Bismillahirrahmanirrahim Ey insanlar, sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet yani kulluk edin ta ki takva sahibi olasınız. Onu şu Ramazan-ı Şerif'te, müminlerde, kamil müminler, bizim gibi avam vesairler Ramazan-ı Şerif'e çok önem verirler. Kuran-ı Kerim hatimleri zaten oruç tutuluyor. Bunun yanında fakir ve yoksulu gözetmeler, sair zamanlardan daha ziyade gecesini rükularda, secdelerde gündüzleri de yine ibadetle, taatle meşgul olunur. Yalnız Ramazan-ı Şerif bittikten sonra gevşememeliyiz. Çünkü ona kuluz. Bu sebeple bu ayet-i celileyi ele almış olduk izni ilahi ile. Ayet-i celîlede sarahatle yani apaçık tevhid ve Muhammed aleyhissalatu vesselamın nübüvvetinin hak olduğundan bahis olunmaktadır ki bu iki esas imanın aslıdır. Sadece La İlahe İllallah demek değil. Muhammedurresulullah onun mütemmimidir. Yani iman, sır.
La ilahe illallah, Allah'tan başka ilah yaratan, yaşatan, rızık veren yoktur demekten ibaret değil. Bir de Muhammedurresulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Peygamberimizin risaletini tasdik etmektir. Nas, insanlar gerek mümin, gerek kafir, gerekse münafık, bütün insanlar için müşterek isimdir. Kulluk, çünkü esamu ve atirahmana abde, her şey ona kul olarak gelecektir. Zaten kulluğunu bizim dışımızda nebatat da yapıyor, meyvesini veriyor vesaire. Hayvanat kendisinden istenileni içgüdüsüyle bunu veriyor. Güneş doğuyor, ay öyle yıldızlar öyle her şey ne için yaratılmışsa ona ait görevlerini icra etmek suretiyle kulluğunu yapıyor. Buradaki Nida, ya iyyuhenas derken, gafilleri uyarmak, gaipleri huzura getirmek, sa'yk, kinlere hareket ettirmek, cahillere marifet vermek içindir.
Masiva ile meşgul olanları meşguliyetlerinden fare kılıp Hakk'a döndürmek, Allah'a kulluktan yüz çevirenlere istikamet vermek, aşıklara heyecan, sadıkların şevkine şevk katmak içindir. Bazı arifler demişlerdir ki insan düşünmelidir, Cenab-ı Hak ona ibadeti esnasında eğer kulun ibadeti külfet olmaktan çıkıp zevk haline gelmişse, her ibadetinde şuna benzer şeyler söylemektedir. Şimdi ibadet konusunda diyelim yatsı namazı, en çok münafıkların da iştirak etmediği sabah namazı ile yatsı namazı. Kendilerini belli etmediği için bu iki vakit de bilirlermiş. Sabah namazına gelmediler mi? Tamam. Bir de yatsı namazında bunlara bu ağır geliyor, ağır geliyor. İbadetin böyle zorluk olmaktan çıkıp zevk haline gelmişse, her ibadetin de şuna benzer şeyler söylemektedir. Ey bunca merhalelerden sonra bana kulluğa ünset, ünsiyet etmiş kulum.
Nefsinin ezasından kurtulmuş, artık nefis itaat eder bir hale gelmişse bu nokta mutmainne sıfatı. Artık ruha tamamen arkadaş olmuş. Ruh, iyilikle, emreden ve Cenab-ı Hak'tan bir nefadır. Nefiste ıslah olur da ona yoldaş olursa insan galip gelmiş olur nefse, şeytana ve kötü niyetli insanlar. Nefse artık ıslah olmuş olur, hicibez. O zaman diyor, böyle kolluk külfet olmaktan, zorluk olmaktan, artık geçmiş de zevk haline gelmiş, böyle can atıyor. Kuran-ı Kerim okumaya can atıyor. Eviyle, ailesiyle güzel geçim ona huzur veriyor. Yavrularını yetiştirmek ona büyük bir şevk oluyor. Bunu bir cihad kabul ediyor. Aynı zamanda dinimizin ihyası için ve insanlara olan vazifelerinde de Allah'ımızın kullarını O'na muhabbetli bir hale getireyim, duyguları hasır olmaya başlar. Ey çok unutan kulum, hatırla ki seni hiç anılacak, dile gelecek bir şey değilken ben seni halk ettim.
