İbadet Ve Taatin Ruhani Faydaları Ve Manevi Derinliği
İbadet Ve Taatin Ruhani Faydaları Ve Manevi Derinliği kaydında Duyduğum güzel bir söz. İnsan iyi tatlı bir taam yerken kimi ister? Dostlarını da ister. Der ki şu arkadaşım dostaydı, bu arkadaşım dostsaydı bir davettir. Hep arzu ettiklerini çağırır. Onun gibi insan uhrevi nimetlerde de kardeşlerini nasipdar etmek istiyor. Bunlar da diyor keşke yeseler, içseler bu ruhani gıdadan. Asalar dediği gibi bu…
İbadet Ve Taatin Ruhani Faydaları Ve Manevi Derinliği ne anlatıyor?
İbadet Ve Taatin Ruhani Faydaları Ve Manevi Derinliği kaydında Duyduğum güzel bir söz. İnsan iyi tatlı bir taam yerken kimi ister? Dostlarını da ister. Der ki şu arkadaşım dostaydı, bu arkadaşım dostsaydı bir davettir. Hep arzu ettiklerini çağırır. Onun gibi insan uhrevi nimetlerde de kardeşlerini nasipdar etmek istiyor. Bunlar da diyor keşke yeseler, içseler bu ruhani gıdadan. Asalar dediği gibi bu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Duyduğum güzel bir söz. İnsan iyi tatlı bir taam yerken kimi ister? Dostlarını da ister. Der ki şu arkadaşım dostaydı, bu arkadaşım dostsaydı bir davettir. Hep arzu ettiklerini çağırır. Onun gibi insan uhrevi nimetlerde de kardeşlerini nasipdar etmek istiyor. Bunlar da diyor keşke yeseler, içseler bu ruhani gıdadan. Asalar dediği gibi bu bizim ruhumuza gıda olacak bir söz. Sizi ahirette mesut edecek olan değerlere önem verin diyor. O değerler dünyada da rahatlatır bizi. Efendimizin mübarek sözü sallallahu aleyhi ve sellem, kişi yatağına girdiği zaman şeytan üç tane düğüm bağlıyor ve her düğümde de senin için uzun bir gece var, rahat yat diyor. Kişi buyuruyor kalkar, abdest alır, namaz kılar. Rabbimizi zikrederse o düğümlerin hepsi çözülür ve sabaha neşeli olarak kalkar. Bunu buyuran Aleyhisselam vesselam. Bir diğer insanlar da çok tembel ve üşenmiş bir şekilde kalkar.
Demek ki ibadet ve taatin insanın hem maddi olan yönüne ruhani yön zaten belli. Ne veriyor? Huzur veriyor. Madden dönüyor. Mesela orucu ele alırken ne derler? İnsanın damarlarında öyle yağlar vardır ki birikmiş. Onu onu atmak kolay değil ama oruç sayesinde der. Bunu anlatırlar. Bu olur. Ama asıl ruhani ve manevi bizim uhrevi değerlerimizin güzelleşmesi, o müstesna. Şimdi biz işte ibadet ve taatin faydası şu şekilde bedenimize de dersek, bu münasip düşmez. Allah için deriz. Biz ruhani cihetine önem veririz. Zaten maddende huzurlu olur o. Bunu hep cemiyette görüyoruz. Bir araştırma yapmışlar. En çok diyorlar öfkenin, en çok sıkıntının, en çok intiharın olduğu yerden hep küfür memleketleri. Hep küfür memleketleri. İslam ülkelerinde de nedir? İbadetsiz ve tatsız insanlarda. Mesela yine bir araştırmaydı. En az diyorlar, böyle kargaşanın olduğu yer Kuran kurslarıdır ve imam hatiplerdir.
