İbadet Ve Kullukta İrfan ve Hikmet kaydında Buraya bir madenci geldi. Tabii, mesane göre konuştuk. Madenler çok anlatmakla bitmez. Artık bor madenleri, uranyum, Daha da birçok bilmediğimiz, ismini duymadığımız madenler var. O yüksek kalitede olan madenler, Bir gramı, yüz trilyon dolara bedel, bir gramı. Ve bu madenci kardeşimiz, madenin saflaştırılmış şeklini anlattı. Mesela, bu…
İbadet Ve Kullukta İrfan ve Hikmet kaydında Buraya bir madenci geldi. Tabii, mesane göre konuştuk. Madenler çok anlatmakla bitmez. Artık bor madenleri, uranyum, Daha da birçok bilmediğimiz, ismini duymadığımız madenler var. O yüksek kalitede olan madenler, Bir gramı, yüz trilyon dolara bedel, bir gramı. Ve bu madenci kardeşimiz, madenin saflaştırılmış şeklini anlattı. Mesela, bu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Buraya bir madenci geldi. Tabii, mesane göre konuştuk. Madenler çok anlatmakla bitmez. Artık bor madenleri, uranyum, Daha da birçok bilmediğimiz, ismini duymadığımız madenler var. O yüksek kalitede olan madenler, Bir gramı, yüz trilyon dolara bedel, bir gramı. Ve bu madenci kardeşimiz, madenin saflaştırılmış şeklini anlattı. Mesela, bu madenleri diyelim, bir tonu bin dolar mukabilinde onun saflaştırılmış şekli, diyelim ki yüz kilosu bin dolar, daha da bir saflaştırılmış olanı, bir gramı indolar olacak şekilde. Bu bize şunu hatırlatıyor. İbadetler yapılırken ibadetin üç şeklinden bahsedilir. Üç şeklinden anlatılır. Bir ibadet, abdiye, kulluk Cenabı Hak'tan. Aslında bu hepsini tamamına, ikincisi, ubudiyyet. Ubodiyet, o benim Rabbim, ben onun aciz bir koluyum. İbadet benim boynumun borcudur. Düşündüğümüz zaman bu pek hatıra gelmiyor.
Biliyoruz bunu ama, işte bir farz taati yerine getirirken, bu taat bana Cenabı Hakk'ın emridir, emrideni mevladır diyebilmek bir üstünlüktür. Mesela, bir sünneti yerine getirirken, bu sünnet Resulullah'ın sünnetidir diyebilmek Sallallahu Teala aleyhi ve sellem. Bir üçüncüsünü, ubudiyet olarak haber verir. Ubuddet de ibadetin, ibadetin sırrına erişmektir. Mesela zikreden bir kimse olarak görüyorum, hüsnü zannımız bu. Ne diyoruz? Zikrullah dendiği zaman Allah lafza-i celali hatıra gelir. Biz bunu dilimizle söylüyoruz Cenabı hak dilimizi her an zikrullahi ile ıslı kılsın Allah diyoruz Celle Celalühü. Bu nedir? En'am suresinde Cenab-ı Hak, aşru emsalliha buyuruyor bire on. Sonra bakıyoruz, Mevla'mız Bakara suresinde bir tohumla bize yedi yüz katı edapı müdafaa, daha da kat kat, daha bunun ötesi bir gayri hesaptır, sonsuz hesaba gelmez.
Eğer kalben diyebilecek olursak, bunu bire yedi yüz diye ifade ederler. Muhabbetle yaparsak, işte aldığımız ders, bunu şu kadar adet, şu kadar sayı diye yapacak olursa, bu adet kabilinden olur. Ama öyle bir hal zuhur etmiş ki muhabbetle yapılıyor. Böyle doyamama hali var. Mesela Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyor, doyamıyor. Zikullah yapıyor, doyamıyor. Allah yolunda sarf ediyor, doyamıyor. Bir mümine ihtiyacını gidermeye çalışıyor, onu yaptıkça daha da bir huzur duyuyor ilahi zevkin içerisinde. Buna sonsuz mükafat veriliyor. Mal mı daha ötesi? Hiç şüphesiz. Cenabı Hak, hitap olarak, ey iman edenler buyuruyor, bunun yanında bir de ey muttakiler buyuruyor. Bak değişiyor, gittikçe saflaşıyor. Bu gönülle alakalı kalbimiz saflaştıkça ibadet ve taatinde kıymeti artıyor şüphesiz. Daha da bir ötesi mukarrebun kullar var.
