Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kaddesallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımıza Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirrahülazisi'in Hz. İbrahim Aleyhisselam isimli eseriyle devam ediyorduk. Bunun önceki bölümümüzde sizlere İbrahim Aleyhisselam'ın kavmi bayram yerindeyken, bir festival kutlamaları esnasındayken putları kırması ve o putları kırmakla kavmini uyarmaya çalışması konusunu aktarıyorduk inşallah. Konuyu Fahri Razi ve Hazin'in beyanları vechiyle şöyle aktarıyordu Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesullahi Sirahü'l aziz.
İbrahim Aleyhisselam'ın kavminin adetleri bayram günleri kurbanlar keserler ve taam pişirirler. İbadet hanelerine götürüp putlarının yanlarına koyarlar. Bayram mahalline giderler. Şenlik yaparlar. Sonra dönüp putlarının yanına gelip teberrüken pişirdikleri yemekleri yerlerdi. Bir bayram günü İbrahim Aleyhisselam'a bayram yerine gitmesini teklif etmeleri üzerine gitmemek ve onlar bayram yerine gidince putlarını kırmak niyetiyle hastalık özrünü beyan etti. İbrahim Aleyhisselam'ın hastalığına gelince hakikatte kendisinde vücudunda bir inhiraf vardı. Yahut onların küfriyatının kederinden kalbi hastaydı. Yahut humma hastalığı var idi. Binaenaleyh hastayım sözü asla yalan değildi. İbrahim Aleyhisselam putlara istihza tarikıyla yani onlarla alay etmek maksadıyla yemez misiniz? Niçin söylemezsiniz demişti. Sonra putlara yaklaştı. Sağ eliyle vurup kırıp parçaladı.
Bu haber bayram mahalline vasıl olunca cümlesi kemali süratle. Tam bir hızla son sürat nefes almaksızın koşa koşa İbrahim Aleyhisselam tarafına yürüdüler. Çünkü bu haber onlarca pek garip olduğu gibi İbrahim'in muhalefetini de bildiklerinden onun kırdığına hükmettiler ve intikam almak sevdasıyla geldiler. İbrahim kavmi huzuruna gelince onlar söze başlamadan siz kendi elinizle yontup yaptığınız şeyleri mi mabut ittihaz edersiniz? Cemadatta uluhiyete layık bir sıfat var mıdır ki ona ibadet ediyorsunuz? Halbuki sizi ve sizin ibadet ettiğiniz mabudlarınızı, o taşları ve ağaçları Allahu Teala halk etti diyerek kavmini putlara ibadetten men'e çalıştı ve Hak yola davette açık bir gayret gösterdi. Onlar İbrahim Aleyhisselam'a delille mukabele edemeyince müşavere esnasında bazıları bazılarına İbrahim için bir bina yapın, o binayı ateşle doldurun, İbrahim'i ateşin içine atın dediler.
İbrahim'i ateşe atmaktan maksatları ondan intikam almak suretiyle kendilerini aleme karşı kuvvetli göstermekti. Lakin bu hileleri üzerine tedbirleri hilafına biz onları gayet zelil ve hakir kıldık maksatlarına nail olamadılar. Rivayete nazaran otuz arşın yüksek ve yirmi arşın eninde olan binayı odunla doldurup ateşin alevinin semaya yükseldiği bir zamanda İbrahim Aleyhisselam'ı mancınıkla ateşe atmışlardır. İbrahim Nemrut'un ateşinden çıkınca ben Rabbimin bol rahmetine ve tarafı inayetine giderim. Umarım ki Rabbim beni rahat edecek ve kalbim mutmain olacak bir mübarek mahalde hidayette kılar. Ya Rabbi salihler zümresinden biri olan ver demekle Rabbine tazarru ve niyaz etti. Biz onun duasını müstecap kılarak Hilmi'yle muttasıf bir oğlanla tebşir ettik, müjdeledik. Yani İbrahim Aleyhisselam düşmanların çokluğundan dolayı emin bir mahalle hicret etmek istedi.
