İbadet ve Murakabede Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması
İbadet ve Murakabede Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması kaydında Gece ibadette ve taatte, böyle olan bir kimsenin gündüz diyor, gece ibadette olduğu ibadet yaptığı yüzünden belli olur. Bir bardak gibi işte bardağın içerisinde neforsa, dışından o görülüyor. Bir vişne konsa diyoruz ki bu vişne suyu, bir çay konsa bu çaydır, dediğimiz gibi içinde iman olanın, yüzünde de imanın nuru belirliyor hiç…
İbadet ve Murakabede Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
İbadet ve Murakabede Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması kaydında Gece ibadette ve taatte, böyle olan bir kimsenin gündüz diyor, gece ibadette olduğu ibadet yaptığı yüzünden belli olur. Bir bardak gibi işte bardağın içerisinde neforsa, dışından o görülüyor. Bir vişne konsa diyoruz ki bu vişne suyu, bir çay konsa bu çaydır, dediğimiz gibi içinde iman olanın, yüzünde de imanın nuru belirliyor hiç…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Gece ibadette ve taatte, böyle olan bir kimsenin gündüz diyor, gece ibadette olduğu ibadet yaptığı yüzünden belli olur. Bir bardak gibi işte bardağın içerisinde neforsa, dışından o görülüyor. Bir vişne konsa diyoruz ki bu vişne suyu, bir çay konsa bu çaydır, dediğimiz gibi içinde iman olanın, yüzünde de imanın nuru belirliyor hiç şüphesiz. Sonra ihlaslı, gayet dikkat eden, riayet eden böyle murakabe ehillerinde olur. Murakabe ehli olanların yüzlerinde bir parıltı, yüzlerinde bir parıltı hasıl olur. Bize bir ara bir misafir geldi. O misafir geldiğinde üstadınız onlardan bir tanesinin huzuruna aldı. Buyurdu ki sizinle ayrıyeten görüşelim. Onu hissetti biiznillahi Teala, murakabe ehli olduğunu. O ibadet insandan nur hasıl eder. Hadis-i şeriflerde de var. Onlara peygamberler bile, melekler bile imrenliyorlar. Nurdan kürsiler üzerinde elleri nur, yüzleri nur diye geçer.
İşte bunlar kimlerdir diyorlar. Bunlar Allah için birbirlerini sevenlerdir, buyuruyor. Onur beldolur zaten. Alaaddin Hattar Hazretleri orta boylu, gökçek yüzlü. Gökçek yüzlü demek böyle bir güzel yüz, güzel bir yüz, nurlu bir yüz. Esmer Levinliydi, böyle esmerdi. Sakalı büyük şey idi. Gelelim Rahmetullah Ali Hazretleri, Esali Erbili Hazretleri hakkında bir şiir yazmış. Esmer yüzde diyor. Esali Erbili Hazretleri Erbil'den olduğu için doğuda, bölge itibariyle rengi esmer, esmer. Üstadımız demiş ki Baba, buna gel biz Enver yüzü diyelim. Yani siyahın içerisinde de nur vardır hiç şüphesiz. Beytullah'ın örtü süreci. Mesela bilalle Habeşi radıyallahu anh siyahta ama nur her tarafını kaplamış vaziyette idi. Daima hudu ve huşu üzere bulunurdu. Burada bir hudu bir de huşu idi. Huşu kalpte Cenabıhakk'a büyük bir saygıdır. Gönülde Cenabıhakk'a bir tazimdir.
Hudu, o kalpteki olan tazim insanı zahirine de isabet de çok mütevazı oluyor. Azaları da Cenabı Hakk'a itaatte, ibadette ve riayet içerisinde oluyor emri ilahiye. Yalnız kuşu gönülde olur. Bir havf var. Havf, Cenabı Hak'tan korku azabından, ikavundan, cezasından ibadet ve taate yönelmek, emri ilahiyeye yapışmak huşu ise büyük bir saygıdır o, gönüldeki. İnşallah Evrad ve Ezkar'ımıza dikkat ettiğimizde büyüklerimizin tavsiyelerine eğer riayet edersek hasıl olurdu. Böyle dille anlatmakla olmuyorum. Ifade de edemiyordu zaten. Aslı Buhara idi. Demek ki o bölgelerdenmiş. Şahı Nakşibend'in biricik damadı idi. Belki burada anlatır veya anlatmaz bilmiyoruz. Kelime-i Muhteremeleri Şahı Nakşibend de benim ismim, Gaddisallahu Sırra, ergenlik çağına gelince, Alaiddin-i Attar Hazretleri böyle bir hasır parçasının üzerinde uyuyordur, bir gatta. Dedi ki Evladım, ben sana kerimemi nikahlıyorum.