Özel olan has kullar var ki, ebadurrahman Allah'ım has kullarıdır diye buyuruluyor. Burada kalbimizin düzgünlüğü neyi ifade eder? Kalbimizin düzgünlüğü öyle bir güzellikleri meydana getirir ki kalbi ıslah olanın her işi düzgün olur. Mesela suyun pınarı diyoruz, gözü diyoruz. Eğer pınarın gözünden temiz su akarsa, o da suladığı her yerler ve içen her bir kişiye şifa olarak yansıyacaktır. İman-ı kamil, ibadete halis, edebi, edebi ilahi olur kalbi düzgün olan kimsenin. Baksa ibret, duysa hikmet, tutsa hayır, bassa seyir olur. Bu seyirdi mi? Yol alır. Hem bu maddi olarak mesafe kativer hem de manevi olarak, mesela nefsin mertebeleridir, vesair, ilimde mertebelerdir, anlatır. Öyle olur ki kalpten nur, beyinde tefekkür olur. Her ne yapsa ibadet olur. Çünkü havuz, duru suyla dolmuştur. İçene de hayır geçene de hayırdır. Sulayıp geçtiği yerler yemyeşil çaydır.
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Hızır aleyhisselam, otuz, kuru bir yerde oturduğunda o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı, buyurdu. Eğer duvar, eğri duvar düzelir, açtığı kuyu bir anda yapılır. Bunlar hep Ayet-i Celile'nin meal olarak veriliyor. Kehf Suresi'ni okursak anlarız. Hatta bizim geçmiş ulema-i kiramımız ayet-i celîleye numara koyulmuş. Sebebi de, yani bir mümin işte Kehf suresinde altmış beşinci ayet, işte Cenabı Hak tarafından verilen ilmi ifade eder diye gerek duymamışlar. Bilir bunu bil mümin diye. Kuran-ı azimüşşan ile hemhal olduğunu ifade ediyorum. Eğri, duvar, düzelir derken orada üç husus var okuduğumuz zaman müşahede ederiz. Ve sonra şu yanlış anlaşılmasın, orada bir çocuğu vurunca öldürme hadisesi bilmem falan. Zaten son kısmında Ayet-i Cellenin buyuruyor Cenab-ı Hak.
Diyor ki ben her yaptığım işi emri ilahi ile yaptım bu Hızır Aleyhisselam. Ve anlatırken de insanlara çok öykül anlatmak lazım. Bizim tarikatımız Hacegan Tarika. Ehl-i İlimdir. Mürşidimizi burada anlatmakla bitiremem. Biz onun iç halini bilemeyiz. Bir bilinen tarafı var Ehlullah'ın, bir de bilinmeyen tarafı var. Bilinen tarafı zahiren gördüğümüz. Bilinmeyen tarafı Cenabı Hak'la kendi arasındadır o. Çünkü her an terakki gelişme içerisinde. Mesela biz burada madenler saklaştıkça bir gramı yüz TL, dolara mukabil bir kıymet ifade ediyor. Baktığımız zaman manevi cephesine Cezbetüm min cezevatir Rahman, kuvazi amelet sakalin Böyle cezbe dendiği zaman gönlü Cenabı Hakk'a çekilen demek. Daha yeni bir kardeşimizin dersiyle meşgulum. Karşıdan geliyordu. Bir zina-i Teala Zaten bir mürid şeyhini sevince, şeyh de müridini sevince. Kalbinde şeyhin nefret olmayacak.
Allah korusun, Onun nefreti Resulullah'ın nefreti demektir. Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Çok önemli. Bu aşama aşama girer. Nereye doğru Emre hepsinden yekreyi bir gönüle girmektir. Böyle görünüyor dersin soracağı belli. Bakın, demek ki kişiye göre mal çıkıyor. Bazı serraflar odur. Bazı serraflar odur. Malını herkese çıkarmaz. O diyor otur, o diyor. Malını, malını herkese çıkarmaz. O, böyle şifreli sandıklar var. Şifreli sandıklar. O çok kıymetli malları orada muhafazayla. Onun ehlini bulduğu zaman der ki Gece gel, Gece gel, şu saatte ben sana bir mal göstereceğim. O kıymetli olan zümrüttür, yakuttur, neyse sayamayız artık. Onları verir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz kıymetli olan değerleri Hz. Selman'a gece ihsan ediyor Hz. Selman'la r. A. Gece konuşuyor Hz. Ömer'e bile vermediğini Cenabı Huzeyfe'ye veriyor. O artık uzadıkça uzar Mesela Mekke'de umuma hitabı var.