Diğer yerlerde sıkıntı fazla diyorlar ama elhamdülillah şimdi memleketimizde öyle oldu ki zaten diyanet kendisi vazife yapıyor. Milli Eğitim de yapıyor. Bu kreşler açıyorlar vesaireler. Onlarda böyle insanın ibadet ve taat cihetini de düşünerek çok güzel dersler koyuyorlar ama bu bir gerçek. Mesela Allah'ımıza dönüş lütfederse Rabbim zatına ne oluyor? İnsanda bambaşka bir neşe oluyor. O neşe hiçbir kimseye değişmiyor, mümkün değil. Bir tanesi gelmiş bu Kırşehir'den, çok oldu buna, Nevzat diye hatırlıyorum. Bu üstadimizin sohbetine katılmış, Katılmış. Memleketine gittiğinde orada da böyle dini müsaahebeler, kendi arkadaşlarıyla, tarik, ehilleriyle sohbeti var. Oraya girmemiş. Demiş ki, efendi Hazretlerinin huzurunda duyduğum zevki kaybederim diye. Halbuki kaybolmaz. Bu şunun için diyorum. İnsan o nimete eğildiği zaman bir diğerine değişemiyor Mümkün değil. O ruhun gıdası. O söz çok güzel.
Sizi ahirette mesut edecek değerlere rağbet edin diyor. Gerçekten öyle. Şimdi mesela biz yatakta düşüp kalmayı değil deneyi tercih ettik? Namaza gelmeyi tercih ettik. Şimdi bunun yanında beyin olarak insanın düşünceleri olur. Kurgular olur bazen. Mesela bir diğerleri hakkında düşünür vesaire. Bunlar hep rahatsız eder. Ama bunun yanında diyelim ki bir başkası hakkında onun uhrevi saadetini temin edecek düşünceler huzura kavuşturur. Mesela diyelim karşılaştık bir insanla. Münasebetsiz bir hareket insana sıkıntı verir. Ama dinimizin ölçüleri içerisinde hareket ettiğimiz zaman bu huzur sağlar bize. Mesela bazı cenazelerde de görürüm. Anlatırlar taziyelerden de de dinliyorum. Buyurdular ki biz bununla şöyle güzel gün geçirdik. Bir gün önceydi. İşte bir yerde oturduk. Güzel sohbet ettik, ikram ettik. Onunla seviniyorum. Eğer bunun aksi olmuşsa, ne ola yapmasaydı?
Bu hayat bize verilen bir emanettir, geçicidir diye. Şu sözü hiç unutamıyorum. Büyüklerinden duyduğu zaman insan, onların sözleri taşa geçiyor. Çünkü amelleri Allah katında kabule şayan olduğu için onların sözlerinde de tesir oluyor. Ama bu bir şartla. O şartta amelleri makbul. Onu biliyor. Zaten kendisi bilir onu. O saati yaparken öyle bir neşe ki, mesela biz ne yedik diyelim. Bir mantığı. Bunu 7 kimsede olur. Bunun yanında bir pilavı da 7 olur. Yediği zaman çok tatlıydı der. Zevk de duyar ondan. Vesaire yiyeceklerden de. İbadet ve taatin zevki hiç buna benzemez. Her an o zevki duyar. Bize duyurmayan nedir? Derler ya, sapradan rahatsız olan bir kimse bal değilse ona acı dermiş. Şimdi bizim tavırlarımız önemli. Eğer Mevlamıza dönecek olursak ona bir Tevhid okusan çırpınmaya başlar. Gönlü bambaşka. Hep zaten hayırlı yerler aramaya başlar. O kendiliğinden akar gider zaten.
Gönlünden onur aktığı için o hep hayırlı yerler arar. Hayırlı yerler. Mesela diyor, şeyindedir, Tur Hasan Veli varmış. İşte Melik Gazi hazretleri varmış. Seyyid Burhanettin hazretleri oralara gider. Bir kimse üstadımıza yoldaş olmuş. Böyle genç kardeşimiz gibi Konya'ya gitmişler. Yalnız sohbetlerde ölecek gibi bir hayatı var. Böyle rengi sararıyor. Üstadımız endişe de etmiş. İşte yiyemez, içemez gibi de bir hal olmuş o ruhani gıdadan dolayı. Bir gence demiş ki, bununla dedim de Konya'da biraz sokaklarda, çarşılarda, pazarlarda böyle eğlence yerleri gibi oralarda biraz dolaşın, demiş. O yanına aldığı genci beraber gezecekler mi, morali zaten. Bir cami gördü mü, camiye giriyormuş. Gel şurada diyormuş, iki rekat bir namaz kılalım. Oraya bir namaz kılıyormuş. Oradan bir yere geçiyor. Orada ibadet ve taat yerleri gördü mü, diyormuş şurada da biraz meşgul olalım zikrullah'ı ile. Ne?
