstersen demişti. Rabbimiz gale evelem tü min. İnanmadın mı yoksa? Gal bela hayır ya Rabbi. Velekin liyatma inne kalbi kalbim mutmain olsun, inanıyorum daha kuvvetli bir inanç için. Bizim bu tespitlerimizde İbrahim Aleyhisselam hakkında Kuran-ı Kerim'de geçen ayetlerde de var. İnşallah ifade etmeye çalışırız. Şimdi öyleyse buyurdu Cenabı hak, dört tane kuş yakala ve onları iyice kendine alıştır. Sonra onları kesip parçalara böl ve her bir parçasını birer tepeye bırak. Ardından da onları çağır. Allah'ın izniyle hepsi dirilecek ve uçarak sana gelecekler. Şunu iyi bil ki Allah sonsuz kudret ve hikmet sahibidir dedi. Artık o kuşların diğer tefsirlerden eden uzun uzun izahları var. Her birisi nefsin bir huyu olarak ifade edilir, anlatılır. O da esrarıdır. Bitmez ve tükenmez.
Zaten İbrahim Aleyhisselam hakkında biz binde birini ifade edebiliriz. Mesela ayet celileler geçiyor. Bu ayeti celileleri böyle tam inceleyerek ele alsak hiçbir şey konuşamayız. Mesela hak yolunun taraftarıydı. Şimdi İbrahim Aleyhisselam inşallah Kuran-ı Kerim'deki beyanlar da söylemeye çalışalım. Esselamü ve inne min şiatihi le İbrahim. Şüphesiz İbrahim Aleyhisselam Nuh Aleyhisselam'ın dininde idi. Onun izinden gidenlerdendi. Ne demek bu? Tevhid inancı üzereydi. Her şeyde Cenabı Hakk'ı birliyordu. Sonra hak din üzere olanların, inananların da babasıdır Rabbimiz Esselamü. Millete ebiküm İbrahim. Ayet numaralarını diyeyim isterseniz. Baştaki okuduğumuz Saffet Suresi seksen üçüncü Ayet celle, bu da Hac Suresi yetmiş sekizinci Ayet celileleri, belki bakarız, araştırırız. Cenabı hak onu millete ebiküm İbrahim, tıpkı babanız İbrahim'in aleyhisselam tevhid dininde olduğu gibi.
Sonra acele acele geçiyorum, izahına girmeden fazla. Cenabı Hak onu dost edinmiştir esamle. Ve tehaezallahü İbrahime Halil'la İbrahim Aleyhisselam'ı dostluğuyla yüceltip şereflendirmiştir. Yani rızasına ve yakınlığa erdirmiştir. Nisa Suresi yüz yirmi beş ayeti. Asıl söyleyeceğim husus şu idi, semavat ve arzın esrarına vakıf kılınmıştır. Şimdi bir sineğin dahi esrarı anlatmakla bitmez. Bir karıncanın dahi binlerce çeşidi var. Bir ara ele almıştık, çözülecek gibi değil ve Allah'ımızı öyle zikrediyorlar ki o mahlukat bir defasında Ali Kerem Allahü ve Celle efendimiz nasıl olduysa karıncaya basmış. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyurdular, semada iki gündür yas var ya Ali diye. Öyle bir gözyaşı döktü, öyle bir ağladı ki Hazreti Ali Kerim Allah ve celle, o Rabbımızı zikrediyordu diye. Şimdi ne diyoruz? İmanımızı ya Rabbi taklitten tahkike çıkar. İşte İbrahim Aleyhisselam.
Biz göremez miyiz? Velayet ölçüsü içerisinde, biz de semavat-ı arzın sırlarını görürüz ama nerede? Bu yaşantıyla nerede? Şimdi gelirken diyordum, bak oturup kalkıyorsunuz insanlarla hiç Allah'ımızdan, peygamberimizle konuşan var mı? Virüs şöyle, virüs mü? Evet, Allah'ımız daha biterinden muhafaza buyursun. Bunun yanında ne virüsler var bizim kötü ahlak virüslerimiz? Kesin bilgiyle Hakk'a yakın inananlardan olması için. Biz bunu işte İbrahim Aleyhisselam'ın devrinde böyle olmuş, İbrahim Aleyhisselam böyle yaşamış, ta asırlar öncesi değil, bize ışık tutuyor bunların hepsi. Nasıl olmamız gerektiğini ve esrarına erimemizi, bak gözü bağlı geliyoruz biz şu anda. Gözü bağlıyız şu anda. Evet. Bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur buyuruyor Cenabı Hak suresinde. Şimdi bu göz zahiri olan şu dünyayı görüyoruz. Ama ne Melekut, ne Ceberut, ne lahut, niye göremiyoruz?
