Rabbi zün celalimizden şerlerin hayra, fitnelerin huzura ermesini yüce Mevlamızdan dilerek başlıyorum. Çünkü bakıyorum insanlar kendi içlerinde bir huzursuzluk yaşıyor. Ailede huzursuzluk yaşıyor. Kardeş kardeşle, kız kardeş, kız kardeşle, baba anneyle, kardeş, kardeşle, akraba akraba ile, komşu komşu ile bunun yanında ilçeler olarak olsun ta biz bir mahalleden başlayalım. İlçelere, illere, devletlere bakıyoruz büyük bir huzursuzluk var. Biz bu huzursuzluğu nasıl aşacağız? Bundan nasıl kurtulacağız? Akif'in dediği gibi, ey elleri böğründe adam kalk, ey elleri böğründe duran adam kalk dediği gibi bizim kalkmamız icab eder. Ama nasıl kalkacağız, nasıl edeceğiz? Şaşıracağımız Rabbimizin lütfu ve ihsanı ile hiçbir şey yok. Gayrimüslimlerden birisi der ki bu nasıl bir peygamber sallallahu teala aleyhi ve sellem. Af buyurun tuvalette elin durumuna kadar anlatıyor.
Kış gününde elin vaziyeti nasıl olacak? Yaz gününde elin durumu nasıl olacak? Ve bunun yanında ta idari noktalara kadar her şeyi ele alıyor. En ince noktalarına kadar, en ince noktalarına kadar ele alıyor. Bu diyor nasıl bir peygamber? Bakın tıbba dair öyle esaslar ifade buyuruyor ki hayran kalmamak mümkün değil. Cüzzamdan aslandan kaçar gibi kaçın buyuruyor. Bir aslan ifadesi cüzzam mikrobunun ona benzediğini ifade ediyor, bildiğiniz bir husus. Buna benzer neler neler. Bunların hepsi ayrı bir konu. Tıbba dair söylemiş olduğu mübarek sözleri mesela ellerin hilallenmesi, ayakların hilallenmesi, el arası ayak arası rahatsızlıkların geçmesine sebep oluyor. Bir abdest almadaki özellikleri hem manevi hem de maddi olarak anlatmakla bitiremezsiniz. O yüzdeki elektriklenmeler, menfi olan haller hep müsbete abdest sayesinde dönüşüyor.
Mesela namaz kılan bir kimseyle abdest alıp namaz kılan bir kimseyle kılmayan arasındaki fark resimlerle ifade ediliyor. İşte diyelim yetmiş yaşında bir Müslüman kimse, yetmiş yaşında da abdest ve namaz bilmeyen bir başkası. Bakıldığı zaman yüzündeki tazelikten, o yüzündeki güzellikten anlaşılıyor. Bir başkası tamamen kırışmış ve bed bir şekil alıyor, korkunç bir hal alıyor. Baktığı zaman insanın tiksineceği bir tavır arz ediyor. Ama bir Müslümanın bakıyorsunuz yüzünde o kadar bozulma yok, tazeliğini muhafaza ediyor ve baktığın zaman zevk duyuyorsun. O kırışıklar arasında nurlar fışkırmaya başlıyor. Böyle bir kimseyi gördüm, daha çocuktum. Pek aklımın irdiğini zannetmiyorum ama zannedelerim temyiz anı olabilir. Yani iyiyi kötüden ayırt edebilecek bir vakitte olabilir ama bu bile değildi. Bir annemizi gördüm, bir annemizi gördüm.
Bu annemiz çok kısa zamanda seyri sülukünü tamamlıyor, ruhani ve manevi gelişimini tamamlayan tecellilere mazhar olan bir anne. Onun bizde kalan, gönlümüzde kalan şekli şu, şu kareler kaldı gönlümde ve kafamda. Onun gözlerinin uç kısmındaki bir nur, yüzündeki nur. Çünkü bu kimseyi yıllar sonrası yine gördüm. Tamamen tersiydi. Olumsuzluğu anlatmak istemiyorum, herkese imanından dolayı saygı duyuyorum. Halıkımızın yaratmasından dolayı, halık sıfatından dolayı sevgi duyuyorum. Çünkü biz yargılamakla mükellef değiliz. O Allah'ımıza aittir, Sadece tebliğimizi yaparız. Uygunsuz bir tavrından dolayı mürşid-i kamiline olan bir saygısızlıktan dolayı değişti tabii. O gördüğümü unutamıyorum. Şu gözlerindeki kırışık yerlerindeki fışkıran nuru unutamıyorum.