Çünkü dünyada hiçbir kimseye reva görülmeyen ezayı düşmanları İbrahim Aleyhisselam'a layık gördüklerinden Hicrete karar vermesi üzerine Hak Teala Hazretleri Şam cihetine hicret etmesini vahiy buyurdu. Fahri Razi'nin beyanı veçile düşmanın çok olduğu mahalden hicret etmenin vacip olduğuna bu ayet-i celile delalet eder. Binaenaleyh diyanetçe hürriyet ve selamet olan mahalle Hicret'in vücudunda şüphe yoktur. İbrahim Aleyhisselam Şam cihetine hicret edip Arz-ı Mukaddeste karar edince Cenabı Hak'tan ismini ihya edecek ve Salihler zümresinden olacak bir oğlan istedi. Hak Teala duasını kabul buyurmuştur. Ulasa sahih bir maksada mebni, bir memleketten diğer bir memlekete hicretin meşruiyeti ve sulehadan olmak üzere çocuk istemenin cevası ve hilm sıfatının memduh evsaf-ı azimeden olduğu bu Ayet-i Celileden istifade ile anlaşılmaktadır.
Et, hilm sıfatının çok övülen, beğenilen yüce vasıflardan olduğu bu ayet-i celileden anlaşılmaktadır sevgili bütün gençler. Vaktaki İbrahim'in oğlu kendisiyle beraber maişet işlerinde sa'y edip pederine yardım eder oldu. İbrahim şefkatle oğluna rüyasını anlatmaya başladı. Ey oğulcuğum ben rüyada görüyorum ki Allah'u Teala'ya kurban için ben seni kesiyorum. Sen şu rüya hakkında ne düşünürsün? Cenabı Allah'ın şu iptilasına, imtihanına sabreder misin yoksa etmez misin? Fahri Razi, Hazin ve Kadir'in beyanlarına nazaran Hazreti İbrahim Leyle-i Terbiye'de. Arefe gününden bir gece evvel bu rüyayı gördü. Fakat şeytani mi rahmani mi olduğunda tereddüt etti. Arefe günü tekrar görünce rahmani olduğunu bildiğinde o güne arafe denilmiştir. Üçüncü günü tekrar görünce emri ilahinin kati olduğunu bildiğinden ve kurban kast eylediğinden o güne yevmi nahr, kurban günü denilmiştir.
İbrahim Aleyhisselam ip bıçak ve balta alıp odun getirmek için dağ başlarına gideceklerini oğlu İsmail'e söyledi. Mina denilen mahalle varınca İbrahim Aleyhisselam rüyasını oğluna hikaye ile taraf-ı ilahiden böyle bir ittila ve imtihan olduğunu beyan ile oğlunun re'yini görüşünü sorarak istişare eyledi. Kurban edilmek hususunda İsmail ve İshak arasında ihtilaf olunmuş ise de esah olan İsmail Aleyhisselam'dır. Çünkü bu sure-i celile'de zebih yani kurban kesme kıssası tamam olduktan sonra İshak Aleyhisselam'la tebşir olunmuştur. Ayet-i celilesi zebih hadisesinden sonradır ki İbrahim'i salihlerden bir Nebi olarak İshak'la müjdeledik demektir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ben iki kurbanlığın oğluyum buyurması da kurban olunması emrolunan İsmail Aleyhisselam olduğuna delalet eder. Bunlar İsmail Aleyhisselam ve pederi Abdullah'tır.
Resul-i Ekrem'in dedesi Abdülmuttalib'e bir zamandan beri kapanmış olan Zemzem kuyusu rüyada gösterilerek bir oğluyla açmak istediyse de mani olmuşlardı. Abdülmuttalip öyle nezreyledi ki eğer Hak Teala Hazretleri on oğul verir de zemzem kuyusunu açarsam on oğlumdan birisini Hak yoluna kurban edeyim, boğazlıyım. Hak Celle ve Ala hazretleri duasını kabul ile on oğul evladı verdi. Zemzem kuyusunu da açtı. Rüyasında denildi ki ey Abdulmuttalip nesrini yerine getir. Abdulmuttalip korkuyla uyandı. Bir koç kurban eyledi. Tekrar rüyasında kurbanını büyük eyle diye işaret olundu. Böylece müteaddit defalar gördüğü rüya üzerine sığır ve sonra deve kurban eylediyse de daha büyük kurban eyle diye oğlunu kurban etmeyi nezdeylediğini rüyasında söylediler. Abdulmuttalip uyanıp muzdarip oldu ve oğullarına söyledi. Onlarda hangimize kura isabet ederse razıyız diye muvafakat ettiler.
