Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümüne Hazreti Osman Zinnureyn isimli eserin ilgili bölümüne kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hudeybiye'de Hazreti Osman. Misver bin Mahreme radıyallahu anh anlatıyor. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Hudeybiye senesinde yüzer bölüklü on bu kadar kıtanın başında sefere çıktı. Medine'nin mikatı yani ihrama girme yeri olan Zülhuleyfe'ye geldiğinde kurbanlık develerin boyunlarına kurban nişanesi olan gıddelerini taktı. Hörgüçlerini bıçakla çizip kanatarak nişanladı ve buradan itibaren umre niyeti ile ihramlandı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Huzaa kabilesinden Yüsr bin Süfyan'ı gözcü olarak keşif için gönderdi. Kendisi de mahiyetiyle beraber yollandı. Ta Gadirü'l eştat mevkiine kadar ilerledi.
Burada casus olarak gönderdiği Yusuf geldi ve ya Resulallah, Kureyş senin aleyhine birçok halkı toplamış ve Ehabiş kabilelerini de aleyhinde ittifaka almıştır. Müşrikler seninle muhakkak harp edecekler ve Kabe'yi ziyaretten men edip Mekke'ye girmene mani olacaklardır dedi. Bu haber üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabını toplayıp istişare suretiyle onlara ey nas, bana fikrinizi söyleyiniz. Bizi Kabe'yi ziyaretten men etmek isteyen şu müşriklerin ailelerine ve evlatlarına akın etmeyi muvafık bulur musunuz? Bakınız, bu sırada müşrikler bize karşı gelirlerse onlarla harp ederiz ve galip geliriz. Çünkü Allah Azze ve Celle casusumuzu müşriklerin gözünden esirgedi. Eğer müşrikler üzerimize gelirlerse bu düşmanlarımızı evladı ihalleri ve mallarını nebhü garat edilmiş bir halde bırakırız buyurdu.
Ebubekir radiyallahu anh, ya Rasulallah, sen şu Beyti Haram'ı ziyaret kast ederek yola çıktın. Ne bir kimseyi öldürmek, ne de bir kişiyle harp etmek istemezsiniz. Şu halde Kabe'ye doğru yürüyünüz. Her kim bizi Kabe'yi ziyaretten men ederse onunla vuruşuruz dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Allah adına güvenerek haydi yürüyünüz buyurdu. Hazreti Osman'ın Kureyş Sefirliği. Beyatür Rıdvan İslam azmü iradesinin en müşkül devirlerinde nasıl yükseldiğini gösteren müstesna vakalardan biri bulunduğundan, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri Medine'den Mekke'ye umre niyetiyle gelip mahiyetindeki ashabıyla Hudeybiye mevkiine inerek karşılarında Kureyş'in muhalif bir vaziyet aldıklarını anlayınca bu seferden maksadın umre yapmak ve Kabeullah'ı ziyaret olup harp için gelmediklerini Kureyş'e anlatmak lüzumunu hissetti.
Bu vaziyeti Kureyş eşrafına bildirmek üzere evvela Huzaalılardan Hiraş bin Ümeyye'yi Salebe namındaki devesine bindirerek Mekke'ye gönderdi. Hiraş, Mekke'ye varıp bunu anlatınca Kureyş hücum ederek deveyi öldürdüler. Kendisini de öldürmek üzere hayli eza ve cefa ettilerse de Habeş Arapları araya gelip bu tecavüzü men ederek Hiraş'ı salıverdiler. Hiraş da gelip keyfiyeti Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e arz eyledi. Değerli dinleyicilerimiz metinde geçen Ehabiş kelimesi Kureyş, Kinane, Huzeyme, Huzaa kabilelerinin toplamına denir. Unvanı vaktiyle bu kabilelerin murahhasları Habeş dağında toplanıp bu dağı yerinde durdukça kabilelerimiz halkı birbirinden ayrılmayacak, müşkül zamanlarda birbirlerine yardım edecektir diyerek yaptıkları anlaşmaya verilen isimdir. Bilahere bu kabilelerin adı olmuştur. Habeş Kabileleri, Habeşiş Arapları.
Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke'ye Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ı göndermek ve onun vasıtasıyla eşrafı Kureyş'e maksadı azimeti anlatmak istediyse de Ömer Radıyallahu Anh ya Resulallah Kureyş'in bana suikast etmelerinden korkarım. Kureyş benim kendi haklarındaki gayuzü adavetimi bilirler. Mekke'de beni himaye edip bunların taarruzundan men edecek kavmim Adiyy bin Kab oğullarından kimse de yoktur. Fakat ben size Kureyş nezdinde kendimden ziyade hürmet görecek birini tavsiye edeceğim ki o Osman bin Affan'dır dedi. Filhakika Hazreti Osman radiyallahu anh, Kureyş'in riyaset mevkiinde bulunan Ebu Süfyan ile amcazade olup, ikisi de Ümeyye bin Şems ahfadındandı. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Osman bin Affan'ı çağırdı. Ebu Süfyan ile Kureyş eşrafına maksadı bildirmek için gönderdi.
Bir de Mekke'den hicret edemeyen erkek ve kadın Müslümanlara teselli vermesini tembih buyurdu. Osman radiyallahu anh Mekke'ye gitti. Mekke'de veya Mekke yolunda Eban bin Said bin Asa mülaki oldu. Eban, Hazreti Osman'ı devesine bindirdi, himayesine aldı ve Resulü Ekrem'in emrini tebliğ edinceye kadar himaye ve delalet etti. Osman radiyallahu anh, Ebu Süfyan ve Kureyş ileri gelenleriyle görüşüp Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin emri vechiyle maksadını onlara anlattı. Onlar da beyti tavaf etmek istersen sen git tavaf et fakat hepiniz olmaz diye cevap verdiler. Hazreti Osman da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem tavaf etmedikçe ben de edemem diyerek bu teklifi reddetti. Bu ret cevabından münfail olan Kureyş Üüesası ileri gelenleri onu Mekke'de alıkoydular. Göz hapsine aldılar.
Osman Radıyallahu Anh'ın avdeti tahahur etmesi üzerine, gecikmesi üzerine Osman bin Affan katlolunmuştur diye Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selleme ve ashabı kirama haber erişti. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri artık bunlarla vuruşmadıkça buradan ayrılamayız buyurdu. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri gördüğü bir rüya üzerine umre maksadıyla ihtiyari sefer etmişti. Hazreti Osman'ın katli haberinin şuyuuğuna kadar hiçbir zaman harp etmek emelinde bulunmadı. Bunun da müteaddit sebepleri vardı. Birincisi, müşrikler bütün kuvvetlerini bir araya topladıkları halde peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mahiyeti az ve silahsızdı. İkincisi, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri Beytullah'a hürmetsizlik etmek istemiyordu. Bu uğurda müşriklerin tekliflerine karşı her türlü fedakarlığı göze almıştı.
Beytullah'ın Harimi dahilinde Allahutaala ve Tekaddes Hazretleri'nin Vacibü'l ihtiram kıldığı mukaddesata tazim maksadıyla Kureyş benden her ne isterse ne kadar ağır olursa olsun muhakkak onlara vereceğim demişti. Bu sözünü yemin ile teyit ederek harp etmek istemediğini duyurmuştu. Hadisi şerifte hayatım yedi kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Kureyş Allah'ın harem dahilinde muhterem kıldığı şeylere tazim kastederek benden ne kadar müşkül talepte bulunursa bulunsunlar, ben de onu muhakkak vereceğim cümlesi bunu göstermektedir. Üçüncüsü, Mekke'de birtakım üstadafin denilen zayıf Müslümanlar vardı ki bunlar hicret edememişti ve korkularından imanlarını izhar bile edemiyorlardı. Harben Mekke'ye girildiği surette bunların yanlışlıkla katledilmeleri muhakkaktı. Surei Feth'in yirmi beşinci ayeti kerimesinde bu hakikat şöyle beyan buyrulmuştur.
