İhsan Mektebi programımızda tekrar sizlerle birlikteyiz azizine İŞLEM. İnşallah Mahmut Sami Ramazanoğlu Hz. İbrahim isimli eserini bugünkü bölümümüzle nihayete erdireceğiz. İbrahim Aleyhisselam'ın Güzel Hasletleri başlıklı bölümle inşallah devam ediyoruz programımıza. Muhakkak İbrahim ve beraberinde bulunan ehli imanda sizin için iktidaya kafi adeti hasene vardır. Zira İbrahim ve ashabı kendi kavmine biz sizden ve sizin ibadet ettiğiniz mabutlarınızdan müteberriz, uzağız. Çünkü faidesiz birtakım taş ve ağaç parçalarını Allahü Teala'ya siz şerik addelerek onları mabut ittihaz etmiş müşriklersiniz. Bizim müşriklerle işimiz olmadığı gibi putlarla da işimiz yoktur dediler. Yani İbrahim Aleyhisselam'da sizin için övülmüş bir haslet vardır.
İbrahim Aleyhisselam'ın ve ashabının müşriklerden teberri ettikleri hasletleri rızayı ilahiye muvafık olduğundan Hak Teala hazretleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ashabına da bu hasletleri iltizam etmelerini tavsiye buyurur ki, velev akrabadan olsun kafirleri esirgememek şöyle dursun, kafirlerden kaçmak ve onların ef'alini irtikab etmemek lazım olduğunu evvelki ayet-i celile de beyan buyurmuştur. Şöyle ki: Size akraba ve evladınız menfaat vermez. Allahü Teala kıyamet gününde aranızı fasl eder. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görücüdür. İbrahim Aleyhisselam ve ashabı kafir olan kavimlerine: Ey kafirler biz sizin dininizi muhakkak inkar ettik. Bizimle sizin aranızda ebedi olarak buğzu adavet zahir oldu. Siz bir olan Allah Teala'ya ibadet edinceye kadar bu adavet devam eder dediler. İnsanları bir araya getirecek ve bir gayeye sevk edecek ancak dindir.
Şu halde dini rabıtanın fevkinde bir rabıta olmadığından dini rabıtayı ihlal eden milletlerin her zaman münkeriz olduğunu tarih ispat etmektedir. Hak Teala Hazretleri İbrahim Aleyhisselam ve ashabının iktidara şayan hareketlerini beyandan sonra, iktidara şayan olmayan bir sözünü beyan etmek üzere İbrahim ve ashabının adetlerine iktida edin. Ancak İbrahim'in pederine söylediği sözüne iktida etmeyin. Zira İbrahim, müşrik olan pederine senin için istiğfar ederim ve ben senin için Allah'ın azabından hiçbir şeyi defetmeye muktedir değilim demişti. İşte bu sözü iktidara şayan değildi. Zira bu sözünde istiğfara layık olmayan bir kimseye istiğfar edeceğini vaat etmiş olduğundan, bu sözüne iktidar etmemek lazımdır.
Fahri Razi ve Hazinin beyanları vechile İbrahim Aleyhisselam'ın istiğfar ederim sözü gerek vaadine binaen olsun gerek kafirlere istiğfarın nehyiinden evvel olsun Hak Teala Hazretleri ümmet-i Muhammed'e adet-i İbrahim'in cümlesini kabul edin lakin kafire istiğfarı velev ki pederiniz olsun kabul etmeyin buyuruyor. Çünkü Rasulullah'ın ashabı kafirlere muhabbetten nehy yolunmuştur. Ey bizim Rabbimiz. Işlerimizi ancak sana tefviz ettik, ısmarladık. Ancak sana itaatle cani bir manevine teveccüh ettik ve ahirette dönüşümüz ancak sanadır. Senin huzurundan gayrı dönecek bir yerimiz yoktur. Bu ayet-i celile de İbrahim Aleyhisselam ve ashabının Cenab-ı Hakk'a tasarruflarının keyfiyetini beyan eder. İbrahim Aleyhisselam'ın diğer münacatını beyanda Ey Rabbimiz bizleri şov kimselerle fitne kılma ki onlar kafir oldular. Bizden vaki olan kusurlarımızı setret. Zira sen mülkünde galip ve emrinde hakimsin.
