İbadetlerde İhlas ve Ruhun Arınması kaydında Buraya bir madenci geldi. Tabii mesane göre konuştuk. Madenler çok. Anlatmakla bitmez. Artık bor madenleri, vuramıyorum. Daha da birçok bilmediğimiz ismini duymadığımız madenler var. O yüksek kalitede olan madenler bir gramı yüz trilyon dolara bedel. Bir gramı ve bu madenci kardeşimiz madenin saflaş, saflaştırılmış şeklini anlattı. Mesela…
İbadetlerde İhlas ve Ruhun Arınması kaydında Buraya bir madenci geldi. Tabii mesane göre konuştuk. Madenler çok. Anlatmakla bitmez. Artık bor madenleri, vuramıyorum. Daha da birçok bilmediğimiz ismini duymadığımız madenler var. O yüksek kalitede olan madenler bir gramı yüz trilyon dolara bedel. Bir gramı ve bu madenci kardeşimiz madenin saflaş, saflaştırılmış şeklini anlattı. Mesela…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Buraya bir madenci geldi. Tabii mesane göre konuştuk. Madenler çok. Anlatmakla bitmez. Artık bor madenleri, vuramıyorum. Daha da birçok bilmediğimiz ismini duymadığımız madenler var. O yüksek kalitede olan madenler bir gramı yüz trilyon dolara bedel. Bir gramı ve bu madenci kardeşimiz madenin saflaş, saflaştırılmış şeklini anlattı. Mesela bor madenleri diyelim, bir tonu bin dolar mukabilinde onun saflaştırılmış şekli diyelim ki yüz kilosu bin dolar. Daha da bir saflaştırılmış olanı bir gramı bin dolar olacak şekilde. Bu bize şunu hatırlatıyor. İbadetler yapılırken ibadetin üç şeklinden bahsedilir. Üç şeklinden anlatılır. Bir, ibadet, Abdiye, kulluk Cenabı Hakk'a Aslında bu hepsini tamamlar da İkincisi UBODİYET UBODİYET O benim Rabbim Ben Onun Aciz bir Koluyum İbadet benim boynumun borcudur. Düşündüğümüz zaman bu pek hatıra gelmiyor.
Biliyoruz bunu ama işte bir farz taati yerine getirirken o taat bana Cenabı hakk'ın emridir. Emredeni Mevladır diyebilmek bir üstünlüktür. Mesela bir sünneti yerine getirirken, o sünnet Resulullah'ın sünnetidir diyebilmek, sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bir üçüncüsünü, ibadet olarak haber verir. Ubuddet de ibadetin, ibadetin sırrına erişmektir. Mesela zikreden bir kimse olarak görüyorum. Hüsn-ü zannımız bu. Ne diyoruz? Zikrullah dendiği zaman Allah lafza-i celali hatıra gelir. Biz bunu dilimizle söylüyoruz. Cenabı hak dilimizi her an zikrullah ile ıslı kılsın. Allah diyoruz Celle Celalühü. Bu nedir? En'am suresinde Cenabı hak buyuruyor. Bire on. Sonra bakıyoruz Mevlamız, Bakara suresinde bir tohumla bize yedi yüz katı edaff-ı müdafaa daha da kat kat daha bunun ötesi bir gayri hesaptır, sonsuz hesaba gelmez. Eğer kalben diyebilecek olursak bunu bire yedi yüz diye ifade ederler.
Muhabbetle yaparsak, işte aldığımız ders bunu şu kadar adet, şu kadar sayı diye yapacak olursa bu adet kabilinden olur ama öyle bir hal zuhur etmiş ki muhabbetle yapılıyor. Böyle doyamama hali var. Mesela Kuran azimüşşan'ı okuyor, doyamıyor. Zikbullah yapıyor, doyamıyor. Allah yolunda sarf ediyor, doyamıyor. Bir mümine ihtiyacını gidermeye çalışıyor, Onu yaptıkça daha da bir huzur duyuyor ilahi zevkin içerisinde. Buna sonsuz mükafat veriliyor. Mal mı daha ötesi? Hiç şüphesiz. Cenabı Hak hitap olarak ey iman edenler buyuruyor. Bunun yanında bir de ey muttakiler buyuruyor. Bak değişiyor, gittikçe saflaşıyor. Bu gönülle alakalı. Kalbimiz saflaştıkça ibadet ve taatinde kıymeti artıyor şüphesiz. Daha da bir ötesi mukarrebun kullar var. Özel olan has kullar var ki ebadurrahmanullahın has kullarıdır diye buyuruluyor. Burada kalbimizin düzgünlüğü neyi ifade eder?
