İbadet Ve Taatın Manevi Derinliği kaydında Allah'ımız, Kitabı Kerim'in de de bizim için bir boşluk olmadığını ifade buyuruyor. Es'lau billah anillau ma'r-i kudun Onlar boş işlerden ve boş sözlerden uzaktırlar buyuruyor. Bu sebeple müminin hiçbir tatili yoktur. İşte dini günlerde bayram tatil, milli günlerde tatil, ara tatili, yaz tatili bu yoktur. Sebebi esan, vabıt, rabbekeh…
İbadet Ve Taatın Manevi Derinliği kaydında Allah'ımız, Kitabı Kerim'in de de bizim için bir boşluk olmadığını ifade buyuruyor. Es'lau billah anillau ma'r-i kudun Onlar boş işlerden ve boş sözlerden uzaktırlar buyuruyor. Bu sebeple müminin hiçbir tatili yoktur. İşte dini günlerde bayram tatil, milli günlerde tatil, ara tatili, yaz tatili bu yoktur. Sebebi esan, vabıt, rabbekeh…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Allah'ımız, Kitabı Kerim'in de de bizim için bir boşluk olmadığını ifade buyuruyor. Es'lau billah anillau ma'r-i kudun Onlar boş işlerden ve boş sözlerden uzaktırlar buyuruyor. Bu sebeple müminin hiçbir tatili yoktur. İşte dini günlerde bayram tatil, milli günlerde tatil, ara tatili, yaz tatili bu yoktur. Sebebi esan, vabıt, rabbekeh hatta yekelyakin. Rabbi Zülcelal'imize ölünceye kadar ibadet ve saatte bulunmak mecburiyetindeyiz. Tatili yok. Sonra yoruldum mu da yok. Yoruldum. Artık dinleneceğim. O da yok. Es'rabübillah feiza fera te pensan. Bir işlem boşaldığın zaman tekrar yorul buyuruyor. Hiç istirahati yok mu? Cenab-ı Hak Vecelnel leyle libase subata diye de geçer. O sept yevmus sebt deniyor ya. Tatil demek istiyor. Ve dinlenme yerlerimiz pek çok. Öyle ki diyelim Kuran-ı Azimüşşan okuduk ondan sonra elimizde tesbihimiz olur veya dilimizle Allah deriz Celle Celalü.
Allah Lafza-i Celalini okuduktan sonra Tevhid de okuruz. Onu bitirdik mi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de okuruz. O biter Eşin, dostun, akraban onları da ziyaret edersin. Daha sonra tebliğ ve davette de bulunur insan. Bir cenazedir, ona katılır. Bir hastanın ziyaretidir, o yapılır. Diyelim bir kimse ihtiyaç içerisinde onun ihtiyacı giderilir, öyle. Müminin her hali ibadet. Demek dinlenmesi yok deyince illa her anı böyle bir vazife üzerinde devam etmiyor. Bir görevi yaparken diğer bir görevi yapmak onu dinlendiriyor zaten. Diyelim işimize giriyoruz. İşimize gitmek aynı zamanda ibadet ve taattir dinimizde. Çünkü El-Kasi Vuhubullah Helalinden ticaret yapan Allah'ın dostu buyuruyor. Ne büyük bir nimet bu. Allah'ın dostu olmak ne demek bu? Bazı şeylerde anlamamız zor oluyor. Sebebi yaşayamadığımız için zor geliyor. Olur mu diyoruz ama o nimete mazhar olduğu zaman doyurulması mümkün değil.
O ilahi bir nimettir hiç şüphesiz. Demek ki mümin her an ibadet ve taat içerisinde ibadet dendiğinde sadece tesbihatla meşgul olmak değildir. Şöyle bir semaya baksa Mümin, semadaki esrarı görecek olsa Allah'ım bizim başımızın üzerine öyle bir tavan hazırlamışın ki ne kadar muazzam Ya Rabbi. O yıldızlarıyla, o ayıyla, o güneşiyle, o havanın berraklığı ile her zaman aynı renk olarak da değil, aynı renk tonlarını değiştirerek de görünüyor. Eğer bir şey tamamen beyaz olsa insanın ruhi yönden sarsılması gerekir. Sarsılır insan. Diyelim ki her şey beyaz. İnsan sıkıntı duyar. O beyazın içerisinde bile tonları var. Siyahın var, yeşilin var. Halık'ımız öyle bir yüce mevlamız ki bizim bak nasıl gözümüzün hazzını lezzetini lütfetmiş ama ibretle bakın. Buyuruyor. Hep bakarız. Bir diğer insanlarda bakar, biz de bakarız ama ibretle bakmak bir başkadır.