Ama Medine'de saflaşıyor iş. Tevhid saflaşıyor. Orada, açık küfürden imana geliyorlar. Ama Medine'de gönlümüzdeki manevi kirlerden kurtulmak için tevil olunuyor. Daha da bir saflaşıyor, Sıddık-ı Azam'a öğretiyor, Ali efendimize öğretiyor. Şimdi o bizim biz layık değiliz de üstadımızın evladı bakın onun değerine Yaptığımız taatler cennete eğer layık olabilirse taatimiz, buna Fakat tevhid ehlinin mükafatı Cemalullah'tır Ama hangi Tevhid ehli? Hayatı nur olan kimselerdir, biraz ona işaret edilmiş burada. Eğri duvarı düzelir, açtığı kuyu bir anda yapılır derken, hep bunlar bir hakikate temas ediyor. İşaret ettiği su günümüzde bile içilir. Bu, Hızır aleyhisselamın İstanbul'da göstermiş olduğu bir yerden çıkan su. İşe alınacak insanın öz geçmişine bakılır. Yüz kızartıcı bir davranışı yoksa işe alınır. Siz bunun gayrında bir kimse değilsiniz, öyle inanıyorum.
Eğer belli seviyeye gelmiş çünkü yolumuzda ne var? Ebrar da var, ya hıyar da var. Yolumuzda hep Kuran-ı Azimüşşan'la bunlar. Mesela bu saydıklarımız Ahzab Suresi'ndeki otuz beş. Ayet-i Celile'yi bildirir. Bu Müslümanın kimliğidir aynı zamanda. Baktığımız zaman görürüz. Mesela bu bizim ahyar dediğimiz, ebdal dediğimiz, nücebani kaba Kuran-ı Azimüşşan'da Araf suresinde. Esanı ve huve yetivelle salihin Cenabı Hak salihleri kendisine dost ediniyor. Hep üçleri, yedileri, kırkları buradan çıkar, salih olmak gerekiyor. Allah'ımız amelleri ve taatleri temiz olanlardan kabul ediyor. İnnema yetekabu belullahum minel müttakin. Salakallahü ladin. İnşallah bu sözler bizim başta ıslahımıza vesile olur. Hepimizin dikkat edersek faydalı olur. Gerçek olan bunlar. Bak biz okumamış bir kimse değiliz, okurun, okullarda da okurun. O zamanın en yüksek okulu neyse onda okudum.
Fakat hafta sonu geldiğimizde hiçbir şey okumadığımızı anladım. Üstadımızın huzurunda ister bize tefsir, ister bize hadisten göstersin onun huzurunda bulunmak bizim ne olduğumuzu ortaya koydu. Unutup bildiğini alim ise nadan ol demiş büyüklerimiz. Yani o huzura geldiğinde demek ki hiçbir şeyi anlayamamışız. Onların gönül alemine girince insan park edebiliyor. Yoksa mümkün değil. Yoksa bu dünyayı adet kabilinde. İşte böyle yaşanır, halk arasında da denir belki münasip düşmeyebilir ama düğünde ne olur, cenazede ne olur yine dinliyorum. Siz anlıyorsunuz bunu delinmez. Bu değil hayat. Düğünde de, ölümünde de, kalımında da hep Allah'ımıza kulluk vardır. Bu, bu mübarek yolun bizi aşılayacağı budur. Onun için büyüklerimiz buyuruyor ki bu yol şekil değildir. Resim de değildir, merasim de değildir, hakikattir. Gerçeği bulmaktır.
Bak bizim çok kısa bir askerlik dönemimizde söylediği söz levha yapılacak bir söz. Bunu hemen levha da yapılmaz. Çünkü bazı sözleri levha yapıyorlar. O bizim sözümüz değil. Bu bir vebaldir. Haktur, hukuktur. Bir gösterir en azından. Doğmayan çocuğun ismi sorulur da bu sorulmaz mı? Önemli! Çünkü kayıtlara geçiyor. Söylediği söz Cenabı Hak'ka sevgili olun, biz de sizi sevelim. Yani bu zahiri bir görüntüyle demek olmuyor. Allah'ımıza aşık bir hal istiyor. Bir tanesi anlattı, ben dedi Ankara'ya geldim. Ankara'da, Gölbaşı'nda evradımı çekiyorum. Tevhidi okurken Tevhid'in esrarı görmüş. Diyor ki biz Tevhid ne okumamışız diyor. Bir la ilahe illallah dedim gözyaşlarımı tutamadım dedim. Meğer neymiş o tevhid diyor. Buyuruyor ya aleyhissalatu vesselam Efendimiz mizan onu tartamıyor. Böyle diyor, bir hal yaşadım huzuruna geldiğimde derhal çağırdı diyor. Nasıl malum buluyor biiznillahi teala?