Kalbimizin düzgünlüğü öyle bir güzellikleri meydana getirir ki kalbi ıslah olanın her işi düzgün olur. Mesela suyun pınarı diyoruz gözü diyoruz. Eğer pınarın gözünden temiz su akarsa o da suladığı her yerler ve içen her bir kişiye şifa olarak yansıyacaktır. İman-ı kamil ibadete halir edebi edebi ilahi olur kalbi düzgün olan kimsenin baksa ibret, duysa hikmet, tutsa hayır, bassa seyir olur. Bu seyirdi mi? Yol alır. Hem bu maddi olarak mesafe kat eder hem de manevi olarak mesela nefsin mertebeleridir. Vesaire ilimde mertebelerdir, anlatır. Öyle olur ki kalpten nur beyinde tefekkür olur. Her ne yapsa ibadet olur. Çünkü havuz dolu suyla dolmuştur. İçene de hayır geçene de hayırdır. Sulayıp geçtiği yerleri yemyeşil sulayıp geçtiği yerler yemyeşil çaydır.
Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hızır aleyhisselam otuz kuru bir yerde oturduğunda o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı buyurdu. Eğer duvar eğri duvar düzelir açtığı kuyu bir anda yapılır. Bunlar hep ayeti celilenin mahalli olarak veriliyor. Keyif suresini okursak anlarız. Hatta bizim geçmiş ulema-i kiramız ayeti celiveye numara koyulmuş. Sebebi de yani bir mümin işte keyif suresinde altmış beşinci ayet işte cenabı hak tarafından verilen ilmi ifade eder diye gerek duymamışlar. Bilir bunu bir mümin diye. Kuran'ı azimüşşan ile hemhal olduğunu ifade ediyorum. Eğri duvar düzelir derken orada üç husus var okuduğumuz zaman müşahede ederiz ve sonra şu yanlış anlaşılmasın orada bir çocuğu vurunca öldürme hadisesi bilmem falan. Zaten son kısmında Ayet-i Cellenin buyuruyor Cenabı Hak.
Diyor ki ben her yaptığım işi emri ilahi ile yaptım bu Hızır aleyhisselam ve anlatırken de insanlara çok ölçülü anlatmak lazım. Bizim tarikatımız Hacegan Tarika. Ehli ilimdir. Mürşidimizi burada anlatmakla biter mi? Biz onun iç halini bilemeyiz. Bir bilinen tarafı var Ehlullah'ın. Bir de bilinmeyen tarafı var. Bilinen tarafı zahiren gördüğümüz. Bilinmeyen tarafı Cenabı Hak'la kendi arasındadır bu. Çünkü her an terakki gelişme içerisinde. Mesela biz burada madenler dedi, saflaştıkça bir gramı yüz trilyon dolara mukabil bir kıymet ifade ediyor. Baktığımız zaman manevi cephesine cezbetüm min cezibatir rahman tuvaziyi amelet sakalin Böyle cezbe edindiği zaman gönlü Cenabıhakk'a çekilen demek. Daha yeni bir kardeşimizin dersiyle meşgul. Karşıdan geliyordu. Biziznillah Zaten bir mürid şeyhini sevince şeyh de müridini sevince. Kalbinde şeyhin nefret olmayacak.
Allah korusun onun nefreti Resulullah'ın nefreti demek sallallahu teala aleyhi vessellem. Çok önemli. Bu aşama aşama girer. Dedi ya Yunus Emre hepsinden yekreyi bir gönüle girmektir. Günü görünüyor dersin soracağı belli. Bakın demek ki kişiye göre mal çıkıyor. Bazı serraflar olur. Bazı serraflar olur. Malını herkese çıkarmaz. O diye otur, o diyor. Malını, malını o da. Malını herkese çıkarmaz. O böyle şifreli sandıklar var. Şifreli sandıklar. O çok kıymetli malları orada muhafazaydı. Onun ehlini bulduğu zaman der ki gece gel. Gece gel şu saatte ben sana bir mal göstereceğim. O kıymetli olan zümrüttür, yakuttur neyse sayamayız artık. Onları verir. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz kıymetli olan değerleri Hazreti Selman'a gece ihsan ediyorlar. Hazreti Selman'la radiyallahu anh gece konuşuyor. Hazreti Ömer'e bile vermediğini radiyallahu anh Cenabı Huzeyfe'ye veriyor. O artık uzadıkça uzar.