Kura Hazreti Abdullah'a isabet eyledi. Abdulmuttalip eline bıçağı alıp Abdullah'ın eline yapıştıysa da Kureyş kavmi buna razı olmadılar. Sen bu oğlunu boğazlarsan sonra bu bize adet kalır dediler. Bir kahine sual ettiler. O zaman bir adamın diyeti on deveydi. On deve ile Abdullah'a kura attılar. Yine Abdullah'a isabet etti. Böylece yüz deve kura edinceye kadar Abdullah'a isabet etti. Yüzüncüde kura deveye isabetle yüz deveyi birden kurban eylediler. İşte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin iki zebihle muradı ceddi alası İsmail Aleyhisselam'la babası Hazreti Abdullah'tır. Bu hadisede yüz deve kurban edildiğinden Şeriat-ı Ahmediye'de insanın diyeti yüz deve olarak meşru kılınmıştır.
Hazreti İsmail hakkında ayet-i kerimesinin tefsirinde İsmail Aleyhisselam'ı Allah tarafından teveccüh eden kurban edilmek belasıyla müptela kılındığı anda sabır ve tahammül gösterdikleri için Süedai Peygamberani ulü'l Azimden sayıldığı yazılıdır. Mistakınca verdikleri ahdi ömürler boyunca nakzetmemişlerdir. Çiğnememişlerdir. Hatta Resulullah Efendimiz bir kimseyle muayyen bir yerde buluşmak üzere karar verip vaad gereğince vaad olunan yerde bir sene bekleyip o kimse vaad ü ahdinden döndüğü halde o makamdan ayrılmamıştır. Vadi kerimine vefadar olduklarına Hakk'a ki şahidi, adil müdteadır. İbrahim oğlunu kurban etmekle memur olduğunu beyan edince oğlu Ey babacığım emrolunduğun şeyi yap. İnşallah sen beni sabredici kimselerden bulursun dedi. Ne zamanki baba oğul her ikisi de ilahi emre inkıyadla ittifak ettiler. Katade'ye göre İbrahim oğlunu, İsmail de nefsini Allah'a teslim etti.
İbrahim oğlunu sağ tarafına yatırınca alnının bir tarafı yere dayandı. İşte o vakit her ikisi de saadeti uzmaya eriştiler. İbrahim Aleyhisselam teveccüh-i tam ile Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri'nin canibi manevisine teveccüh etti, yöneldi ve dergah-ı uluhiyette kurbiyet-i maneviyeye nail oldu. Beyzavi'nin beyanı veçile bu vaka Mina'da Uçcac'ın kurban bayramının birinci günü kurban kestikleri mahalde olmuştur. İbrahim Aleyhisselam'a kesmek istediği oğlu İsmail şöyle dedi. Ey babacığım seni hareketimle rahatsız etmemem için ipimi iyi bağla. Kanımdan üzerine sıçramaması, kanımı görüp annemin mahzun olmaması ve bu sebeple ecrimin noksanlaşmaması için üzerimden elbisemi çıkar. Bana daha kolay olması için de bu boğazıma çabuk sür. Çünkü ölüm zordur. Anneme gittiğinde benden ona çok selam söyle. Eğer münasip görürseniz gömleğimi anneme verin. Olabilir ki annem bununla teselli bulur.
Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail Aleyhisselam'a şöyle dedi. Sen Allah'ın emrini yerine getirmekte ne iyi yardımcısın evladım. Hz. İbrahim oğlunun dediklerini yaptı. Alnından öptü. Ağlayarak onu bağladı. Sonra bıçağını alıp boğazına çalmaya başladı. Fakat bıçak kesmedi. O anda İsmail babasına şöyle dedi. Ey babacığım yüzümü yan tarafa çevir. Zira yüzüme bakarsan belki sende bir acımak duygusu belirir de Allah'ın emrini yerine getiremezsin. Ben nahoş bir harekette bulunmamak için bıçağa bakmayacağım. İbrahim Aleyhisselam bunu da yaptı. Sonra bıçağı boynuna koydu fakat bıçak tersine dönüyordu. İşte bu anda şöyle bir nida geldi. Ey İbrahim sen bu işi bırak. Muhakkak rüyanı doğruladın.
