Ali keremallah veche efendimiz buyuruyorlar. Huşu olmayan, bu huşu bu saygı anlamına, bu korku havk korku. Huşu Rabbimizin azameti ilahiyesinden dolayı saygı içinde olmak. Huşu olmayan namazda hayır yoktur. Huşu, namazın cüzlerinden bir cüzdür. Bir gün aleyhisselatu vesselam efendimiz mescide girdiler. Bir tanesi böyle saçıyla, sakalıyla meşgul oluyor. Buyurdular ki, kalbinde eğer haşyet olsaydı bunun azasında da olurdu. Mübarek bir zat buyuruyor ki, Cenabı hak bazı nebilerine şöyle vahiy buyurmuş. Ey kulum gözünden yaşlar aksın. Kalbinden de Cenabı Hakk'a saygı duyulsun. Eğer böyle olur da dua ederse Cenabı hak duana icabet eder. Mevlana'mız buyurur. Gaddesallahu sırrı, ağlamayan çocuğa ana süt vermezdir. Göz ağlayacak. Gönül Cenabıhakk'a büyük bir saygının içerisinde olacak. Gördüğüm kadarıyla burada Ali Kerremallahu veche efendimiz malum, Aleyhisselatu vesselam Efendimiz buyurdular.
Ben ilmin şehriyim. Ali Radıyallahu Anh'ın da kapısıdır. Artık böyle buyurduktan sonra onun ilmi hakkında, onun irfanı hakkında söz söylemek bize düşmez. Ancak saygı duyarız. Çünkü ne kadar vasf edelim dersek, hatamız o tecrübeler. Zaten onu iki cihan güneşi aleyhüssalatü vesselam benimiz takdir buyurmuşlar. İşte burada edindiğimiz intiba bütün ayet ve hadis-i şerife dayanıyor sözleri. Bütün ayet ve hadis. Mesela huşu olmayan namaz şayan-ı kabul değil derken, hemen Müminun suresinde, Onlar hakiki müminler namazlarında huzur ve su içerisinde olurlar. Şimdi biz bu konuya girdiğimiz zaman diğerlerini anlatamayız. Çünkü namaz bütün ibadeti cami. Şimdi bir sofrada ikram için ne varsa çorbasıydı, ondan sonra diğer yemekleriydi, meyvesiydi, tatlısıydı, çayıydı, kahvesiydi ne olursa olsun namaz taatinde bütün ibadet topluluğu. Mesela cihat var mıdır? Vardır. Cihat taat içindedir.
Çünkü nefis ve şeytana karşı bir mücadeledir. Bakıyoruz, hac var mı? Kabe'ye dönüyoruz. Zekat, zekat dendiği zaman Tevbe suresinde kalbin arınmasıdır. Günün arınması bütün içerisinde. Tesbih hattı içerisinde. Çünkü Ali Kerem Allahu veç Efendimiz buyuruyor ki eğer eğer lav bu sözden uzak değilse bir oruç onda da hayır yok. Buyuruyor ki size birisi sataştığı zaman oruçlu olan bir kimse, İbni Saimun merrateyn, iki defa biz oruçluyuz. Biz oruçluyuz. Ben oruçluyum deyin. Hep atık buralara. Bir de bunu bilerek de yapmaz. Yerine göre bunu işte Kuran'ı Kerim'de şöyle geçiyor. Hadis-i Şerif'te değil. Ona yansıyor artık. Onun kalbi öyle bir nurlanmış ki nurlanmış, Kuran-ı Azimüşşan'daki ayet-i celileleri, hikmetleri ve sırları kendisini de topluyor. Hadis-i Şeriflerdekini de topluyor. Nasıl topluyor derseniz, bazı böyle yuvarlak bir cisim. Bir kısım camilerde görünüyor bu.
Bakıyorsunuz O yuvarlak saydam cisme caminin penceresini gösteriyor. Bir bakıyorsunuz. Gerideki halıları da gösteriyor. O yuvarlak olan. Sonra tavanı da gösteriyor. Kalpleri öyle saydamlaşmış ki onların, istiğfar okuya okuya gözyaşlarıyla günahlarını eritmiş bunlar. Devamlı bir terakkinin, gelişmenin içerisinde. Tevhid artık şuhud olmuş. Tevhidi sadece dili okumuyor. Bizzat Tevhiddeki sırları yaşıyor. Rabıtasıyla de öyle, zikriyle de öyle. Öyle olunca konuştuğu sözler ya ayet olur ya hadis-i şerif olur. Çünkü o cihete tamamen dönmüş. Kendisini o tarafa döndürmüş. Yani biz bunu bahçemizdeki meyvelerden bilebiliriz Allah'ın izniyle. Meyve eğer güneşe doğru ise ne yapıyor? O meyveler büyüyor, gelişiyor. Aynı zamanda tatlılaşıyor. Ne yapıyor insan?
