İhsan Mektebi programlısın bugünkü bölümüne Hz. Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub el Ensari Radıyallahu Anh'ı tanımaya devam ediyoruz bu eserle sevgili dinleyicilerimizi. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Mekke-i Mükerreme'den Yesrib'e Medine'ye doğru yola çıkmıştı ve Kuba köyüne misafir olmuştu. Hazreti Ebubekir radiyallahu anh elbisesiyle gölge yaparak güneşin hararetinden fahri alem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi muhafazaya çalışıyordu. Peygamberimizi tanımayanlar bu tazimden kendisini tanıyorlardı. Ebubekir'den iki yaş büyük olduğu halde mübarek saçlarında pek az beyaz vardı. Fakat Ebubekir'in saçları iyice beyazlamış olduğundan tereddüde düşüyorlardı. Birkaç gün orada kaldılar. Ali rivayetin on dört gün kadar o köyde kaldığı müddetçe bütün Medine ahalisi gelip hoş geldiniz ya Resulallah diye ziyaret ediyorlardı.
Mekke-i Mükerreme'de kalan Ali radiyallahu anh da işlerini tesviye ederek Kuba'ya geldi ve Resul-i Ekrem'e iltihak etti. Kuba mescidi. Bu mescidi şerif, İslamiyet'in zuhurunda en evvel bina edilen veren evvel kendisinde aşikar olarak cemaatle namaz kılınan mescitdir. Medine-i Münevvere'ye üç mil mesafededir. Buraya Aliye de derler. Resul-i Ekrem Efendimiz bu mescidin binasında amele gibi çalıştı. O derece ki taşların ağırlığı altında vücud-ı saadeti eğiliyordu. İşte şu ayet-i celile burada nazil olmuştur. İlk gününden takva temeli üzerine kurulan Kuba'daki mescitte namaza durman daha doğrudur. Orada temizliği ve nezahatı 7 insanlar vardır, Allah da temizlenenleri sever. Mescidi Haram ve Mescid-i Şerifi Nebevi ve Mescid-i Aksa'dan sonra İslamiyet nazarında efdal bir mescit bu Kuba Mescid-i Şerifi'dir.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hicretinde mübarek devesi bu mescit arsasında çöktü ki yeri hala bellidir. Bir hadisi şerifte bu mescidi ziyaret edip iki rekat namaz kılana bir umre ecir ve sevabı vardır diye buyurmuşlardır. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bir cuma günü Kuba'dan kalktı. Yolun sol tarafına gelen Beni Salim bin Avf vadisinde raununa denilen yerde inip orada belli bir hutbe iran edip cuma namazını kıldı. Resulullah efendimizin kıldığı ilk cuma namazı budur. Evvela Cenabıhakk'a hamdüsenadan sonra, ey insanlar, sağlığınızda ahiretiniz için tedarikli olunuz. Şüphesiz bilirsiniz ki kıyamet olacaktır. O gün de herkesin yaptığı işler yüzüne vurulacak ve çobansız bıraktığı koyundan sorulacaktır. Ve Cenabı hak ona diyecek amma nasıl diyecektir. Tercümanı yok, perdadarı yok. Bizzat diyecek ki sana benim Resulüm gelip de tebliğ etmedi mi?
Sana mal verdim, sana lütfu ihsan ettim, sen kendin için ne tedarik ettin? O ise sağa sola bakıp şefaat edecek hiç kimse bulamayacak ve onu Allah'ın azabından koruyacak bir kimse göremeyecektir. Öyleyse her kim ki yarım hurma ile olsun kendisini ateşten koruyabilecekse hemen o hayrı işlesin, onu da bulamazsa bari mümin kardeşine güzel ve tatlı sözlerle gönül alıp kendini o ateşten korumaya baksın. Zira Hak Teala Hazretleri bir hayra karşı on misli, hatta yedi yüz misline kadar sevap ihsan buyurur. Vessalatu ala rasulillahi ve ve rahmetullahi ve berakatu. İkinci hutbe-i Şerife de şöyledir: Allahu Teala'ya hamdü sena olsun. Ondan yardım isterim. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü amellerimizden Allah Celle ve alaya sığındık. Allah'ın hidayet ettiğini kimse dalalete sürükleyemez. Allah'ın idlal ettiğini de kimse hidayete eşleştiremez. Cümle-i şerifesi, sözlerin en güzelidir.