Daha Ceberut, lahut, melekut dursun, eşyanın bir sırrı bizde zahir oluyor ve bir sudaki Allah'ın Esrarı. Daha neler neler. Bitmez ve tükenmez. Bitsek ne olur? Bir hacda hocamız, bunu çok söylerim, bir dua etti. Duasında şunu söyledi. Kendisi biliyor veya bilmiyor bunun anlamını, söylediğinin hakikatini inşallah biliyor. Dedi ki biz dedi, peygamberimizi görseydik Sallallahu Teala Aleyhisselam imanımız daha bir başka olurdu. Çok doğru söyledi. Onu görmek ne demek? Her gören de değil. Bunu unutmayalım. Onu görmek bütün vücudu değişir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'i görenin kalktığı zaman bütün hücreleri, vücudu değişir onun. Neye değişir? Nura dönüşür. O zaman Rabbimize olan teslimiyeti, bağlılığı, efendimizin sünnet seniyyesini yerine getirmesi çok müstesna olur. Evet.
Kesin bin hile hakka'l yakin inananlardan olması için göklerin ve yerin muhteşem yaratılışını, esrarını ilahi hıkranlığı, gök ve yerin işleyiş disiplinli, asli düzenli, rububiyet ve uluhiyet, asıl ifade edilen bu burada. Rububiyet ve uluhiyet ne demek? Mülkiyet ve tasarrufu kainatta Allahutaala'nın tasarruf ve hakimiyeti. Ancak ona ibadet edilmesi, çünkü karşısında bir güç olamaz. İlmiyle, iradesiyle, kudretiyle, duymasıyla, görmesiyle, kelam sıfatıyla, hayat sıfatlarıyla eşsiz oluşu, rububiyet sıfatıyla da kainatta olan her şeyin, her şeyin müdebbiri tedbir eden, idare edenidir. Üç kişi idarede zorlanıyoruz biz. Hiç tarif edilir mi? Semavat, o kadar yıldız kümesi tarif edilmez. Galaksiler, ondan sonra yerin altında o böcekler, yerin üstündeki sürüngenler, havada uçan kuşlar, insanlar, hayvanat, bitkiler ve bütün kainat onun idaresinde Cenabı Hak. O idareyi diyor.
Nesli Pakinin müstesna oluşu. Bir önceki ayet En'am suresi yetmiş beş. Onu takip ederseniz işte yıldızları görüyor, Ay'ı görüyor, Güneş'i görüyor. İşte doğup batan benim Rabbim olamaz. Ondan sonra da Ben yönümü Allah'a döndüm diyor. Semavat ve arzı yaratan Cenabıhakk'a Hanif olarak tevhid inancı üzere ben müşriklerden değilim diyor. Bu dönüş bizim bildiğimiz gibi bir dönüş değil. Bizden istenen de budur zaten Tarikatı Aliye'de. Nedir? Kalbine dönüş. Bu namaz tatilinde de Kabe'ye dönüşte de kalben dönüş. Oruç tutarken de azalarımıza tuttururken biz aynı zamanda azalarımızı günahlardan korumak suretiyle de tutmak, bir zekatı verirken kalbin de arınması, temizlenmesi cömertliği, bir hac dindiği zaman ahiret seferinin hatırlanması, oraya hazır, hazır hazırlanması gibi, daha çok. Evet efendim, Bu ayetcenneden Nisa suresinde Eddie Dördüncü.
İbrahim Aleyhisselam'ın nesline Habibim sen de o nesildensin. Kitap ve kitaptaki bilgileri uygulanma yeteneği olan hikmet vermiş ve onlara büyük bir mülk devlet ve saltanat servet vermiştir. Çok büyük sınavdan geçmiş ve aynı zamanda bütün insanlara da imam olmuştur. Demek ki kolayına deyin. Bir sıkıntı, bir eza, bir cefadan sonra. Cefayı çekmeyen arif safanın kadrini bilmezdirler. Cefayı çekmeyen arif safanın kadrini bilmez. Vaktiyle Rabbi İbrahim aleyhisselam bazı sözlerle sınaayıp, hangisi, nedir onlar? Farz kıldığı görev ve vazifeleri en güzel şekilde yapmıştır. O bizim de emrolunduğumuz vazifeleri takatimiz nispetinde. O ne demek? Hakk'a tukati. Gerçekten, gerçekten tam manasıyla yerine getirmek İbrahim Aleyhisselam öyle yapmıştır. Sünnet olmaya kadar anlatılır. Sonra İbrahim Aleyhisselam onları eksiksiz yerine getirince Cenabı hak biz seni insanlara önder yapacağım buyurmuştur.