Onlar küfreden ve sizi Mescid-i Haram'dan ve alıkonulmuş hediyelerin mahalline ulaşmasından men edenlerdir. Eğer Mekke'de kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınları bilmeyerek çiğneyip de o yüzden size bir vebal isabet edecek olmasaydı Allah size fethi için elbette izin verirdi. Bunu dilediklerini rahmete kavuşturmak için yaptı. Eğer onlar seçilip ayrılmış olsalardı biz onlardan küfredenleri muhakkak elem verici bir azaba giriftar etmiştik bile. Dördüncü husus da şudur. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Duafayı Müsliminden başka Kureyş'in ileri gelenlerinin de harcanmasını istemiyordu. Çünkü yakinen biliyordu ki bugün İslam ile mücadele halinde bulunan Kureyş müşrikleri başta olmak üzere bütün Arap kavimleri az zamanda nail hidayet olarak bu suretle nuru İslam afakı aleme intişar edecektir.
Bütün bu hakiki sebeplerden dolayı harbe taraftar olmayan Resulullah SAV Hazreti Osman'ın şehadeti haberini duyunca kendi damadına karşı irtikap edilen bu cinayeti Müslümanlara karşı bir hakaret ve aleni bir harp sebebi addederek, artık şimdi bu adamlarla vuruşmadıkça Hudeybiye'den ayrılmayız diye muharebeye karar vermişti. Beyatü Rıdvan ve Hazreti Osman. Beyatı Rıdvan bir ağacın altında icra edilmiştir. Denilen ağaç muhaylan cinsinden bir badiye ağacı diye tarif edilmiştir. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bu ağacın altında oturup ashabı kiramı davet etti. Ağacın dallarından birisi Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin sırtının üzerine geliyordu. Abdullah bin Muaviye radiyallahu anh, ben resulü Ekrem'in başı ucunda duruyor ve koruyordum. O dalı kaldırıyordum demiştir.
Ashab-ı Kiram Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin önünde ölmek ve asla firar etmemek üzere bey'at etmişlerdi. Cabir bin Abdullah da biz Resulullah'a firar etmemek üzere bey'at ettik. Ölüme bey'at etmedik demiştir. Buhari'nin Seleme bin Ekva radiyallahu anh'dan gelen rivayetinde de böyledir. İbni Hişam'ın Şabi'den gelen bir rivayetinde ilk bey'at eden zatın Ebu Sinan El Esed'i olduğu bildiriliyor. Yine Şabi'den Beyhaki'nin tahricine göre Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ilk bey'at eden Ebu Sinan'a ne diyerek bey'at edeceksin diye sormuş, o da Resulullah'ın gönlünde ne murat varsa onun üzerine bey'at ediyorum diye bey'at eylemiştir. Ebu Sinan bey'atı bu vechile güzel icra ettiğinden sair ashabta biz de Ebu Sinan'ın bey'ati vechile bey'at ediyoruz demişlerdir.
Bu bey'atten, Hudeybiye'de bulunanlardan yalnız bir kişi taalluk etmiştir ki münafıklardan Beni Seleme'nin kardeşi Ced Bin Kays'tır. Cabir Bin Abdullah demiştir ki vallahi ben Cedd Bin Kays'ı devesinin karnının altında gizlenmiş olduğu halde gördüm. Sanki herif devesinin karnına yapışmıştı. Beyatın hitamı sırasında sona ermesi esnasında Hazreti Osman Radıyallahu Anh'ın şehadet haberinin yalan olduğu duyuldu. İbni Hişam'ın İbni Ebi müleyke Tarifi ile İbni Ömer'den rivayetine göre Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir elini diğer eli üzerine koyarak Hazreti Osman namına da bey'at etmiştir ve rivayete göre bey'at esnasında Allah'ım bu bey'at da Osman içindir. Şüphesiz o senin resulünün hizmetindedir, buyurmuştur. İşte İslam tarihinde Beyatür Rıdvan namıyla anılan vakıa budur.