Dedi efendim benim hiçbir şeyim yok. Yani çeyiz için işte mutfak takımları olacak, orada takımları olacak vesaire. Böyle hiçbir şeyim yok efendim dedi. Cenabı Hak'ı vani'yi kılar buyurdu. Konuşmaları da hep Allah'ımızın kitabında söyledikleri söz, gönülleri vurulduğu için ifadeleri de hep böyle ilahi oluyor, gördüğümüz bunu müşahede ediyoruz. Cenabı Hak buyuruyor ki Cenab-ı Rabbimiz kendi tarafından öveniyi kılıyor, kendi tarafından ona lütufta bulunuyor. Satıla oynadım. Sizden beter olanları kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler Allah onları lütfusuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hak eyle bilen tutsun. O imanla alakalıdır. Hayrun nikah eyseruh, nikahın hayırlısı kolay olandır buyuruyor. Belki duydunuz, bu gösterim aletlerinde de müşahede edebilirsiniz.
Acazen Efendi, Kadı Sallallahü'l-Sırd-i Üstadımıza dedemin medresede arkadaşı olan Ali Hoca böyle dil ile ifade edemiyor, haya ediyor dedemden. Var kitabına yazıyor. Ben size intisap ettim, bu kapının hizmetçisi durumunda olmam gerekir. Yalnız bu zaman itibariyle mümkün olmadığı için kızımı evladınız Hasan Efendi'ye ben zevce olarak teklif ettim. Kabul buyurmuşlar. Üstadımız çok kabul gören bir kimse. Çok varlıklı insanlar ona kerimelerini vermek istiyorlar. O büyük annemizle, Aişe annemizle dedem istişare ediyor. Diyorlar ki fakir bir kimseden alalım, onu varlıklı bir hale getirirsek Allah'ımızın rızasına erişiriz diyorlar. Zengin değil de akil bir kimseden alalım. Onu da varlıklı bir hale getirelim, belki bu sebeple Cenabı Hak'ın rızasına erişiriz diyor. Çeyiz olarak okumuşsak İslam tarihinde Fatımaetüz Zehra radiyallahu anh annemizin çeyizini bir okuyalım.
Efendim bu ta o zamankiydi dersek yanılırız. Çünkü onlar bizim görüneğimizdir. Şimdi o zaman mı kalktı? Zaman aynı zaman biz bozuluyoruz. Zamanda değişme yok. Yani bir Fatımaüz Zehra radıyallahu anha annemiz, bir düğündür, bir nişandır, bir merasimdir oraya girip ananın giydiği elbise çok kaliteliydi. Ananın evindeki koltuklar çok müstesna idi, bizimkiler de eskidi ve döşemeler de öyle, perdeler de öyle. Mesair sehpaları da demedi Badımetüz Zerrare diyor anh. Üç gün aç kaldı su ile iftihar etti. Öyle oldu ki bir gün rahatsızlığında Ashab-ı Güzin Efendilerimiz ziyaret etmek istedi. Istedi. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz evvela haneye dahil oldular, uygunsuz bir hall olmasın diye. Dedi Ya Rasulallah, size rahat görünebilirim, sizin Kelimeniz, kızınız olurum ama diğerlerine karşı nasıl yapabilirim, üstümü tam örtecek bir el bilsem yok.
Aleyhissalatu Vesselam benim örtüyü şöyle düz bir şekilde değil de onun uç kısmını buyurdular ki kızım onu tepene al, uç kısmını, böyle çene kısmını, tepenat, diğeriyle vücudunu örtmeye çalış. İşte buydu onların hali. Dolaplarımızı düşünelim. Gömleğimiz ne kadar? Giydiğimiz hanımlar için giysilerimiz nasıl? Bir gün Kureyş'in uluları, Fatımatü'z Zehra Radıyallahu Anhemizi kendi içlerinde istediler. Sebebi şu, öyle iman edeceklerinden, İslam ve irşadlarından değil, dediler ki bizim türlü türlü elbiselerimizi, ipeklilerimizi, halifelerimizi, şu lüks elbiselerimizi görsün, o yamalı elbiseleriyle gelecek belli, yamalı elbisesiyle onu mahzun bir hale düşünelim dediler. Bunu Fatıma Annemiz derhal anladı, dedi ki Ya Rasulallah sizin bir şerefiniz var, bunlar iyisine beni davet etmiyor deyince derhal Cebrail Aleyhisselam nazil.