Daha sonra ne diyor İbrahim Aleyhisselam? Soyundan da deyince Rabbimiz, Rabbimiz vdim zalimleri kapsamaz. Ne demek bu? Yani biyolojik sebeplere dayanmaz bu. Ahlaki liyakat ister. Bu senin oğlum, çocuğum, bilmem filan, dayım, amcam demekle olmaz. Ona ehil olması gerekir. Mesela biz Sadat-ı Kiram Efendilerimizi okuduğumuzda şunu görüyoruz. Mesela Essadi Erbili Hazretleri çok genç yaşta yirmi üç yaşında intisap etmiş beş seneden sonra da hazıratımın makamına kaim oldum buyuruyor. Orada bazı eski halifelerin kırk senelik, elli senelik gönüllerine düşer. Der ki çok genç değil mi hemen nasıl bu vazifeye sahip oluyor diye gönüllerinden geçince ta'al Hariri Hazretleri bu benim emrim değildir buyuruyor. Bunlar, Rabbimizin emriyle hareket eden kimseler. Şunu hiç unutmam. Biz anlatmamışız. Bazen düşünüyorum hatırımıza çokça geliyor.
Biz hiç vermemişiz bunları çünkü efendimiz Hazretleri bir gün bize dedi ki eğer dedi benim üzerime tevdip olunan, ikram edilen nimetleri söylersen mesul tutarım seni dedi. Nasıl söyleyeyim? Daha hala etkisi var üzerimde, söyleyemiyorum. Şimdi diyebilirim, Sami Efendimiz Hazretleri kalpte Sallallahü Sırrı'a irtihal etmişlerdi. Böyle sabah kalktılar, birden ifade etti. Buyurdu ki cennetül müşahade toplantı oldu. Cennetlerin üstünde bir cennet oldu. Allah'ımızın cemalinin görüldüğü bir mekan Celle Celalühü. Mekandan münezzeh. Biz ancak böyle ifade edebiliyoruz. Orada toplantı oldu. Efendimiz Hazretleri bütün ihvanı bize tevdi buyurdu. Bizzat kulaklarımla şahidim. Biz de anlatmamışız ki, söylememişiz ki. Çünkü bizim ne bileyim, Sıddık Azam'ın dediği gibi yakînim artmaz, biz inanmışız. Öyle derdim. Bunu bir iftihar ederek değil, hamdederek söylüyorum.
Bizim dedim nefis de inandı, şeytan da inandı derdim. Yaklaşamaz bize. Elhamdülillah dedim gözlerimizle gördük. Onun sohbetlerindeki gözyaşını. Daha neler neler. Kabe'yi bina etmesi, Kabe'nin yerinin tespiti. Biz şimdi inşallah açılır da ne yapıyoruz? Adam diyor ki iki günlüğüne diyor kardeşinizle diyor yani zevcesini söylüyor, böyle bir tatil yapalım diyor. Yine de tatil yapıyor. Mekke'ye, Medine'ye girecekmiş, tatil yapıyor. O tatil Evliyaullah da hususi minarelerinde davetle başlar. Bizzat efendimiz aleyhissalatü vesselam davet eder, Cenabı hak davet eder. O davetiye şudur. Mutu kable ente mutu, ölmeden evvel ölme sırrına eren insanlar bizzat davet edilir. Bu Naci amcaydı İstanbul'da, Dağıstanlı. Üstadımıza olan muhabbeti Acasın efendimize tarif edilmez. Anlatamam. Şimdi değişik yönlere götürülür diye çekinirim.
Çünkü dinleyen kardeşlerimiz belki ilk karşılaşacaktır, özel olarak anlatırım. Hepsi bunlar şeri şerika muvaffak olan hallerdir. Bir gece diyor ben kalktım, çok ağlıyordum diyor. İçerim de ateş gibi yandı. Naciye annemiz, kendisi Naci. Naciye annemiz diyor ki, Naciye nedir bu gözyaşı? Ağlamaktan söyleyemedim diyor. Naciye Resulullah davet ediyor dedim diyor. İşte böyle girilir oraya. Bizim gibi değil, bizim gibi gitmeyin. Gideceksek Beytülmanuru tavaf değil Beytülmanur zatını ziyaret şeklinde. Zaten Sami Efendimiz Hazretlerinin İbrahim Aleyhisselam kitabından kesinlenerek söylüyorum, bir kimse hacca gidiyor, yanında çocuğu da varmış. O Beytullah'a gireceğim dedikçe Rabbimizi göreceğini düşünüyor. Çocuğun ısrarına dayanamıyor, götürüyor evladının. Kabe-i Muazzama'ya girecekler. Önde babası, arkada da evladım. Fatih Beytullah'a girer girmez arkadan bir ses duyuluyor Allah diye. Bu nedir?