Burada Rabbimizle münasebetimizin güzel olması. Cenabı Hak ile münasebetimiz güzel olursa insanlarla da kişinin münasebeti güzel olur. Demek ki ibadet ve taat söylenen söz bu. Kişiye göre mal çıktığına göre cennete, demek ki Tevhid ehli Cemalullah'ı. Biz bunu, Ebu Ali Et-Tekkak Hazretleri'nin sözüyle perçinlemeye çalışalım. Buyuruyor ki ibadetler insanı cennete, ibadette edep ise, Cemalullah'a götürür buyuruyor. İbadetler cennete, ibadette edep Cemalullah'a götürür. Günümüzde bile işe alınacak insanın öz geçmişine bakılır. Yüz kızartıcı bir davranışı yoksa işe alınır. Diyoruz ya, o rical taifesini diyecek. Veya onun yanında diğer çok sınıflar var. Anlatıldı mümin oluşumuz var, müttaki oluşumuz var, Ebrar sınıfından oluşumuz var. Bunlar hep Kuran-ı Kerim'le, bir de İnftar Suresi'nde geçiyor. Demek ki öz geçmişine bakıyor. Melekler vasıtasıyla bakılıyor. Bunun şekilleri değişiktir.
Hızır aleyhisselam görür. Levh-i Mahfuz'a bakarlar. Bu kendi aralarındaki yapacakları vazifelerdir. Böyle insanın kanını sayar, kanını. Her şeyini Allah'ın izniyle bir anda. Mesela, Ehlullah'ın güzel hallerinden birisi de diyelim ki elimizi tuttu. Elimizi tuttuğunu da anlarım. O. Mesela biz hastaneye gidiyoruz, doktorumuz gidiyoruz, bir kan alıyorlar. O almış oldukları kanda vücutta ne kadar hastalık varsa olduğu gibi ortaya çıkıyor. Bu bir maddi göz. O Allah'ın nuruyla bakan gözle hissediyor zaten. Bu haber de verilir. Ona bildirilir de o ayrı. Burada bir beyit almışız. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde, Ziya Paşa bu beytinde insanın aynası iştir, lafa bakılmaz. Bir kişinin aklının seviyesi yaptığı işte görünür. Burada Hz. Ömer radiyallahu anh Efendimiz devreye girer, girer.
Hazreti Ömer radiyallahu anh buyuruyor ki ben insanı insanı sorusundan anlarım buyuruyor. Sorduğu sorudan anlarım insanı buyuruyor. Seviye-i akligesini sorusundan anlarım. Gelenlerden neden görürdük biz. Sohbetlerde görürdük. Konuşmalarında görüşmelerinde öyle haller sorulurdu ki, bu ifade etmeye gerek yok. Mecisi kirletmek caiz değil. Ama bunun yanında diyelim ki yalnız yaşayarak olması gerekir. Bunun diyelim ki bir murakabe hali. Bu murakabe hali yaşanmadıkça bizzat yaşanmadıkça olmaz. O cüzünden geçirmiş oluyor. Onu yaşayan kimsenin gönlünde Mevla'dan başka bir şey kalmaz. Direkt Rabbimize geçiyorum. Artık vagonları rayın üzerine koymuş o. Dağı tırmanmıyor. Dağı tırmanmak nefsimizin mertebelerini geçmek demek. Geçmiş o. Artık vagon rayların üzerinde gidiyor amelin kabul noktası da o orada zaten. Yani biz bir kaba yemek koyacağız, kap temiz olmayınca olmuyor. İşte önümüzde bir çay.
