İbadet ve Taatın Manevi Zevki ve Ruh Arınması kaydında Cenabı Hakk'a itaatten tat almamak, yapmış olduğumuz taatlerden zif duymamak, böyle bir adet kabilinden geçmişlerimiz de böyle yaparmış deyip geçiştirmek Allah korusun. İbadetin zevki var, hiç şüphesiz var. Çünkü Aleyhisselatu Vesselam, benim mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılıyor. Bunu zorla yapmıyor. Bunu, Cenab-ı Hakk'a olan…
Cenabı Hakk'a itaatten tat almamak, yapmış olduğumuz taatlerden zif duymamak, böyle bir adet kabilinden geçmişlerimiz de böyle yaparmış deyip geçiştirmek Allah korusun. İbadetin zevki var, hiç şüphesiz var. Çünkü Aleyhisselatu Vesselam, benim mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılıyor. Bunu zorla yapmıyor. Bunu, Cenab-ı Hakk'a olan yük bir tazimi ve ibadetten almış olduğu haz, lezzetle yapıyor. Ashab-ı Güzin Efendilerimiz öyle. Mesela mescitte ipler vardı böyle. İpler gerilmiş vaziyette orada, saatte bulunurlar, uyku galebe çaldığı zaman ona dayanırlardı. Nebi-i Ekrem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem bunları kaldırdılar. Çok büyük ibadete başkaları vardı. Geçmiş selef-i Salihin büyüklerimizde de, bu edep tarif edilmez şekilde çok az gecenin bir kısmında uyuyor, bunun dışında ibadetli. Artık o onun hazzı olmuş, lezzeti olmuş.
Bazen biz tivyakiler bölüyoruz, Allah korusun hiç bırakmıyor O içmiş olduğu zehir ismine gerek yok, içiyor, tekrar bir daha yakıyor, bırakamıyor. Bu insanı zehirleyen bir madde. Ruhlarına şifa olan taatleri bırakamıyorlar. Mesela şöyle akşama doğru ortalık kararmaya başladığı zaman çok seviniyorlar gece olacak diye. Aydınlanmaya başladığı zaman da üzülüyorlar gece bitiyor diye. Bu şuna bağlı işte hastalıklar geçirildi ülke olarak, bütün dünya olarak Covid-on dokuz diyen. Bu rahatsızlıklar öyle oldu ki bu rahatsızlığın açmış olduğu yaralardan birisi tat almamak. Tat almıyor. Neden? Rahatsızlık olduğu için. Bu rahatsızlık kalktığı zaman yediğinden, içtiğinden haz duruyor. Aynen bunun gibi bizim ibadet ve taatten, Cenabı Hakk'a aşktan, muhabbetten, mesela rabıtadan. Ondan doyamamak gelişmenin işaretidir kalben ve ruhen gelişir.
Nefsinin mertebelerini geçer, ilmin mertebelerini geçer, çoğu yüksel dereceler ve makamlar kaydiler. Diyelim murakabeden doyamıyor, öyle mürşid-i kamillerimiz var ki şu boyun kemiği dışına çıkmış vaziyette olanları var murakebenin çokluğundan. Böyle boşuna gözünü yumup durmuyor. O anda istifade ediyor, faydalanıyor. Faydalanmasa yapmaz zaten. Bu bala, böreğe, ekmeğe benzemiyor ruhun gıdası olduğu için. Çünkü beden hiç pes ölecek. Beden öleceği gibi onun gıdaları da ölüyor. Bakıyorsunuz bir et bozulabiliyor, bir süt daha çabuk bozuluyor, diğer yiyecekler de öyle bozuluyor ama ruhun kıtasında bozulma yok. Ruhta ölüm de yok, kıtasında bozulma da yok. Çünkü ölüyü üç şey takibi de ehli malı, ameli ikisi kalıyor, ameli beraber gidiyor o, çürümüyor. O zaman bizim düşünmemiz gerekiyor, düşünme tefekkür çok önemli. Yetmiş yıllık saate bedel dinmesinin hikmeti de bu.
