İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Hz. Osman Zinnureyn Radıyallahu Anh'ın hayatından kesitlerin anlatıldığı bölümle inşallah yolculuğumuz, yolumuz devam edecek sevgili dinleyiciler. Bir önceki bölümde Hudeybiye musalahası konusunu aktarıyorduk sizlere ve şimdi Hudeybiye musalahası ve Ebu Cendel bahsi ile devam ediyoruz. Sonra Kureyşliler arasında Mikraz Bin Hafz denilen birisi kalkıp bana müsaade ediniz de Muhammed'e bir de ben gideyim dedi. Onlar da haydi git dediler. Mikraz Resul-i Ekrem'le ashabına doğru gelirken Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şu gelen mikrazdir, gaddar bir kimsedir buyurdu. Mikraz, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemle görüşmeye başladı. Mikraz, Resul-i Ekrem'le görüşmek üzere iken Süheyl bin Amr çıkageldi. Süheyl gelince Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu isim ile tefe'ül ederek Ashaba karşı artık işiniz bir dereceye kadar kolaylaştı buyurdu.
Süheyl bin Amr gelince Resul-i Ekrem'e haydi hokka kalem kağıt getir. Sizinle aramızda bir musalahaname yaz, anlaşma yaz dedi. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Katibi Ali bin Ebi Talib'i çağırdı ve Bismillahirrahmanirrahim yaz buyurdu. Bunun üzerine Süheyl, cahiliyet hamiyeti saikasıyla Resul-i Ekrem'e, iyi ama ben Rahman kelimesinin mahiyeti nedir bilmiyorum, Fakat vaktiyle senin de yazdırdığın gibi bismillahallahümme, ya Allah senin isminle yazmaya başlarım diye yaz dedi. Müslümanlar da bir ağızdan vallahi biz onu yazmayız, ancak Bismillahirrahmanirrahim yazılmasını isteriz, demişlerdi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Ali'ye hitaben haydi bismillahirrahmanirrahim ve yaz buyurdu. Sonra da bu yazı Muhammed Resulullah'ın mazlumuna hüküm ve imza ettiği muahedenamedir diye yazmasını emir buyurdu.
Süheyl buna da itiraz ederek, vallahi biz senin Resulullah olduğunu bilmiş ve tasdik etmiş olsak seni Beyti ziyaretten men etmez ve sana karşı kıtale tasaddi etmezdik. Seninle savaşmaya yeltenmezdik. Şu kadar ki Muhammed bin Abdullah yaz, dedi. Bu teklif üzerine Resul-i Ekrem, vallahi siz tekzip etseniz de ben Resulullah'ım, buyurdu ve Ali bin Ebi Talib'e haydi Rasulullah lafzını sil de Muhammed bin Abdullah yaz diye emretti. Ali bin Ebi Talib vallahi ben senin Resulullah unvanı Mübeccelini kat'iyen silemem, dedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem kitabı eline alıp Muhammed bin Abdullah yazdırdı.
Bu hadisin ravilerinden olan Zühri demiştir ki, Resulullah'ın gerek besmelenin, gerek muahedenamenin unvanının suret-i tahriri hakkında Süheyl bin Amr'ın teklifine muvafakat buyurmaları, Resul-i Ekrem'in evvelce Kureyş harem dahilinde Allah'ı muhterem kıldığı şeylere tazim kastederek benden ne kadar müşkil talepte bulunursa bulunsunlar, ben onu muhakkak onlara vereceğim şeklindeki verdiği kararın tecellisidir. Musalahaname ya Rab, senin isminle başlarım. Bu yazı Muhammed Bin Abdullah'ın mazlumuna hüküm ve imza ettiği bir musalahanamedir suretinde takarrur edip yazıldıktan sonra Resul-i Ekrem Muahedename Şeraitine anlaşma şartlarına istinaden Süheyl bin Amr, siz bize müsaade ediniz de Beyt-i Şerifi tavaf edelim buyurdu. Süheyl bu teklife de itiraz ederek, vallahi sizi Beyt-i Tavafa bırakamayız. Çünkü Arap milleti cebren ve kahren istila olunduk diye aramızda dedikodu eder.