Şimdi bu sözlere daldığımız zaman mevzuyu hiç konuşamıyoruz. En güzeli biz mevzuya girelim. Demek ki mümin işiyle de gücüyle de bir müminin gönlünü almasıyla da yolda rast geldiği kimseye selam vermesiyle, öğüdü ile nasihatiyle, güler yüzü, tatlı diliyle de nedir? İbadet ve taatli olmuş olur. Muaz radiyallahu anh, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet eder. Buyurmuştur ki İlim öğrenmekle bari Teala'nın azamet ve celalini bilip havf u haşyet hasıl olur. Şimdi biz bunu iyice hıfz edeceğiz. O dört kalemle çalışma dediğimiz bu zaten. Bak burada öyle bir husus geçti ki ilim öğrenmekle ilim öğrenmekle bari Teala'nın azamet ve celalini, Allah'ımızın yüceliğini bilip havf-u haşyet hasıl olur. Allah'ımıza büyük bir saygı hasıl olur. Günahlardan şiddetle kaçar. İbadet ve taate kişi koşar. Nasıl güzel ifade edilmiş. Yoksa böyle okuyup geçmekle olmuyor.
Acaba burada bu hadis-i şerifte bize ne dinmek isteniyor? Bundan daha güzel bir ifade olamaz. Allah'ın Resulü buyuruyor zaten. İlim talebi ibadettir. İlmin müzakeresi tespihtir. İlimden bahsetmek cihattır ve bilmeyene öğretmek sadakadır ve ehlini bezzetmesi gurbettir. Yani Allah'ımıza yakınlıktır. Helal ve haramın nişancısı ve ehli cennet yolunun delilidir. İlim, devam ediyor. Yalnızlıkta en iyisidir, yoldaştır. Gurbette memleketinden hariç bir yerde mesai yoldaş. Gam ve sürurda, kederinde ve neşesinde delildir. Nasıl delil derseniz bu da uzar şimdi. Gam ve keder anında sabırlı olmak tecir ve mükafattır. Gönül sıkıntısına bile mükafat var. Burada İmam Ahmed bin Hanbel Hazretleri buyuruyor ki Gönlünüz daraldığı zaman Cenabı Hakk'ın sizi gördüğünü tefekkür edin. Neşe anında da neşede de Allah'a şükreder, hamdeler, işim. İlim düşman üzerine silahtır ve dostlar yanında ziynettir.
Bunu güncelleştirebiliriz. İlim düşman üzerine silah ve dostlar yanında ziynettir. İşte bu İran'daki reislerinin vefatında yeri bulunamadı. Ama öyle bir ilim ve fen teknolojide ülkemiz ilerledi ki yerini tespit etti ve yetmişli yıllarda alınan bir helikopter. Ama bizde ilim ve fenin teknolojinin ilerlemesiyle en yüksek seviyede şu anda biter mi? Bitmez. Daha bir yükseği, daha bir yükseği. Çünkü Es'amü ve fega külli ziya min alim Her bilen üstünde bir bilen vardır buyuruyor. İki hususta bunun sonu yoktur. Birisi akıl. Yalnız akıl bir yere de çarpabilir. Onun için çarpmaması için, çünkü araba süratle gider ama o sürati felaketle getirir. O zaman ne olacak? Trafik kurallarına vereceğim. Aklımızın trafik kuralları nedir? Vahyi ilahidir, Kuran'dır. Kuran Azimüşşan'dır yoksa çarpar. Akıl, düşük bir nimettir. Bunun sonu yok. Bir de ruh ciheti ile. İnsan da şu var tabiat olarak.
