Hikmetin Anlamı ve Kalp Nurunun Önemi kaydında Sözlük anlamı Ne ahirete faydası var, ne dini bir konu, ne İslami bir mesele hiç bunlar değil, Faydası söz. Hatta çok geri gitmiş. Gattesallahü selri hazretleri, eğer diyor sözü hikmet değilse kişinin ilahıdır, boştur. Hikmet, mesela alim olan kişi de hikmet ehli, o gönüldeki nurun zuhuruyla yoktur. Gönüldeki nur, ona görünmeyen alemlerin…
Hikmetin Anlamı ve Kalp Nurunun Önemi ne anlatıyor?
Hikmetin Anlamı ve Kalp Nurunun Önemi kaydında Sözlük anlamı Ne ahirete faydası var, ne dini bir konu, ne İslami bir mesele hiç bunlar değil, Faydası söz. Hatta çok geri gitmiş. Gattesallahü selri hazretleri, eğer diyor sözü hikmet değilse kişinin ilahıdır, boştur. Hikmet, mesela alim olan kişi de hikmet ehli, o gönüldeki nurun zuhuruyla yoktur. Gönüldeki nur, ona görünmeyen alemlerin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sözlük anlamı Ne ahirete faydası var, ne dini bir konu, ne İslami bir mesele hiç bunlar değil, Faydası söz. Hatta çok geri gitmiş. Gattesallahü selri hazretleri, eğer diyor sözü hikmet değilse kişinin ilahıdır, boştur. Hikmet, mesela alim olan kişi de hikmet ehli, o gönüldeki nurun zuhuruyla yoktur. Gönüldeki nur, ona görünmeyen alemlerin görülmesine vesile olur. Hikmetin anlamı çok, mesela onlardan çok seçkin olan anlamlardan birisi, faydalı olanı, zararlı olandan ayırt edebilme özelliği, bu kalp ile alakalı. Gönülün nurla dolması bununla ilgili. Hikmet konuşması, kişinin pıhtıden değil de gönülden konuşmadı. Söylediğin söz, o söze hem uygun oluyor hem de kalbi diline, dili kalbine uygun düşen kimse demektir. Ulan, gönlü, nefesin la ilahe illallah böyle diyebiliriz.
Her bir nefes ki alınıp verilen ehli nefes ki la ilahe illallah, Allah'ımızın düşüncesinin dışında bir alınıp verilen nefesse bu boştur, bu faydasızdır. Ola kıblülün nefesin riayet ile nefsin desek, yani kişinin Cenabı hakk'ın emirlerini yerine getireceği yerde, şeytanın ivası aldatması, nefsin hevası arzusu, bunlara uyması ya oluştu. Nefsin iştihat uydudur. İçtiha, arzu ettiği. Şimdi nefis, ıslah olmaz, sen neyi iste? Artık haram dintiği zaman her çeşidini istedi. Mesela, düşüncesinde hilekardı da yapar. Onu anlatamıyorum, o diğer hususları, bu kibrin insanın gününün. Göz mesela, harama bakmayı istiyor. Bunun gibi, ulak, böyle hayvani duyguları tahrik eden sözleri işitmek istiyor. Bunun gibi, bu amel E nefis giymek ister, içmek ister, bol bol yapmak ister, eğlenmek ister, onun bunun yersiz sözlerini gitmek ister, bu arzulardır. Ellam, ve vav, lipral halk, bunun üzerinde çok duruyorlar.
Diyorlar ki eğer Mevla'dan bir nasibe, kısmete inecekseniz, halktan geçin, insanlardan geçin, halkla dönün. O zaman insanlardan böyle münasebeti tamamen kesme anlamında değil. Onların mesela akrabası, gönlünü alacak kadarıyla. Diyelim ki düzenleri pek yok, ayarıyım. Çünkü bizim ayarımız kitabı kelime olduğu için sünneti ne bileyim, saygılı u Teala'nın eserse böyle hiçbir düşüncesi yok. Oldum olası, kendi kafasına göre. Yani şu söylediğim, şu yaptığım iş, benim dinime, benim peygamberime uyar mı, uymaz mı? Bundan melekler hoşnut olur mu, olmaz mı düşüncesi yok. Böyle her şeyi, Mevla'yı unutmuş dünyaya takmış. Hep insanlarla. Ah, insanlar hayırlı bir zümre olsa müstesna. Ellam. İstah olmayan bir nefsin hazzı var, isteği var. Hep bunlar nedir? Lav o sırdır. Çünkü nefis, ondan zevk duyulur, zevk duyulur. Nefsin zift duyduklarıdır. Cenabı Hakk'ı zikrin dışında olandır.