O kimsenin de hayatı pek düzgün değil. O da irşad olmuş. O da ıslah olmuş. Ama bakalım ki, gelin görün ki o hali muhafaza edememiş. Tamamen değişmiş. Burada bizi kurtaracak olan şu. Bak bir formül var. Dünya. Çünkü bir kargaşanın içerisine giriyoruz. Bir sıkıntının içerisine giriyoruz. Bu sıkıntıda nefis sıkıntı veriyor, şeytan veriyor, etraf veriyor, huylarımızdan geliyor. Dünya. Formülde uygun edeceğiz. İkincisi ahiret. Üçüncüsü insan ve rabbımız geliyor. Ne diyecek? Dünya geçici. Şimdi biz yaşantımız değişse bile bu kafamızdan gitmeyecek. Bu dünya bize verilen, belli bir müddet tanınan en adi bir yerdir diyeceğiz. Biz buradan Allah'ımızı bulacağız. Geliş gayemiz bu. Ahiretin ebedi olduğunu, Çünkü bir gün değil, beş gün değil. Ne yapmışsak o. Üçüncü olarak insan acziyetini, Cenabıhakk'a kul olduğumuzu, Rabbimizin de azameti kibriyası kurtaracak olan bu. Yani bunu canını tutacağız.
Belki unutabiliriz. Unuttuğumuz zaman da olur. Çünkü yediklerimizden de olur. Gördüklerimizden de olur. Duyduklarımızdan da olur. İnsan kendisini her zaman sağlıklı götüremiyor. O götürenler müstesna, o artırarak gidiyor zaten. O artırarak, o artırarak gidiyor. Bunlar, bu şekilde. O zaman her şey güzelleşmiş oluyor. Şöyle düşünürüz. Şimdi cetvel düzgün olduğu zaman çizgi doğru çıkar. Cetvel düzgün ya. Düzgün olunca düzgün çıkar. Yok eğri büğrü oldu mu eğri büğrü çıkar. Onun gibi. Şimdi kalp cetvelimiz, bak evrad okuyoruz, esmer okuyoruz. Düzeldi mi? O adamın bakışı da düzelir. Görmesi de düzelir. Duyması da. Ev hayatı da. Etrafı da, vesaire işi, her şeyi düzgün olur. Bak bazen diyorlar ya, bize şöyle imkanlar tanındı. Fakat Allah'tan korktum, o işi yapmadım diyor. Mesela şu, şimdi ben diyor çalışıp ne yapacağım da.
Benim aylık aldığım diyelim ki ben beş alıyorum ama ben faize bunu yatırdığım zaman on alırım. Hiç de benim çalışmama lüzum yok. Bunu ibadetli, davetlisi, zikirlisi artık yapmaya başladı. Hiç diyor gerek yok. Ben diyor işte vasıta insanları taşıyor. Ben diyor, plakayı sattığım zaman trilyonları diyor, yatırıyorum. Ben diyor, bir o mahalle bir, şura vura demeye ne lüzum var yorulmaya? Hesap ettim diyor. Faizde diyor, kazanıyorum. Çok insan buna gidiyor şimdi. Bu nedir? Bu artık ahiretimizi berbat etmek demek. Allah'ımızı tanıma olduğu zaman kurtuluruz. Şöyle, Bütün görüyorum eserleri de görüyoruz. Tabi siz de görüyorsunuz. En çok tesadüf ettiğim, en çok tesadüf ettiğim marifetullah. Evliyaullah'ın sözlerinde hep geçen bu. Allah'ı Zülcelali tanımak. Şimdi bunu dediğimiz zaman bir yön verilmesi gerekir. Allah'ı tanımak diyeceksin. Şimdi kalkacaksın. Camide mi konuşuyorsun?