Dedi Ya Muhammed, o Kureyş'in ulularını, kadınlarının, kızlarının içerisine sen Fatımatü'z-Zehrayı gönder. O yamalı elbisesiyle giderken cennetten ona öyle bir elbise giydirildi ki melekler bütün hizmetçisi oldu. Yani bu hadiseler diyorum, bu hadiseler bize ta on dört asır daha fazla zamana götürmesin, onu şu vaktimize uyarlamaya çalışalım. Bir hutb-u cihanın arşın melekleri hizmetinde olur. Bir kimsenin yüz altmış tane melek vardır etrafındadır. Yani bunları bir düşünerek hareket edelim. İşte bu olmuş geçmiştirse biz bu güzelliği elde edemeyiz. Anlatırım Hızır Aleyhisselam'ın da hizmete gireceğini, İlyas Aleyhisselam'ın da hizmete gireceğini, Ricalü'l-Vahib'in de hizmete gireceğini, onlar mübarek insanlardır, onlara ait diyemeyiz. Gayret gösterirsek biz de bu güzelliklerden mahrum olmayız. Batımetüz Zehra Radıyallahu Anh'a annemize melekler böyle gül kokuları sevktiler yoluna.
Öyle buhurdanlıklar, cennetten buhurdanlıklar, o tütsü diyoruz biz, onlar içeri girdi ki Fatımaüzzehra radıyallahu anha annemiz, zaten onun mübarek yüzündeki parıltı tarif edilemez. Nur, hepsi hayran kaldılar. O müşriklerin uluları kaçışmaya başladılar. Kaçıştılar, o umdukları gibi, gönüllerinden geçtikleri gibi bir tavır hasıl olmadı. Sonra Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in davasını onlara anlattı. İslam'ı anlattı. Bak bu bizde çok beynimizde yankılar uyup uyandırması gerekiyor. Oturduğumuz, kalktığımız yerde İslam'ı anlatabilmek, sonra nasibi olanlar ne yaptılar? İslam'a dahil oldular. Bakın, Hıdır kelimesi, Hızır aleyhisselam. Açtığınız zaman, Falül Kadir, orada şu Hadis-i Şerif'i göreceksiniz, göreceğiz. Hızır ne demektir? Oturduğu yer yeşeren kimselerdir, kimsedir der. Böyle biz bazen dağlara nelere çıkarız, o dağlarda yeşil olan alanlar görürüz.
O yeşil olan yer sulu olan yerlerdir, pınar olan yer. Alaiddin-i Attar gibi Gaddesallahu sırra ve onun hulefası, seçkin evlatlarının olduğu yeri yeşerecek. Komşusu yeşerecek, ailesi, etrafı, akrabası, diğer kimseler de sizdeki bu güzellik nereden geliyor diye imrenebilecek ki İslam gelişebilsin. İşte hacasın efendim, kalpte Sallallahü's-Sallahu Sır. Eskiden burada minibüsleri neler yoktu? Hemen hemen her saat başka kalk büyür, belli bir vakitte başlar, nihayet belli bir saatte de biter. Tek otobüs var, sabah erken binilir. Üstadımız bindiler, bakın rabıta ne demek şimdi rabıtayı anlatıyoruz. Kuru kuruya mübarek şeklini hatırlamak değildir rabıta. Otobüse binmek için içeri girdiler, hemen üstadımıza en önden bir yer gösterdiler. Böyle çalgı çalıyor, uygunsuz üstadımız bunları hiç sevmez. Dediler ki Efendim radyoyu kapatalım mı? Bakın mübarek sözüne, Siz bilirsiniz, dedi. Kapatın demiyor.