Bardak kirli olursa çay konmuyor. Onun için Cenabı Hak, innallaha yuhibbül muttahirîn temiz olanlardan kabul ediyor, temiz istiyor Cenabı Hak. Hiç bulaşıklığı istemiyor. Bunu, ismi niyet derler. Hatta Mevlana'mızda buyurur Yunus Emre'de de geçer. Rahmetullah Aleyhimah, ikisinde de geçer. İkilikten usandım. İkilikten usandım birlik hanına vardım. Hatta Mevlana'mız şaşı bakma diyor. Bakacaksın istikamet üzere bak. Basacaksan istikamet üzere bas. Bizim tarikatımız budur. Bu mübarek yol, kitabın ve sünnetin dışında hiçbir şey değildir. Öyleyse bu konuşulanlar, onların anlattıkları nedir? Onların anlattıkları yedi batın yetmiş bin batın Kuran'ın yalnız makasıdı şerr, şer'a uymak suretiyle. İşte benim gönlüme bir ayet-i celile diyelim, şöyle doğuyor demekle olmaz o. 0 diğer ayet-i celilelerle örtüşecek, sahih hadis-i şeriflerle muvafık düşecek. Akla da mugayir gelmeyecek.
Öyle kendiliğinden olmaz. Yolumuz ilim yolu. Ama kapatanları Allah'ımızı ıslah etsin. Ne olurdu? Hatalı da olabilirdi bir insan. Ama bir ilim ezmiyor, öğrenci yetiştirmiyor. Daha içinde bir sızın, geçmiyor. Olur, kusurlu olur insan hatalı olur. Hangimiz kusursuz? Sıddîk azam bile radiyallahu anh mifle ram lillah yual Benim hatalarım kumlar gibidir bitmez diyor. Hiç mi bunun ıslah yönleri yok? Bilmiyorum bu yol en kötü, en güzel muameleyi yapan yok. Demek ki Cenabı hak temiz istiyor, temiz olmamızı ki biz rayların üzerine vagonu koyalım, devamlı istasyon geçelim. Bitmez. Efendim ben, şun senedir bu yoldayım, şeyh ü sülukumu tamamladım bitmez. Sebebi, esamü ve ma kaderullahe hakkka kadiri Cenabı Hakk'ı kimse hakkıyla takdir edemez. Vardım dedikçe bu yolun ötesi var. Vardım dedikçe bu yolun ötesi var. Bitmez. Ne var derseniz, tabii insan merak da gidiyor.
Çünkü murakabede son bir noktada bunun son bir noktası yok. Son bir noktası Ahlak-ı Muhammedi'dir. Son noktaları Ahlak-ı ilahiyedir. Son noktaları, böyle büyüklerden biri zattır Medine-i Münevvere'de bir söz söyledi. Bak çok konuşun. Az konuşuyor ama öz konuşuyor. Çok hoşumuza geliyor. Bugün de mütalaa ettik bunu. Üstadımızın bir evladıyla, gerçek bir evladı mı? Mı? Aramızda konuştuk. Dedi ki, bak bu okumuş, neymiş bir kimse değil. Okulsa, belli bir yere kadar okuyacak. İşte okudunuz, alet kitaplarından okuduk, o amin, ondan sonra ne diyelim, binadan başlar, İshar'dır, Maksudtur, ondan sonra Elfiye'dir vesairedir, Molla Camii'dir, direte gider, belli bir yerde dur. Bak onların almış olduğu ilim bitmeyen bir ilim. Vesiat ilmi kulle şeyhi Bir deniz, yedi deniz daha ilave edilse yine Allah'ın yüce kudreti tükenmez.
Ve bir söz söyledi Cenabı Hak, Habibini sallallahu teala aleyhi ve sellem güzel ahlak ile vasfediyor. Tamam anlaşıldı esenü. Ve Muhammed'in sallallahu teala aleyhi ve sellem Hiç şüphesiz sen en yüce ahlak üzeresin buyuruyor. Evlat ve ezkarı yapmanın manası bu. Diyelim ki sabahlara kadar olmaz da, gece ibadet ve saatte bulunuyorum, bu taatleri yapmanın bizde sağlayacağı, bizde meydana getireceği hususlar var. Buna işaret etmişler büyüklerimiz şu şekilde Muamelat, mühim olan bu. Yapmış olduğunuz şahsi taatlerimiz yüzde yirmi beş nispetinde ama muamele yüzde yetmiş beştir önemli olan muamele Çünkü Cenabı Hak hemen en baştaki Sure-i celile-i cemilede Bakara suresinde buna işaret ediyor. Sadece imanla bırakmıyor. Hemen Esselamü innellezine hemenu ve amilus saliha Salih amel, ticareti düzgün insanlar ile muamelesi düzgün, buradan tarif edelim biz. Nasıl bir düzgünlükmüş? Bu dört husustadır.