Hasta olmayı da istemez insan. İstemez. Hasta olmayı istemez. Bunun yanında ölmeyi de istemez. Ölümden korkar kişi. Allah'ımız bu isteklerimizi hep lütf ediyor. Hasta olmayı istemiyor musun? Yarın ahirette hastalık olmayacak. Ölmek istemiyorum. Eshabü'l-Hali'de ebedi bir hayat var. İşte sınırlamasak biz kendimizi bu dünya ile sınırlamayıp da Allah'ımızın arzu ettiği şekilde Habibi'nin sallallahu teala istediği şekilde olsak şu dünyada bile bizim için ebedi bir hayat var. Hani nerede ebedi hayat? Adamın altmış-yetmiş sene neyse eceli geldiği zaman ölür. Bu bedenin ölümüdür. Bunu arifler buyuruyor ki şaşarım ben insanlara diyor büyüklerimiz. Ölülerine ağlıyor da kalbi ölenlere ağlamıyor diyor. Bu mübarek yolda ihsan mektebinde kalbini zikrullah ile ihya ederse sadece Zikrullah ile olmuyor işte. Her letaifin kendi arasında bin perdesi var. Letaif geçiyoruz.
Belki murakabelere ulaşıyoruz ama yaptığımız işi bir avam, bir başkası yapmaz. O kadar da münasebetsiz bir hayat var. Neden? Eğilemediğimiz için. Sebebi yaptık da oldu dediğimiz için. Olmadı işte. Candan sarılacağız. Bunu Esad Erbili Hazretleri candan talep kıl yarini diyor. Candan. Candan çalışır. Yok. Ne kadar yapsak yapmadığımızı bir idrak etsek o zaman gerçeği bulacağız ve çok kısa bir zamanda da elde ederiz. Allah'ımız bu insandaki arzuları ahiret hayatıyla ebedi bir hayatla lütf veriyor. Bu dünya hayatında ebedilik nedir? Şu bedenin ölmesi değildir. Asıl kalbin ölmesidir. Ruhun körelmesidir. Eğer ruhlar hayat bulursa buyurulur. Tenler ölür ruhlar ölesi değil ebedi bir hayat. Ölmeden evvel ölmek suretiyle. Bunu nasıl izah edeceğiz? Allah'ın Resulü buyuruyor zaten sallallahu teala aleyhi ve sellem. Kamil bir müminin ölümü bir odadan diğer bir odaya geçiş gibi.
İki tane hayırlı kimse var geçmiş selef-i salihinden. Bunlar gerçekten ilerlemiş manen gelişmiş, mutmainne sıfatına erişmiş, rabiyeten merdiyyeye ulaşmış, yüksek hallerde ahlaken güzelleşmiş, Vücudunun her zerresi zikirde huzur içerisinde. İşte bizim bu nef-i ispat diyorlar. Murakabe diyorlar. Bunlar olduğu halde hala geri kalmamızın böyle bir sevimsiz bir halimizin olmasının sebebi nedir? Bunun sebebi biz yaptığımız taatlerden nasip alamıyoruz. Bu sureta oluyor. Hakikatine erişemediğimiz için oluyor. Erişsek böyle olmaz. Bu iki kişi gerçekten yüksek makamlar ihraç etmiş. Birbirleriyle dünyada iken anlaşırlar. Derler ki, hangimiz ahirete evvel göçerse o hayatta olana başından geçeni anlatsın. Biri vefat eder. Vefatından sonra kabrine varır, okur ve evliyanın hususiyetidir. Bir velinin en küçük hali kabir haline vakıf olmaktır. Der ki kardeşim böyle bir anlaşmamız vardı, bu gururunu.
Der ki evet, anlatayım. Ben yatakta yatıyordum, hastaydım. Hastalığımdan dolayı iki tane doktor geldi. Hasta nerenin ağrıyor? Tepemden tırnağıma kadar sızlıyor. İyi bir düşün bakalım. Şu diz kapağımdan yukarısı ağrıyor. Bak ifadeyi değişiyorsun. Tam söyle ona göre teşhis yapacağız. Canı çıkıyormuş. Şu göbeğimle yukarısı. Şimdi bir daha düşün. Şu başım. Daha sonra böyle oğlum, çocuğum, kızım, gelinim, evim ağlıyorlar. Hiç sesleniyorum. Ne ağlıyorsunuz? Ne var? Herhalde bana darılmışlar ki hiç seslenmiyorlar. Sonra o yataktan hastayı kaldırdık. İşte yıkadık, kefenledik, musalla taşına koyduk, namazını kıldık, o da kıldı. Sonra kabrin kenarına getirdik. Bir de baktım beni aşağı indirdiler. Ne indiriyorsunuz dedim. O iki doktor orada hasıl oldu. Tebessüm ediyorlardı. Sağ taraftan bir pencere açıldı. Baktım büyük bir sohbet mekanı. Veysel Karani Gaddisallahu Sırri Hazretleri sohbet ediyor.