Halbuki hiç sevmez, tabiatına da uymaz, siz bilirsiniz. O nezaketin karşısında hemen kapattılar. Yanına tam zıt birisi geldi üstadımızın. Anlatsam hayret edersiniz. Öyle bir zümre ki mürşid-i kamilimiz vaaz ediyorlar, her bir yağmur tanesini melekler atıyor diye bunu duymuş. Geliyor sınıfa, yahu bu olacak bir şey mi? Bunlar nasıl bir hocalar? Her bir yağmur tanesini bir melek atacak? Tam zıt. Miftahü'l Kulüb da aman ha, Miftahü'l Kulüb'u terk etmeyelim, Şemseddin Nuri Hazretleri bizzat aleyhissalatu vesselam Efendimizin emriyle yazmıştır. Orada bir mürşid-i kamilin üç tane işaretini anlatır. Bir, kim olursa olsun saygı içerisinde olur, isterse zıt olsun, Saygı duyar. Görünüşseniz batıdaki ülkelerin hepsi ayağa kalkıyor. Neden kalktı? Neden kalkıyor? Allah'ımızın vermiş olduğu nurdan kalkıyor. Allah'ımız bir heybet veriyor.
Birincisi mürşid-i kamilin işareti olarak kim olursa olsun saygı içerisinde olur. İkincisi Allah'a ve Resulüne içinde muhabbet doğar diyor. Uhrevi amellere meyl eder. O tam zıt olan kimse oturmadı. Üstazımız oturana kadar oturmadı. Önünü hemen ilikledi, ilikledi, böyle bekliyor. Sonra oturdular. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, kellimun nas ala kader vuku kulli İnsanlara akilları ölçüsü içerisinde konuşun diye buyurdu. Kalkıp da muraka vei ehadiyet deyip ihlasa mana vermez orada. Kalkıp Rabıta-ı Şerife şöyle yapılır diye konuşmadı. Ne büyük bir ders bize bu. Şu kısa bir yolculuğu buradan dile kadar görüşmesi, tavırları, hareketi. Sonra mukaddime dersi nasıl alınır, asıl ders nasıl olur bunu da anlatmadım. Bir İngiliz'in imanını anlattı, elinde iman etmiş ama neler zuhur etmiş. Ona seviyesine göre konuştu. Hala adam unutamıyor, çok yaşanmış.
Hacı Hasan efendi din değil mi gözlerinden yaşlar akıyor. Böyle derin izler bırakmış. Hani İslam'ın yayılışına baktığımız zaman İslam'ın yayılışı güzel örnek oluşlarıyla yayılmıştır. Efendim evliyaullah hep birbirine benzer, hep birbirine aynıdır. Yalnız bir yönde temayüz ederler. Diyelim peygamberler Adem aleyhisselamdan. Aleyhisselatu vesselam Efendimize kadar hepsi peygamber. Ama bakarsanız Adem aleyhisselam da tevazu, bu galip görünür. Nuh Aleyhisselam da bir şecaat görünür, sabır görünür. Eyyub Aleyhisselam da taziye, farklı. Musa Aleyhisselam da dört yüz yıl öyle bir düşmanı var ki firavun'a karşı gösterdiği dirayet ve direniş. Bu aynen şunun gibi, terazi gibi. İman ne kadar kuvvetli ise karşısındaki de küfür de o kadar kuvvetli.
Yok ama Allah'ımız o küfre karşı da onu yok edecek öyle bir girayet vermiş ki, peygamberlerde mucize olarak, velilerde keramet olarak Allah'ımız güç vermiş, kuvvet vermiş, yenilmiyor. Bildiğiniz Kuran-ı Kerim'de de geçer bu. İşte İbrahim Aleyhisselam ile biliyorsunuz, İbrahim Aleyhisselam ile. Nemruzun burada mücadelesi var. Öyle bir mücadele ki diyor ki İbrahim Aleyhisselam benim Rabbim öldürür ve diriltir essa'yübillah. Gale ibrahim rabbiyellez yuhiyve ümmi. Benim Rabbim öldürür ve diriltir. Bak o ne diyor? Ve'l-ene okiy ve umit. Ben de öldürür, ben de diriltirim diyor, Nemrut. Orada bir tanesini öldürüyor, yaptığı işe bak. Bunlar bu kadar batıl işte. Ondan sonra birisine bak bunu sağ bıraktım diyor. Allah'ımız öyle bir güç vermiş ki onu gıybet gücü. Risalet gücü, Ebu Cehil dediğiniz zaman normal bir kimse değil. Ebul hikemu, filozof. Filozofçuların babası o filozofların.