Mesela, nefsimizle olan muamelemiz, başta Cenabı Hak ile olan muamelemiz, insanlar ile olan muamelemiz, dünya ile olan muamelemiz. Biz, adak Risalesine baktığımız zaman aman onu öyle bir romandır, bir hikaye kitabı gibi değil ol. Öyle olsaydı Sami bende hazretleri on iki yaşında ilme başlamış bütün evinin her tarafı kitaplarla dolu zata aman ha adap Risalesi oku demezdi. Her okudukça değişir. Elhamdülillah elimize onun Arapçası da geçti. Bir cümlesini geçen okudum, bir cümlesini Adem Efendi orada Arapçası var ama getirebilirseniz bir cümlesini göstereyim. Bir cümle sadece kitap gelene kadar deyin, şu insanın fıtratında mevcut olan ne vardır ilahi muhabbet vardır Allah'ımız insanı yaratınca essame ey has seburi insan ma ingut raka sude İnsan başıboş değil İnsan ilahi madenlerle dolu. Büyüklerimizin görevi nedir? Büyüklerimizin görevi bu madeni ortaya çıkartmak.
Herhalde maden bakmakla ortaya çıkmıyor. Nasıl çıkıyor o maden? Kazma var, kürek var, dozer var, greyder var. Ona mahsus ne ise onlarla çıkıyor. İnsandaki maden, bütün alem insana hizmet etmekte. İnsandaki maden sağ tarafında da ilahi sıfat var, sol tarafında da ilahi sıfat var. İnsan yeryüzünde, lillahi fil art. Yeryüzünde Allah'ın gölgesi mesamesinde, insan yeryüzünde Hacifetullahtır. Cenabı hak namına göre ve vazifelerini icra ediyor. İnsan, isimlerin hepsinin öğretildiği müstesna bir varlıktır. Emanetin kendisine eda, emanetin kendisine verildiği yüksek bir değerdir. İşte bu madeni çıkartmak için istiğfar, tevhid, salavat, ölüp, tefekkürü, rabıta ve zikir verir ve madeni biz saflaştıracağız. Rabıta da saflaştıracağız. Böyle kısaca değil. Rabıta döneminde rabıtamızı hiç bırakmayacağız. Kalbimiz zikre geçecek, letaifler geçecek. O murakabelerde de Resulullah ile görüşülecek.
Rasulullah Efendimiz. Daha ötesi niddi derseniz deyin. Sadece Caferi Sadık'tan Rahmetullah Ali çözemediğim bir meseleyi, Halık'ımıza sorarım diyor. Bakın burada. Başta bir temizlik yapıyorlar. Bir hastalıktı, bir derme gibi. Doktor dedi ki Biz, dedi, bunu başta bir temizleyeceğiz. Mikrobunu bir kıralım, diyor. Mikrobunu kıralım, ondan sonra merhemi süreriz, dedi. Bir kere kalbimizin mikrobu kırılacak. Şehevi, hayvani duyguları. Çünkü ölmüyor. Gözlerinden okudu Hazreti Osman Radıyallahu Anh, gözlerinden okudu gelen kimselerin. Seslerinin tonundan anlarlar. Saçlarının her bir teninden anlarlar. Yürürken omuzundan anlarlar. Bak, hiçbir şeye layık olmadığımız halde diyorum, Geliyor karşıda, dersini soracak diyor. Bu üstadımızın himmeti bizden değil, katiyen. Tevhid ehli olursa Allah'ın cemaati ama çalışmış gayret göstermiş. Bu, siz bazı filmler seyrediyorsunuz. Diriliş, Osman, diye, vesair.
Baktığımızda Muhyiddin Arabi hazretlerinin orada bir sözü var. Diyor ki kader, gayrete aşıktır. Gayret göstermiş, çaba göstermiş. Hiçbir işini de terk etmemiş, işi yoluna koymuş ama erişmiş. Burada kalpten Allah'ımızın razı olmayacağı her şeyi kaldırmış. Daimüsekveteal, o yüzden nefsini bırak ve gel. Ondan sonra ne yapılıyor? Öyle bir hal alıyor ki bir fıtrat ile muhabbeti halıkı Yaratılışta mevcut, halıkımızın muhabbetine ulaşıyor. Zaten huzur da o, hiç şüphesiz. Buna işaret edilmiş. Artık dirüleyip toparlayalım. Bizim Allah'ımız ile muamelemizde neye dikkat etmemiz gerekir? Başta, emrolunen vazifeleri yapmak, ikinci konan sınırları aşmamak, mesela Allah'ımız ticarette sınırı koymuş, alırken de verirken de haksızlık yapmamak ve vermiş olduğu nimete şükretmemiz başımıza gelen sıkıntılarda rıza halini göstermek, bela ve musibete sabır, ona ilahi şevktir, muhabbettir.