Nenin nesidir diye şöyle geriye doğru baktığında bakıyor ki yavru yerde. Ruhunu teslim etmiş. O şaşkınlık içerisinde Kabe'nin bir tarafından ses geliyor. Sen Kabe'yi istedin, Kabe'ye kavuştun. Bu zatımızı istedi, zatımıza kavuştun. Budur. Bunlar için işte İbrahim Aleyhisselam. Biz izahına girmiyorum dediğim budur. Yoksa hiç anlatamıyorum. Hep mevzulara yarım yarım yarım yarım bu olsun biraz ilerletelim istedim. Esselamle. Hac suresi yirmi altı. Kabe'nin kurulacağı yeri hazırlarken hiçbir şeyi bana ortak koşma. Ortak koşulmasına izin de verme. Evimi tavaf eden, huzurumda saygıyla duran, rükua eylem ve secdeye kapananlara her emin bir şehir olur, Mekke zürriyetinden itaat eden ve peygamberler gönderilmesi Allah'ımıza niyazı tazarru pek çok İbrahim Aleyhisselam'ın.
Efendimizin bir mübarek sözü var Sallallahu Aleyhi ve Sellem, babam İbrahim'in duası, kardeşi İsa'nın müjdesi ve annemin rüyasıyım buyuruyor. Geçmiş peygamberler için İbrahim Aleyhisselam kalıcı bir değerdir. Esselamüla. Al-i İman doksan beş. Allahü Teala doğru söylemektedir. Öyleyse siz de bir tek Allahü Teala'ya yönelen İbrahim Aleyhisselam'ın inanç sistemine uyun. Dünya ve ahirette seçilenlerdendir. Esselamle. Bakara suresi ayet yüz otuz. Biz onu dünyada seçtik. Gerçekten ahirette de salihlerdendi. Allah'ımız nasıl seçiyor öyle bir peygamber ki himmeti çok yüksek. İnsanlarda değil. Rabbımızdan medet beklemiştir. Melikü'l Hak olan Cenabıhakk'a tek başına dönen bir peygamber. Çünkü kavmine peygamber olarak gönderildiği zaman babasını davet ediyor, re. Kavmini davet ediyor, ret. Bir de karşısında Nemrut gibi bir hain. Hiç onlardan çekinmiyor zaten.
O ateşe atılması noktasına niye gelemiyoruz? Çünkü bu bir senelik görüşme bu. İnşallah bir kaynak olarak söyleyeyim. Sami Efendi, KaddeSalallahu Sırrı Hazretlerinin İbrahim Yusuf Yunus ve Hud diye, artık bu kitaplar bir araya getirilmiş, özel olarak İbrahim Aleyhisselam'ı okuruz, orada görürüz. Çok güzel izah buyurmuştur. Rabbimize kendini adayan bir peygamberdir ve çok ince ruhlu bir peygamber. İnce ruhlu. Eshabülem. İnne İbrahime de evvehün halim, Tövbe suresi yüz on dört, çok ince ruhlu ve yumuşak huylu tazarru ve niyazda bulunan bir peygamberimizdir. Aynı zamanda misafirperver hiç misafirsiz yemek yiyememiştir. Hicr suresi ayet elli bir. Diğeri Tevbe suresi yüz on dört. Onlara İbrahim Aleyhisselam'ın misafirlerinden de haber ver. Aynı zamanda sadakatte de sadakatte de bir tanedir. Tevhid önderi, ahlak örneği, sözünde duran, tevhid mücadelesini tek başına yürüten bir peygamberdi.
Daha diğerlerine geçmiyoruz. Burada hep düşündüğüm şu oldu. Acaba biz bir mesaj verebilir miyiz? Çünkü önümde yine İbrahim Aleyhisselam'la alakalı pek çok notlar var. Sami Ramazanoğlu, Kaddafiımızı acaba bulabilir miyim? Bulursam oradan size arz etmeye çalışırım. Ne kadar seçkin bir peygamber olduğunu ve bundan öğüt alacağımızı, ders alacağımızı bulursam söylerim. Bulamazsam en azından bizim alacağımız ders şudur, tevhid inancı üzere olmak. Tevhidin hayatımızın, hayatımızın her anını, her anını ihata etmesidir. Evet. Ve insanları da tevhide davet etmek. Sağlam bir itikat. Farz, vacip, sünnet, müstehap bunları öğrenmek. Gereğiyle amel etmek. Nefsimizi irşad ve ıslah ile meşgul olmak. Kalbimizi tasfiye, nefsimizi tezkiye. Kalbimizi tasfiye ne demek? Arındırmak, nur etmek. Nefsimizi tezkiye, irşad ve ıslahını onu mutmainne haline gelinceye kadar gayret göstermektir.
