Bismillahirrahmanirrahim. Hadis-i Şerif'te buyurulmuştur ki üç kimseye taaccüb ederim. Bir cehennem azabına inanıp onu pek yakın olduğunu bildiği halde gülene. İki, bir gün muhakkak ayrılacağını bildiği halde nefsi dünya ile mutmain olana. Üç- Mafulün an kendisinden gafil olduğu Mevla-i Zülcelal, şahsından gafil olmadığı halde ondan gaflet edip lehviyat yani boşsüz, boş hareket, boş tavırlarla meşgul olanı. Rivayet olunduğuna nazaran ehli cennet bir şeyi arzu ettikleri vakit sübhanekallahümme derler, arzu ettikleri yiyecek ve içecek derhal gelir. Yiyip içtikleri vakit de elhamdülillahi rabbil alemin derler. Ariflerin hamdi diğer insanların hamitlerinden muhakkak ki farklıdır. O bütün aza ve cevarihi ile hamdi der. Asıl mesele de diliyle söylediği bir şeyi kalbiyle ve bütün azasının iştirak etmesidir. Mücerret davanın bir faydası yoktur.
Tahrirazi, azim ve Nisaburinin beyanları vechile Yunus suresinin on ikinci ayeti celilesi insana lazım olan kulluk vazifelerinden bazılarını şöyle beyan etmiştir. Birinci vazife insanın kaza-ı ilahiye razı olarak lisan ve kalbiyle musibete itiraz etmemek. İkinci vazife, musibet zamanında Allah'ın zikriyle meşgul olup duaya devam etmek. Üçüncü vazife bela üzerinden kalktığı zaman Allah'a şükretmektir. Burada çok mühim olan bir husus var izahı da elbette ki çok yer işgal edecektir. Amelin esasının zuhuruna itibar yoktur, artık bunu anlamamız lazım. Kuran-ı Azimüşşan'da namaz geçer, ikiz olan ayetler olarak zekatla beraber geçer, bunun yanında anne ve babaya ikram geçer. Böyle Ayet-i celleler var. Kuran-ı Azimüşşan'ın ilk ayeti celilelerine baktığımız zaman imandır, bunun yanında infaktır.
Bir de ahiret gününe iman, Namaz geçer, oruç, hac, rekat geçer, cihad geçer, tebliğ, davet geçer, Allah için sevgi ve Allah için buğz geçer. Bunlar esas. Fakat asıl mühim olan zuhurunun keyfiyeti vechine ve ameli izhar eden kimsenin niyetine itibar vardır. Burada mühim olan ayrandan nasıl yağ çıkarılıyorsa, ir fidandan nasıl meyve alınıyorsa, taatlerin meyvelerinden istifade edebilmektir. Cenabıhakk'ı görür gibi ibadet etmek mesela, Eshamre. Emtahanallahi kulubehum liteakva kalbin takva ile imtihan olunması, gerçekten kalbimizde bu güzel sıfat var mı yok mu bunlardır. Aç taati dendiği zaman hem mali hem bedeni bir taattir. Biz malımızdan infak etmek suretiyle gönlümüzde bir arınmanın zuhur etmesi. Çünkü onların mallarından sadaka, zekat, al ki gönülleri temizlene diye buyruluyor.
Bu temizliği elde edebilmek Diyelim istiğfar istiğfarı dille okurken bu bir asıldır çünkü kitabı Kerim'de de Rabbimiz istiğfarı emir buyuruyor. İstiğfarı okurken bunun keyfiyeti bizde bir nedamet hasıl oluyor mu olmuyor mu? Tevhidi okurken sadece dil ile değil kalbin tasdiki gerçekleşiyor mu gerçekleşmiyor mu? Bunun gibi. Bir de bütün ulema şu üç hasletin her Müslümanda bulunması gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Zulümden Allah'ın ve Resulünün razı olmayacağı şeylerden arındırılmış halis bir Müslümanlık. İki, temiz gıda helal lokma, üç, amellerde sıdkı sadakat. Ebu Derdi radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre Allahu Zülcelal'in birtakım kulları vardır ki onlara ebtal denilir. Onlar Allah'a ne çok oruç tutmakla, ne çok namaz kılmakla, ne çok hacca gitmekle, ne sakallarının uzunluğu ile ulaşmışlardır.