Bu Cenabı Hak ile muamelemizde yapmış olduğumuz ders bunu temin edecek demek istiyoruz. Nefsimiz ile olan muamelede nedir? Bir cihet, bir gayret, bir çaba. Daha sonra ilahi korku, insanlardan gelen ezaya katlanmak, riyazet, istediğimiz gibi yemek içmeler değil. Hatta bunun konuşmalarını bile büyüklerimiz hiç istemezler. Zaten öyle bir çevrede de onlar bulunmaz. Bu Kayseri'de Germir diye bir yer var. Orada sohbet etti şu Rabbimiz. Sonra bize anlattı. Buyurdu ki, silsiledeki meşayı, evin etrafını dolaştı ama içeri girmedi dedi. Neden? Size demiyorum, bizim gibi insan olduğu için Gerilme. Yani öyle bir sohbetiydi ki, böyle kendimizi böyle bir kere atmak istiyordu. Mesela bir dağın başından kendisini kişi atmak istiyor. His buyurdular, bir ayran verilmişti, şunu al da kendini atma bunu. Öyle bir sohbette bile dedi, silsiledeki meşayinzam girmedi.
Çünkü yaşını başını aldığı halde kalbinden başkasının namusu geçen meclise girmez. Nefsimiz ile olan muamelede bunları ifade etmiş. İlahi korku, ezaya katlanmak riyazat ve sadakat, iflas üzere bulunmaktır. Bunun yanında, insanlar ile muamelemizde ne yapacağız? İnsanlar ile. Çünkü bu cemiyetin içerisindeydi. İnsan yalnız bir varlık değil ki. Sosyal bir varlıktır insan. Ne yapacağız? Biz insanların içerisinde nasıl olacağız? Ailen var, çocuğun var, çoluğun var, kalkıyorsun, beraber yemek yiyorsun, yerine göre bir yerlere gidip geliniyor, karşılaştığımız insanlar var, işyerimizde çalışanlar var, amirin var, memurun var, dolu. Bundan insan soyutlanamaz ki. Hep beraberiz. Öğrenciyiz diyelim, diğer öğrencilerle beraberiz. Hep bunlarda neye dikkat edeceğiz? Onu ifade buyuruyor. El-Hil yumuşak huy. Efendim, ama çok kızıyorlar. O, gayrettir O.
Efendimizin yeni bir Allah'ın, ona her zaman ikram etmiştir Cenabı Hak. O bir ilahi nimette, baktım böyle biraz sesini yükseltiyor, kızdığı anlar olur. Şöyle bir düşündüm, hep şer'i husus var. Onun daralması hep şer'i husus da nefsinden gelmiyor. Zaten öyle olsa o görev verilmez ona. Hep yanlış muameleden dolayı geliyor. Bizim, şer-i Şerife muhalefetimizden dolayı. Yerine göre biz anlatmıyoruz demiyoruz, saklıyoruz ama Allah onlara gizli koymuyor. Sami Efendi hazretleri Adana'da, Hasan Efendi'ye ben söylemekten haya ediyorum. Ama siz söyleyin, gece karanlığında yaptıkları bile görünüyor. İşten geçenler görünüyor. Allah'ımızın izniyle kalpten geçenler. Üniversite imtihanına giriyoruz. Girerken düzenli bir öğrenci her gün gününe göre, gününe güne, gün gün derisine muazzam çalışırsa ne yapıyor? Muvaffak oluyor. Yani bizim zaten melaike-i kiram diyor, her gün söylüyor.