O iki doktor dediler ki seni daha büyük bir meclise götüreceğiz. Baktım ki Resulullah ümmetim sen irtihal ettin, buyuruyor. O zaman bir irkildim. Korkma, işte sizin ölümünüz bu kadar, buyurmuş. İşte böyle bir ebedi hayat var. O artık ruhu kendi cesedini takip ediyor. İmamı Gazali'de de var bu Rahmetullah Ali. Rahmeten Vasia, İmamı Gazali, Rahmetullah Ali Hazretleri. İlgilenin artık. İlgilenin ses hususunda. İlgilenin ses hususunda. İmam-ı Gazali rahmetullahi Ali Hazretleri çok rahatsız. Onu muayene ederler. Yine demek ki iki tane doktor getirmişler. Doktorlar diyor ki: Ya iman bak günlerce evde havasız bir şekilde kalıyorsun. Şöyle biz senin koluna girelim, yardım edelim. Şimdi dışarı çıkartalım sizi. Onların yardımıyla dışarı çıkıyor ama hayret ediyor. Bir bahçe ama dünyada hiç görmediği bir bahçe. Hayran kalıyor. Diyor ki ben bu kadar yaşadım.
Evimin bu yanındaki bu bahçeyi nasıl görmemişim ben? Bunu derken içeriden bir tabut çıkıyor evliliğlerinden. Bu tabut nedir diyor. O iki kişi diyorlar ki bu tabut senin tabutun ya imam. Sen ahirete göçtün. Böyle bir hayat varken dilimize sahip olalım. Ne gerek var? Gözümüze sahip olalım. Kulaklarımıza, azamızı koruyalım ve sonra bak şu dünyaya meyletsek ne olacak? Evet işimizi göreceğiz. Dinin kıvamı dört şey ile bir rivayette. Bir de zenginlerin cömertliği olmayın demiyorlar. Zengin olun ama şakirinden olun. Şükredin. Yolunda sarf edin. Ne olacak? Kalacak. Neyi seversek o bitecek. Bir tanesi ağlarmış da demişler: Ne ağlıyorsun? Dostum öldü. Ölmeyen dost tutsaydın. Ve hayyu la ilahe illa Hu. Onu tutsaydın. Öyle bir dost tutsaydın ki Allah'ı dost tut buyuruyor. Cenabı Hak buyuruyor.
Resulünü dostun ondan sonra kamil müminleri namaz kılan, zekat veren, rüku eden eğer bunları dost tutarsanız bu bunlar Allah'ımızın teyit ettiği, güçlendirdiği kimselerdir. Ne nimet bahşetmişler bize. Ne nimet bahşetmişler. Şöyle gönlümüz nur olmazsa dışımızda da güzellik olmaz. İçimizin ihyasına iyi gayret edeceğiz. Şöyle bir düşünüyorum. Siz de bunu düşünürsünüz elbette. Diyorum ki böyle boş heva, değersiz şeylere değer verdik de ne oldu diyoruz bazen. Bazen de her zaman dememiz lazım. Biz Allah'ımızın yanında olanlara değer verseydik ne büyük nimetti. Arkasından koştuğumuz bu dünya bizi ne kadar mesut eder ki? Ancak yolunda sarf edersek. Artık ruhen ve manen güzelliklerimize bakalım. Bu mübarek yol hakikaten ciddi bir yol. Böyle riayet etmediğimiz için ikiye ayırmışlar. Bir mecazi, bir de hakiki demişlerdir. Efendim ilim gam ve sürurda delildir.