Böyle düşündüğü zaman çok konuları, çok sıkıntıları aşıp geziyor. Bize yillarca vaaz etseler tefekkür olmayınca tesir etmiyor ama tefekkür olunca bakıyorsunuz bir kedi Cüneyd-i Bağda diye, mukaddes Allah'a yol gösteriyor. Bir İbrahim bin Ethem hamama giriyor, hamamcı para isteyince tefekküründen dolayı diyor ki bir şeytan evine para isteniyor da cennete biz nasıl gireceğiz diyor amelsiz, tatsız. Bu uyanmanın ve tefekkürün neticesi. Tefekkür çok önemli, bize büyüklerimiz çok nasihat edebilirler, konuşurlar, anlatırlar bu güzel ama mühim olan o dinlediklerimizden ibret alabilmek. Burada bizim amcamız Zikurullah'ta çok ağlardı. Bir çocuk gibi ağlardı. Bir tanesi dedi ki, inanıyorum ki bu zatın öyle günahı yok bizim içindir, bizim yanımızda öyle hüsnü zan besliyoruz. O böyle ağlar da bu kadar günahımızla biz ne yapacağız? Dedi çıktı.
İbadet ve Taatın Manevi Zevki ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
İbadet ve Taatın Manevi Zevki ve Ruh Arınması kaydında Cenabı Hakk'a itaatten tat almamak, yapmış olduğumuz taatlerden zif duymamak, böyle bir adet kabilinden geçmişlerimiz de böyle yaparmış deyip geçiştirmek Allah korusun. İbadetin zevki var, hiç şüphesiz var. Çünkü Aleyhisselatu Vesselam, benim mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılıyor. Bunu zorla yapmıyor. Bunu, Cenab-ı Hakk'a olan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bak tefekkür etti, o tefekkür onun kurtuluşuna da vesile oldu. Bazen böyle büyüklerimizin yanında bulunanlar var, Sami Efendi Hazretleri gibi, Haddesallahu Sırra. Onu görünce hayatları değişiyor. Çünkü tefekkür ediyor. Bunları da diyor aynen bizim gibi yerler içeriler, evleri var, barkları var, işleri var, güçleri var, geçimleri var, çalışmaları var, böyle olmasına rağmen ne kadar dikkatli! Mübarek ağzından ayet, ayet-i celîle Hadis-i Şerif Kelam-ı kibardan başka bir şey çıkmıyor. O zaman tefekkür ediyor, düşünüyor. Biz diyor neden böyle boz konuşuyoruz bak bu mübarek insan nasıl riayet ediyor diyor. Mesela bakışında öyle gelişigüzel bakmıyor. Biz bir yemek yiyişini gördüm onu unutamıyorum. Kırk seneye geçse bile unutamıyorum. O sofradaki edebini gördüm, Önüne baktıklarını, bir başkalarına nazar etmediklerini, böyle bir vakur halinde oluşunu insan unutamıyor.
Aynı zamanda o görme insanın ruhunda birçok manevi yollar da açıyor. Onu görüyorsun ama konuşmasına gerek kalmıyor. Seni öyle bir hava sarıyor ki, o hava seni senden geçiriyor. Nasıl getiriyor? Yaptıklarımıza en azından bir nedamet duygusu oluşuyor. O niyeyse girmek bile insanı farklılaştırıyor. Çünkü o hava melek enis bir hava, meleklerin de toplandığı bir hava. Çünkü melekler bir kısmı gezici melekler var buyuruyor. Nerede Allah'ın zikri olursa oraya iştirak ederler. Onların meclisi murakebeli, huzurlu bir hal geçiriyor. Oraya mutlaka iştirak ediyorlar. Konya'da şöyle bir hadise yaşadık. Aldığımız evde bulunuyor da, yattığım odada televizyonun olmasını istemedim. Dedim ki bunu kaldırabilirsiniz, kaldırın huzurla yatalım dedi. Sabah olduğunda bir tanesi geldi dedi ki bir yere gideceğiz, arz eder misiniz? Olur dedi. Gitti, vardığımızda öyle bir meclis ki hiç kimse konuşmuyor.