Kitaplarında en güzeli Kuran-ı Azimüşşan'dır. Her kim ki Cenabı hak onun kalbinde Kuran'ı parlatır, onu kafirken İslamiyet'e kabul ederse işte o kimse ferah bulmuş olur. Doğrusu Allah'ın kitabı kelamların en güzeli veren belihidir. Allah'ın sevdiğini seviniz. Allah'ı canı gönülden seviniz. Allah'ın kelamından ve zikrinden uzanmayınız. Ve Allah'ın kelamından kalbinize kasvet gelmesin. Zira Kelamullah her re'in alasını ayırıp seçer. Amellerin hayırlısı ve kulların güzidesi olan peygamberleri o kıssaların iyisini zikreder, helal ve haramı beyan eder. Artık Allah'a ibadet ediniz ve ona hiçbir şeyi şirk koşmayınız. Şirkten hakkıyla sakınınız. Güzel sözünüzle o sözünüz Allah'a doğru olsun ve aranızda kelamullah ile birbirinizi seviniz. Muhakkak bilmelisiniz ki Allahu Teala ahdini bozanlara kasap eder. Vessalatu aleyküm.
Ensar-ı kiram Hazaratı Beyatür Rıdvan'da Resul-i Zişan Efendisi son derece muhafaza edeceklerine söz vermişlerdi. İşte bu ahd ü misak'ı yerine getirmek üzere bütün Medine ve civarında bulunan ensar-ı kiram hazeratı harekete geçtiler. Resul-i Ekrem efendimiz cuma namazını kıldıktan sonra yine devesine bindi ve Medine-i münevvere'ye doğru teveccüh eyledi. Lakin peygamber efendimizin Medine'de kimin evinde misafir olacağını kimse bilmiyordu. Ensar-ı kiramın evvelce bütün muhacirlere yaptıkları muavenet ve haklarında gösterdikleri hareket tarif edilemeyecek derecede iken, bu defa da Resul-i Ekrem efendimiz teşrif edince Medine yerinden oynadı. Medine'nin içi kaynadı. Halk adeta düğün bayram edercesine şenlik eylediler. Çocuklar sevinçlerinden sokaklarda Allahu Ekber Mustafa geldi. Allahu ekber Resulullah geldi, diyerek çağrışıyorlardı. Kudumunla Medine efdali arz u sema oldu.
Mükerrem, hem müşerref, hem münevver pür ziya oldu. Nigar-ı iltifatın duş olalıdan hakim ayine hakikat Kabe-i uşak olup kıble nüma oldu. Yolların iki tarafında insanlar sıralanmışlardı. Kabileler, Ya Resulallah, işte evlerimiz, işte mallarımız, işte canlarımız emrinize amadedir. Ya Resulallah, bize buyurunuz. Size yabancı olmayan, saygı duyan, düşmanlarını tepelemeye gücü yeten ailemizde misafir olunuz diyorlardı. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de onlara taltif ve iltifatlarda bulunarak yoluna devam ediyordu. Tam şehre gireceği sırada hasretle bekleşen kalabalık o dereceyi bulmuştu ki kadınlar evlerinin damlarından şu şiirleri okuyorlardı. Dolunay Veda tepelerinin sırtlarında doğdu. Allah'a yalvaran bulundukça bize de şükretmek vacip oldu. Ey bize gönderilen aziz peygamber! Sen bize itaat edilmesi vacip bir emirle geldin.
Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi ve Sellem Kusva namındaki devesiyle Medine'nin sokaklarından geçerken kimin evinin önünden geçse, buyurunuz Ya Rasulallah, diye herkes davet ediyor, devenin yularından tutup yolundan döndürmeye çalışıyorlardı. Halk bu suretle deveye sarıldıkça Resulü Ekrem Efendimiz ona dokunmayınız. O memurdur. Allah tarafından memur olduğu yere gidiyor. Durun bakalım nereye gidecek, buyuruyordu. Peygamber Efendimiz de devenin yularını bırakıp hiç dokunmadığı halde o mübarek deve kendiliğinden gidiyordu. Devenin yularını bırakınız diye buyurmasında beliğ bir hikmet vardı. Çünkü herkes Resul-i Ekrem Efendimizi misafir etmek, arzu, aşk ve heyecanında bulunduğundan hiç kimsenin hatırı kalmaması için bir mucize olmak üzere biiznillahi teala tercih işi deveye havale buyrulmuştu.
Deve evvela gitti, Malik bin Neccar'ın evinin önündeki boş bir arsaya çöktü ki kabri saadetin olduğu yerdir. Lakin orada dahi durmayıp kalktı ve tavus gibi süzülerek gitti. İbni Aziz ile Said bin Mansur ve Cafer bin Muhammed Ali ile Ha sen bin Zeyd'in evlerinin arasında bulunan ve Beni Neccar'dan Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el Ensari'nin nurlu evinin kapısı önüne geldi ve Cenabı Allah'ın izniyle oraya çöktü. İşte bu şekilde konak yerini deve tayin edince kimsenin bir diyeceği kalmadı. Beni Neccar mahallesi de Ensar-ı Kiram'ın evlerinin ortasında bulunuyordu. O kabileden peygamber efendimizin dedesi tarafından ve anası tarafından olan akrabası hep orada oturuyorlardı. Bir müddet sonra deve orada da durmayıp kalktı ve dönüp evvelki çöktüğü Malik bin Neccar'ın evi önündeki arsaya varırdı ve hemen deve boynunu uzatıp yere yapıştırıp genisinden böğürdü.