Cenabıhakk'a vasıl olmalarının sebebi vera, herhalde bile dikkatli olmak, sadakatleri, salih ameller Kuran azimüşşan'a uygun amel, halis kalp, sağlam niyet, gönüllerinin selameti kinden, kibirden, hasetlikten uzak olması, kibir, kin, buğz gibi kötü ahlaktan salim bulunmaları ve bütün Müslümanlara merhametli olmalardır. Cenabı hak onları ilmi ile seçmiş ve kendi has kulları arasına koymuştur. Onlar İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi gibi kalplere sahip olup kırk kadar ricaldirler. Bilesin ki onlar kati surette hiçbir şeye sövmezler, hiçbir kimseye lanet etmezler, kendilerinden aşağıdakilere eza etmezler, tahkir etmezler, kendilerinden yüksekte bulunanlara da haset de bulunmazlar. Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme dünyanın ne olduğu soruldu, Buyurdular ki seni Rabbinden alıkoyan Allah'tan gafil kılan her şey dünyadır.
Kalbi selim demek masiva arzularından ve esaretten kurtulmuş bir kalp demektir. Bu kalp her an Allah ile beraberdir. Ölüm geldiği zaman ilim fayda vermez Adem Aleyhisselam'a vermediği gibi. İlmin fayda vermesi haşyet Cenabı hakk'ın azameti ilahiyesine duyulan saygıdır. Dostluk da fayda vermez İbrahim Aleyhisselam'a fayda vermediği gibi, mülk de fayda vermez Süleyman Aleyhisselam'a ve Zülkarneyn Aleyhisselam'a fayda vermediği gibi mal da fayda vermez, Karun'a fayda vermediği gibi. Ordunun kuvvetli olması da fayda vermez, Nemru da fayda vermediği gibi kendi ihtiyari ile ölmek yani dünyayı terk etmek bir kimselerin halidir ki kazançlı bir dönüştür. Mecburen ölmek de engin, aşağı kimselerin ağyarın halidir ki firakla ve zararla dönüştür. Burada değinmek istenen kendi ihtiyariyle ölmeden evvel bütün kötü arzu ve isteklerin ölmesidir.
İbrahim bin Edhem, haddesallahu sırra bir gün memleket, nimet ve saltanatı ile sevinmişti. O gün rüyasında bir adam gördüm. Ona bir mektup verdi. Mektupta şöyle yazılı idi. Fani bakiye tercih etme, mülkünde mağrur olma, Allah'ın emirlerini yerine getirmeye davran. Çünkü Allah Celle Celalühü Rabbimizin mağfiret ve cennetine müsahhar ediniz, koşunuz buyurmaktadır. İbrahim Aleyhisselam bunu okuyunca korkarak uyandı ve kendini Cenabıhakk'a ibadete verdin. Seni Allah'a yaklaştıracak şeyleri kaçırdığına üzülmemek, kötü amellerine nedamet etmemek kalbin ölü olmasının işaretlerindendir. Hz. Ali keremallah veche, kim ki insanlara ilmi olmadığı bir mesele hakkında fetva verirse arz u sema ona lanet ederler. Her şey levhi mahfuzda yazılı olduktan sonra nasıl olur da herhangi bir şey Cenabı hakk'ın ilminden gizli kalabilir?
Ayeti kerimede murakebe tarikına işaret her an kendine dikkat etmeye ve evkatını vakitlerini muhafazaya teşvik vardır. Allah'ın her an, her haline muttali olduğunu, yani bildiğini yakinen anlayan ve vakitlerine riayet eden bir kimse kendi içindeki tefrikadan kurtulur ve doğru yolu tutar. Hiçbir zaman kötülük yapamaz. Bazı büyüklerimiz demişlerdir ki murakabe ile değerlendiremediğin zamanın yok olmasına mahzun olmamak ve bu esnada işlediğin hatalara pişman olmamak kalbin ölümün alametlerindendir. Kalbin diri olmasının alameti zararını, faydasını hissetmesidir. Bunun aksi ölülerin halidir. Gaflet ve nisyandan dolayı her masiyet işledikçe nedamet edilip cenab-ı hak zikredolunursa o kişi dünyada ve ahirette salim olur. Muhakkak ki dünya sıkıntısı ahiret azabından çok daha ehvendir. Bu sebeple kulun ibadet ve taatten ve hiçbir an zikrullah'tan gaflet etmemesi lazımdır.
Eğer kendi kendine bundan acizse kendi dışındaki bir muharrikten, bir uyarıcıdan yardım ister. Uyku fazla olursa nefsi tembelleşir, sohbetin şartı da kendi fevkındaki bir kimse ile yapılmasıdır. Sohbetin şartı kendinden üstün bir kimse ile fenafillah ve kapillah bu gibi güzel hallere eren kimse ile yapılmasıdır. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.