İbrahim Aleyhisselam baktı ki kendisiyle konuşan Cebrail Aleyhisselam, Hak Teala Hazretlerinin emriyle cennetten kırk seneden beri terbiye olunan Azimul Cüssep koçu alıp makamından Allahu ekber Allahu ekber diyerek gelmeye başladı. İbrahim Aleyhisselam Cebrail'in tekbirini işittiğinde bildi ki müşkülinin hali geliyor. La ilahe illallahu vallahu ekber deyip Rabb'ül Alemini tevhid ve tek bir eyledi. İsmail Aleyhisselam'da yattığı yerde Cebrail Aleyhisselam'ın tekbirini ve babasının tevhid ve tekbirini işitlikte bildi ki Rahman olan Allahü Teala ve Tekaddes Hazretleri'nin rahmeti zuhur etti. O da Allahü Ekber Velillahilhamd diyerek tek bir ve tahmin eyledi. İşte bu ümmete arefe günü sabah namazından Eyyam-ı Teşrik'in son günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit namazın farzını edadan sonra bu tekbiri getirmek vacip oldu.
Cebrail Aleyhisselam makamında tekbire başlayıp tamamında yere indi ve İbrahim Aleyhisselam'a, Hak Teala sana selam edip buyurdu ki bu koçu kulum İsmail için feda ve zebih eylesin. İkisinden de kabul ettim deyip Kerem ve inayetini tebliğ buyurduk da İbrahim Aleyhisselam geri döndü ki İsmail Aleyhisselam'ın ellerini ve ayaklarını çözer. Gördü ki İsmail'in elleri ve ayakları çözülmüş ayakta durmakta. Dedi ki ey oğul senin bağını kim çözdü? İsmail kurban ihsan buyuran Vahibü'l Ata'ya'nın lütuf ve keremiyle çözüldü. O koçu zebe edip feda ettiklerinde İsmail Aleyhisselam babasına dedi ki, ey babacığım sen mi cömertsin, ben mi cömerdim? Ben cömerdim ki, senciliğin eşi bulunmaz evladı ferman-ı ilahiyeye imtisalen zebhe yani kurban etmeye mübaşeret ettim. Belki ben sizden cömerdim. Siz benim gibi evladı feda ettiyseniz benim bedelimin kere mi hudadan ihsan buyurulması rica olunur.
Benimse bir canım vardır. Bir daha geri gelmesi ümit olunmazken onu Allah rızasına feda edelim dediğinde Hak Sübhanehu hazretleri azamet ve celaliyle buyurdu ki Cevvad ü kerim ancak benim. Zira ikinizden de kabul edip İbrahim'e zebih sevabını verdim ve oğlunu hayyeğen, yani canlı olarak kendisine bağışladım. İsmail'e de hem canını feda edip zebih olunmak sevabını verdim, hem de yerine koç ihsanıyla canını bağışladım. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cebrail'e sual ettiler. Ya Cebrail semadan inişlerinde hiç sıkıntıya düştüğün, daraldığın oldu mu? Cebrail cevap verdi. Evet dört yerde oldu. Birincisi İbrahim ateşe atıldığı zaman arşın altındaydım. Allahü teala kuluma yetiş dedi. Hemen ona yetiştim ve ona bir ihtiyacın var mı dedim. Senden bir ihtiyacım yok dedi. İbrahim, İsmail'in boynuna bıçağı koyduğu zaman daraldım. O zaman da arşın altında bulunuyordum.
Allahü Teala kuluma yetiş buyurdular. Ben de göz açıp kapayıncaya kadar bir zamanda yetiştim ve bıçağı ters çevirdim. Üçüncüsü Uhud muharebesinde kafirler sizi yarılayıp dişinizi kırdıkları vakit Allahu Teala buyurdular. Habibim'in kanına yetiş. Eğer Habibimin kanından bir damla yere düşerse yerden hiçbir bitki ve ağaç çıkarmam. Ben de süratle indim. Kanını iki elimle tutup göğe fırlattım. Ve dördüncüsü Yusuf kuyuya atıldığı zaman kulumun imdadına yetiş buyurdular. Hemen Yusuf'a yetiştim. Yusuf kuyunun dibine varmadan önce ben kuyunun dibinden bir kaya çıkardım ve Yusuf'u üzerine oturttum. Evet sevgili izleyicilerim İhsan Mektebi programımız'ın bugün de sonuna geldik. İnşallah kurban konusuna bir sonraki programımızda devam edeceğiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Kaddisallahu Sirrahü'l Azies'in anlatımıyla inşallah.
Sultanü'l-Arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.