Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Gerek maddi olsun gerek manevi olsun bütün bu değerlerde kalite vardır. Maddede de kalite var, manada da kalite var. Mesela suyun bilen kalitesi var, çorap suda var, değerleri yerine gelmeyen, değerini bulmayan sular da var. Değeri çok yüksek insana şifa kaynağı olan biiznillahi Teala sularda var. Toprağın bile kalitesi var. Çorap toprakta var, kil toprakta var, tınlı toprakta var. Yılda iki, üç belki de dört defa ürün aldığımız çok kaliteli topraklarda var. Havanın bile bakıyoruz bir kalitesi var. Kirli bir hava da var. Bunun yanında kirli, dumanlı, paslı bir hava da var. Oksijeni bol olan insana sıhhatle afiyet Allah'ın izniyle lütfeden hava alıyor. Yine bakıyorsunuz yiyeceğimizde, içeceğimizde bile kalite var. İnsan bunu arıyor. İşte kanserojen diyor, kanser üreten yiyecekler de var.
Katkı maddeleriyle bu gibi yiyecekler de var. Çok temiz, doğal ürünler de var. Yiyecekte bile bir kalite arıyoruz. Girdiğimiz zaman biz bir markete, bir alışveriş merkezine yiyeceklerin doğal olanına daha çok önem veriyoruz. Diyoruz ki kalite önemli. İçeceğimizde de öyle. Bir elbise mağazasına girsek bile haliter arıyoruz ve ummadı da saptıran halit oluyor. Eğer kalitesi yüksekse, beğenilen hakikaten dünyada isim yapmış, ün yapmış bir halite ise hiç sormaya gerek yok. Sen bu malı al diyor. Bir tarih derlerdi ki Avrupa olsun. Aman Avrupa olsun, Avrupa olsun. Neden? O gün de o kalite üstündü. Diyorlardı ki aman Avrupa, o olsun. O olduktan sonra hiçbir şey aranmıyordu. Bunu bir misal olarak veriyorum size. Hep kalite aranmıyor. Elbisede kalite aranmıyor. Gömlekte bile kalite aranıyor. Ayakkabı giyeceksin, ayakkabıda kaliteyi arıyor. Ama şu kalitede, şu isimde bir ayakkabıysa onu al diyor.
Daha başka her şeyde, şu mobilyada bile kalite arıyoruz. Mobilyada bile kalite arıyoruz. Biz maddede bu kaliteyi ararken ibadetle saatte kaliteyi aramaz mıyız? Nedir o kalite? Esalet. İmanda kalite var. İbadette kalite var. Tağatta kalite var. Ahlakta kalite var. Bütün yaşantımızda bizim kalite var. İnsanda kalite var. Müminlikte kalite var. Müslüman olmakta kalite var. Her şeyde bir değer var. Allah'ımızın Celle Celalühü önem verdiği de bu kalitedir, bu değerdir. Mesela Kuran Azimüşşan'da hebe em menfura yapmış oldukları amel ve taat böyle bir ufalanmış, yok olmuş bir toz duman gibi yok olan bir değerle ifade ediliyor. Hangi taat bu? Riyalı, kibirli, ucublu, benlikli, kendimizi beğenerek, kendimizi bir başkasından üstün görerek, bir başkasına, onu görmek suretiyle ibadet ve taate şekil vermek suretiyle riyalı ameller için, hebe emmen suğra, hiç mesabesinde.
Allah'ımız onlara değer bile vermiyor. Hadis-i şeriflere baktığımız zaman kişi namaz kılar, kıldığı namaz eğer Allah için değilse, riyalı bir taatse yüzüne çarpılır buyurur Efendimiz Demek ki bizim taatlerimizde de nasıl ki maddi değerlerde kalite varsa imanımızda da bir kalite var. Yazar mı üzerinde imanın bu kaliteli diye yazar mı? Yazar. Şöyle yazar Ashab-ı Kehf'in imanında yazar. Ashab-ı Kehf'in imanında o haritayı yazar. Nedir? Bizim itikadımızda eğer bir azanın kesimi ve hayatın telef olmasından korkulacak olursa, kalbinde imanını muhafaza etmek sureti ile kafirlerin dediğini söylese bir zararı olur mu? Olmaz. Çünkü Hazreti Ammar geldi Efendimiz aleyhissalatu vesselama durumunu arz edince, kafirlerin ifadesini söyleyince, Nebi Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz iman Ammar'ın kemiklerine bile işlemiştir diye buyurdu, hücrelerine bile işlemiştir diye.