Mesela Mekke'de umuma hitabı var Ama Medine'de saflaşıyor iş. Tevhid saflaşıyor. Orada açık küfürden imana geliyorlar ama Medine'de önümüzdeki manevi kirilerden kurtulmak için tevil oluyor. Daha da bir saplaşıyor Sıddıy-ı Azam'a öğretiyor, Ali efendimize öğretiyor. Şimdi o bizim biz layık değiliz de üstadımızın evladı. Bakın onun değerini. Yaptığımız taatler cennete. Eğer layık olabilirse taatimiz ona. Fakat tevhid ehlinin mükafatı Cemalullah'tır. Ama hangi tevhid ehli? Hayatın nur olan kimselerdir. Biraz ona işaret edilmiş burada. Eğri duvarı düzelir, açtığı kuyu bir anda yapılır derken hep bunlar bir hakikate temas ediyor. İşaret ettiği su günümüzde bile içilir. Bu Hızır Aleyhisselam'ın İstanbul'da göstermiş olduğu bir yerden çıkan su. İşe alınacak insanın öz geçmişine bakılır. Yüz kızartıcı bir davranışı yoksa işe alınır. Siz bunun gayrında bir kimse değilsiniz, öyle inanıyorum.
Eğer belli seviyeye gelmiş çünkü yolumuzda ne var? Ebrar da var. Ahyar da var. Yolumuzda hep Kuran-ı Azimüşşan'la bunlar. Mesela bu saydıklarımız Ahzab suresindeki otuz beşinci ayeti celileyi bildirir. Bu Müslümanın kimliğidir aynı zamanda. Baktığımız zaman görürüz. Mesela bu bizim ahyar dediğimiz, ebtal dediğimiz nücebani kaba Kuran'ı azimüşşan'da Araf suresinde. Esanı Cenabı Hak salihleri kendisine dost ediniyor. Hep üçleri, yedileri, kırkları buradan çıkar. Salih olmak gerekiyor. Allah'ımız amelleri ve taatleri temiz olanlardan kabul ediyor. İnşallah bu sözler bizim başta ıslahımıza vesile olur. Hepimiz için dikkat edersek faydalı olur. Gerçek olan bunlar.
Biz okumamış bir kimse değiliz Okullarda okudun O zamanın en yüksek okulu neyse onda okudun Fakat hafta sonu geldiğimizde hiçbir şey okumadığımızı anladım Üstadımızın huzurunda ister bize tefsir ister bize hadisten göstersin onun huzurunda bulunmak bizim ne olduğumuzu ortaya koydu. Unutup bildiğini alim ise nadan ol demiş büyüklerimiz. Yani o huzura geldiğinde demek ki hiçbir şeyi anlayamamışız. Onların gönül alemine girince insan park edebiliyor. Yoksa mümkün değil. Yoksa bu dünyayı adet kabilinden. İşte böyle yaşanır. Halk arasında da denir belki münasip düşmeyebilir ama düğünde ne olur cenazede ne olur yine dinliyorum Siz anlıyorsunuz bunun delinmesini Bu değil hayat Düğününde de ölümünde de Kalımında da hep Allah'ımıza kulluk vardır Bu bu mübarek yolun bizi aşılacağı budur. Onun için büyüklerimiz buyuruyor ki bu yol şekil değildir. Resim de değildir. Merasim de değildir. Hakikattir.