Salonda mı konuşuyorsun? Diğer artık görsel cihazlar vesaire, onlarda mı, nerede olursa olsun bir yolunu göstermek gerekir. Gördüğüm kadarıyla çok güzel konuşmalar var. Çok tatlı, insan hoşuna gidiyor ama bir yön çizmek gerekiyor. Rabbimizi nasıl tanırız? Biz evrak ve ezkar alıyoruz ya. Evrak ve ezkar aldığımız işte anamız destiydi. Babamız destiydi. Bizim dedemiz de öyleymiş. Sonra etrafım da öyle. Bakıyorum hep bunlar da bir zikirle meşguller. Bu güzel. Ama burada gönlümüze koyacağımız, kafamıza atacağımız bir düşünce olacak. Ben bu yola giriyorum. Girme sebebim Rabbimi tanımak dersek adını çok yatarız. Yoksa adet kabilinden olur. Çünkü herkes çekiyor. Şu havuzun başındaki camimizi hiç unutma. Unutmam. Oradaki, yani bütün halk olarak bölündüm. Evet, belli kimseler vardı, Evrad, Ezkar okuyanlarla. Genelde iyi. Genelde iyiydi. Pek camiden çıkmazlardı sabah bir anda.
Öyle kimisi Ayetülküsü okurdu yedi defa. Kimisi kendisine mahsus dersler okurdu, vazifeler yaparlardı. Şimdi bu vazifeleri yaparken bir huzur da vardı ama zannedilerim bazıları dermiş üstadımız hakkında söz söylemezlerdi. Derlerdi, o müstesna biz onu ölçüp tartamayız derlerdi. Bunu ikrar ederlerdi zaten. Yalnız derlerdi ki, Hacabullah amcamız oldu mu, duyardım bunu namazda, namazımız kabul oldu diye düşünürüz derlerdi. Bu olurdu, Derlerdi, o cemaatin içinde oldu mu bizim namaz kabul oldu diye gönlümüze gelir derlerdi. O da çocuk gibi ağlardı zaten. Zikirlerde, nerelerde. Böyle bir duygular vardı elhamdülillah. Şimdi bu duygunun yanında ne olacak? Ben Rabbımı bulacağım. Bu bir merdivendir, tarikat-ı aliye. Biz basıp daha büyük bir şey. Basıp daha büyük bir şey. Böyle olursa çok faydamız olur. İdrar çok önemli. Düşünebilmek çok önemli. Bu bizi bayağı ileri götürür. Size bir misal vereyim.
Bu iki tane evladı var. Geliyorlar buraya. Bu yeni intisa bitmiş. İntisa bitmiş ama köy yeri olduğu için kavga gürültü de çok oluyor. Az bir şeyden dövüşüyorlar. Bir köyümüze anlatırlar. İsmini vermeyin. Bir tavuk gününe alamıyordumuş. Oluyor mu? Canı sıkılmış nas ettiyse. Orada da bir kavga başlamış. Zaten çekişmeliymiş bazı insanlarına. Bu sessiz kalmış. Sonra anlatmış demiş ki, ben demiş Hacı Hasan Efendi'ye intisap ettim. Şöyle bir düşündüm demiş. Zaten ben bundan kurtulayım diye o kavgadan gürültüden nefsime esir olup gazaptan ne bileyim azaptan ben kendimi kurtarayım diye girdim. Yapamam demiş. Ben bir başkası gibi ağzımdan kötü sözler çıkaramam. Yanlış yapamam. Bak düşünmüş. Düşünmek için. İyidir efendim. Bu konu, elimizdeki konu sırasıyla giriyoruz. Babı, hap bil ciğer. Komşu hakkı. Bizim komşular bildiğiniz gibi değil. Bak. Şimdi gönül cetvel dedik ya. Bu cetvel gönüldür.
Gönül düzgün oldu mu bizim komşularımız var. Beynimiz bir komşudur yani kalbimize. Elimiz komşu, ayak, azamız hep komşudur. Bu komşulara ne yapacağız? İyi muamelede bulunacağız. Ayağa nasıl muamelede bulunacağız? Cenabı Hak Kalem suresinde. Hem mezin meşeğin bin emi. Hem de mübalağa ile ifade edilir. Yani iki kişinin arasını bozmak için gidip gelmeler. Ondan sonra müminleri alaya alacak bakışlar ve işaretler, söz ve hareketler. Bunlardan uzak olmaz. Şimdi bu komşumuza iyi davranacağız. Ayağımız, Nisa suresi, yok, Al-i İman suresi veya Nisa suresinde olacak. Ayağımıza nasihilik yapacağız. İnsanların arasını ıslah için. Öğüt ve nasihat. Onun için gidip gelmek. Bak komşumuza ne güzel hareket ediyoruz o zaman. Ondan sonra zaten biz düzgün olursak etrafımız da düzgün olur. Mesela bir su akıyor. Siz suyun olduğunu yeşilliğinden biliyorsunuz. Ya bu dağda burada su var. Niye su var?