Şu kadar ki bu tahliye keyfiyeti gelecek seneden itibaren başlasın dedi ve bu suretle kabul olarak Hazreti Ali yazdı. Şimdi Süheyl bin Amr şöyle bir madde teklif etti. Sana bizden bir erkek gelirse, o gelen kimse senin dininde olsa bile onu bize geri vereceksin. Bu teklife Müslümanlar hayret ederek, Subhanallah, İslam camiasına iltica eden bir Müslüman müşriklere nasıl iade olunur dediler. Onlar bu haldeyken Süheyl bin Amr'ın oğlu Ebu Cendel ayakları bağlı seke seke geldi. Ebu Cendel Müslüman olmuş ve bu yüzden hapsolulmuştu. Bu sırada Mekke'deki hapsinden kaçmış ve türlü müşkilat ile gelip nihayet kendisini Müslümanlar arasına atmıştı. Bunun üzerine Süheyl, işte ya Muhammed, sana karşı imza edeceğim musalahanamenin birinci maddesine tevfikan bunu bana geri vermelisin dedi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem biz musalahaname'yi henüz imza etmedik buyurdu.
Süheyl şu halde vallahi ben de seninle hiçbir madde üzerinde sul olmam dedi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, haydi bunu bana bağışlayıp imza et buyurdu. Süheyl, ben bunu sana bırakmayı asla kabul edemem diye reddetti. Resul-i Ekrem, hayır, bu işi hatırım için yap buyurdu. Süheyl ısrar edip asla yapamam dedi. Mikraz bin Hafs ki bu da Kureyş murahası idi, delegesi idi, o da Resulü Ekrem'e hitaben haydi bunu sana tecviz ettik dediyse de imzaya salahiyetli olan Süheyl muvafakat etmedi. Bu sırada Ebu Cendel babasının inadından yese düşerek ey cemaati Müslimin, Müslüman olarak geldiğim halde şimdi ben müşriklere mi iade olunuyorum? Benim uğradığım şu felaketi görmüyor musunuz diye haykırdı. Hakikaten Ebu Cendel Allah yolunda Kureyş'in en şiddetli işkencesine uğramıştı. İbni İshak Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ya Eba cendel sabret. Allah'tan ümit var ol.
Biz Müslümanlar mağdur ve mağlup olmayız. Allahutaala yakında sana da halas yolu bahşedecektir buyurduğunu kaydeder. Hudeybiye anlaşmasından müteessir olan Ömer İbnül Hattab radiyallahu anh Nebi sallallahu aleyhi ve selleme varıp sen Allah'ın peygamberi değil misin dedi. Resulullah evet hak peygamberiyim buyurdu. Biz Müslümanlar hak, düşmanlarımız batıl üzere bulunmuyorlar mı dedi. Resulü Ekrem evet öyledir buyurdu. Şu halde dinimiz uğrunda bu denaeti, bu alçaklığı niçin kabul edelim, dedi. Resulü Ekrem muhakkak surette ben Allah'ın peygamberiyim ve bu maddeyi kabul etmekle Allah'a isyan etmiş değilim. Allah benim yardımcımdır, buyurdu. Ömer Radıyallahu Anh yine vaktiyle sen bize yakında Beyt-i Şerife varıp Beyt-i tavaf edeceğiz diye haber vermemiş miydin dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ben sana vakit tayin ederek bu sene varıp tavaf edeceğiz diye haber verdim mi, buyurdu.
Hayır dedi Ömer. Ömer ibn Hattab bunu müteakip Ebu Bekir'e vardı ve ya Ebubekir, bu zat Allah'ın hak peygamberi değil midir dedi. O da evet, hak peygamberdir dedi. Ömer, biz Müslümanlar hak, düşmanlarımız batıl üzere bulunmuyorlar mı dedi. O da evet öyledir diye cevap verdi. Tekrar Ömer, öyleyse niçin biz dinimize küçüklük veriyoruz? Ebubekir, ve hey adam, Muhammed Allah'ın peygamberidir. O Rabbine asi değildir. Allah onun yardımcısıdır. Sen hemen onun emrine sarıl, vallahi Muhammed hak üzeredir dedi. Ömer tekrar, o bize Medine'de Beyt-i Şerif'e varacağız, tavaf edeceğiz demedi mi diye sordu. Ebubekir, evet öyledir. Fakat sana bu sene varıp tavaf edersin diye mi haber verdi? O da hayır dedi. Ebubekir, dur bakalım, yakın bir zamanda sen beyti varıp onu tavaf edeceksin dedi.