İbrahim Aleyhisselam evvelki münacatına ilave ederek ashabıyla beraber dediler ki, ey Rabbimiz kafirleri bizim üzerimize musallat kılma ki, onlar kendilerinin hak üzere bizim batıl üzere olduğumuzu zannetmesinler. Ve onlar demesinler ki, bunlar hak üzere olsalardı, muhasebe olmazlardı. Bizim beşeriyetimiz icabı kusurlarımızı affet. Zira sen herkese galipsin. Cümle umurda hakimsin hükmüne karşı hiçbir kimse itiraz edemez. Zat-ı Uluhiyetime yemin ederim ki İbrahim Aleyhisselam ve ashabında sizin için muhakkak adeti hasene vardır. O adeti hasene o kimseye menfaat verir ki o Allah'tan ve ahiret gününden korkar. Kim ki İbrahim'in adetine iktidadan yüz çevirirse muhakkak Allahü Teala onun iktidasından gani ve cümle ef'alinde senaya layıktır. Ebu Suud Efendinin beyanı vechile bu ayet-i celile muktezasınca adet-i İbrahim'e iktida etmeyerek kafirlere muhabbet edenlere tehdit vardır.
O dini doğru tutun, onda tefrikaya düşmeyin diye aslı dinden olan hem Nuh'a tavsiye ettiğini, hem sana vahyeylediğimizi, hem İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi sizin için de şeriat yaptı. O vahyettiğimiz şey dini ikame edip ahkamını halelden vikaye etmek verdin de tefrika etmemektir. Fahr-i Razi ve Ebu Suud Efendi'nin beyanları vechile bu ayet-i celile beş hükmü camidir, beş hükmü toplamıştır bünyesinde. Birincisi Cenabı hak Nuh Aleyhisselam'a vasiyet emrettiği ahkam-ı diniyeyi ümmet-i Muhammed'e de meşru kılmıştır. İkincisi Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme vahyolunan ahkamın da meşru olmasıdır. Yani bizim sana vahyettiğimiz ahkamı da sana ve senin ümmetine meşru kıldık demektir. Ulü'l Azm Peygamberan-ı Zişan'dan Hazreti İbrahim, Musa ve İsa Aleyhimüsselam'a vasiyet olunan ahkamında ümmet-i Muhammed'e meşru olmasıdır.
Dördüncüsü, enbiyaya vasiyet edilen ahkamdan birisi dini ikame ve ahkamını halelden ve tağyirden korumaktır. Beşincisi vasiyet olunan mesailden biri de dinde ihtilaf edip fırkalara ayrılmamaktır ki, esasında ittifak üzere bulunmaktır. Fahr-i Razi ve Nisaburin'in beyanları vechile dini ikame ile murat, dinin erkanında adalet, batıl olan şeylerin duhulünden dini muhafaza etmek, dinin ahkamını batıldan vikaye ile vazifelerini ifaya devam, kemal-i ciddiyetle hukukunu ifaya müsarrat etmektir. Senin davet ettiğin tevhide icabet etmek müşrikler üzerine pek ağır geldi. Halbuki Allahutaala dilediği kimseyi kendisine ihtiyar eder, kendisine arz-ı ihtiyaç ederek rücu eden kimseyi hidayette kılar ve tevhid yoluna ulaştırır. Bu ayet-i celile'de üç fıkra vardır. Birincisi, Resulullah'ın tevhide davet etmesi ve onlara bunun acı gelmesi.