Hem ağaçlıklı görünüyor. Bir de yemyeşil etrafı. Niye? Su akıyor. Böyle gönlümüzden Allah'ımıza muhabbet suyu, Resulüne sevgi suyu, Allah dostlarına saygı suyu aktığı zaman gözlerimizden akar, ibretle bakma suyu, kulaklarımızdan hikmetli söz duyma suları o zaman yeşermeye başlıyor. Etrafında yeşeriyor. Efendim en azgın bir kimseydi diyorsun. Düzeldi. Niye? Baktım diyor. Mesela İmam-ı Azam Efendimiz'den çok anlatılır. İmam-ı Azam rahmetullahi Ali hazretleri öyle kıyas edilmez bizim gibi insanlara. Ne yapmış? Yahudi veya Hristiyan Ermeni mi? Rum mu? Neyse, komşusu ıslah olmuş. Neden? Onun güzelliğinden dolayı komşu çok da izah etmiş. Çok böyle anlatmakla bitmez. Hayatımız diyor bizim berbat ama şu zatı gördüğümüzde düzeldik diyor. Mesela Sami Efendimiz hazretleri için de anlatılıyor. İnşallah yanlış olmaz. Bir kahvehaneymiş.
Sami efendimizin bulunduğu çeviride onu görenler, sohbetine katılanlar kahveyi terk etmeye başlamışlar. Terk etme mevsimde. Adam demiş ki benim müşterim azalıyor demiş. Bu uslu ussa efendi hazretlerinden uzsa gerek. Çünkü onun sohbetiyle ne ile kumardan neden vazgeçiyorlar demiş ve efendi hazretlerine de bir pusu kurmuş ama onun gözüyle gözü denk geldiğinde olumlu evlat olmuş. Böyle bir hadise anlatırlar. Bu doğru veya yanlış. Ama bunda bir gerçek var. Bir hakikat payı var. Demek ki düzeliyor. Etrafı da düzeliyor. Bak, şu gir ki oradan kaymakam. Ondan sonra buna benzer idari noktada bulunanlardan bir heyet geçiyor. Geçerken, biz demiş ki burada hacı Hasan Efendi'nin eli var. Allah. Demişler ki, ya nasıl eli var? Baksana demiş, biz dolu yerlerden geçtik. Tarlada demiş, kalkmışlar. Erkek namaz kılıyor. Kadın namaz kılıyor. Çocuklar hep namaz kılıyor.
Bu onun herhalde tesiri olsa gerek demişler. Böyle belli oluyor bazı çevreler, bazı yerler. Onların bulunduğu mekanlarda, ibadet, taatlerde, riayet etme hususları da bir başka yerlere nispeten çoğalıyor. Şimdi bizim gönlümüzdeki umur artacak olursa demek ki azamıza yansıdığı gibi etrafımıza da yansımaya başlıyor. Şu on şey cifadandır diyor. Ve cehruhu cayun. Şimdi kendisi rahat. Eviyle de barkıyla da yemesiyle de içmesiyle bütün imkanlarıyla çok rahat. Ve cehruhu cayun. Ama yanındaki kimseler nedir? Açtır. Vela yuratiyehu şeyen min taamih. O yediğinden, içtiğinden onlara hiç vermiyor. Ama elhamdülillah bizim üstadımızın evlatlarında bu pek bölünmez. Bunu müşahede ediyorum. Yani isim veririm de iyi olmaz. Mesela anlattı bir tanesi. Yakınımızdan olduğu için bunu anlatan çok oldu. Dedi ki, bize, dedi, yiyecekler gelir, dedi. Hep, dedi, dağıtırım. Hep dağıtırım, dedi.