Abdest ve namaz, ibadet ve taat insana öyle güzellikler meydana getiriyor ki bunun arz ettiğim gibi maddi olan faydalarını da anlatmakla bitiremeyiz biz. Bir namazın dahi, bir taharetin elle yapılmasında tıbbi birçok faydalar anlatılıyor. Elle yapılmasında. Bir başın mesh edilmesi, bir boyun kısmının mesh edilmesi, birçok rahatsızlıkları tamamen deferef ediyor. Yani dinimiz öyle bir mükemmel din ki her şeyi ele almıştır. Ondan dolayı diyorum işte işin sözün başında ifade ettiğim gibi başta şahsımız Bir merkezden muhite doğru yayılış var. Hep buradaki sıkıntılar, şimdi alışveriş yerleri diyorsunuz, bir sıkıntı var. Kimse bir diğerinden emin değil, Alıcı satıcıdan, satıcı alıcıdan hiç memnun değil, rahatsız ve bunu biz daha da genişlettiğimiz zaman ülkeler arası sıkıntıları görüyorsunuz, rahatsız. O zaman ülkeler arasındaki rahatsızlığı nasıl çözeceğiz?
Allah'ımız kitabı keriminde, kitabı keriminde buna da işaret duyulur. Ra'd suresinde, Ra'd suresinde sekiz tane esas anlatılır. Bu sekiz esas dikkat edilirse cennetin cennetin sekiz kapısına işarettir. Orada ayeti celilelerde ifade buyurulan sekiz husustan birisi işte kötü olan huylarımızı güzel olan huylara tebdil etmek. Diyelim ki biz cehalette isek okumak suretiyle ve talimle ehlinden alacağımız bilgilerle maluma sahibi olmaktır. Yine bunun yanında gizli de olsa, açık da olsa Allah'ın yolunda sarf etmektir. Gizli olsun, açık olsun. Gizli verilmesi tabii ki daha hayırlıdır. Yalnız bir başkalarını teşvik için olacak olursa bir başkalarını teşvik için olacak olursa nedir? Bu daha hayırlıdır buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz. Şimdi biz bir iyilik yapıyoruz, bir infakta bulunuyoruz. Bu infakta bulunduğumuz zaman açıktan yapacak olursak bu açıktan yapmış olduğumuz hayır nedir?
Daha da iyidir. Mevla-yı Zülcelalimiz buna işaret buyuruyor ayeti celile-i cemilede mesela ayeti celile-i cemile'de onlar Allah'ın birleştirilmesini buyurduğunu birleştirirler. Bu ayeti celile'de akrabalık bağları diye geçer. Şimdi gurbet kelimesinden, yakınlık kelimesinden ele alacak olursak müfessirine izamın bir kısmı diyorlar ki sizin komşu olan ülkelerle olan bağınız da güçlenmesi gerekir. Ülkeler arası bağınız da. Mesela hakaret etmeyeceksiniz, sizin komşunuzdur. Zulüm katiyen edilmeyecek, ladarara ve ladırara ne zarar verilecek ne de zarara girilecektir. Rablerinden korkarlar ve kötü hesaptan da sakınırlar. Ve onlar Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler. Ve egamus salah Bu ayeti celleyi de çok iyi ele almak lazım. Kame fiili ile namazı dosdoğru kılarlar demek.
Şimdi görüyorsunuz namaz kılıçları şöyle bir cemaatin gerisinde durduğumuz zaman iki secde arasında Sübhanallah diyecek kadar durulur. Semiallahu limen hamide deyince bir Sübhanallah diyecek kadar durulur. Azanın, azanın sükunete ermesi gerekir. Buna çok dikkat edelim. Azaların sükunete Mesela iki secde arası durduk ya, durduğumuz zaman böyle azalar bir oturacak. Secdesinde de öyle. Zaten üç kere Sübhane Rabbiyel Avim diyoruz. Rükunde Sübhane Rabbiyel Avim, secdesinde Sübhane Rabbiyel Ala diyoruz ve manasında düşünerek düşünecek olursak huzur meydana geliyor. Üç mezhebe göre üç mezhebe göre Şafii, Hanbeli, Maliki ta'dil erkan denir. Edep ve erkanına riayet ederek dediğimiz hususlara riayet etmemiz farzdır. Bizim mezhebimizde vaciptir. Terk edilecek olursa namazın iadesi gerekir. Ne kadar mühim ne kadar önemli.