İkincisi, dilediği kimseyi Allahü tealanın nübüvvete ihtiyar etmesi. Üçüncüsü de Allahü Teala'ya ibadet ve tevbeyle rücu eden kulunu Allah'ın hidayette kılmasıdır. İbrahim Cenabı Allah'ın emir buyurduğu ahkamın cümlesini itmam ve ifa etti. Beysavinin beyanı vechile İbrahim Aleyhisselam'ın sabrının kemaline ve başkalarının tahammül edemeyeceği şeylere tahammül ettiğine işaret için İbrahim Aleyhisselam'ın ahdine vefa ettiği sarahaten beyan buyrulmuştur. Çünkü İbrahim Aleyhisselam Nemrut'un ateşine göğüs gerdi. Hiçbir kimseden medet beklemedi. Hatta Cebrail Aleyhisselam'dan bile yardım talep etmedi. Oğlunu kurban etmeyi taahhüt etti, ahdini yerine getirdi. Her gün bir fersah mesafe gider, misafir arar, bulursa ikram eder, bulamazsa oruç tutardı. Binaenaleyh İbrahim Aleyhisselam ahdini ve faile, senaya mazhar olmuştur.
Kendisine nazil olan ilahi emirleri ve Sübhani nehileri tamamen yerine getirerek asla noksan bırakmadı. Ehli hak ne güzel söylemişler. İbrahim nefsini nirana, kalbini rahmana, oğlunu kurbana, malını ihvana bezletmekle ahdine vefakarlığını göstermiştir. Nefsinin irana, kalbini rahmana, oğlunu kurbana, malını ihvana bezletmekle ahdine vefakarlığını göstermiştir. Ebu Zerre Gıfarî radıyallahu anh'dan rivayet olunmuştur. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme sordum. Ya Resulallah Allahü Teala kaç kitap indirdi? Cevaben buyurdular ki yüz küçük, dört büyük kitap indirdi. Adem'e on suhuf, Şidde elli suhuf, İdris'e otuz, İbrahim'e on suhuf. Sonra Tevrat'ı, İncil'i, Zebur ve Kuran'ı indirdi. Tekrar sordum: Ya Resulallah, İbrahim'e indirilen sahifelerde neler vardı? O da diğer kitaplar gibiydi.
Misal olarak şunlar vardı: Her türlü illetlerle müptela olan mağrur melik, ben seni dünyayı üst üste yığman için göndermedim. Seni mazlumların imdadına yetişmen için gönderdim. Zira ben kafir bile olsa mazlumun duasını reddetmem. Yine İbrahim Aleyhisselam'ın suhufunda olan misallerden biri de şöyleydi. Aklına mağlup olmayan akıl sahibi vakitlerini şöyle üç kısma taksim eder. Bir kısmını Rabbine niyaz ve asarı kudretini tefekkürle geçirir. Bir kısmını ilerisi için ne gibi ameller yapıp yapamadığının hesabını nefsine sormakla geçirir. Diğer kısmının da haram ve helali gözeterek ihtiyacının temini yolunda sarf eder. Akıl sahibi zamanına dikkatli olup neyi ne zaman yapacağını bilmelidir. Lisanını malayaniden muhafaza etmelidir. Kim ki söylediği sözün bir amel olduğunu ve onun hesabını vereceğini düşünürse az konuşur. Hızır Aleyhisselam'ın Musa Aleyhisselam'a vasiyetleri.
Rivayet edildiğine göre Musa Aleyhisselam Hızır Aleyhisselam'dan ayrılırken Hızır ona şöyle vasiyet etti. Eğer sabretseydin birbirinden güzel bin türlü acayip şeyler görecektin ve biri diğerinden fazla hayretini mucip olacaktı. Bunun üzerine Musa bu ayrılıktan dolayı ağladı. Ey Allah'ın Nebisi bana vasiyette bulun dedi. Hızır aleyhisselam da ona şöyle buyurdu. İlmi insanlara beyan edip onunla şöhret bulmak için değil, onunla amel etmek için öğren. Zira ilmiyle amel etmeyenin konuşmasında bir faide yoktur. İnsanlara faydalı ol, zararlı olma. Güler yüzlü ol, öfkeli ve ekşi suratlı olma. Faydasız işe yorulma. Acayip bir şey görmeksizin gülme. Günahına pişman olup tevbe edenleri vaktiyle işlemiş oldukları hatalarından dolayı ayıplama. Hayatta kaldığın müddetçe günahlarına ağla. Bugünün işini yarına bırakma. Daima varacağın son yeri düşün. Seni alakadar etmeyen şeylerle meşgul olma.