Kamil bir mürşidin gönlüne dönüldüğü zaman Habibi Kibriya'ya sallallahu aleyhi ve sellem, onun muhabbetine, sünneti seniyyesine dönüldüğü zaman, Evliyaullah'ın edebine, fahri kainatın Sallallahu Aleyhi ve Sellem sünneti seniyyesine, Cenabı hakk'ın feraiz I ilahiye ayati ilahiyesine artık ona dönüş demek. Hem şeriat, hem tarikat, hem marifet, hem hakikat bütünü içerisinde olun. Döndüğü zaman gelişiyor. Nasıl oluyor? İmanı gelişiyor, kamil oluyor. İbadeti gelişiyor, ihlas oluyor. Ahlakı gelişiyor, ahlakı Muhammedi oluyor. Tatlılaşıyor. Çünkü ahlak güzel olunca herkes ona ısınıyor. Çok gördüğüm haller var üstadlarımızdan, diyemiyorum tabii. Gelmez. Bir kimseleri rencide etmek için değil bizim görüşmemiz. Görmek istemedikleri olurdu yani. Bizim gibi insanları, onun için onların hallerine insan müdahale etmez. Niye şuna şöyle etti? Niye buna böyle etti?
Ah bir bilse bunu, mesela Muhammed Baitddin Hazretleri sohbet halkasında oturan birisine hınzır diyor. Halk hınzır diyor. Aman efendim demişler. Böyle boynunu tuttuğuna bakmayın buyurmuş. İçini bir görseniz, içini bir görseniz. Tabii onlara biz dışı görmek ne kadar kolay oluyorsa biiznillahi Teala gönlü görmek kolay oluyor. Zor tabii. Ahlaken ahlakı Muhammedi olduğu zaman herkes onu sevmeye başlıyor. Çünkü Hadis-i Şerif, bu anlatılanlar Hadis-i Şerif. Allah'ımız bir kulu sevdiği zaman Cebrail Aleyhisselam'a. Cebrail Aleyhisselam, Cebrail Aleyhisselam seviyor melaikei kirama. Melekler de ne yapıyor? Melekler de onu seviyor. Sonra yeryüzüne o muhabbet iniyor. Yeryüzüne iniyor o muhabbet. Allah'ımız bunu bize Meryem suresinde bildiriyor. Esale. Yalnız bu iman derken surete bir iman değil bu. Hazreti Ammar'ın iman kemiklerine işlemiştir buyruluyor.
Bütün hayatına aksetmiş imanın tadını alıyor, lezzetini alıyor ve amilus salihat ameli salih. Yani Kuran-ı Kerim'e uygun. Ne demek Kuran-ı Kerim'e uygun amel demek? Riyas'ı da yok, kibri de yok, ucubi de yok, benliği de yok. Hani nerede bu ayet Rabbimize yapmış oldukları saatte şirk yok. Hani burada şirk ibadet eden de şirki hafi var, riya var. Onlar ne tamamen silinmiş, böyle tertemiz ibadetinde, taatinde, dili düzgün, gözü düzgün, kulağı düzgün, hayatı düzgün. Allah'ımız sevgi lütfediyor, ihsan ediyor. Boşuna değil o. Rabbimiz sevince insanlar da seviyor. Hatta mahlukat bile seviyor. Dağı da seviyor. Taş da seviyor. Nebatat da seviyor. Hayvanat bile seviyor. Bu hayvanatın sevgisi hakkında bitmez ve tükenmez. Uvandaydı, Nurşin diye bir cami var. Madem bilir misin Nurşin cami. O Nur'da Abdullah Efendi diye çok temiz bir insan vardı.
Bir barakanın içindeydi yani kış gününde düşünen barakanın içi orayı ısıtmaya çalışıyor. Neyse, onun ısıtmasına da lüzum yok. Allah'ımızın aşkıyla yandığı zaman bir tanesi karın üstünde terliyor. Diyorlar ki her taraf buz. Nasıl terliyorsun? İçinde öyle bir Allah aşkı var ki o terleti ölmüş yutmüyorlar. Mu? Bu zatın vefatında bir kedisi var. O kedi vefat ettikten sonra böyle elektrik direğine çıkmış. Caminin önünde de cemaat var. Onu da seyrediyorlar. Kedi kendisini oradan aşağı bırakmış. Abdullah Efendi, girtihat edince kedi de tahammül edememiş. Yani bu çok uzun. Bu olur mu? Akla sığar mı niyet diye bir şey yok. Olan hadise bunlar. Neler var neler var. Hayvanatın gördüğünü görseniz siz tahammül edemezsiniz buyuruyor. Evet lav, boşsüz. Konuşulacak olursa ondan çekinmezse, o orucun hayır da yoktur.