İlim düşman üzerine silahtır ve dostlar yanında ziynettir. Allahu Teala Hazretleri nice kavmi ilim ile refeyler yükseltir ve hayratta onları mukteda bihiler. Onlar insanların kendisini takip edeceği, örnek alacağı kimseler olur. Melaike-i kiram ehli ilmin dostluğuna rağbet ederler ve kanatlarıyla ikramen mesh edip okşarlar. Melekler ehli ilim için istiğfar ederler ve hatta denizdeki balıklar ve hayvanat dahi onların yarılanmasını isterler. Çünkü ilim kalplerin hayatıdır. Kalplerin ölümü de cehalettir. İnsan eceli gelmesi ile ölmez. İnsan marifetullah'tan mahrum olunca ölür. İlim gözlerin çerağıdır, ışığıdır. Allahü Teala ilmi suadaya yani sevgili kullara ilham eyle. Bakın dikkat edelim. Burada varıp da bir hocanın dizinin dibinde sadece okumakla ilim olmaz diyor. Evet olur. Okuyacağız, talim edeceğiz ama Allah'ın öyle dostları vardır ki diyor. Nasıl işaret buyrulmuş?
Kalbine ilham olunur. Ebu Zer radıyallahu anh rivayet eder Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyurmuştur. Ya Eba Zer, sabahladık da Kitabullah'tan bir ayet öğrenmek sana yüz rekat nafile namaz kılmaktan hayırlıdır ve sabaha girip ilimden bir bab öğrensen sana bin rekat namaz kılmaktan hayırlıdır. Ne yüce bir dinimiz var bizim. Çok ilmihal kitapları, neleri, bunu ilim ehli kimselere ehli sünnet vel cemaat görüşü üzere olanlara sorulur. Her gün talimde bulunuruz. Abdullah ibn-i Ömer radiyallahu anhuma, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet buyurmuştur ki ibadetin efdali, fıkıh ilmini öğrenmek. Bunu bilir yani dini meselelerimizi öğrenmek. Nedir bu dini mesele? Yolda yürürken kural koymuş dinimiz onu da öğrenmek. İnsanlarla bir araya geldiğimizde bir meclisin de edebi var. Bu da dinimizde bir esastır.
Bir sofrada oturuşun dahi yeme içme ve adabı da fıkhi konulardır. Sadece namaz mı? Zaten namaz bu esasları bizim yapmamız için gereklidir. İbadetin efdali fıkıh ilmini öğrenmek ve diyanetin efdali perhizliktir. Yani haram şeylerden sakınmaktır. Büyüklerimize diyorlar ki efendim sizin okuduğunuz evradı biz de okuyalım. Siz ne okuyorsunuz böyle biz istiğfar okuruz, tevhid sallallahu aleyhi ve sellem. Siz ne okursunuz? Biz onu okuyalım da ecre nail olalım deyince diyorlar ki aynen sizin okuduğunuzu okuruz. Ama perhize dikkat ederiz. Üstüne ayran içmeyiz. İlacı alır, ondan sonra da perhizi bozmayız. Biz haramlardan şiddetle sakınırız. Nitekim Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem İttagilme harime tekün abeden nas Haram olan şeylerden sakın. Insanların en abidi olursun. En ibadetkar olandan olursun.
İbn-i Ömer radiyallahu anha buyurmuştur ki bir kimse ilim talibi olduğu halde eceli gelip vefat ederse o kimse Allahu Teala Hazretlerinin huzuruna nübüvvet derecesinden bir derece aşağı derecede var. Ne büyük bir ilmi. Cenab-ı Hak Tevrat'ta Musa aleyhisselama buyurdu ki Ya Musa ilim ve hikmeti tazim eyle. Hikmet ilmin esrarı. Zira bu bir tanesi. O hikmet öyle bir nimet ki Cenabı Hak sevdiği kulların kalbine lütfediyor, ihsan ediyor. Büyük bir fazilet, büyük bir üstünlüktür. Zira hangi kulumun kalbine ilim ve hikmet koyarsam onu yarılığamak murat etmişimdir. İmdi Ya Musa, sen ilmi öğren ve onunla amel eyle. Ondan sonra bez benim kerametime ve iyiliğime nail olursun. Cenabı hakk'ın nebisine hitabı şüphesiz kullarına da hitabı demektir. Her ne kadar Hz. Musa aleyhisselama hitap buyuruluyorsa da hakikatte kullarına hitaptır.