Kendisinden emin olduğun kimsenin seni bir gün korkutacağından emin olma. Seni korkutan kimsenin bir gün seni kendisinden emin kılabileceğini ihtimal dışında görme. Bütün işlerinde zahiri tedbiri bırakma. Kudretin dahilindeki iyiliği yapmaktan geri kalma. Bunun üzerine Musa Aleyhisselam Hızır Aleyhisselam'a, çok kısa fakat son derece faydalı vasiyetlerde bulundun. Allahü Teala sana nimetlerini tamamca versin. Seni rahmetine ark eylesin. Seni düşmanlarından korusun dedi. Bundan sonra Hızır aleyhisselam Musa aleyhisselama, ey Musa sen de bana vasiyet et, dedi. Musa aleyhisselam da şöyle dedi, sakın öfkelenme. Şayet öfkelenirsen ancak Allah rızasına muhalif bir şey için öfkelen. Dünyaya muhabbet etme. Çünkü seni imandan çıkarır, küfre götürür. Hızır Aleyhisselam Musa Aleyhisselam'a sen de bana kısa fakat çok kıymetli vasiyetlerde bulundun.
Kendisine kulluk ederken Allah sana yardım etsin, işlerinde seni mesrur kılsın, seni mahlukata sevdirsin, faz-ı keremini senin üzerine bol eylesin. Bu duadan sonra Musa Aleyhisselam amin dedi. İbn-i Abbas'tan rivayete göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem siz kabirden kalktığınızda ayağınız çıplak, vücudunuz uryan, erlik yeriniz sünnetsiz olarak haşrolunacaksınız buyurmuş. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem devamla, Kıyamet koptuğu gün gök tabakalarını kitaplar içinde defter yaprakları dürer gibi düreceğiz. İnsanları da ilk yaratmaya başladığımız gibi vaat ettiğimiz vechile iade edeceğiz. Şüphesiz biz vaadimizi yaparız. Yine kıyamet günü ashabımdan bazı kimseler sol tarafa, cehennem tarafına götürülürler. Ben ashabım, ashabım diye Allah'tan onları dilerim. Bana ise emin ol ki sen onlardan ayrıldıktan beri onlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedlerdir denir.
Ben de Allah'ın salih kulu ve peygamberi İsa bin Meryem gibi diyeceğim. Ya Rabbi bunların içinde bulunduğu müddetçe üzerlerine şahit ve nigahban oldum. Beni sen vefat ettirince onlar üzerine yalnız sen murakıb oldun. Esasen sen Rabbim her şeye şahitsin. Eğer onlara azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer mağfiret edersen şüphesiz ki sen azizsin, ne dilersen yaparsın, hakimsin, adilane yaparsın. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında hiçbir irtidat hadisesinin vuku tarihte kaydedilmemiştir. Hazreti Ebubekir radıyallahu anh'ın hilafeti zamanında cahil bedevi Araplarda irtidatlar zuhur etmiştir. Kıyamet gününde ilk hil'ati İbrahim Aleyhisselam'ın giymesi, tevhid akidesinin bu büyük babasına mahsus bir menkıbedir.
Abdullah Bin Mübarek'in Hazreti Ali radıyallahu anh'tan bir rivayetine göre kıyamet gününde arşın sağ tarafında ibtida Hazreti İbrahim Aleyhisselam'a iki mısır kumaşı giydirilecek, sonra Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme bürdi yemani giydirilecektir. İbn-i Abbas radiyallahu anh'dan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. İbrahim'in şekl ü şemailini görmek isterseniz arkadaşınızın yüzüne bakınız. Musa ise buğday renkli, etli ve toplu gövdelidir. Musa'yı bu gece rüyamda gördüm. Lif ile yuvarlanmış kızıl bir deve üzerinde hac mevsiminde telbiye ederek, ezrak vadisinde öyle akıp gidiyordu. Ben ona Miraç gecesinde bakıp gördüğüm gibi bakıp gördüm. Semura bin Cündeb radıyallahu anh'tan rivayet olunduğuna göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Bu gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek Cibril ve Mikail geldi.