Herkes huzurun içerisinde zaten geceyi ihya etmişler, Tevrat ve Ezkarlarını okumuşlar, bir sükut hal var. Böyle konuşulsa o manevi hava bozulacak gibi. Bir defasında Beytullahi Tavaf'ta dua okuyamıyorlar. Cemaatte öyle bir huzur var ki o huzur dilin kelamına bile müsaade etmiyor. Gönüller büyük bir zevkin içerisinde, diyelim önümüzde çok tatlı bir taam var, insan konuşup durmaz onda. O tağında yemek ister, O ilahi haz ve lezzet insana yerine göre duayı da ittirmiyor, aslında dua ediyor ama tasarru ve niyaz içerisinde. Bu dua dilde meydana geliyor, dilden Ya Rabbi deyip yalvarıyoruz. Neyse dualarımız devam ettiriyoruz Amma tazarru ve niyazda gönül konuşuyor. Cenabı Hak ile bir irtibatın içerisinde gözünde yaşlar hasıllıyor, kalbinde bambaşka duygular, herkesin kendisine mahsus halleri olur. Birinde olan hal bir diğerinde olmayabilir. Cenabı hak azamet sahibi, yüce kudret sahibi.
Ona nasıl tecelli ediyor bakalım, bir diğerine nasıl tecelli ediyor. Ondan dolayı kimseye şu şöyle, bu böyle de diyemeyiz, bilemeyiz. Belki bir elini kaldırışta öyle bir yıkık bir gönülle Cenabıhakk'a yalvarır ki Mevlamız, Ande min kesiretil kalb, kalbi yıkıklarla beraber, bilemeyiz. Bir hat yolculuğunda meczup gibi bir zat Tam bilmeyince söyleyemeyiz, yalnız aşık bir insan, felç geçirmiş ilim ehli, İstanbul Mecidiyeköy'de okumuş, gerçekten bir ilim sahibi. Daha sonra Cenabı Hak bir felç illeti vermiş. Bak bu hacca gitmeyi çok istiyor. Biliyor defalarca, bir defasında gideceği zaman firma bundan rahatsız. Diyorlar ki bu felççi bir kimse. Bunun kolundan tutacağız, götüreceğiz, getireceğiz. Bunu nasıl ilerlemek istiyorlar? Nasıl baş gelebiliriz? Şoföra diyorlar ki Bineceğin zaman gaza bas diyorlar. Yaklaşmış, adımını atacak gaza basıyorlar son sürat.
O da son sürat kalben öyle bir Cenabı Hakk'a yalvarıyor ki bu işte 'Tasarrufu ve niyaz' sadece ' Ya Rab!' diyor ama, canı gönülden otobüs bir adım dahi ileriye atamıyor, bitti. İşte bu tasarruf ve bu niyazla olan kimseler ibadet ve taatten zevk ile önderdir. E sadece El-Behli Hazretleri, Gaddesullahü Sırrı beni evlatlarını hacca gönderiyor. O zaman gemi ile giriyorlar. Onları göndermiş, gemiye binmişler, kendileri ayrılmış fakat kapının ağzında bir dilenci var. O bir istekte bulununca cebinde bir tane Mecidiye var. O zaman Abdülmecid idaresinde, para da onun isimle. Diyor ki: İhlas ile'nin emanı, sığınağı Allah'tır deyip onu o dilencinin eline bırakır. Bathanesine geldiğinde içten bir tazarru meydana geliyor. Bir yanıklı, öyle bir ateş ki kendisini durdurmuyoruz. O da gitmek istiyor. Fakat elinde hiçbir parası pulu yok. O anda kalbine Cenab-ı Hakk tarafından nida oluyor. Es'aat.
İnsanı para mı götürür, muhabbet mi götürür? Gemi durmuş, çalışmıyor. Bütün ilgililer alakadar oluyorlar, bir eksiklik yok. Sadece eksiklik Kurt-u Azam, Es-Rati Erbili Kuddi sallallahü. Mübarek adımını atar atmaz, gür, gür, gür çalışmaya başlıyor. Mesela Hacasın Efendi, Kadı Sallallahu Aleyhi sırrı daha çok genç. Beni hacca gitme arzusu uyanıyor, yillarca kapalı kalmış zaten, yillarca kapalı. Öyle bir sevgi ki gece kendisini Beytullah'ın örtüsüne sarıyorlar. O kadar büyük bir aşk. Şöyle bir niyazda bulunuyor, Ya Rabbi beni bu kadar aşkınla, muhabbetinle, sevginle, dostluğunla, kurbiyetinle, mahiyetin yüce vahdaniyet ve azameti ilahiyyenle yakıyorsun ki beni götüreceksin ve ücretimi kimin yatırdığını bilmem diyordum. Ne diyorlar? Daha ötesi hep bu tazarru ve niyazlarla alakalı.