Zebur'da Davud aleyhisselam buyurdu ki Ya Davud, beni İsrail ulemasına ve ruhbanlarına de ki ehli takva ile söylesinler, konuşsunlar, eğer ehli takva bulunmazsa ulema ile musahabe etsinler, sohbet etsinler, onları da bulunmazsa akıllı kimseler ile görüşsünler. Cenabı Hak Hazretleri takvayı ilim üzerine takdim buyurdu. Nitekim ulemayı da akıllılar üzerine takdim buyurdu. Ve İncil'de de şu şekilde bir ifade var. Vay o kimseye ki, ilmi işite ve talep etmeyip cahiller ile cehenneme gide. İlmi talep edip öğrenin. Zira ilim sizi said etmezse şaki de etmez. Ve ilim sizi rütbenizi yüceltmezse sizi alçak da etmez. Eğer ilim sizi övani etmezse fakir de etmez. Eğer ilim size fayda vermezse zarar dahi vermez. Demeyin ki korkarız ki bilip de amel edemeyiz. Lakin deyin ki ümittir ki biliriz ve amel eyleriz.
Meilim sahibine şefaat eyler ve Rabbinize layık olan budur ki ilim sahibini ilim, sahibini rüsva etmeye. Kıyamet gününde Cenabı Hak buyurur ki ey ulema zümresi, Rabbinize zannınız ne idi? Diyeler ki zannımız buydu ki bize mağfiret edesin ve rahmet kılasın. Cenabı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri buyura ki tahkika ben sizi yargıladım ve benim size ilim ve hikmeti emanet koyduğum size şerri murat ettiğimden değil, belki size hayır murat ettiğimdendir. Varın salih kullarım ile rahmete, cennete girin. Talibü'l İlmi efdalu indellahimine'l mücahiri fi sebilillah. Dini mübin'e hizmet maksadıyla ilmi talep edip öğrenenler inşallah fisebilillah mücahitden eftaldir. Çünkü muharebedeki mücahitler bir cemaati mahsus ile mücahede ve mukabele ederler.
Fakat ilim tahsil eden alimi amiller nefis ile mücahede edip şeytanın şer ve tuzağından birnillahi teala ilim ile helal oldukları gibi daimi surette cihanın her tarafından gelen talibi ilme dahi şümullü ve devamlı olarak neşriyle ettikleri cihetle, ilmi yaydıkları sebeple, fi sebilillah cihad eden mücahitlerden efdaldir buyurulmuştur. Hadis-i şerifte ulemanın mürekkebi ile şühedanın kanı mizanda tartıldığında ulemanın mürekkebinin sevabı şühedanın kanının sevabından daha ziyade geleceği beyan buyrulmuştur. Ve diametüheeddin. Tahkikan her şeyin bir esası vardır. Bu dini mübinin esası ise ilmi şeriattır. Binaenaleyh müteşeri bir alimin vücudu hani dinimizin itikat, ibadet, ahlak, muamelat yönlerini tatbik eden bir alimin vücudu şeytan için bin abidin, bin ibadet eden kimsenin vücudundan daha ağırdır. Fakih hu Vahidin eşhedü aleşşeytan min elfi abidin.
Şeytan, dini meseleleri alim olan bir zattan korktuğu kadar bin abidden korkmaz. Et tefakbuhu fitdin hakbun ala külli müslimin. Cenabı Hakk'ın evamir ve nevahisini emirlerini ve yasakladıklarını fukaha ve ulemadan öğrenmek her bir Müslümana farzdır. Me'yusü fıkhin hayrun min ebadeti sene. Mesail-i şeriyyenin dini meseleleri müzakeresi için teşekkül eden toplanan bir mecliste hazır bulunmak bir sene nafile ibadet etmekten eftaldir. Men yuridillahu bihhi hayran vüfekkihhu fitdin. Cenabı Allah bir kimsenin hayrını murad ederse o kimseyi dini meseleleri bilmeye alimi der. El ilmü haze inu ve mefatihuha es sual. İlim bir hazinedir. Anahtarı ise sualdir. İlim ve irfan müminin gayb olmuş metaıdır. Onu nerede bulursa alır. Her şeye vusul için kavuşmak için bir yol vardır. Cennetin yolu ise dini ilimlerdir.