Mutmainne haline gelinceye kadar. Neden bunu söylüyoruz? Ehlince malumdur, Mutmainne sıfatına gelmeden sizin moralleriniz bozulmasın. Amelin kabulü hususunda çok düşüneceğiz. Ehlullah'ın derdi de buydu zaten. Yaptık bir taat ama kabul olundu mu olunmadı mı diye. İbrahim Aleyhisselam'ın böyle hayatından örneklerde, nasihatlerde bulunuluyor. Mesela bir Ayet-i Celile'nin neticesinde hiç kimseye eziyet etmemek, hiçbir kimseden incinmemek, bir kimseye iyilik yaptığında ondan mükafat beklememek. Bu hangi ayet gelir nedir? Eshemle. Ayet-i celiliyle bu. Sonra İbrahim Aleyhisselam öyle bir peygamber ki tarif edemiyorum, amel ve kalbi selim talebinde bazı izahlar yapmışlar. Konu çok uzun. Halbi Selim'e gelen kimseden murat, Halbi Selim ile malını hayrata sarf ediyor.
Allah yolunda veriyor ve evladına hak dini öğreten ve hak yola irşad ile kalbi mal ve evladının fesadından salim kılan kimsedir, buyrulmuştur. Kalbi selim dininde cehaletten, dininde cehaletten, ahlakı fasiteden, kötü ahlaktan, mal ve evladın şerrinden salim ve pak olarak huzur-u ilahiye gelen kimsedir. Rabbimiz böyle istiyor zaten. Kulum bana doğruca gel, Eğri gelen erimez bana doğruluk et öylece gel. Allah bizi Celle Celalühü tertemiz gönderdi bu dünyaya. Tertemiz olarak da emanetini almak istiyor. Tertemiz kılacak ayetlerle, Hadis-i Şeriflerle, ne diyelim, emri ilahiye ile bitmez ve tükenmez. Gözümüzün ibretle bakmasıyla, ders almasıyla, şu kainatın bahar gününde öyle bir zevk için değil ki bize. Mevsimlerin bize çok büyük bir dersi var. Şu dağların yeşermesi kalbim acaba imanın, imanın kemaliyle yeşermeyecek mi?
İbadet ve taatin neşesiyle, ihlas, ihsan ve takvasıyla nura erişmeyecek mi diye düşünmeleri temin etmelidir. Evet, şu halde malını hayrata sarf ve evladını ahkam-ı diniyeyi öğreten emrazı kalbi, kalp hastalıklarını ahlak-ı zemime ve cehaletten salim olarak ahirete giren kimsenin mal ve evladından menfaat göreceğine bu ayeti celile delalet eder. Sonra kalbi selim kalbin küfür nifak ve marazlardan ve maasiden salim olmasıdır. Ebul Kasım El Hakim'e kalbi selimden sorulduğunda deminki ifade ettiğimiz hiç kimseden incinmemek ve incitmemek gibi ifadelerde bulunuyor Ve sonra İbrahim Aleyhisselam'da o okuduğumuz Ayet-i Cennet'de, linekune minel muginin, kesin bir inanç. Selim, dünya ve ahiret afetlerinden hiçbir şey karşısında teşevvüş duymayan kimsedir. Yani zihni karışmayan, bocalamayan kimsedir.
Bazılarına sadır selameti ne ile buna ulaşılır denildiğinde yakin hududunda durmakla temkin ve gazap hallerinde iradeyi terk ile cevabını verdiler. Evet. İbrahim Aleyhisselam Melekü'l mevt'e mülaki olduğunda Rabbim beni niçin dost edindin diye sordu. Ölüm meleği nasa ihsan edersin de onlardan bir şey istemezsin onun için diye cevap vermiştim. Cevap veriyor Rabbi zücelalimiz. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine, ehline ashabına, peygambere nizam ve piranizamın, bütün geçmişlerimizin, mümin ve müminatın ervahına, El Fatiha.
Kaynak: Genel
İbrahim Aleyhisselam'ın Manevi Yolculuğu ve… | Mihmandar