Kaldır gider, üstlenmeden, dedi, veririm etrafa. Elhamdülillah. Ve ta'si. Bak bu kafirlerde de olmaz. Bu saygısız insanlarda hiç olmaz. Hiç düşünmez. Şimdi, Medine-i Nevverede derler ki, bir şeye çıkalım, şöyle bir piknik gibi olsun. Baba Mescidinin buraya biraz da ağaçlıklı oralar, hurma bahçeler neleri var. Girildi. Sabah kahvaltısıydı. O, biz pek şimdi yemeyiz de, o Sarelneler, bilmem planlar, çikiroterler var. Biz koymuşlar sofraya. Böyle ağaçların arasından çocuklar geldi. Onlar sofraya böyle bakıyorlar. Yer misin? İmkan var mı? Ağzına sokabilin. Belli. Aç oldukları da belli. Elhamdülillah arkadaşlarımız sofrada ağızlarına herhalde bir lokma koymadılar. Olduğu gibi verdiler. Bir mümin tahammül edemez. Sen yiyeceksin. O orada aç. Buna yürek tahammül etmez. Mümin tahammül edemez, dayanamaz. Ve ondan bizim birine derneğimiz ne kadar teşekkür etsek az. Tespitli beş yüz kişi.
Şimdi diyoruz ki ülkemiz elhamdülillah sıkıntıda değil. Ama ne yapmış? Anasını, babasını bir tarafa bırakmış. Şimdi adam ayağa kalkamıyor. Ta onlara kadar ikram bu imanın alametidir. Genç. Genç. Böyle vakti de var. Boş zamanlar da var. Ve lemyatlu böyle il mevvel edeb. Yani o gençliğini değil şimdi kimse alınmasın da, bizim imam kardeşlerimizden de bunu görüyorum. Diyorum ki gelin, daha gençsiniz çalışalım. Şöyle ilmin dili Arapçadır. Öğrenelim bunu. Çok güzel faydalı olursunuz diyoruz. Şimdi görüyorum, sohbetler neler yapın diyor da. Çok yerlere de sirayet etmiş bu tefsir sohbetleri, neleri yapıyorlar. Çok faydalı oluyor. Yani bu gençliğimizi böyle hayırlı işlerde geçirirsek güzel olur. Burada olan bir kardeşimize burada vazife yapardı. Dedim ki vakıfsın var. Elhamdülillah Kuran kursuna. Ne oldu? Şimdi hafızlar yetiştiriyor. Niye? Bu körelmesin diye. Ve insan açılıyor.
Böyle hizmetler ettikçe açılıyor. Bak, teşekkür ediyoruz. Allah'ımıza hamd ediyoruz. İş olan varsa gidebilirim. Gayet da vereceğim bir yeri. Yeri. Ne ilim ne de edep bunu talim etmiyor. Halbuki hepsi gençlikte oluyor. Şimdi bak bahar yaklaşıyor cemrelere düşmeye başladı. Şimdi aşı yapacağız. Elli senelik ağaca kimse aşı yapmaz. Yapsaydı ne olacak? Dibinden zaten çürümeye başlamış. Böyle karıncalanmış ne yapmış, kabuk tutmuş vesaire. İçi kuf hale gelmiş. O genç olan fidanlara yaparlar. Hatta su görürsedirler. Bak tarikatı Ali Yenin aşısı da bu. Aynen bu. Burada bir tanesi, sizin mahalleden bir hafızdı. Efendim ben bir evrak istiyorum. Üç defa geldi. Üçüncüde bir. Ne yaptı onu? Onu bir kere o intisaba hazır bir hale getirir. Onun öyle demesi, içine bir ateş saldın. O şimdi dersi ne zaman alacağım diye bir kavu gibi yanmaya başlıyor. O zaman ne yapıyor? Tutuyor işte.
Yani bu da Mürşid-i Kamil'in çok bambaşka bir ferasetidir. Gençlikte. Yaşlandık. Yaşlılığın da ayrı bir hazzı ve lezzeti var. Nasıl var? Çünkü gençken başlamış. Ama yapamıyor. Gençken nasıl yapıyorsa, yapıyorsa yaşlandığında da bedeni rahatsızlıkları vesaireler bundan dolayı yerine getiremiyorsa, o sağlam, güçlü ve kuvvetliyken yaptığı gibi, esir ve mükafata mazhar oluyor. Rabbimizin da şefkat ve merhameti oluyor. Burada bir hoca, yani çok kıymetli bir hoca. Kara müftü diye, Numan Efendi, bu üstadımızın yanında namaz kılmış. Namaz kılarken namazın içinde. Öyle eski mendiller büzüldü. Onu çıkarmış. İyice temizlemiş. Burnunu temizlemiş. Namazın içinde. Geri sarmış, bükmüş, cebine koymuş. Namazdan sonra demiş, şahsen efendi, senin bahçende insanlar çalışsa böyle genç, On beş yaşında, yirmi yaşında, yirmi beş. Bir de seksen yaşını geçmiş. Yaşlı da çalışsa.