Gerçeği bulmaktır. Bak bizim çok kısa bir askerlik dönemimizde söylediği söz levha yapılacak bir söz. Bunu hemen levha da yapılmaz. Çünkü bazı sözleri levha yapıyorlar. O bizim sözümüz değil. Bu bir vebaldir. Hak'tur. Hukuktur. Bir gösteriye en azından. Doğmayan çocuğun ismi sorulur da bu sorulmaz mı? Önemli. Çünkü kayıtlara geçiyor. Söylediği söz Cenabı Hak'ta sevgili olun, biz de sizi sevelim. Yani bu zahiri bir görüntüyle demek olmuyor. Allah'ımıza aşık bir kalp istiyor. Bir tanesi anlattı ben dedi Ankara'ya geldim Ankara'da gülbaşımda evradımı çekiyorum. Tevhidi okurken Tevhidin esrarı görmüş. Diyor ki biz Tevhidle okumamışız diyor. Bir la ilahe illallah dedim gözyaşlarını tutamaz mı diyor. Meğer neymiş o tevhid diyor. Buyuruyor ya aleyhissalatu vesselam efendimiz mizan onu tartamıyor. Böyle diyor bir hal yaşadım huzuruna geldiğimde derhal çağırdı diyor.
Nasıl malum buluyor biiznillahi teala Burada Rabbımızla münasebetimizin güzel olması Cenabı Hak ile münasebetimiz güzel olursa insanlarla da kişinin münasebeti güzel olur. Demek ki ibadet ve taat söylenen söz bu. Kişiye göre mal çıktığına göre cennete demek ki tevhid ehli Cemalullah'ı. Biz bunu Ebu Ali Et-Dektaş Hazretleri'nin sözüyle peşinlemeye çalışalım. Buyuruyor ki ibadetler insanı cennete, ibadette edep ise Cemalullah'a götürür buyuruyor. İbadetler cennete, ibadette edep Cemalullah'a götürür. Günümüzde bile işe alınacak insanın öz geçmişine bakılır. Yüz kızartıcı bir davranışı yoksa işe alınır. Diyoruz ya o rical taifesini dedik veya onun yanında diğer çok sınıflar var. Anlatıldı mümin oluşumuz var. Müttaki oluşumuz var. Ebrar sınıfından oluşumuz var. Bunlar hep Kuran-ı Kerim'le Esselam'e. Hem de Mutaffikin suresinde de geçer. Bir de İnfiter suresinde geçiyor.
Demek ki öz geçmişine bakıyor. Melekler vasıtasıyla bakılıyor. Bunun şekilleri değişiptir. Hızır aleyhisselam görür. Levh-i Mahfuz'a bakarlar. Bu kendi aralarındaki yapacakları vazifelerdir. Böyle insanın kanını sayar kanını. Her şeyini Allah'ın izniyle bir anda. Mesela Ehlullah'ın güzel hallerinden birisi de diyelim ki elimizi tuttu. Elimizi tuttuğunda anlar o. Mesela biz hastaneye gidiyoruz. Doktorumuz gidiyoruz. Bir kan alıyorlar. O almış oldukları kanda vücutta ne kadar hastalık varsa olduğu gibi ortaya çıkıyor. Bu bir maddi göz. O Allah'ın nuruyla bakan gözüne hissediyor zaten. Bu haber de verilir. Ona bildirilir de o ayrı. Burada bir beyit almışız. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz şahsın görünür rütbei aklı eserinde Ziya Paşa bu beytinde insanın aynası iştir lafa bakılmaz. Bir kişinin aklının seviyesi yattığı işte görünür.
Burada Hazreti Ömer radiyallahu anh efendimiz devreye gider girer Hazreti Ömer radiyallahu anh buyuruyor ki ben insanı insanı sorusundan anlarım buyuruyor. Sorduğu sorudan anlarım insanı buyuruyor. Seviyei akli yesini sorusundan anlarım. Gelenlerden neden görürdük biz. Sohbetlerde görürdük. Konuşmalarında görüşmelerinde öyle haller sorulurdu ki bu ifade etmeye gerek yok. Meclisi kirletmek caiz değil. Ama bunun yanında diyelim ki yalnız yaşayarak olması gerekir. Bunun diyelim ki bir murakabe hali. Bu murakabe hali yaşanmadıkça bizzat yaşanmadıkça olmaz. O cüzünden geçirmiş oluyor. Onu yaşayan kimsenin gönlünde Mevla'dan başka bir şey kalmaz. Dilek Rabbimize geçiyorum. Artık vagonları rayın üzerine koymuş ol. Dağı tırmanmıyor. Dağı tırmanmak nefsimizin mertebelerini geçmek demek. Geçmiş o. Artık vagon, vagon rayların üzerinde gidiyor. Amelin kabın noktası da us, orada zaten.