Huzurla kıldığımız zaman dikkat ettiğimiz zaman gönlümüz arınacak ve temizlenecektir. Mevla'mız buyuruyor ki kendilerine verdiğimizden gizlice ve açıkça bağışta bulunurlar ve yedraune bilhaseneti seyyie. İşte onlar var ya o kıymetli insanlar iyilikle iyilikle kötülüğü ortadan kaldırırlar. Ulaike lehüm ukbettar. Yalnızca onlarındır bu yurdun sonu. Bundan anlatılmak istenen nedir? Son yurt yani öteki dünya şeklinde anlaşılmasını ifade etmişlerdir. Yani ölürken iman-ı kamille kabirde huzurludur. Içimizde ve dışımızda ülkeler arası sıkıntılar. Küfür bir millettir. Kendi içimizde biz barışık olmadıktan sonra, dışta barışı da sağlamamız mümkün değildir. Eğer kendi içimizde, çünkü biz artı ve eksilerle kuşatılmış durumdayız. Artı olan nedir? Ruhumuz Mevla Zülcelal'den gelmiştir ve nefsimiz, nefsimiz kötülüğün odağıdır. Bu ikisinin devamlı çarpışma halinde olduğunu görüyoruz.
Nefis kötülüğü istiyor. Ruh ise temelinde güzellik var, Bir diğerinin temelinde bozukluk var. Bunları uzlaştırmak, anlaştırmak nedir? Az ilmek, az uyumak, az konuşmak suretiyle arzu ettiğimiz gibi yemeler değil. Mesela ben şu yiyeceği de canım istiyor sofra hazırlanmış ama şu da olsun demeden onunla kanaat edebilmek. Elimizde olanla neyse önümüzdeki onunla kanaat etmek. İşte bir başkası çok güzel bürekler yapıyor, çörekler yapıyor, yiyecekler yapıyor, bizim evimizde olmuyor diye geçimsizlik ve kanaatsizlik yapmadan razı olup gidebilmek. Kendi içimizde biz bu harbi durdurmadıkça, bunda sulha erişmedikçe, çünkü Cenabı Hak ve sulhu hayır ayeti celilesinde sadece bu karı ile koca arasında değil, insanlar arasında değil, kendi nefsimizde de barışı temin etmek ve sulhu temin etmektedir, kendi içimizde. Daralıyor, bunalıyor, çocuklarda da o yaşantıyı görüyorsunuz.
Evlatlarında görüyor insan sıkıntılı. Bir damadına bakıyor sıkıntılı. Kardeşine bakıyor sıkıntılı. Amcasına bakıyor sıkıntılı. Dayısına bakıyor sıkıntılı. Neden? İçimizde bir sulhu temin edemediğimiz için. Ne olur sulhu temin edersek müminin işine taaccüb edilir başına bir musibet geldiği zaman sabr eder, Allah'ımız mükafat ihsan eder, bir nimete kavuştuğu zaman da şükr eder, hamdi der, Allah'ımız nimetini artırır. Bu da ecir ve mükafat olur. Kendi içimizde sağlamamız gerekiyor, çareyi sunmamız gerekir, adam hasta. Hasta olan kimsenin çaresi nedir? Doktor. Öyle bir rahatsızlık meydana gelmiş ki, daha yeni duyduğum bir hadise, saframda diyor bir rahatsızlık olduğunu yıllar öncesi doktor söyledi. Muayene neticesi, işte ultrasonla, bakmak suretiyle kendilerine mahsus aletle dediler ki diyor bir sıkıntı var, aldırış etmedim.
Bir gece diyor öyle bir sızı başladı, mecbur kaldım ölüyordum diyor. Derhal doktora başvurdum. Doktorun da ehil olması gerekir. Ehil bir doktor Allah'ın izniyle diyor kurtuldu. Hasta olduğumuz zaman ne yapıyoruz? Biz doktora müracaat ediyoruz ama eğil olmak şartıyla. Diyelim ki malumatı yok, bilgisi yok. Biz neyiz? Ne için geldik? Ne yapmamız gerekir? Görevimiz nedir? Çünkü bakışımızdan, duyuşumuzdan, yürümemizden, tutmamızdan, beynimizden, kalbimizden, aldığımız, verdiğimiz nefesten hepsinden mesulüz. Ne olacak şimdi? Bunu nasıl bileceğiz biz? Kendi şahsımıza karşı görevlerimiz olduğu gibi bizim Rabbi Zülcelal'imize görevlerimiz var. Kardeşlerimiz arasında görevlerimiz var. Üstatlarımıza karşı görevlerimiz var. Bunları nasıl öğreneceğiz? Ehil bir muallime müracaat edeceğiz. O muallim vasıtasıyla, öğretici vasıtasıyla biz bilgisizlikten kurtulacağız.
