Hikmet ve İlahi Sırların Kavranması kaydında Hepinizin de müşahedesi vardır bu hususta. Biz de gördüğümüz kararıyla bakış açısı çok önemli. Bak bu cemiyette bulunuyoruz biz. Cemiyetteki insanlara baktığımız zaman mesela bir yere varıyoruz. Konuştukları söz mesela ekonomiden konuşuyor. Yiyecekten, içecekten. Ondan sonra maaşlardan konuşuyor. Vesair. Hep cümleyi sözler izliyorlar.…
Hikmet ve İlahi Sırların Kavranması kaydında Hepinizin de müşahedesi vardır bu hususta. Biz de gördüğümüz kararıyla bakış açısı çok önemli. Bak bu cemiyette bulunuyoruz biz. Cemiyetteki insanlara baktığımız zaman mesela bir yere varıyoruz. Konuştukları söz mesela ekonomiden konuşuyor. Yiyecekten, içecekten. Ondan sonra maaşlardan konuşuyor. Vesair. Hep cümleyi sözler izliyorlar.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hepinizin de müşahedesi vardır bu hususta. Biz de gördüğümüz kararıyla bakış açısı çok önemli. Bak bu cemiyette bulunuyoruz biz. Cemiyetteki insanlara baktığımız zaman mesela bir yere varıyoruz. Konuştukları söz mesela ekonomiden konuşuyor. Yiyecekten, içecekten. Ondan sonra maaşlardan konuşuyor. Vesair. Hep cümleyi sözler izliyorlar. İnsanlar bakıyoruz. Sonra ürünlerden konuşuyorlar. Mallardan, mülklerden. Işte şunun şu kadar malı var, benim bu kadar, şu şu kadar ileri gitti, buna benzer sözler. Sonra hastalıklardan konuşturuyor. İşte şöyle bir derdim oldu. Böyle bir sıkıntı oldu. Ve benzer. Sonra çoluğundan çocuğundan anlatıyor. Onların dünyevi maişetlerinden, geçimlerinden, okullarından işlerinden güçlerinden hep bu şekilde geliyor. Halbuki bunlara bakış açımızın nasıl olması gerektiğini Cenabı hak bize bildiriyor. Eğer böyle bakarsak yanılırız biz. Bunların hepsinde bir ölçü var.
Bunun bir mizanı terazisi var. Çünkü Cenabı hak hiçbir şeyi boş yere yaratmamıştır. Hepsi bir hikmete mevli. O zaman hikmeti tarif etmemiz lazım. Hikmet çok önemli bir konu. Hepsine belki değinemeyeceğiz. Hikmet daha çok ilahi sırların ve gerçeklerin bilgisi. İlahi sırların yani bu görünen değil. Kalbin gördü. Gözün gördüğü değil. Gönlün gördüğü. Varlıkların varoluş amaçlarının kavranması. Mesela tanıyorum iki kişi bir kişiyi birisiyle biraz kavga yapmışlar. Birisi diyor ki Allah'ım bunu niçin yarattın çünkü. Bunu yaratmasaydın. İşte burada varlıkların varoluş amaçlarının kavranması sebeplerle bunların sonuçları arasındaki ilişkilerde ilahi iradenin rolünün keşfedilmesi. Acaba Allah'ımız ne murat ediyor bundan? Değil mi? Şu niçin şöyle? Yerincedir, olur. Mevlana görelim ney der? Neylerse güzel gider. Hakim et temizliği hikmeti kalbin ilahi sırlara vakıf olması diye anlatmıştır.
Bakın bu gözün değil. Kalp gözünü. Hikmeti ulya veya hikmeti hikmet denilen hikmet türü peygamberlere ve velilere has veli denir. Çünkü Allah'ımız kitabı Kerim'inde mesela biz Lokman'a hikmeti öğretti buyuruyor Cenabı Hak. Lokman'a hikmeti öğretti buyuruyor. Kuran-ı Kerim'de bulabilirsen göstereyim diyorum. Bunun dışında diğer peygamberlere de hikmet dili, hikmet verilmiş. Peygamberlerimize dinleyelim Ve bir kısım Allah'ın dostlarına de kut edilmiştir. Bu anlamda hikmet keşif yoluyla ulaşılan bilgidir. Keşif dediği yine aynı noktaya gelecek, ömürdür. Ruh için alakalı olan bir husustur. Hikmet nedir? Nedir bu? Şimdi Allah'ımızın Allah'ımızın nurlarının seyrinde zatı görebilmek. Mesela ne deriz? Cahilce hareket edersek işte şu şunu yaptı bu bunu itti, böyle denir. Ama ondaki sebebi görmemiz, gönülle alakalı. Şu öyledir zat zat-ı müşahededir. Mertebeten mertebe olarak bir en bariz sıfat.