Yani biz bir kaba yemek koyacağız, kap temiz olmayınca konmuyor. İşte önümüzde bir çay. Bardak kirli olursa çay konmuyor. Onun için Cenabı Hak temiz olanlardan kabul ediyor, temiz istiyor Cenabı Hak. Hiç bulaşıklığı istemiyor. Bunu isneyi niyet derler. Hatta Mevlana'mızda buyuruyor Yunus Emre'de de geçer Rahmetullah aleyhima ikisinde de geçer. İkilikten usandım. İkilikten usandım birlik hanına vardım. Hatta Mevlana'mız şaşı bakma diyor. Bakacaksın istikamet üzere bak. Basacaksan istikamet üzere bas. Bizim tarikatımız budur. Bu mübarek yol kitabın ve sünnetin dışında hiçbir şey değildir. Öyleyse bu konuşulanlar onların anlattıkları nedir? Onların anlattıkları yedi batın yetmiş bin batın Kuran'ın yalnız makasıdı şerr şer'a uymak suretiyle işte benim gönlüme bir Ayet-i celile diyelim, şöyle doğuyor demekle olmaz o.
0 diğer Ayet-i Celilelerle örtüşecek, sahih hadis-i şeriflerle muvafık düşecek. Akla da mugayir gelmeyecek. Öyle kendiliğinden olmaz. Yolumuz ilim yolu ama kapatanları Allah'ımızı ıslah etsin. Ne olurdu? Hatalı da olabilirdi bir insan. Ama bir ilim ermiyor, öğrenci yetiştirmiyor. Daha içinde bir sızın. Geçmiyor. Olur, kusurlu olur insan, hatalı olur. Hangimiz kusursuz? Sıddi kazam bile radiyallahuiyallahu anh benim hatalarım kumlar gibidir bitmez diyor. Hiç umumun ıslah günleri yok. Bilmiyorum bu yol en kötüye en güzel muameleyi yapan yok. Demek ki Cenabı Hak temiz istiyor. Temiz olmamızı ki biz rayların üzerine vagonu koyalım devamlı istasyon geçelim. Bitmez. Efendim ben şun senedir bu yoldayım. Şeyhlü sülukumu tamamladım bitmez. Sebebi Cenabı Hakk'ı kimse hakkıyla takdir edemez. Vardım dedikçe bu yolun ötesi var. Vardım dedikçe bu yolun ötesi var. Bitmez.
Ne var derseniz tabii insan merak da gidiyor. Çünkü murakabede son bir noktada bunun son bir noktası yok. Son bir noktası ahlakı Muhammedi'dir. Son noktaları ahlakı ilahiyedir. Son noktaları böyle büyüklerden bir zattı Medine İbni Nevver'e de bir söz söyledi. Bak çok konuşma. Az konuşuyor ama öz konuşuyor. Çok hoşumuza geliyor. Bugünle mütalaa ettik bunu. Üstatımızın bir evladıyla, gerçek bir evladı mı? Aramızda konuştuk. Dedi ki bak bu okumuş niyetmiş bir kimse değil. Okulsa belli bir yere kadar okuyacak. İşte okudunuz. Alet kitaplarından okuduk. O amin ondan sonra ne diyelim binadan başlar. İshardır, Maksuttur. Ondan sonra Elfiye'dir vesairedir Molla Camii'dir direrek de gider. Belli bir yerde dur. Fakat onların almış olduğu ilim bitmeyen bir ilim. Vesiyad ilmi kulle şey Bir deniz, yedi deniz daha ilave edilse yine Allah'ın yüce kudreti tükenmez.
Ve bir söz söyleyeyim Cenab-ı Hakk Habibini Güzel ahlak ile Muhammed'in sallallahu teala aleyhi ve sellem Hiç şüphesiz sen en yüce ahlak üzeresin buyuruyor. Evrak ve ezkarı yapmanın manası bu. Diyelim ki sabahlara bunlar. Buna işaret etmişler büyüklerimiz. Şu şekilde. Muamelat mühim olan bu. Yapmış olduğunuz şahsi taatlerimiz yüzde yirmi beş nispetinde ama muamele yüzde yetmiş beştir. Önemli olan muamele. Çünkü Cenabı hak hemen en baştaki Sure-i celile-i cemilede Bakara suresinde buna işaret ediyor. Sadece imanla bırakmıyor. Hemen Esselamü. İnnellezin hemenu ve amirius salihat. Salih amel. Salih amel ticareti düzgün. İnsanlar ile muamelesi düzgün. Buradan tarif edelim biz. Nasıl bir düzgünlükmüş? Bu dört husustadır. Mesela nefsimizle olan muamelemiz, başta Cenabı hak ile olan muamelemiz, insanlar ile olan muamelemiz, dünya ile olan muamelemiz.