O da elinden geldiği kadar bir şeyler yapmaya çalışıyor. O gençlere ücretini verirsin de yaşlının vermez misin? Yaşlıya daha çok acırsın. Gelmiş adam çalışayım diye. Ben Allah'ımın yaşlı bir işçisiyim. Rabbim beni mazur görür, demek. Bak, şu sözü söylerken bile insan hisleniyor, duygulanıyor. Yani Rabbimizin merhameti var. Bir imam kardeşimizi çok seviyorum. Bu hareketinden dolayı. Yaşlı birisi. İsmini vermeyin. Amca şöyle dur demiş bir tanesi. Ne yapsın? Bir kaçırma olmuş. İmam kardeşimiz de demiş, bak kardeşimiz diyorum bu hareket. Ben temizlerim demiş. Aşk olsun. Rencide etmiyorum demiş. Bak iki cihan güneşi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Mescide birisi geliyor bevle diyor. Son vaktine kadar seslenmeyin, iyice boşalsın buyuruyor. Yani bunlar hep kalp haliyle, derin düşünmeyle alakalı. Zaten öyle de olmuş. Onu rencide etmek bize ne fayda sağlayacak?
Bir kimse ki kabrin yanından geçiyor. Benim müsellim aleyhim. Ona selam vermiyor kavrine. Selam veriyor. Diyor ki ben de sizin gibi bir gün gelip buralara döşeneceğim diyor. Sizin için Allah'tan rahmetler dilerim diyor. Bunu söylemiyor. Okumuyor da. Bu kimsenin bu Hadi cefadır. Böyle bir mescidin yanından geçiyor. Eğer kerahat vakti değilse. Öyle kendisini zorlayacak bir işine yoksa girip iki rekat olsun namaz kılmıyor. Bu bir cefadır. Besani. Bu alttan yukarıya aldığımız için öyle oldu. Artık dokuzuncu madde. Kuran Azimüşşan'ı okuyor ama günde yüz ayet okumuyor. Efendim, bir zevkini almamız gerekiyor. İlk anda zorlanır kişi. Fakat okudukça okudukça bir açılmaya başlar. Raculün ev imratun yelruli nefsi. Vela yelu liveldeyi vela lil müminin. Böyle kendine dua ediyor, şahsını. Ama anne ve babasına müminlere yapmıyor. Bu bir cefadır. Bizim okul dönemimizde anlatmışlardı.
İmam hatip'teki öğrencilere o zaman bir sınıf hafızdı. Hafızlarını vardı çok kötü. Anne ve babası için bir hatim merasimi. Demiş, öğrencileri davet edeyim, hafız öğrencileri. Bunların içinden bir tanesi de dua ediyor. Dua ederken, işte başta aleyhissalatu vesselam efendimiz. Enbiya-yı izam. Evliyayı kiram. Ulema, Süleha. Yaparken ev sahibi dur demiş. Neymiş? Demiş, ben bu mevleri, bu hatimi ne için okuttum? Anne ve babam için okuttum. Sen aldın, enbiyaya uzan, dedin. Ondan sonra, bütün mümin ve müminat dedin. Ne kaldı anne ve babaya demiş. Bunda ne kadar cömert olunursa anne ve babaya da o kadar ecir ve mükafat gelir. Yani sair müminlere, nelere de, işte mümin ve müminatında ervahına, işte alim, hıffaz vesaire tulup derler talebeler, hafızlar. O zaman daha çok mükafat gelir. Çünkü duanın kabulü yerine göre buna bağlıdır. Kardeşlerine görmediği halde, kardeşlerine dua ediyor.
O zaman makbul oluşunun işaretidir. Velhamdülillahi Rabbil alemin.
Kaynak: Genel
İbadet Ve Taatin Ruhani Faydaları Ve Manevi… | Mihmandar