Ve la hayra fi kıraatin, la tedebburafia işte biraz inceleyebilsek, ey la navarafi ahkamia, öyle ki Kuran'ı azimüşşan'ı derinlemesine, derinlemesine bir anlamak. Burada ne buyurdu? La navarafi ahkamia, Okunuyor da hükümlerine bakılmıyor. Yani bundan gaye nedir? Maksat nedir? Neyi Cenabı Hak ifade ediyor? Bak en azından, Kuran-ı Kerim Allah'ımızdan korkanlar için hidayet vesilesidir. Onlara yollarını açıyor Cenabı Hak. O esrarına ermeye doğru girer bu. Latedebbürafia, eğer öyle derinlemesine düşünüp de derinlemesine düşünecek bir şey yok onlar için. O kendisini zaten hazır bir hale getirmiş. Mesela diyelim ki şöyle biz mobilyada kullandığımız eşya eğer bu fabrikada çok güzel bir şekilde ayarlanmış, fırınlanmış, biçilmiş, doğranmış, ne bileyim verniği atılmış her şeyi hazır bir vaziyette ise bunu şak şak şak girdirir birbirine. Zaten öyle oluyor çoğu. Hazır malzemeler kullanıveriyorlar.
Bitiyor. Şimdi tarikatı aliyyenin gönyesine girmiş o. Tarikatın fırınlanmasında azime, az uyumak, az konuşmak nefsine yapılan darbelerle fırınlanmış o. Ondan sonra da Mürşid-i kamilin gönyesine girmiş. Onun fabrikasına girmiş. Güzel bir şekil almış. Onun için zorluk yok ki tedebbür için. Daha Kuran-ı Kerim'i eline almadan ağlamaya başlarlar. Sonra da gönlüne nurlar iner o hazır hazır vaziyette. Zorluk yok. Biçim, doğranmış, hazırlanmış bir hal. İlim ama Allah korkusu yok. Bunda da bir hayır, umulmaz. Bir mal ama yolunda harcanmıyor. Yolunda harcanmayan bir malın da hayrı yoktur. Zaten yaşımızı almışız. Başımızı almışız. Bundan sonra ne olacak? Evet, şimdi varislerini zengin bırakmak hayırlıdır ama bunun yanında asıl varislerimiz var bizim. Nedir? Yapmış olduğunuz amellere mukabil cennetlere varis oldunuz. Yani orada mahrum olduktan sonra ne işe yarar? Ne işe yarar?
Evet ve la hayra fi, o kuvvetin la hıfuvvaf fihha, Dostlukta da, dostlukta da hayır yoktur. Onda muhafaza yoksa. Bunu nasıl izah edeceğiz şimdi biz? Muhafazayı nasıl? Anca şu ne diyebiliriz? Esrarı billah Maide suresinde baş taraftan. Essahne. Dostluğumuz nelerdir? Bir iyilik. Takva Allah'ımızın yolunu göstermek en güzeli budur. Ona hayırda, ihsanda bulunmak. Bir de Allah'ımızın yolunu açmak. Ona huzuru temin etmek, hem bu dünyada hem ahirette. Çünkü ibadet ve taatin sadece ukrada şöyle rahat ederiz, bu değil. Dünyada da rahat eder. Mesela bir hayırlı kimsenin ibadet ve taatinde müstakim olan kimsenin dünya hayatı da çok güzel geçer. Huzurlu geçer. Aşık kalbi dar olmaz. Seversen Allah'ı sev, Allah gibi yar olmaz. Yani gönlünde darlıkmış bilmem filan olmaz. Her şey Rabbımızdandir. Tabii dinimizin usullerini de çok iyi bilir.
Yani yüzüne vurulduğu zaman sabırlıyım deyip de diğer tarafın döndürmez. Ne zarar verin ne de zarara girin. Bu hasisliktir. Bu çok yanlış bir tavırdır. Hakkını da korur. Kişinin malı hususunda canını teslim etmesi Mevla'ya şehitlettir diye geçer. Mal olnü. Çünkü dini İslam ve Kuran için onu Allah'ımızın yolunda hizmet için harcıyor. Şimdi burada muhafaza hususu düşmanlıkta asla buyuruyor. Düşmanlıkta asla ve kötülükte asla. Mesela mal hususunda Kuran-ı Kerim'de hayır kelimesi geçer. Allah yolunda harc ettiğimizi yarın ahirette de olacağız, göreceğiz. En azından yapacağımız hizmetlerde Allah'ımızın rızasına ayırmak. Dua ama samimiyet yok. Onda da hayır yok buyuruyor.