Kitabı kerimimizin ebedlemediği, böyle hayırlı olmayan sözdür. Zikir deyince illa sayıncıların tekrar değil. Zikir, güzel olan bir şey için kullanılır. Mesela, hayırsız bir hal için, hayırsız bir durum için, zikirdir de denmez. Zikir, mesela, Allah yolunda olan bir kimse hakkında geçen zikre geçti denir ama hayırsız bir insan için zikir olundu ifadesi kullandırmaz. Demek ki lav, Kuran Azimüşşan'ın ve Rabbamızı memnun ve razı edecek hallerin dışındaki davranışlardır. Şimdi, Kuran'ın dışında deyince, Kitabı Kerim'iniz öyle bir kitabı meçip ki, öyle bir kitabı aziz ki, tarifi yok. Her konuyu ele almıştır. Ne deseniz, hangi mevzuyu ele alsa, onu ifade eden bir kitabı kerimdir. Daha da çözülmemiştir. Mesela, o tarihe, o yillara indiği devirlere ait değil. Bütün kainatı kucakladığı gibi onun ötesine geçelim. Hem dünya hem ahiret. Her şey onda mevcut. Ticari konular onda mevcut.
Ailevi meseleler onda mevcuttur. Ekimimiz, dikimimiz, şimdi ziraatin ağırdan ağırdan başladığı bir zaman. Hep bunlarla alakalı. Kuran-ı Kerim'de ekim ve tikimle alakalı sayılamayacak kadar ait celleler var. Mesela, bir tanenin yedi başak, her başakta yüz tane. Olunması hasebiyle bir tohumun yüz ürün verilmesi. Yüz katı nemminin olması, daha da fazlası vardır bunun. Biz bunun bir tanesinde. Bunun dışında şu. Ela, o söz, böyle yapıldığı zaman, onun için sağımızdaki meleklerin defterimize kaydedeceği bir amel yoktur. Sol tarafımızda olan günahları yazarken, sağ tarafta bulunan melek, hep mükafatlarıyla suyu. Meleğin sağımızda bulunan o şerefli meleğin, çünkü bu ifadenin kullanılması lazım, kitabı kelimemizde onlara şerefli ifadesi kullanılır. Onun yazacağı bir mükafatçı oldu. Allahü Zülcelal'den alıkoyan her şeydir.
Yani öyle bir söz olur ki, duyduğu zaman gönlüne gönlüne ölü bir işler, gözünden yaşlar akmaya başlar, edat eder. Mesela, ülkede kamilimizin Adana'da dokuz yüz elli beşteki vaazlarında, bunu ifade ederken üstü örtülü bir şekilde diyeceğim. Umumhaneye giden, fenalığını, kötülüğünü icra etmek için yola çıkan bir kadının kulağını, üstadımızın şu sözü yankılanır. Zamiler, yarın huzur-u ilahiyeye bir kor halinde, ateşten bir kor halinde gelecekler ve daha da ünitesini ifade etmiştir zaten. Bunu duyar duymaz, onların edep yerlerinden gelen kokulara mahşer ehli tahammül edemeyecekler diye, bu sözü duyar ve olduğu yere düşer ve devrin müftüsüne bir mektup eseri. Der ki ben şöyle bir söz duydum. Benim Rabbim indinde kurtuluşum var mıdır? Sonra Müftü Efendi, Abdullah Demirel'e meşgul bir müderris üstadınızı davet eder. Bir Kasım Efendi sizin vaaz ve nasihatinize hayran kalmıyor.
İsyan yuvalarında olanlar bile irşad olunur. Hele babanıza demiştim, okutmayacak mısınız Hasan Efendi diye. O da demişti bana onun hocası Allah'a okutuyor. Allah'ın dışında ne varsa odur, Allah'ımızın razı olmayacağı. Şimdi, iftarı açıyoruz. Yemek yenir. Belki vakit olursa, çerez içerir. Teravih namazı kılınıyor. Bunlar, büyük bir nimet, ikram, ihsan. Ondan sonra da gelip televizyonun'un gülmesine basarırdım. Basmaya de gerek yoktu. O kumandasına dokunmak suretiyle, oradaki uygunsuz reklamlar, uygunsuz görüntüler, bizim ibadet ve taatimizin ne hayrına koyacaktır? Bir yere misafir gelir. Akşamdan hazırlık yaparlar. Bugünkü gibi bu bu elektrik lambalar ve gaz lambası veya idare onunla aydınlanıyorlar. Baklava hazırlanıyor. O idarenin ışığı altında yaparlar. O bizim bildiğimiz gaz lambasından daha geride olan ilkel bir alet.