Bakıyorsunuz Ashab-ı Kehf'e imandaki kalitesine Eshabü öyle bir destek almış ki Ashab-ı Kehf imandaki sebatı gayreti çabası inancının güçlülüğü sebebiyle Cenabı hak onlara yardım ediyor, güçlendiriyor ve kuvvetlendiriyor Takyanus tevhid inancı üzerine olan kimseleri basıyor, kesiyor. Bunlar onun karşısına çıktıkları zaman semavat ve arzı yaratan diyorlar. Tevhid inancından vazgeçmesini söylüyorlar. Semavat ve arzı yaratan Rabbimize inanırız. Bunun dışında hiçbir şeyi kabul etmeyiz. Eğer kabul edecek olursak biz şatata şaşırmış, yoldan supul, sapık bir harekette çılgınca bir davranışta bulunmuş oluruz diyorlar. İşte imanın halidir. Taklidi imandan tahkike geçmek. Hazreti İmamı Azam gibi Rahmetullah Ali. Ben müminim dedi. Nasıl ki Pakistan'dan Muhammed Hamidullah Rahmetullah aleyh geldiği zaman Sami Ramazan oğlu haddesallahu Sırra müstahazımızla görüştürülür.
Derler ki nasıl gördünüz, nasıl müşahede ettiniz. Biz görüyoruz, tanıyoruz, konuşuyoruz, görüşüyoruz ama siz ömürde bir defa gören, çok az gören bir kimsesiniz ve çok insanlarla buluşup tanışıp görüşüyor, konuşuyorsunuz. Nasıl buldunuz sizin ağzınızdan, sizin dilinizden duymak bize daha farklı olacaktır deyince Resulullah'ın bir ümmetini gördüm, bir mümin gördüm der. Böyle bir imana sahip olmak, İşte imanın kalitesi İşte biz bu kaliteyi yakalamaya çalışacağız. Alacağınız en basitinden dünyada yok olacak. Kabirde herhalde bizi ayakkabısıyla beraber kabre gömmüyorlar. En iyi dediğimiz bir başkalarına karşı siz yapmazsınız da, yapan insanlarımız için övünmek, iftihar etmek, üstünlük taslamak için giydiği o elbise ile onu kabre girdiren de yok. Yediği işçiyle de kabre girdiren yok. O zaman bizimle beraber olacak o değerlere önem verip onun kalitesini yükselteceğiz.
Nedir Sıdddıy-ı Azam'la Ali Kerremallahu vechi Efendimize emanet edilen görevin, vazifenin, emanetin sebebi nedir? Biz boşuna buralara oturmuyoruz. Boşuna gidecek halk evrak ve ezkarını çek, bu vazifeleri yerine getir derken bunun bir amacı var, bir gayesi var. Bu gaye yoksa doğru insanlar müminim de diyor, ibadet de diyor, taat de yapıyor ama bunun sebebi ne? Bir Mürşid-i Kamil'in dizinin dibine oturup evrak ve ezkar olmanın gayesi ne, maksat ne? İşte maksat bu haliteyi yakalamak. Bu sebeple bu kalite kılma bir de, ömürde bir de harcını yapıyorsun senden ala bir kimse yok. Bırak böyle işleri. Kafana sen uğramadık başına çaput sarma der durur. Ama biz canlı gönülden bu hakikatleri bilecek olursa öyle yapışırız ki. Nasıl olur?
Öyle pamuk iplikleriyle değil, teslimiyetimiz çelik halatlarla, öyle teslim oluruz ki, Efendimizin buyurduğu gibi sallallahu aleyhi ve sellem ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür. Bizim içimizde ya akıl hakim olur, ya ruh hakim olur, ya imanın güç ve hükumeti bu yolun vermiş olduğu bize evrak ve ezkar da ilahi değerlerimiz hakim olur ya da biz yok oluruz düşüncesiyle tam bir teslimiyetle muhabbetle candan sarılmadıktan sonra bizim istifade etmemiz mümkün olur. Canda tereddütsüz bir teslimliye. Nasıl ki, nasıl ki biz imanda gaybe iman diyoruz ya görünmeyenlerin biz Allah'ınızı görmedik. Celle Celalühü. Habibini görmedik. Cenneti görmedik. Cehennemi görmedik. Kabri görmedik. Mizane, haşir, neşir bunların hiçbirini görmedik biz. Ama görür gibi iman etmek ne demek? Görür gibi iman etmek Hac suresinde kırk altıncı ayeti celile demek. Bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur.
İşte bu yolun yapmak istediği bize en büyük çalışma budur. Gel bu gönül gözlerini aç da. Cenab-ı Hak İbrahim'e semavat ve arzın esrarını gösterdi de imanda güç ve kuvvet buldu. Ne oldu? Nemrut'un ateşine doğru giderken hiç aldırış etmiyordu. Böyle bir imana, böyle bir güç ve kuvvete, böyle bir esrara, haybe imanlarının güçlülüğü sebebiyle Musa Aleyhisselam firavundan hiç çekinmiyordu. Bunun dışında artık ifadede haya ederiz. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bunların hep bu güzelliklerin kaynağıdır, madenidir. O bizim takip edeceğimiz en güzel esas hüzve-i hazinedir. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.