Bunu Necm suresinde ecinnetun diye geçer, esamile. Kuran-ı Kerim'de baktığınız zaman siz ananızın karnında hiçbir şey değildiniz, buyuruyor. Ayet-i celile'yi cemilesi ile başlar. Daha siz hiçbir şey değilken Allah sizi öyle halk buyurdu ki, halim sıfatıyla diye ifade ediliyor. E cinnetun min ümmehatikun diye geçer. Yerini bulsam daha güzel ifade edilmiş Cenabı Hak kulluğun gerekliliğini bu ayet-i celile ile de haber veriyor. Yani sizi topraktan yarattığında da ve annelerınızın karnında ceninler iken de en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü o Allah'a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir, buyuruyor. Burada ona işaret edilmiş. Sonra nutfe, sonra kan, sonra kan pıhtısı, sonra bir çiğnem et olarak halk ettim. Sonra damarlar, deriler, sinirler ve nice hastalar verdim. Evvela cinin idin. Sonra tıfıl, sonra sabi, sonra genç, sonra olgun, sonra ihtiyar oldun.
Bütün bir ömür boyu her nefes benim nimetlerimle yaşadığın halde benden gayrilerin hizmetine koşmaktasın. Nefis ve hevana kulluk ediyorsun ve dünya karşılığında dini satıyorsun. Seni böylece yarattığımı, ilim verdiğimi, kuvvet verdiğimi ve mükerrem kıldığımı unutma. Buradaki hitap hem ruha hem de bedenedir, hiç pes. Kulluk noktasında Efendi Hazretleri bu şekilde izah buyurmuş. Sonra arif'in mertebelerini anlatmışlar. Birincisi, Cenab-ı Hakk'ın dışında her şeyden arınmak ve temizlenmek. Bu perdeyi kaldırmak. Buna zahitler deniyor. Bir de halk ile olan münasebetlerde halktan halka geçmek, beşeri münasebetleri de şeri ölçüler içerisinde yapmak, de ahirete kavuşma şeklinde izah edilmiş, daha sonra da Mevla'ya yönelme şeklinde izah etmişlerdir. Burada ibadetin Cenabı Hakk'a kulluğun en zirve noktası, fi it mamit tevhid buyurmuşlar. Tevhidi tam manasıyla yaşayabilmek.
Bu artık bildiğiniz bir husustur ancak O'na kulluk etmek ancak Ondan yardım beklemek maksat ve gayenin Cenab-ı Hak olması hükmü de Mevla'yı Zülcelal'e vermek. Hem azalarımız hem de dış münasebetlerimizde, her türlü davranışımızda. İbadet noktası avam için dinmiş. Böyle kitaplardan okuyoruz sonra talim de ediyorlar. Bu şekilde olana müminlerden avam, halkın taati şeklinde izah ediyorlar. Ubudiyeti de seçkin insanlar. O benim Rabbim, ben onun kuluyum, ibadet etmek boynumun borcudur, diyor. Ubude kısmı da ibadetin esrarına erişmek tarzında ifade ederler. İbadetin mahalli nedir? Bedendir. İşte oruçtan yeni çıkıldı yemeden, içmeden, cinsi münasebetten uzaklaşmış oluyor kişi. Sonra teravih namazı kılıyoruz. Kıyamı, rüku, secdesi bu şekilde icra ediliyor. Sonra, fıtır sadakası bu veriliyor. Daha Ramazan-ı Şerif bitmeden bunu da ne yapıyoruz, elimizle veriyoruz. İbadetin mahalli bedendir.
Ubudiyet kul olduğumuzun esrarına erişip de O benim Rabbimdır diyebilmek, bir farz taati yaparken bunu emreden Allah'tır diyebilmek bu ubudiyet noktasıdır. Sünneti Seniyye'yi de yerine getirirken bu Resulullah'ın tavsiyesidir düşüncesi içerisinde yapmak. Bu düşünceler bize ibadete daha çok gayret etmemizi icap ettirir. Bunun yeri de ruhtur. Derslerimizde var aslında. İstiğfar veriyorlar, Estağfurullahialeyhiim diyoruz. Onun ruh yönü nedameti, bir pişmanlık duyuyor kişi. O tevhid anlatıldığı üzere salatü selam, ruhen kurulan münasebettir. Allah dediğimizde sadece kalıp değil, onun kalbe geçmesi ve Rabbimizle münasebet kurabilmek, mezkur ile alakayı kurmak. Diğerlerinde buna kıyas ederiz.