Biz adap Risalesine baktığımız zaman aman onu öyle bir romandır, bir hikaye kitabı gibi değil o. Öyle olsaydı Sami Bendi hazretleri on iki yaşında ilme başlamış, bütün evinin her tarafı kitaplarla dolu zata aman ha adap Risalesi oku demezdi. Her okudukça değişir. Elhamdülillah elimize onun Arapçası da geçti. Bir cümlesini geçen okudum. Bir cümlesini. Adem Efendi orada Arapçası var ama getirebilirseniz bir cümlesini göstereyim. Bir cümle. Zade kitap gelene kadar deyin. Şu insanın fıtratında mevcut olan ne vardır? İlahi muhabbet vardır. Allah'ımız insanı yaratınca İnsan başıboş değil. İnsan ilahi madenlerle dolu. Büyüklerimizin görevi nedir? Büyüklerimizin görevi bu madeni ortaya çıkartmak. Herhalde maden bakmakla ortaya çıkmıyor. Nasıl çıkıyor o maden? Kazma var, kürek var, dozer var, greyder var. Ona mahsus ne ise onlarla çıkıyor. İnsandaki maden bütün alem insana hizmet etmekte.
İnsandaki maden sağ tarafında da ilahi sıfatlar, sol tarafında da ilahi sıfatlar. İnsan yeryüzünde yeryüzünde Allah'ın bölgesi mesabesinde, insan yeryüzünde Hacifetullahtır. Cenabı Hak namına görev ve vazifelerini icra ediyor. İnsan isimlerin hepsinin öğretildiği müstesna bir varlıktır. Emanetin kendisine eda, emanetin kendisine verildiği yüksek bir değerdir. İşte bu madeni çıkartmak için istiğfar, tevhid, salavat, ölür, tefekkürü, rabıta ve zikir verir. Ve madeni biz saflaştıracağız. Rabıta da saflaştıracağız. Böyle kısaca değil. Rabıta döneminde rabıtamızı hiç bırakmayacağız. Kalbimiz zikre geçecek. Detayifler geçecek. O murakabelerde de Resulullah'la görüşülecek. Daha ötesi ne derseniz deyin. Sadece Caferi Sadık'tan Rahmetullahi çözemediğim bir meseleyi halıkımıza sorarım diyor. Bakın burada. Başta bir temizlik yapıyorlar. Bir hastalıktı, bir derme gibi.
Doktor dedi ki biz dedi bunu başta bir temizleyeceğiz dedi. Mikrobunu bir kıralım diyor. Mikrobunu kıralım ondan sonra merdiveni süreriz dedi. Bir kere kalbimizin mikrobu kırılacak. Şehevi hayvani duygular. Çünkü ölmüyor. Gözlerinden okudu Hazreti Osman Radıyallahu Anh. Gözlerinden okudu gelen kimselerin. Seslerinin tonundan anlarlar. Saçlarının her bir teninden anlarlar. Yürürken omuzundan anlarlar. Bak hiçbir şeye layık olmadığımız halde diyor. Gelmiyor karşıdan dersimi soracak diyor. Bu üstadımızın hikmeti bizden değil, katiyen. Tevhid değerli olursa, Allah'ın cemaati. Ama çalışmış gayret göstermiş. Bu siz bazı filmler seyrediyorsunuz. Diriliş Osman Bey. Mesir, baktığımızda Muhyiddin Arabi hazretlerinin orada bir sözü var. Diyor ki kader gayrete aşıktır. Gayret göstermiş, çaba göstermiş. Hiçbir işini de terk etmemiş. İşi yoluna koymuş. Ama erişmiş.