Bunlarla beraber gittik. Nihayet uzun boylu bir kişinin yanına vardık. Boyunun uzunluğundan onun başını göremeye yazdım. O uzun boylu zat İbrahim aleyhisselamdır. Abdullah bin Ömer radıyallahu anh'tan mervîdir. Resulullah şöyle buyurmuştur: Ben Musa, İsa ve İbrahim'i gördüm. Yani Leyle-i İsra'da gördüm. İsa al beyaz devni karışık bir simada, hem de kıvırcık saçlı idi. Sadri genişti. Musa ise esmer renkte, keseyim, uzun, başının saçı müstersil, yani kıvırcık değildi. Kendisi de tıpkı Zud Kabilesi ricali gibiydi. İbrahim'i gördüm. Halbuki İbrahim'in evlat ve sülalesinden en ziyade İbrahim'e her cihetten müşabeheti olan benzerliği olan benim. Ebu Humeyd es-Said'i radiyallahu anh'tan rivayet edildiğine göre Ashab-ı Kiram dediler ki Ya Resulallah sana nasıl salat edelim? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem diyerek salat ediniz buyurmuşlardır.
Bey'at-ı Rıdvan ashabından Ka'b bin Ucre radiyallahu anh, Tabiin-i Kiram'dan İbni Ebi Leyla'ya dedi ki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellemden işittiğim bir salatu selamı sana hediye edeyim mi? O da evet dedi. Kaapta biz ya Resulallah ehli beytine has olarak sana nasıl salat edelim diye sorduk. Çünkü Allah bize yalnız namazda sana nasıl selam edeceğimizi öğretti demiştik. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de bize diyerek salat ediniz buyurmuşlardır. İbn-i Abbas radiyallahu anh'dan gelen bir rivayete göre şöyle denmiştir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Muazzez hafitleri Hasan ve Hüseyin radiyallahu anhuma'ya okurdu ve derdi ki babanız İbrahim aleyhisselam da bu duayı oğulları İsmail'le İshak'a okurdu. Allah'ım insin cinsin şeytanın şerrinden, zehirli haşerattan dokunan her türlü gözden senin şifa veren kelimelerine sığınırız.
Ebu Hureyre radıyallahu anhtan Resulullah 'in, İbrahim Aleyhisselam seksen yaşında olduğu halde Şam Mülakatından Kaddum köyünde sünnet oldu buyurduğu rivayet olunmuştur. Bir rivayette de muaffef olarak kadum varid olmuştur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Ya Allah, tahkik İbrahim senin kulun dostun ve peygamberindir. Ben de tahkik muhakkak senin kulun ve senin peygamberinim. İbrahim sana Mekke için dua etti, ben de sana Medine için dua ederim. İbrahim Aleyhisselam'ın Mekke için dua ettiğinin bir mislini de ihsan buyurmanı dua ederim buyurdu.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Medine hakkında buyurduğu duanın semeresinin zuhuru kendi zamanı saadetlerinde ve Hulefa-i Raşidin'in zamanlarında şarktan ve garptan Medine-i Münevvere'ye celb olunan zahireler, Kayser ve Kisraların mallarıyla Hamden lillah Medine-i Münevvere günümüze kadar mamur ve muazzam olup feyzü bereketle devam edegelmektedir. Bilcümle müminin ve müminatın kalpleri o makam-ı mukaddese müştak olması da Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hürmetinedir. Evet sevgili dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünü de Hazreti İbrahim Aleyhisselam isimli eserle bitirmiş olduk. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahü Sirrahü'l azizin eserlerini seslendirmeye devam ettiğimiz programımız İhsan Mektebi bir sonraki bölümde yeni bir eserle karşınızda olacaktır inşallah.