Okullara yavrularını teslim edenler ne yapıyor? En kaliteli diyor, en tecrübeli hepsini Mevlamızın Halık sıfatından dolayı iyi karşılamakla birlikte tecrübeli olanı tercih ederiz diyor, eğitimde başarılı olana. Onu tercih ederiz, yavrularımızı onlara teslim ederiz. Çünkü yetişmesi ilk anda çok önemlidir uçucu. İlk alacağı bilgiler üzerine bina edecektir. Şimdi okullarda bile ilkokulda almış olduğu soruların bile üniversite imtihanlarında sorulduğu anlatılıyor. Diyor, aynen diyor orada gördüğüm, ilkokuldaki gördüğüm derslerin neticesi sorular soruldu diye. İlk başta önemli. Her hususta sadece o çocuk için değil, hepimizin eğitimi için, kurtulmamız için, çaremiz nedir? Cehalet gibi bir kötülükte muhafaza olabilmemiz için bilen kimselere müracaat etmemizdir.
Genel olarak ifade edecek olursak ashable feselu ehadik ve inkuntu müla ta'lemun, bilmediğiniz bir hususta bilene sorun diye buyuruluyor. Bu sadece bu sadece bizim ilmi yönde değil, diğer bütün meselelerde o şekildedir. Yalnız ayeti celine de, sorunuz. Ehliyet. Ehil olanlara derken bir kısım ulema-i kiramımız ibadetli, taatli, zikirli, fikirli, şükürlü, taatli olan kimselere de demişlerdir. Onların daha çok tercih edilmesi gerektiğini Biz bunu bütün okullarda gördük. Biz hocalarımız iyi ve kötü diye bir ayrım yapmıyoruz ama hem zahiren malumatı olan hem de batınen malumatı olan ehli zikir ehli diye tarif edilen kimselerden meselelerimizi halleder giderdik. Bizim seksen beşte Diyanet'in bir çalışması oldu Kastamonu'da. Orada tabii bilgiler veriliyordu, çok güzel. Hem vaizler hem müftüler eğitiliyordu. Bunun yanında gönül ehli de bir kimse vardı.
Mehmet Feyzi Efendi diye rahmetullahi Ali bakıyordum bütün öğrenci kardeşlerimiz, öğrenci diyorum, artık orada öğrenci durumundaydı, hocalarından bilgiler alıyordu, hepimiz bilgiler almaya çalışıyorduk, hakikaten de istifade ettik. Bununla birlikte o gönül ehli insanın da ayrıyeten huzuruna oturuluyordu. Bize Ankara'dan bazı vaizlerden gelenler olurdu, emekli vaizlerden. Biz ilmimizi bildiğimizi olduğu gibi dışarıda bırakıyoruz. Üstaz-ı Ali'mizin, Hacı Hasan Efendimiz, Kuddi sallallahü sırra, huzuruna öyle geliyoruz derlerdi. Onudu bildiğini alim isen nadan ol demişler. Onların huzurunda çünkü sana öyle bilgiler verecek ki ne verecek? Bana ne öğretecek o? Ne okudu? Ne etti? Ben ilkokulu bitirdim, ortaokulu bitirdim, liseyi de bitirdim, üniversiteyi de bitirdim. Ben işte öğretim görevlisi oldum, yardımcı doçent oldum, doçent oldum, profesör oldum, ne olacak?
Ben sağamda uzman bir kürsü sahibiyim. Ne alacağım onlardan? Biz okuduk da aynen Habibi Acemi'nin Hasan-ı Basri'ye dediği gibi bir ırmak geçecekler. Hasan-ı Basri Hazretleri orada bir kayık gibi sandal bir geçmek için vasıta arıyor. Bad Habibi Acemi Rahmetullahi aleyh Kaddesallahu Sırra suyun üzerinden yürüyüp geçiyor. Daha diyor dün ben, benim elimde tövbe eden insan, nasıl oldu da böyle geçiyorsun? Üstadın sen devamlı kağıt karalamakla meşgul oldun, biz ise sadrımızı nurlandırmakla meşgul olduk diyorlar. Demek ki sadece satırlardan okumak değil, gönülden okumak da gerekiyor. Satırlardan okumakla birlikte zaten satırlardan okumanın evvela icap ettiğinde beyan ederler. Zahirisi olmadan, Batınisi de olmaz. Onlar ne yapmıştır? Gönülden okumuştur. Gönülden okumanın neticesi onlara müracaat ediliyor.