Ömer radıyallahu anh bilahere yaptığı bu hareketlerinden pişman olarak, bu itirazlarımdan kefaret olarak sonraları birçok amali saliha da bulundum, demiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, muahede namenin tahrir ve imzasından fani olduktan sonra, yazım ve imza işi bittikten sonra Ashab-ı Kiram'a haydi artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip başlarınızı tıraş ediniz buyurdu. Ashaptan bir kişi olsun kalkmadı. Hatta Resulullah bu emrini üç kere tekrarladı. Ashaptan hiçbiri kalkmayınca Rasulullah, Ezvacı Tahirattan Ümmü Seleme'nin yanına girdi ve şu halkı görüyor musun, onlara emrediyorum, icabet etmiyorlar diye halktan gördüğü kayıtsızlığı anlattı. Ümmü Seleme, ya Nebiyallah, emrinizi infaz etmek istiyor musunuz?
O halde şimdi dışarı çıkın, sonra ta kurbanlık develerinizi kesinceye ve berberinizi çağırıp o sizi tıraş edinceye kadar ashabtan hiçbirisine bir kelime bile söylemeyin, dedi. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Ümmü Seleme'nin yanından çıktı ve ashabtan hiçbirisi ile görüşmeyerek menaseki ifa etti. Kurbanlık develerini kesti ve berberi Huzaalı Tıraş bin Ümeyye'yi çağırıp tıraş oldu. Ashab Resulü Ekrem'i bu halde görünce onlar da hemen kalkarak Resul-i Ekrem'e imtisalen kurbanlarını kestiler. Birbirlerine tıraş etmeye başladılar. Hatta sürati icabetin tevhid ettiği şiddet-i izdihamdan birbirlerini tehalükle önleyerek tekaddime çalıştılar. Yani o kadar şiddetli bir izdiham oluştu ki birbirlerini ezmekten kaçınarak, birbirleriyle yarışıp bir an evvel görevlerini ifa etmeye çalıştılar. Resulü Ekrem tıraş olduktan sonra huzuruna Müslüman kadınlar geldi.
Bu husustaki hattı hareketi talim için de Cenabı Hak Nazmı mübinini kavli şerifine kadar inzal buyurdu. Meali ey müminler, size mümin kadınlar müşrikler tarafından hicret edip geldiklerinde imanlarını sınayın. Allah onların imanının mahiyetini pek iyi bilir. Ya denediğinizde onları mümine sanırsanız, o kadınları kafir zevcelere geri çevirmeyin. Çünkü ne Müslüman kadınlar kafir zevcilere helaldir, ne de kafirler Müslüman kadınlara helaldir. Mamafi siz kafirlerin sarf ettikleri mehirri muaccel'i kendilerine veriniz. Bir de İslamiyet'in kocalarından ayırdığı bu Müslüman kadınları nikah etmenizde mehirlerini kendilerine verdiğiniz takdirde üzerinize bir günah yoktur. Kafir kadınlara gelince onların da ismetlerine yapışmayın ve onları nikahınızda tutmayın. Sarf ettiğinizi isteyin. Onlar da sarf ettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda o hükmeder.
Allah bilendir, hikmet sahibidir. Bu ayetin nüzulü üzerine Hazreti Ömer Radıyallahu Anh hali şirkte bulunan, yani müşrik bulunan iki karısını tatlılık etti, boşadı. Bunlardan Kuleybe'yi Muaviye bin Ebi Süfyan, diğerini de Safvan bin Ümeyye Tezevvüc etti. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünün de sonuna gelmiş olduk. Hazreti Osman Zinnureyn efendimizin hayatından kesitlerin anlatıldığı Hudeybiye anlaşmasıyla inşallah bir sonraki programda buluşmak, görüşmek üzere Allah'a emanet olunuz.