Hazreti Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin yüksek iradesinin bu kahir tecellisi Kureyş arasında şayi olunca ehli İslam'ın beyatı Kureyş'e dehşet verdi. Derhal Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme sulh murahası olarak Süheyl bin Amr'ı gönderdiler. Hazreti Osman radiyallahu anh da Salimen geldi. Cenabı Hak, Hakikaten Allah o müminlerden razı oldu ki habibim onlar sana bey'at ettikleri ve cihat için söz verdikleri zaman onların gönüllerindekini bildi ve üzerlerine sükunet ve vakarı indirdi. Gönüllerini sulha yatıştırdı. Bedel olarak da onlara yakın ve şerefli bir fetih verdi buyuruyor. İslam ve Asrı Saadet tarihinin mühim bir dönüm noktası olan bu gazanın şerefli adı Hudeybiye, küçük bir kuyunun adıdır. Burası ile Mekke mükerreme arası bir günlük mesafedir. Medinei Münevvere ile arası dokuz konaktır.
Bu köyün bu adı alması da orada şecere mescidi yanında bulunan bir kuyu sebebiyledir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle ashabı kiramın altında bey'at ettikleri bu tarihi ağaç ya sakız ağacı veya muaylan ağacıdır. Abdullah Bin Muaffel der ki bu ağaç eğri büğrü kamburdu. Beyat esnasında ben Resulullah'ın başı ucunda duruyor ve koruyordum. Bu eğri ağacın dalı Resul-i Ekrem'e dokunduğundan onu kaldırıyordum. Bir kavle göre Hudeybiye bu kambur ağacın adıdır ve kelimesinin, aslının musahhar sigasıdır. Yani küçültülmüş şeklidir. Hedeb, kambur manasındadır. Ağacın kendisi ise bir ilahi hikmet olarak unutturulmuştur. Hatta ertesi sene Umretül Kaza için Hudeybiye'ye gelindiğinde hangi ağaç olduğu tayin edilememiştir. Gizlenmesindeki hikmet sebebi de ümmeti bir fitneden esirgemektir.
Çünkü geçmiş ümmetlerin tarihinde emsali görülmüştür ki tarihi ve şerefli vakaların cereyanına sahne olan şeylere tazim ve ibadet edilegelmiştir. İbn-i Sa'd'ın tabakatındaki bir rivayete göre Hazreti Ömer radıyallahu anh halkın bu ağaca hürmet ettiğini görerek kestirmiştir. Hudeybiye seferi, Hicret'in altıncı senesi Zilkade İptidasında başlangıcında bir pazartesi günü vuku bulmuştur. İbni Sa'd'ın beyanına göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu seferinin bir harp seferi olmayıp umre yani Kabe'yi ziyaret ve tavaf yolculuğu olduğunu, Kureyş'e ihsas etmek için harp silahı almamış, Arap adeti üzerine yalnız kılıç almıştı ve ashabı kiram da bu suretle yola çıkmışlardı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kurbanlık yetmiş deve sevk etmiştir ki bunlar arasında Bedir'de ihtimam edilen ganimet olarak alınan Ebu Cehil'in devesi de vardı.
Bu sefere ashabtan bin dört yüz ve bir rivayete göre bin beş yüz kişi iştirak etmiştir. Değerli dostlar, İhsan Mektebi programısın. Bugünkü bölümünde Hazreti Osman Zinnureyn efendimizin hayatından kesitlerin anlatıldığı bölümünün sonuna gelmiş olduk. Bir sonraki bölümde tekrar görüşmek umut ve arzusuyla.