Işıtma aleti, misafirin önünde baklava konur, ağızlarını aldıkları zaman zehir olur. M, ilave ile onun ışığı altında baklavayı hazırlarken, ondan gaz damlası. Şöyle, o tefsirdeki baklavayı düzelken, onun altından da kaz dallar, bunu öğrenmezler, bilemezler. Baklava, çok kıymetli bir nimet olmasına rağmen, nimetlerin padişahı denilen hiçbir tadı kalması iyi budur. Tuttuğumuz oruç, kıldığımız teravih, yaptığımız zurullah, vesair taahhütlerimizin bir gıybet, bir yedi kutu, bir iftira, bir yetsiz söz, bir harama bakış, bir uygunsuz sözleri dinlenir, ne kadar amel ve taatimizi hayırsız bir hale getirir. İbadet yapmak değildir. Önemli olan ibadeti koruyabilmek ama muhafaza etmektir. İbadet yapılır, doktor ilaç da tedavimiz için. Ama bu tedavi için verilen ilaçların yanında perhize dikkat edilmezse, bunun hiçbir faydası olmaz. Mühim olan Allah'ımızın yasaklandığı elimizde nedir?
Ibadet ve taatten alıp koyan davranışlardır. Mesela, Ramazan-ı Şerif'te, bu nebilerin nebisi sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz. Azami gayret gösteriyor. Son on gününde daha çok olgunlaşıyorlar. Onun mübarek adetleri bizim için nedir takip edeceğimiz esastır. Ne yapıyor? Bu konuşulan sözler, yapılan hareketler, sadece lağı dilin boş konuşmazsa değil, gözün boşa bakmasıdır. Kulağın uygunsuz yerde kullanılmasıdır. Gönlümüzün, Mevlamızın razı olmadığı düşünceleri barındırmasıdır. Beynimizin, bizim hayatımızı fesada götürecek, kirli düşüncelere dalmasını demektir. Ellal, dünya muradı ve onunla meşgul olmaktır. Hiç ahiret diyen bir şey mi? Tek dünya. İşte yağ uçları nasıl oldu? Acaba ürünler bu sene faydalı olur mu? İşte buna benzer, mesleğine göre hep bunlardan demulur. Ama bir daha bu hayat bize bahşolunur mu, olunmaz mı diyeyim.
Çünkü bu çoğumuzun yanlış düşüncesinde geldi bilgisine ait. Bunu onlar yaparlar, onun dışında filan sanki bununla mükellef değil gibi, sorumlu değil gibi. Hayır, Allah'ımızın emri ilahisi hepimizi izin alır. Belli iman edenler demek suretiyle, belli bir zümre değildir. O senin dediğin işte bazı sufiller var, bazı deri dişler var, tarik ehli insanlar var diyemeyiz, hepimiz için. Son derece önemli. Mesela, ehlullah lava gitmemek için, vücudunda bile, yataktaki tavırunda bile ayaklarını toplayarak yatıyorlar. Büyüklerimizin evlatlarını gördüm. Yalnız kaldıkları ziyaretlerini yapardı, o döneminde. Yalnız kaldıkları zamandan ile dizlerinin üzerine otururlar, ellerin dizlerinin üzerindeydi, huzur içerisinde. Değil camide huzursuz oturur, kendi hanelerinde bile diz çökmüş vaziyette. Kim bir kere? Misni nere? Huzurunda bulunduğumuz kim? Onlar hayattadır.
Ellam, Hu ve'n da, Yuriizm neden pişmanlığı icap ettirir? Allah korusun, güldüğümüz zaman Eyvah dedirttim, dizlerimize vurduran tavırdur. Neden bunu yaptık? Diyor. Mesela kabir halinde vakıf olan kimseler anlatıyorlar. Efendimizin de o hakka dair sözleri var. Sa'del dizlerinden buyuruyorlar. Eyvah, neden bilmemiştir? Çünkü bizim mürşid-i kamilimiz konuşurlardı. Caminin temelinde alemine kadar yarın huzur-i ilahide bunları şahit tutacağım buyurdu. Çoğumuz dinledik bunu. Feryadı fimamuku hali. Şu mübarek boğazlarını böyle sanki yarılmış bir vaziyette, o bir halde çırpınırdı böyle. Çünkü Efendimizin evladıydı, Resulullah Efendimiz. Onun da Ashabı Güzin efendilerimize, gayret ve çabasından dolayı ahirette mesul olmayalım diye şu boyun damarları kabaracak şekilde oluyor, mübarek gözleri de kızıyor, mübarek gözleri kızıyor. Neden bu? Aman ağa ümmetim sıkıntı çekmesin görüyor ki, biliyor.