Kelimetü hikmetin yesmeuha racul Kelimetü hikmetin yesmeuha racul hayrul lehu min ibadeti senetin. Dilmullahtan bir kelimeyi bir raculün dinleyip işitmesi bir sene nafile ibadetten eftaldir. Mentalebe la ilme lillah tekefelallahü bir rızgihim min hayzu la yahtesi. Tekefelallahü bir rızgihim min haysula yahdeşip. Allahu Teala Hazretlerinin rızası için ilim talep edip öğrenmeye çalışanların rızıklarını Allahu azze ve celle Memul olunmadık, umulmadık yerlerden tekeffül etmiştir. Huyyra Süleyman. Beyne'l meli vel mülk vel il. Taktarel il. Feutiel mülke vel maale Allahu Teala ve Tekaddes Hazretleri Süleyman Aleyhisselam'ı mal ve mülk ve ilim arasında serbest buyurdu. Süleyman tercihen ilmi seçti. İlmi seçtiği için Malikel-Mülk olan Cenab-ı Allah Hazretleri hem ilim verdi hem de mülk ve mal dahi ihsan buyurdu.
Cihat vesaire tebliğ, davet, ailevi meseleler, nikah akdi, ticari hususlar gibi meseleleri öğrenmek için genç fazlıların huzurunda oturmaktan sakınmasınlar. Ihtiyarlar yemek yemekten sakınmadıkları gibi ilim öğrenmekten de sakınmasınlar. Dini meseleleri öğrenmeksizin ibadet edenler değirmen merkebi gibidir. Yani seyr ü süluk edip Hakk'a vasıl olamazlar. Ebü'l-Leys Semerkandi rahimullahü Teala der ki bir kimse alim yanında oturup da ilimden bir şey hıfzete edememiş olsa da o kimseye yine de çok büyük iyilikler nasip olur. İlim öğrenmeye talip olan kimse nail olacağı fazilete müteallimin nail olur. Alim indinde oturduğu müddette nefsini günahtan hapsetmiş olur. Dini emirleri böyle farzları edaya gayret eder ve der ki Allahu Teala hazretleri bana bu emirleri buyurmuştur. Günahtan nehile ilahi muktezası isyandan kaçar. İhsan-ı ilahiye şükren vücubunu idrak ile şükrü artmış olur.
Halka karşı insaf ve merhametle hareket eder. Belaya ve musibete sabreder. Düşmanı olan şeytan üzerine de muhalefet diler. Ali Efendimiz'in burada çok güzel sözleri var. Muhtaç olduğun deva sendedir. Fakat görmezsin. Düçar olduğun bela yine sendedir. Fakat bilmezsin. Zannedersin ki sen küçük bir şeysin fakat büyük alem sende dürülmüştür. Bir görsen sen kitaba bakar ve onu okuyorum zannedersin. Fakat onun ayetleri senin haline haber vermektedir. Resul-i Ekrem Efendimiz hadis-i şeriflerinde Ben ilmin Medine'siyim, şehriyim. İmam Ali de kapısıdır İlim öğrenmek isteyen kapısına müracaat etsin buyrulmuştur. Konu uzun, burada Ali Efendimiz'in çok güzel bir ifadeleri var. Hem de Efendimiz'in damadı, Alisi, hem Halife-i Ruy-i Zemin, Çıar-ı Yar-i Gücin içerisinde Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali radiyallahu anhüm ecmain. Hz.
Ali Efendimiz buyurmuştur: İlim maldan şu sebeple efdaldir: İlim enbiya mirasıdır. Mal ise firavun mirasıdır. El ulema ve rasatul enbiya. Ulema peygamberlerin varisidir. İlim bezletmekle yani neşretmekle, yay makla, öğretmekle mal ise tükenir. Mal bekçiye muhtaçtır, çalınır, zayi olur. İlim ise sahibini biiznillahi teala hapseder. Bir kişi ölünce malı ellere kalır. İlim ise sahibi ile beraber kabre ta huzur hakkı var. Müminin de kafirin de malı olur fakat ilim yalnız mümine şerefi mahsustur. Din hususunda alime başkaları muhtaçtır fakat başkaları mal sahibine muhtaç değillerdir. İlim ahirette sıratı geçmeye sahibine kuvvet verir mal ise sıratı geçmekte mani olur. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.