Fakat Allah'ın Resulü'nün karşısında eridi böldü. Hep gülünç hale geldiler. Kuran-ı Azimüşşan'a bir nazire yapmak istediler. Kendileri gülmeye başladılar. Hele müşriklerden birisi Necm Suresi'ni okuduğumuz zaman dedi ki müşriklerin kendilerine göre akıllı olan birisi gelin dedi. Gelin ey müşriklerin uluları gelin dedi. Siz şimdi peygambere ne diyorsunuz? Peygamber ne demez onlar da, Muhammed'e ne diyorsunuz? Evvelkilerin kitapları hiç alakası yoktur. Hiç alakası yok. Şiir diyorsunuz, biz şiirin bütün kalıplarını biliriz, şiire benzemiyor. Ve ma allemnahu şiyara ve ma yembakiyle. Bin huve illa zikburila'l-alemin. Değildir. Yani sihirbaz diyorsunuz alakası yok, kahin diyorsunuz alakası yok. Gelin şu beyni bir araya getirelim de olmaz mı diyor. Biraz akıllı düşün. Şimdi ben de önlüğünü ben de diriltirim diyor.
Ne diyor burada İbrahim Aleyhisselam, şüphesiz Cenab-ı Hak güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getirdin. Hepiniz doğudan doğurur, sen de batıdan getir deyince, İsrail billah, Kafir şaşırıp kaldı. İşte Allah'ın kitabı böyledir. Haktır, Kuran azimüşşan onun karşısında durulması mümkün değildir. Allahu la iltel gavme zalimi. Zaten Cenabı Hak zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. Cenabı Hak Musa Aleyhisselam'a bakın asayı lütfediliyor. Bir asa, dört yüz sihirbazın o ipten neden, sopalardan, değneklerden onları yutup. Hatta ağzını firavunun sarayını açtı. Sarayını açtı. Allah böyle bir güç veriyor. Daha saymakla bitmez. Velilerde de velayet olarak, onlardan mucize olarak, velilerde de velayet olarak büyük bir güç var. Beden olarak da güç, siz öyle olduklarına bakmayın, beden olarak da güç. Bir gün üstadımız, beni kaldırın bakalım diyor. En güçlü adamları, kaldıran.
Efendim, biz bunu böyle ayet ve hadis-i şeriflerle perçinlemezsek olmaz. El gaviyül mümin hayrunmine daim ve fi külli musayyil. El müminde hayır olmakla birlikte kuvvetli mümin, zayıf müminden üstündür. Kuvvetli mümin sadece beden değil, ekonomide güçlü, siyasette güçlü, teknolojide güçlü, fende güçlü, her hususta güçlü. Allah'ımız mümine bunu lütfetmiş. Biz yakışırsak öyle şeftali yetiştirsinler dedirtmeyiz. Sizin nenize bu teknoloji dedirtmeyiz. En güçlü savunmasında da vesairlerinde de çok çok güçlü olur. Her noktada güçlü olur Allah'ın izniyle. Cenab-ı Hak yardım ediyor çünkü. İnsan için ancak çalıştırma karşılığı var ama müminlere esamne Tevhit ediyor, güçlendiriyor. Öyle olmasaydı düşünelim Bedir Muharebesi'nde, günümüzde anlatabiliriz Rabbimizin izniyle. Çanakkale'yi de anlatabilir. Şu Kıbrıs'ın savunmasını da anlatabiliriz.
Beş parmak dağlarına o tankı nasıl yerleştirdiğini, nasıl bir güç Cenabı Hak ihsan gittiğinden. O iki yüz elline deniyor ya, iki yüz yetmiş o hemen hemen. O Çanakkale'deki topu kaldırması, Rabbimizin küçük bir kisanı, yardımı. Bedir diyordum de Kuran-ı Kerim'de geçer. Üç bin ve beş bin meleklerle Cenab-ı Hak yardım ediyor. Yalnız melekler vurma, sırma yapmıyor. Bunun bir sebebi var. Ashab-ı Güzin efendilerimiz ecir ve mükafata nail olsun diye bir üç Bu Afganistan'da, Hindi Kuş Dağları'nda doğdu. Bir sarılabilsek Allah'ımıza öyle bir güç vermiş ki ama bunun bir vebali olmayacak mı? Rabbimiz bu kadar güç vermişken, kuvvet vermişken, bütün alemi insanoğlunun hizmetine verirken sizi de zatım için yarattım buyurduğu halde kulluğumuzda ki yanlışlığımızdan acaba hesaba çekilmez miyiz? Her gün Alaaddin Hatdarı Hazretleri, Haddesallahu Sırr'ın şeyhi kendisini, Kelime-i Muhteremelerini verdiler.