Şimdi biz nasıl bileceğiz bunu? Enişte, bu kadar olabilirler, böyle bitmez. İnsan bazen de hatalı olur. Dediğimizde, şu ocakta yanan odunlar yok şu anda, belki vardır bazı bilgelerde. Şu Milan gazının üzerinde, o bile kalmadı. Hava gazının üzerinde diyeceğiz. Şimdi elimizi bir yapıştıralım. Yapıştıralım, ne olacak? Tahammül edebilecek miyiz? Onu bırak, bir çay bardağını dahi tutarken, elimiz yanmaya başlıyor. Bunu düşünelim. Diyelim ki şimdi bize bunlar basit geliyor. Halbuki bu ateş nimet olarak baş olunan bir ikramdır. Cehennem maddesinin bir parçasını zihni üç defa yıkanışı ve bir taş üzerine konduğu zaman onu nedir geçiyor. Sonra onun sadece tütününden, bugünkü işte şu şu bölgelerde orman yangını çıktı. Şu otelin üst katında yangın, şu apartmanda yangın hasıl oldu dediğimiz, sadece o bil, ne diyebiliriz, şeraren diyelim, ne diyelim?
Onun böyle taşı delip, ondan sonraki sadece tütününden hasıl olan ateştir. Biz okuduğumuz zaman Ahmet suresinin bir üzerindeki ayeti celiyle, Nurselat, Nurselat suresinde baktığımız zaman, o ateşin kıvılcımlarını Cenabı hak bize nasıl da haber veriyor, böyle sarı, iri develer gibi, hem de çok büyük konaklar gibi haber veriyor. Essahi de. Bir köşk Böyle sarı, iri develer gibi, sadece bir kıvılcım bu. Allah'ınızı yaklaştırmasın Cenabı Hak ama biz bunu bilemiyoruz. Bilemiyorsak bu alem öbür alemin misalidir. Sıddıy-i Azam Radıyallahu anh ateşe ne kadar dayanabilirseniz, o kadar isyanı işleyin. Yanı taamdi burada biz gelmiş, yevmiye tesadüf. O da çok mahzun olduğu için, anne ve baba cihetiyle, halimiz. Dedi ki bugün mutsuzum. Bugün benim mutsuz günüm. Tabii, babamızızdım ve şunu anlattım. Kardeşinin üzerine çay döküldü. Ona bile tahammül ne kadar soruyor?
İyi ki azap ile ateş, ona tahammül mümkün değildir. Kokusunu tahammül mümlasın. O nedir? Bu bakımdan önce, neden? Pişmanlık getirecek olan tavırlardır. Sadece söz olarak da değil, delil harekete bile böyle. Size burada bulabilirsem, biraz uzun devam etsem de öyle mi söyleseydim size? Ne dedi Lau? Nefse uymak ve nefsin arzusuna muvafık tavır ortaya koymaktır. Arız edeceği husus ladilli amelle vardır. Rahmetullah Ali Rahmeten vasi. Onun bir hali var. Hızır Aleyhisselam'la görüşür ama bir gün okumuşken Hızır Aleyhisselam kendisine gelmiyor. Bir kere onun görüntüsü müstesna kokusuna alışmış. İlahi ve Rahmani kokusuna alışmış, doyamıyor yani. Ondan öyle güzel bir kokular geliyor ki, onu tatma diyemem de koklamak istiyor. Çünkü o, tam kalbinin derinliklerine sirayet ediyor. Hayatını, o zaten ruhani bir hayatın, hayatın içerisinde o hayatı kalp ve kalp güzelleştiriyor.