Burada kalpten Allah'ımızın razı olmayacağı her şeyi kaldırmış. Da Nefssek ve Teala, o yüzden nefsini bırak ve gel. Ondan sonra ne yapılıyor? Öyle bir hal alıyor ki bir fıtrat-ı ile muhabbeti halıkihi. Yaratılışta mevcut, halıkımızın muhabbetine ulaşıyor. Zaten huzur da o hiç şüphesiz buna işaret edilmiş. Artık devrileyip toparlayalım. Bizim Allah'ımız ile muamelemizde neye dikkat etmemiz gerekir Başta, emrolunen vazifeleri yapmak, ikinci konan sınırları aşmamak, mesela Allah'ımız ticarette sınırı koymuş, alırken de verirken de haksızlık yapmamak ve vermiş olduğu nimete şükretmemiz başımıza gelen sıkıntılarda rıza halini göstermek bela ve musibete sabır ona ilahi şevktir, muhabbettir. Bu Cenabı hak ile muamelemizde yapmış olduğumuz ders bunu temin edecek demek istiyoruz. Nefsimiz ile olan muamelede nedir? Bir cehil, bir gayret, bir çaba.
Daha sonra ilahi korku, insanlardan gelen ezaya katlanmak, riyazet istediğimiz gibi yeme içmeler değil. Hatta bunun konuşmalarını bile büyüklerimiz hiç istemezler. Zaten öyle bir çevreler de onlar bulunmaz. Bu Kayseri'de germiyor diye bir yer var. Orada sohbet etti şu Rabbimiz. Sonra bize anlattı. Buyurdu ki silsiledeki meşayı evin etrafını dolaştı ama içeri girmedi dedi. Neden? Sizi demiyorum bizim gibi insan olduğu için girmedi dedi. Yani öyle bir sohbetiydi ki, böyle kendimizi böyle bir yere atmak istiyorduk. Mesela bir dağın başından kendisini kişi atmak istiyor. His buyurdular. Bir ayran verilmişti. Şunu al da kendini atma buyurdu. Öyle bir sohbette bile dedi sinsile Meşşai nizam girmedi. Çünkü yaşını başını aldığı halde kalbinden başkasının namusu geçen meclise girmez. Nefsimiz ile olan muamelede bunları ifade etmiş.
İlahi korku, ezaya katlanmak, riyazat ve sadakat, ihlas üzere bulunmaktır. Bunun yanında insanlar ile muamelemizde ne yapacağız? İnsanlar ile. Çünkü bu cemiyetin içerisindeyiz. İnsan yalnız bir varlık değil ki. Sosyal bir varlıktır insan. Ne yapacağız? Biz insanların içerisinde nasıl olacağız? Ailen var, çocuğun var, çoluğun var. Halkıyorsun, beraber yemek yiyorsun. Yerine göre bir yerlere gidip geliniyor. Karşılaştığımız insanlar var. İş yerimizde çalışanlar var. Amirin var, memurun var. Rollu. Bundan insan soyutlanamaz ki. Hep beraberiz. Öğrenciyiz diyelim, diğer öğrencilerle beraberiz. Hep bunlarda neye dikkat edeceğiz? Onu ifade buyuruyor. El yumuşak huy. Efendim ama çok kızıyorlar, o kaydettir o. Efendimizin yeni bir Allah'ın ona her zaman ikram etmiştir Cenabı hak. O bir ilahi nimette baktım böyle biraz sesini yükseltiyor, kızdığı anlar olur. Şöyle bir düşündüm, hep şer'i hususlar.
Onun daralması hep şer'i hususta, nefsinden gelmiyor. Zaten öyle olsa o görev verilmez ona. Hep yanlış muameleden dolayı geliyor. Bizim şer-i Şerife muhalefetimizden dolayı. Yerine göre biz anlatmıyoruz demiyoruz, saklıyoruz ama Allah onlara gizli koymuyor. Sami Efendi Hazretleri Adana'da Hasan Efendi'ye ben söylemekten haya ediyorum ama siz söyleyin gece karanlığında yaptıkları bile görünüyor, içten geçenler görünüyor. Allah'ımızın izniyle kalpten geçenler. Üniversite imtihanına giriyoruz. Girerken düzenli bir öğrenci her gün gününe göre, gününe güne, gün gün, derisine muazzam çalışırsa ne yapıyor? Muvaffak oluyor. Yani bizim zaten melaikei kiram diyor, her gün söylüyor. Bir daha ben size gelecek değilim. Aman ha gününü güzel geçir diyor. Her gün her an bizden düzgün bir hal kulluk isteniyor. Yani bir müddet yoğunlaşmakla olmuyor. Her zaman aynı hal üzere gidiyor. İzn-i tane.