Benim bir şeyim yok derken, Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de okuduk, Nuh suresinde, fakirken zenginlik lütfediyor ihsan ediyor. Zenginlik sadece evin ihtişamı değil, içinin döşemesi değil, kalbinin huzurudur o. Üstadımızın o evlenmesindeki çeyiz biz Fatıma annemizden almıştık, radiyallahu anh'a. Bir çökelek derisi, bir de yorgan. Üstazımızın belki yatağı, onun da getirdiği yorgan, bir de çökelek deriz. Allah'ımız öyle huzurları üf ediyor ki, Meryem validemiz gerçekten bir valide. Doğrulukta öyle inanıyoruz, Allah'ın izniyle bir taneydi. Çok doğru ve virüs, namusunu koruyan bir anneydi. Demek ki güzel geçimlik ediyor Cenabı Hak. Şimdi zaten evlilikler malum, bu konu ayrı işlenir. Evlenmeden önce ayrılıklar başlıyor.
Çünkü daha evvelden gebelik nedir, bunun İslami yönden değerleri nelerdir, nelere dikkat edilir, bunlar öğrenilmediği için nikahın fehmeti bilinmediğinden bu sıkıntılar zuhur ediyor. Yani öyle ki çok basit meselelerden dolayı terk ediliyor. Hakim soruyor, diyor, kızım bu hocayı sen neden terk ediyorsun? Niye terk ediyorsun? Ne var? Hakimin yüreğe tahammül edemiyor. Diyor ki efendim çok hava diyor. E bir misal ver diyor, pilavı kaşıkla yiyor. Alaiddin adtar hazretlerinin babaları zengin olmasına rağmen kendisi akre minyad, Firaset ve dirayeti ve hizmeti aliydi anlayışı çok düşükdü. Firaset. Hepimizde var bu değerler, bu değerler. Ama bunu biz nefsimizle, nefsin arzu ve istekleriyle kör etmeyeceğiz, çünkü nurdur. Es'ad-i Erbili Hazretleri feraset hakkında buyuruyorlar ki feraset kerametten üstündür ve hizmet-i aliydi dirayeti, yani hakkı savunmada çok güçlüydü. Hiç böyle yalpa yapmazdı.
Hakkı savunurdu, Gençliğinde kuru hasır üstünde tahsili ilim yapmıştır. O haldeki iflas ve samimiyetinde ve bu temizliğinden dolayı şahın aküben ona biricik kızını tekleyip buyurdular. Allah rızkınızı verir, siz birbirinize müyesser ve mukadderseniz buyurdu. Her sözünde bir ayet, bir hadisi şeriftir. Şah-ı Nakşibend Efendimizin bu sözleri Muhammed Bahaüddin, Katde Sallallahü's-Sura siz birbirinize müyesser ve mukaddersiniz. Hani gönülleri birbirine ısınacak. En önemli olan bu. Hud Suresi'nde Cenab-ı Hak ne güzel buyuruyor. Halık'ımız haber veriyor. Buyuruyor ki Birbirlerine gönülleriniz ısınasınız diye. Öyle bir Rabbimizin şanı yüce ki Esaidi billah, Yani günümüzde siz buna hep şahitsiniz, çok ayrılmalar var, geçimsizlikler var. Beş on gün olsun devam etmeden ayrılmalar var ve bunun açmış olduğu yaralar çok büyük. Aileler arasında büyük sıkıntılar zuhur ediyor.
Cennette birine tat kalıyor, ne huzur kalıyor. Hep sıkıntılı bir şekilde geliyor. Rabbimiz Zülcelal'imiz, ayet-i celilelere, hadis-i şeriflere, ehlullah'ın bu yöndeki güzel sözlerine dikkat etsek önümüz aydınlanır, bu sıkıntıları görmeyiz. Şimdi baba yıkılıyor, evleniyor, tabi onu büyütmüş, onun bir mürüvvetini görmek istiyor. Bir de bakıyor ki tamamen birbirlerine zıt oluveriyorlar, bir anda. Bu da yıkıyor aileleri tabi. Buyuruyor Rabbimiz Celle Celaluhu, kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için türünüzden işler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun varlığının kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. Yine Ehlullah'ın hep sözleri hatun benim. Büyüklerden bizzat evlenen kimseye şunu söylüyor. Diyor ki evladım siz yeter ki bir çayı huzurla için diyor. Bir çayı huzurla için biz başka bir şey istemeyiz diyor.