Bir daha ben size gelecek değilim. Aman ha gününü güzel geçir diyor. Her gün, her an bizden düzgün bir hal kulluk isteniyor. Yani bir müddet yoğunlaşmakla olmuyor. Her zaman aynı hal üzere gidiyor. İlimdir, aftır, tevazudur, cömertliktir, şefkattir, nasihattir. Bunun yanında dünya ile olan münasebetimizde ne olacak? Bir kere verilen nimete karşı razı olacağız. Kimin yanına otursak, biliyorsunuz, işte alınan maaşlar konuşuluyor. Bir başkasının halleri hep böyle geçmemeli. Eğer bulamıyorsak rabıta ile zikrullah ile kendimize yar olarak zaten Kuran-ı Kerim'de bu ifade buyruluyor. Sizin dostunuz Allah'tır, resulüdür, namaz kılan rükua veren, sadık müminlerdir buyuruyor. Cenabı Hak, bütün her şeyimizi ortaya koymuş gösteriyor bize. Yani bizim dıştan arayacağımız hiçbir şey yoktur. Aslında sözün daha ilerisi ne ararsan ara kalbinde ara, diyor. Ne Yemen'de, ne Hint'de, ne içinde. Mevcut.
Burada kendimizi bulabilmek. Ehlullah'ın vermiş olduğu bir mürşid-i kamilin evrad ve ezkarında bu var. Kendimizi bulmak. Bu ne demek yani? Biz bunu anlayamıyoruz. Kendimizi bulmak. Kulum bana nafilelerle yaklaşır, o zaman gören gözü, işiten kulağı, kavralayan eli, yürüyen ayağı olurum buyuruyor. Bu işte. Efendimizin duası sallallahu teala aleyhi ve sellem, Ya Rabbi elime nur, ayağıma nur, gözüme nur, kulağıma nur, alt üst her tarafa nur ver diye buyuruyor. Nur olan yerde de elbette ki zulmet olmayacaktır. Bunun yanında diyelim ki bir nimete erişemedik. Ondan dolayı sızlanmamaktır. Elimizde mevcut olan da Vel iseru bil mevcut yolunda sarf etmek, bir başkasını kendimize tercih etmek. Nimet çoğaldıkça endişeye düşmek helallığı hususunda ve zühdi hayatı kalbimize dünyanın muhabbetini koymamak şeklinde izah edilmiş ve sonunda da çok güzel bir beyanla Bu bizim bir köyümüz var.
Deyim adını, Dereköy. Niye böyle ettin dersen, o zaman Dereköydü. Şimdi de öyle olmasını istiyoruz. Acap kullanacağımız Kayseri'den bir misafirdi, hatırlıyorum. Dedi ki, hacı baba dedi, evliya kimse bana söyle dedi, bir elini öpeyim şurada dedi. Çok vasıflı duyarmış o tarihte. O da öyle bir güzel cevap verdi ki tam on ikiden vurdu. Demek hayırlı bir kimseymiş. Ömer, dedi, hangisini denk getirirsem o evliyadır. Bak ne güzel bir hüsn-ü zan. Güzel muamele. Burada Allah'ın has kullarını anlatıyor. Eğer bu dört husus nefsine karşı muamelesinde, insanlara karşı muamelesinde burada dünya ile olan alakasında, Cenabı Hakk'a karşı vazifelerinde dikkatli olursa, bu kullar içerisinde seçkin olandır. Cenabı Hak'ın mukarreb dendiği zaman Mevla onu kendisine yaklaştırıyor. Mesela bir iş adamı diyor ki ben diyor bu işe diyor bir çuval taşıyarak girdim diyor.
Sonra diyor işimi beğenmiş olmalılar ki ta diyor buranın idarecisi olarak ben şu anda vazife yapıyorum. Bir anda değil çalışarak ve bu çalışmamızda da salih olarak, sadık olarak, bak ömrümüz diyor ya bir şair, geldi geçti ömrüm benim. Her sene bir letaif geçsek bitmişti bu iş. Ama dikkat ederek ödevli. Halimiz bu. Mukarrem kul ve gerçek veli olurdu. Ne dedi burada? Uçmakla olmaz, dedi. Su üstünde yürümekle de olmaz, dedi. Bir anda doğudan batıya geçmekle de olmaz dedi. Halkten geçenleri bir anda söylüyor demekle de olmadı. Bütün bu görevleri, Allah'ımıza karşı, Celle Celalühu, vazifelerimizi yapmakla gerçekleşeceğine işaret etti. Bunu biz Bayezic-i İz İslami hazretlerinde görürüz. Eğer muamelesi şer'i şerife uymuyorsa, kırın kanadını bulun. İstidractır onlar. Eğer şer'i mübine uymazsa, tehlikedir.