Eğer nefsani bir davranış varsa ondan nefret meydana geliyor. Onlardan gelen o manevi oku, ikrah ettir diyor. O can attığı kötülük ve isyandan tamamen uzaklaşıyor. Oku. Şimdi, gelmiyor. Onun üzerine bazı şiirler yaşıyor. Bilmem ki gücendin gelmedin bana. Bu aşkın yangını başlıca sana, meşgul mu oldun ki daldın cihana, çıkıp yollarını bekler bu hale. Yollarını beklerim ayrılmaz gözleri. Bu söylediğim kimseler yedilerden, dünyadaki yedi kimseden birisi. O kimse, mürşid kamilimizi işaret ediyor. Hacı Baba bize ders verin deyince Yahya Allah'ın Sensin Efendi'nden alın dediği fakat bizim kıymetini takdir giremediğimiz müşfik-i camimiz bize ama candan seviyoruz, diğerlerini de hidayet diliyoruz. Şimdi, bir kadın mi? Bir genç hanım kardeşimiz bir yere gelin olarak elde ediyor. Anladın mı? Der ki dayım pederine bu ev çok fena İpi bir müddet geçtikten sonra şikayet etmez. Halbuki bu şikayetteydi.
Kayınpederide ki kızım, sen de bu fenakokuya alıştın da şimdi şikayeti bilmiyorsun. Çünkü burunlar, burunlarımız, gözlerimiz, kulaklarımız, azalarımız uygunsuz yerde bulunduğu için, Adilci bazı bir rahmet. Üç ayağı da seken tapalı köpeği indi. Bastıkları yerleri öpmenin hasretini çeken, bu, o büyük mütefekkir, ruh o şad olsun, kıymetini takdir ettiği için söyler mülklerimiz. Yolunu beklerim, ayrılmaz gözler. Mevla'ya iltica eyledik bizler. Hoş bulduk selametle gelseniz size, çıkıp yollarını beklerim Muhammed. Yolunu beklerim, hala gelmedin. Uyangınlık neden olduğunu bilmedin? Tebessümden başka bilmedin. Çıkıp yollarını bekler bu Ahmet. Çıkıp yükseklerde ol seni gözler. Cilen Dağı'nın çıktığını yırası. Hidayet her zaman bekleriz bizler. Hidayet yolunu gösteren sizler, çıkıp yollarını. Bekler Muhammed. Dinlerim seherde kumrular öter yolunu beklerim hasretin yeter.
Bu yangınlık bana ölümden beter, çıkıp yollarını bekler Muhammed. Haberini aldım şimdi yemenden, türlü avaz gelir çiçek çimenden. Merhaba ey dostum, bu hata bizden, çıkıp yollarını bekler Muhammed'e. Bir selam yolladım hakkım dostuna, oturursam ol Mevla'nın postuna, bir nazar eyledim seher üstüne çıkıp yollarını bekler Muhammed'e. Bir kez aheylesem bulurum seni, mevlam yarattı bu sevgili seni, turaba girsem de boşlamam seni, çıkıp yollarını bekler Muhammed. Diyelim ki ölüp turak olmadın. Cihanı gezdirdin, üzüntü kalmadın. Şimdiye kadar böyle geç kalmadın, çıkıp yollarını bekler Muhammed. Şimdi diyor ya, Cihami gezdirdin, ücret almadın. Onlar bunun iki şekli var. Ani bir yerde bulunmalarının, diyelim Pakistan'da, diyelim Hindistan'da, diyelim Afrika'nın en uzak beldelerinde, Homo odalarından, Brezilya'da vesaire.
Bir, beden olarak Allah'ın huzuruna gerektiği için bedenlerini orada bulunabiliyor, bir daha hatırladığı zaman. Mesela hatırlıyor ya, Mekke'ye hatırladı, orada. Mekke'ye hatırladı, korudu. Şimdi daha sonra gelin, görüşürler. Hala affeder. Efendim neden görüşemedik? La sadece dilin ifadesi değil, yanlış sürdü. Bütün azalarımız var. A, yolda bir kibrit buldum. O kibriti aldın. Onun içini açtım, Bir sa'adem derdin, bir sur'adem. O elin lavabo değil mi? Elin boş işlerle uğraşması değil mi? Sırtın. Bize öğrencilik döneminde bir tanesi tespih etti. Bir devir. Bir devirlik tespih, bir devirlik tespih işte ikişer ikişer çekiniyor. Ama onu tek tek çekiyorum belki. Mürşidimiz sordu, bu nedir? Bunu hediye etü nerede çekiyorum deyince buyurdu ki ya Allah de ya La yüne inallah de bu elin lau bulurdu. Evin boş işlerle meşgul olmaz.
Allah'ın huzuruna etmiş, onun kıymetini bilenlerden eylesin ama bunun büyük bir vebali var. Onun büyük bir vebali var. Sözlerine uymamamızın çok büyük vebali var. Dilerseniz Rabbamızda o vebal altında kalmıyor.