Hani hep bakıyoruz ayet ve hadis-i şeriflere, ayet ve hadis-i şeriflere münasip sözler söylüyorlar ve teklif buyurmuşlar, rızkınızı verir evladım verin. İslam tarihinde ve velilerin hayatında şöyle bir misal verirler, bir hatıra anlatılır. Kız çocuğu çok edepli yetişmiş, çok edepli. Fatıma annemizin Radıyallahu Anh'a ahlakında bir evlat. Günümüzde bile mevcut. Kuran kursu hocasına ağlıyor. Hocam diyor, her zaman Resulullah'ı görürdüm, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu gece göremedim diyor. Böyle bir kız çocuğu. Baba diyor beni tevekkül ehli birisiyle evlendir diyor. Gel şu güzel bir kimseyle devlendirme. Hayatımız hep ibadet, taatle, Allah'ımızın yoluna hizmetse geçin, çok muttaki bir kimse olduğuna inandığı biriyle evlendiriyor. Böyle bir desti varmış, desti onun üzerinde bir ekmek görüyor. Yine evlenmişler, gerdeğe girmişler. Bu nedir?diyor. Evlendik geliyor.
Evlendik, biz diyor sabah herhalde taş yemeyeceğiz, ekmek yiyeceğiz. Babası ne diyor ki Baba, sen demedin mi bize tevekkül ehli birisiyle evlendiriyorum diye, bak tevekkül ehli olsa sabahı düşünmez. Yevmü cedit, rızkı cedit derler. Yeni gün yeni rızık. Bu şimdi bize afaki böyle akıl sınırlarımızı zahiri almak, zahiri akıl sınırlarımızı zorluyor ama batıni olan aklı ma'd olan da bu zorlama yoktur. Bu hale gelenlerde zorlama yoktur. Onlar ricalullah'ın içerisinde Allah'ın sevgili kulları şu dünyanın düzeni bile onların hürmetine ayakta durur, öyle kimseler. Biz o seviyede olmadığımız için o noktada değiliz. O belli zaten. Konuşmalarımızdan da belli. Oturup kalkmalarımızdan belli. Tavurularımızdan belli bizim. Ama onlar öyle bir riayet eder ki zahiri kısmı şurada dursun, batıni kısmına gönüllerinden geçen bütün düşüncelerden dolayı kendilerini hesaba çekerler.
Neden benim kalbime uygunsuz bir düşünce geliyor diye sanki çok büyük bir hata işlemiş gibi derin derin düşünürler. Çünkü Bagarayı suresinde geçiyor. Cenab-ı Hak buyuruyor İster açığa vursun ister gizlesin, hep bundan hesaba çekileceksiniz, buyuruyor. Ashab-ı Güzün Efendilerimiz dediler ki Ya Resulallah, biz dışımıza dikkat ederiz ama gönlümüze nasıl dikkat edeceğiz? Derhal ayet-i cellemel ashab-ı le yukalikullahun efsen illa vusah. Takatinizin üstünde olandan mesul olmalısınız. Yalnız burada gizlediğinizden de sorguya çekilirsiniz demenin bir sebebi var. Eğer o gönlünden geçen kötü düşünceyi yapma kastı niyeti varsa o zaman sıkıntılı. Yok eğer geçiyor, onu yapma düşüncesi yok. Allah'ım diyor, kalbimi muhafaza et diyor. Öyle bir yalvarıyor ki bu az yalvarmalarla olmaz, çok yalvarmalar istiyor, gönülden bir yalvarma istiyor.
Bakın hepimiz ibadet ediyoruz ama ibadetimizde, taatimizde adet kabilinden olma yönü var. Şöyle ciddi tutamadığımız için. Yani boşuna söylemez de Hasan-ı Basri Hazretleri de söylüyor, Raviyatü'l Adeviyye annemiz de vesaireleri de söylüyorlar. Hatta istiğfar okuyan birisine Al-i Kerim aleyhi vechi Efendimiz yalan söyleme diyor. Ne yalanı okuyorum, ilim okuyor da kalbimde yok oluyor. İnşallah buralara eğilelim biz, bunlara dikkat edelim. Yani şu meclise geliş boşuna olmamalı. Yani sımsıkı tutunmalıyız. İnşallah öyledir. Bize de dua edersiniz, biz de dikkat etmeye gayret gösterdik ve nikahlarını kıydı. Dört tane kıymetli evladı meydana geldi. Şahı Nakşibend hayatlarında cümle talip ve müridlerinin terbiyesini hace-i atdara havale buyurmuşlardır. Daha hayattayken o kendiliğinden bilmez onu. Üstadımıza çok sözler olur. Hayatında gördün biizn-i teala.