Demek ki bizim ibadet ve taatlerinizi duyup duymayışımız nefsimizin bizde meydana getirmiş olduğu rahatsızlıklar zevk duymuyor. Bir Cuma namazında görüyoruz. Cuma namazından sonra sünnetleri var kılınacak, cemaatin görür dışarı çıktığını. Çok acil işi var o müstesna. Şer'i bir özür var müstesna. Diyelim Ramazan-ı Şerif ilk anda heyecanlı olunuyor. Ramazan-ı Şerif'teki heyecan beş gün sürmüyor ve göreceksiniz, göreceğiz. İlk gün artık saflar da azalmaya başladı. Eskiden yer bulunmaz diye dört saf diyelim, günbegün saflar azalıyor. Günbegün azalıyor, yatsı namazında normal cemaat ne ise o sayıya düşüyor. İbadet ve taatten zif duymamak bu. Sonra genç yavrular hatim okuyorlar. Dört tane yaşlıdan başka kimse dinlemiyor. Orada bir tefekkür edip bunların kuvve-i maneviyesini kırmayalım. Şimdi bekleyelim bunlar hatmi şerif yapacaklar diyenimiz az şıkkı. Çünkü zevk yok, bu kalpte tat yok.
Burada tat olmayınca ibadetle taatten de şevk duymuyor. O zaman biz yapacağımız kötülüklerden kurtulabilmek, okuduğumuz istiğfarın anlamı da bu zaten. Evvela Rabbimize giden yolun taşlarını temizlemeye çalışacağız. İstiğfarla başlıyoruz. Tevhidle, Sallallahü Aleyhi ve Sellem'la, ölüm tefekkürü ile böyle tertemiz bir hale getiriyoruz. Ondan sonra rahutalar, murakıbeler, zikirler bunu takip ediyor. Üç şey kalbin kötülüğünün alametidir. Bir, Allah'a itaatten tat almamak, şey yok. İki, günaha düşmekten korkmamak. Şimdi günah Allah'ımız işletmesin, yapıldığında bir korku duyar insan. O kalp katılaştığı zaman hiç ondan endişe etmiyor. Senin büyük dediğin insanlar ne hatalar işliyor diyor. Sen onunla kabre girecek değilsin, o ayrı biz ayrı kabre gireceğiz. Bu bizi şeytanın, nefsin ve şeytan sıfatı insanların bize kurduğu tuzaktır.
Biz burada Kitabı Kerim'e mi uyacağız yoksa bir başka kimselere mi, sünneti Muhammediyeye mi uyacağız, yoksa sair kimselere mi? Biz, Sadat-ı Kiram Hazeratına mı dikkat edeceğiz, yoksa bir başkalarına mı bize, onlar mı yol gösterecek? Peygamberimiz bürünek iken sallallahu teala, Cenabı hak bize bütün emri ilahiyeyi bildirirken bu ancak nefsin oyunu olabilir. Çünkü nefis de devamlı yol arar, kendini kurtaracak yol arar, çeşitli bahaneler, sebepler üretmeye başlar. İşin aceledir vesaire yapar. Kalbin kötülüğünün alametinden birisi de başkasının ölümünden ibret almayıp aksine her gün dünyaya daha çok bağlanmak. Efendimizin kırk hutbesi var sallallahu teala aleyhi ve sellem, birisi de Ala nagatil cedda isminde bir devesinin üzerinde Hatebene Hatebene Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem.
Efendimiz nasihatte bulunuyorlar, hutbe iran ediyorlar, buyuruyor ki biz başkalarının ölümünden ibret almıyoruz, onların işte tabutunu omuzluyoruz, kabre kadar getiriyoruz, sonra defnediyoruz. Bundan hiç gönlümüzde tesir meydana gelmiyor ve miraslarını mirasını pervasızca yiyoruz. Sanki ölüm buyuruyor aleyhisselatu vesselam beniniz, bizim üzerimize değil de başkalarının üzerine yazılmış gibi. Cenab-ı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.
Kaynak: Genel
İbadet ve Taatın Manevi Zevki ve Ruh Arınması | Mihmandar