Hilimdir, aftır, tevazudur, cömertliktir, şefkattir, nasihattir. Bunun yanında dünya ile olan münasebetimizde ne olacak? Bir kere verilen nimete karşı razı olacağız. Kimin yanına otursak biliyorsunuz işte alınan maaşlar konuşuluyor. Bir başkasının halleri hep böyle geçmemeli. Eğer bulamıyorsak rabıta ile zikrullah ile kendimize yar olarak zaten Kuran-ı Kerim'de bu ifade buyruluyor. Sizin dostunuz Allah'tır, resulüdür Namaz kılan rukua veren sadık müminlerdir buyuruyor Cenabı Hak bütün her şeyimizi ortaya koymuş gösteriyor bizi Yani bizim dıştan arayacağımız hiçbir şey yok. Aslında sözün daha ilerisi ne ararsan ara kalbinde ara diyor. Ne Yemen'de, Nehind'de, Niçin'de. Mevcut. Burada kendimizi bulabilmek. Ehlullah'ın vermiş olduğu bir mürşid-i kamilin evrad ve ezkarında bu var. Kendimizi bulmak. Bu ne demek yani? Biz bunu anlayamıyoruz. Kendimizi bulmak. Kulum bana nafilelerle yaklaşır.
O zaman gören gözü işiten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olurum buyuruyor. Bu işte. Efendimizin duası sallallahu aleyhi ve sellem ya rabbi elime nur, ayağıma nur, gözüme nur, kulağıma nur, al, yüz her tarafına nur ver diye buyuruyor. Nur olan yerde de elbette ki zulmet olmayacaktır. Bunun yanında diyelim ki bir nimete erişemedik. Ondan dolayı sızlanmamaktır. Elimizde mevcut olan da vel isene bil mevcut yolunda sarf etmek, bir başkasını kendimize tercih etmek, nimet çoğaldıkça endişeye düşmek helallığı hususunda ve zühdi hayatı kalbimize dünyanın muhabbetini koymamak şeklinde izah edilmiş ve sonunda da çok güzel bir beyanla Bu bizim bir köyümüz var. Deyim adını. Dereköy. Niye böyle ettin dersen o zaman Dereköy'dü. Şimdi de öyle olmasını istiyoruz. Hacaptın amcamız Kayseri'den bir misafirdi. Hatırlıyorum.
Dedi ki hacı baba dedi, evliya kimse bana söyle dedi bir elini öpeyim şurada dedi Çok basıklı duyarmış o tarihte O da öyle bir güzel cevap verdi ki tam on ikiden vurdu. Demek hayırlı bir kimseymiş. Ömer dedi hangisini denk getirdiysem o evliyadır dedi. Bak ne güzel bir hüsnü zan. Güzel muamele. Burada Allah'ın has kullarını anlatıyor. Eğer bu dört husus nefsine karşı muamelesinde, insanlara karşı muamelesinde burada dünya ile olan alakasında Cenabı Hakk'a karşı vazifelerinde dikkatli olursa bu kullar içerisinde seçkin olandır. Cenabı Hakk'ın mukarreb dendiği zaman Mevla onu kendisine yaklaştırıyor. Mesela bir iş adamı diyor ki ben diyor bu işe diyor bir çuval taşıyarak girdim diyor. Sonra diyor işimi beğenmiş olmalılar ki ta diyor buranın idarecisi olarak ben şu anda vazife yapıyorum.
Bir anda değil çalışarak ve bu çalışmamızda da salih olarak sadık olarak bak ömrümüz diyor ya bir şair geldi geçti ömrüm benim. Her sene bir letaif geçecek bitmişti bu iş ama dikkat ederek edevine. Halimiz bu. Mukarrep kul ve gerçek veli olurdu. Ne dedi burada? Uçmakla olmaz dedi. Su üstünde yürümekle de olmaz dedi. Bir anda doğudan batıya geçmekle de olmaz dedi. Kalpten geçenlere bir anda söylüyor demekle de olmaz. Bütün bu görevleri Allah'ımıza karşı celle celalühü vazifelerimizi yapmakla gerçekleşeceğine işaret etti. Bunu biz Bayicül İslami hazretlerinde görürüz. Eğer muamelesi şeri şerife uymuyorsa kırın kanadını bulun. İstidractır onlar. Eğer şeri mübin'e uymazsa tehlikedir.