Neden bir terzi, tercih buyurdular da oldu mu? İşte çok alim bir kimseye değil. İnanın Efendimiz üzülmüş ki bize anlattı. Dedi ki içimden gelmiyor dedi. Bir müsaade yok dedi. Yani Allah'ın sevgili kullarından böyle Rabbi Zülcelal'imizin görevli olan kullarından bir müsaade yok, ben ne yapayım, buyurdu. Yani siz dedi şekil ve şemail ile bakmıyor musunuz? Bu Es'ad-i Erbili Hazretleri'nde de oldu. Böyle dıştan diyemediler de Es'ad-i Erbili Hazretleri yirmi üç yaşında intisap etti. Beş sene sonra da kutlu-u Azam oldu. Beş sene sonra. Onu tayin buyurunca bazı kimselerin hatırına geldi. Daha yaşlı olanlar var, alim olanlar var, tecrübeli olanlar var. Dışlan demiyorlar ama gönüllerinden geçiyor. Bunu ta'l-Hariri Hazretleri buyurdu ki Esad'ı ben tayin etmiyorum. Esad'ı Resulullah tayin ediyor sallallahu aleyhi ve sellem.
Bu iş bu kadar ciddidir, iyi sarılalım, Allah'ın izniyle çok iyi sarılalım, Hacı Hasan Efendi vekil değil asaleten gelmiştir. Resulullah'ın bizzat müsaadesiyle gelmiştir sallallahu teala. Niye sarılalım, dikkat edelim diyorum ama gönlümde yine bir sızıver, çalışalım. Gayret başta nefsin olarak Diyor ya üstadımız gayretli bir salih göremez olduk, gayretli. Bu Ertuğrul'u siz dinlediniz. Orada Muhyiddin Arabi Hazretleri kader gayrete aşıktır, diyor. Şah-ı Nakşibend Hazretleri hayatlarında cümle talip ve müridlerinin terbiyesini Hace-i Attar'a havale buyurmuşlardır. Alaeddin bizim hayli yükümüzü takdim eylemiştir buyurdular. Öyle hizmet etti ki, bu yükü dediğimiz nedir? Hangi yükün? Onların gönüllerinde öyle bir görev, öyle bir vazife var ki, bunu tarif edemeyiz ve anlatmazlar.
Biz zannederiz ki işte minderinde oturuyor, güzel güzel böyle ağaçların bölgesi altında çayını içiyor, yemeğini yiyoruz, deriz. Bu zahiri yönlerdir. Batıni yönde yapmış oldukları hizmet anlatmakla bitmez, tahammül edilemez. Bir tanesine böyle Esad-i Erbili hazretlerinin de halifesi olur. Üstadımız diyor ki Baba diyor, Dişi Mehmed Efendi Hazretleri'ne, halini bana ver diyor. Haydi verdim diyor. Üç gün şu döşümü kaldıramadım yerden dedi. İnsanların ne derdini, ne sıkıntısını kaldırıyor. Ve hammili ecli ümmetim. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz gamım, kederim, ümmetim için buyuruyor. Biraz sıkıntılı mı gitti görüşmemiz? Sizi rahatlatalım isterseniz bir izni-i ta'yla. Kardeşimizin biri rabıtaya çok dikkat ediyor. Her işte üstadımızı çağırıyor, biiznillahi teala yetiş efendim diyor, Hacı Hasan Efendimize. Bağımda, bahçesinde vesaire işlerinde.
Bir gün çuval kaldıracak, çuvalı kaldırırken de biiznillahi teala yetiştirmiş Haccahsane efendimize, biiznillahi. O evladı huzuruna geldiğinde Evladım her şeyde bizi çağırıyorsun, çuvalı kaldırırken de çağırma buyurmuş. Çok dirayetli ve firasetli idi. Sohbetleri tesirli, terbiyeleri yetiştiriciydi. Velhamdülillahi rabbil alemin inpatiham.
Kaynak: Genel
İbadet ve Murakabede Nefis Terbiyesi ve Ruh… | Mihmandar