Resul-i Ekrem Salli Allahu Teala aleyhi ve sellem Efendimiz de inşallah Teala, Konağımız burasıdır diyerek deveden indi ve Ebu Eyyub Halid'il Ensari'nin hanesini teşrif buyurdu. Devenin çöktüğü yer bugün de bilinmektedir. Mebrek-i Naka-i Resul namıyla anılmaktadır ki şimdi minber-i şerifin altında bulunan güzel ve kutsi arsadır. Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz Ebu Eyyub el Ensari'nin evine yerleştikten sonra mini mini masum kızlarda, Biz neccarzadelerin kızlarıyız. Muhammed'in komşuluğu ne hoş komşuluktur ve ona yakınlık ve hısımlık ne mutluluktur mealinde gazeller okuyorlar, tek bir alıyorlar, defter çalıyorlardı. Habeşiler dahi Resul-i Ekrem efendimizin Medine-i münevverei teşrifinden dolayı sevinçlerinden ellerindeki harbeleri, yani kısa ve küçük oklarıyla oyun oynuyorlar, hallerince teşrif eden bu büyük misafiri ihsasaza çalışıyorlardı.
Peygamber Efendimiz bu kaside okuyan küçük kızlara iltifat buyurarak Beni seviyor musunuz?deyince, çocuklar hep bir ağızdan, Evet, seviyoruz ya Rasulallah, diye çağrışıyorlardı. Resul-i Ekrem Efendimiz de, Allahu Teala benim de kalbim biliyor ki ben de sizleri seviyorum buyurdular. Ebu Eyyub dedi ki Ya Rasulallah, burası benim evim. Bu da kapımdır. Hazreti Ebu Eyyub ve Zeyd bin Haris ise ikisi beraber devenin üzerindeki eşyayı alıp eve getirdiler. Bu esnada bir zat nereye oturacaksınız ya Resulallah, diye sorunca Resul-i Ekrem Efendimiz ona cevap olarak Kişinin eşyası nerede olursa kendi de orada oturur buyurdu. Ensar-ı Kiram'ın en büyüğü olan Esad Bin Zürare dahi teberrüken deveyi alıp kendi evine götürdü. Hicret-i Muhammediye'nin ihtilali burada sona erdi. Seyyidi Saadet Fahr-i Enbiya. İki cihan padişahı Muhammed Mustafa. Mekke'de doğduğu saadetle oma, elli üç saal onda tuttu cayga.
Sonra memur oldu derhal hicrete. Ta Medine halkı ile devlete. Ehli Yesrib çıktı istikbaline. Muntazırlar koştu istihcale. Her biri etti taarruzla niyaz. Deyüp ey biçaregaha çare saz. Bendeli bizleri edip kabul haneme ey şahı din eyle nüzul. Merhamet kağnı inayet menbaı, aşıkı üftade ganın eşfatı. Sonra hikmetle buyurdu ol resul. Hangi caya, nakam eylerse nüzul. Ben dahi ol hanenin mihmanıyım. Ol güzel ev cin mehir tabanıyım. Nakadar, çünkü Cibril-i Emin çekti Beyt-i Halid'e kıldı mekin. Halid Bin Zeyd-i ensari budur. Hem Resulullah mihmandarıdır. Bu şerefle buldu gayet imtiyaz, cümle ashab oldu ona gıpta saz. Kabil-i tarif olamaz devleti. Mihmandarlıktır onun izzeti. Aşık-ı vech-i cemalullah idi, nara yanmış bir dili agah idi. Geldi Rum'a fethi kostantin için. Hem şehadet buldu ol devlet, numunun, hakimayı verdi bu şehre şeref, Dürr-i zatına olup kabri sedef.
Ruhi pakine kılıp takdisütam, Adile lütfuyla olsun, Şadugam. Evet, Sultan Mahmud'un kızı Adile Hatun'un yazmış olduğu şiir. İşte, Medine-i Münevvere Hicret-i Muhammediye'den sonra Evliyaullah'ın mağarası, salihlerin kalası, Müslümanların siperi, müminlerin ilticagahı, bütün alimlere hidayet merkezi ve Medine, Kubbetü'l İslam, Darul İman, Arzul hicre, mesvel halali vel haram olmuştu. Manen ve maddeten hala öyledir. Nevverallahü Teala ila yevmil kıyaam. Evet, değerli dinle işlerimiz. İnşallah Hazreti Halid bin Zeyd radıyallahu anh'ı tanımaya, izlemeye bir sonraki bölümde devam edeceğiz. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.