Biz demek ki ehil olan kimselere müracaat etmek suretiyle cehalet hastalığından kurtulup bir bilgi sahibi olacağız. Yoksa ne yaparız? Zul mü deriz? Başta Cenabıhakk'a innek şirkele zulmün avim bilmemelerinin neticesi peygamberlere kulak vermiyorlar. Vermeyince inen kitaplara da, sahifelere de kulak vermiyorlar. Allah'a ortak koşuyorlar Celle Celalühü. Bu da en büyük bir zulüm oluyor Cenabıhakk'a karşı olan görevlerimiz. Kişi zalim oluyor. Eğer cehalette kalacak olursak Ebu Cehil'in biliyorsunuz Ebu Cehil denmesi yoksa kendisi Hikmet'in babası deniyor. Ebul Hikem deniyor kendisine. Mühim bir kimse o. İlimde bir filozof o. Ama Allah'ı ve resulünü tanımadığı için Said Havva'nın Rahmetullah aleyh dediği gibi asıl diyor bilenlerle bilmeyenler bir olur mu derken Allah'ı ve Resulünü tanıyanlarla tanımayanlar, yolundan gidenleri tanıyanlar ile tanımayanlar bir olur mu ifadesini kullanmıştır.
Sonra ne olur? Nefsimize karşı zalim oluruz. Biz bir kere mükellef olduğumuzu, sorumlu olduğumuzu bilmeyince ne olur? Kafamız karışmaya başlar. Gönlümüz de karışır, her işi birbirine karıştırır gideriz. Bir huzursuzluk, bir tatsızlık, bağırmalar, çağırmalar hep bunlar meydana gelir. Kendimizi bırakırız, bu zulüm sebebiyle hep başkalarıyla meşgul olmaya başlarız. Ya Musa aleyhisselam, kendi ayıplarından fare olmadıkça başkalarının ayıplarıyla meşgul olma, ile meşgul olma. Evvela kendini bir kere gözetle. Acaba vazifeni yapabiliyor musun, yapamıyor musun? Yapsak dahi, Allahu Zülcelal'i tanımak mümkün değildir. İsimlerini tanırız, sıfatlarını tanırız, fiillerini tanırız ama hakkıyla tanımayız, Arafnaka hakk'a marifetek efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Seni hakkıyla tanımadık ya Rab diyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, seni hakkıyla tanıyamadık ya Rab diyor.
Bu deftere düşeceğiz ve kurtuluruz ve kurtuluş için bunları çok sevdiğim için Allah'ın kullarını anlatıyorum ve buraya çok acele bir şekilde de geldim. Dedim kafalar gönüller bunalmasın, şunun sıkıntıları biliyorum biiznillahi teala. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şu bedeni hastalıklarımıza mesela çevresine zulümeler durur. Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tedavi olunuz diye buyuruyor. Bir iş için ehline müracaat etmemizi, işi ehline vermemiz icab eder. İş ehline verilmediği zaman iş ehlinin dışına verilecek olursa, fenta verisa, kıyameti bekleyin. İş ehlinin dışına verilirse ne olur? Esamile, Allah'ımız bağışlayan ve yarattığını çok sevendir. Bir manaya göre eğer halkını sevmiyor, halkının helakini istiyorsa, Allah korusun, mesela idari noktada diyelim ki yüzde doksan dokuz nedir?
Kendisine itaat eder bir durumda Ama bir tanesi itaatsiz, onun bile hakkını koruyacak adil sıfatını elde etmemiz icap eder. Eğer bu şekilde olursa işi ehline vermiş oluruz. Ama halkına zulüm edecek olursa halkına zulmetmeye başlarsa ev yok, park yok, yiyecek yok, içecek yok. Hani dinimiz öyle esaslar getirmiştir ki Bakara suresinde misli misline mücadeleyi yaparken, muharebeyi yaparken misli misline. Hani o ne şekilde girmişse siz de o şekilde. Onun kimyevi silahlar kullanma imkanı yok. Sen alır da o kimseye kimyevi silahlar kullanmak suretiyle ne yapıyorsun? Nesrini de mahvediyorsun. Şimdi oraya atılan bombalar işte. Hala meydana gelenlerde ne var? Sıkıntılar var, hastalıklar var, dertler var, sakat dünyaya gelmeler var. Misli misline buyuruyor. Biz esaslara sarıldığımız zaman ne olacak? Allah'ın izniyle sol temin edilecektir. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.
Elhamdülillahi Rabbil alemin yanan ateşi hayırla hayırlı insanlar hürmetine söndürsün.