Sıfatların nurlarıydı. Artık sıfatlar dendiği zaman hayat ilim, sem, basar, irade, kudret, kelam, tekvin. Mesela kainatın yaratılışı. Onların sırrını görebilmek. Ve yine habigatü'l maarife aslında bu Rabbül celalimizi tanımak. Kim Allahu zülcelal'i tanırsa ona büyük bir sahih içerisinde olur. Şu benim Allah'ı Celle Celalü, en çok tanıyanınız benim, en çok korkanınız da benim oluyorum. Hikmetin başı Cenabı hak'ı konuşur. Fakat bu korkuyu biz ifade edemiyoruz. Öyle bir korku ki bu korku derileri kavlatır. Ciğerleri parçalar. Ciğerlere adeta kebap olur. Gözlerinden akan yaşlar da ırmak olur. Biz korku denildiği zaman, anenede, biziyse geçiyoruz. Öyle değil. O korkuyla adeta erimesin birileri bir kemik kalmaz. Ve gül. Bir kere gönülle alakalı olunca Allah'ımız ilim beynimizle alakalı oluyor yerine göre. Haşyet olursa gönülle alakalı burada ilham da ha, ünleyin. Kapıya inmez ünleyin.
Peygamberler de vahim, veliler de ilham. Peki. Bu gönle gelen düşünceler, hatıralar vesairler bu Allah'tan gelen onur ile belirlenen ilahi bilgilerle başka yönden gelen bilgilerin arasını tefrik eder, ayırır. Çünkü Allah'ın bunu vermiştir. Bunu biz Enfal suresinde buluruz. Nasıl buluruz biz bunu Enfal suresinde Mevla-yı Zülcelal, Kuran Azimüşşan'da ünlü. Enfal suresi. Ne büyük bir bereket ne büyük bir ihsan Allah'ımızdan korktuğu zaman kişi lütfediliyor. Her şey bir beden karşılığı. Bedelsiz yok. Hikmet gönlüme insin, inmez. Dinemizden iniyor. Mevlamızın emrine sadakatte öyle bir titriyor ki, nehrinde de kaçmakta ancak o zaman olur ve gerçeği görürüz. Şuhudü'l Hak Teala fi cemi ala var. Keşke bu zuhur etse, alemde kavga kalmaz zaten. Herkes birbiriyle barışık olur. Başta kendi dışımızdakini bırakalım, kendi içimizle de barışık oluruz. Evimizle de barışık oluruz.
Komşumuzla ve sairleriyle. Bu nur olmadığı için kavgalar çıkıyor. Çünkü göz nasıl bakıyor? Maddi olarak bakıyor. Ruhani olarak bakmadığı için cemiyette de gördüğümüz alay öldürülür mü baba öldürür? Gerdan. Anlatılmaz. Hep bu nurun yokluğundandır. Özetten zaten. Hikmet, böyle bir nur ki. Kesin Olgunluk, böyle bir şahsiyet, evet, bir ilim, amel, iflas, hal, marifet rabbimizi tanımak. Demek ki olumsuzluklar neden oluyor? Hikmetini işin hayır ve şerde ne hikmet ver onu anlayamamaktan zor. Ayeti cebiresinde Habibim düşmanlara sen o hun tanelerini avuflayıp attın ama biz de onların hepsinin gözüne isabet ettik. Her şeyin la ta ile illallah Cenabı hak olduğunu bilen ilmektir. Seyyid Şerif el Cürcami bir kelam alimi Rahmetullahi Hikmet, insanın gücü ölçüsünde nesnelerin mahiyet ve hakikatlerini bilmesidir. Bundan daha iyi bir mana verilemez. İnsanların gücü nispetinde.
İnsanların Rabbimize olan saygısı nispetinde. Korkusu nispetinde, haşyeti nispetinde, ona olan kulbiyeti yakınlığı nispetinde, münsiyeti dostluğu nispetinde zulmeder. Kuran-ı Kerim'de hikmet on yerde. Kitap kelimesiyle beraber olmak üzere yirmi defa geçmektedir. Üç defa da mülk. Birer defa da mevaizza, hayır. Ayet kelime kelimeleriyle birlikte kullanılmıştır. Hikmet öyle bir nur ki Yani hikmet ne kadar mühim ne kadar mühimse akilla da ifade edilmedi. Ölü edba. Ölüseliyle ifade edildi. Keşifle haber verildi. İlhamat ile haber verildi. Yani delillerle değil, delillerle aklımız hareketinin ama gönül ürün elbapla alakalı. Hakiki düşünenler. Rabbimizin büyük bir ihsanı zaten başında ifade ediliyor. Hikmeti dilediğine verir. Aynı zamanda dileyene de verir. Yani biz dileyeceğiz. Bir manaya göre dilediğini derken dileyeni anlamı da vermişlerdir. Bu titriyor.
Şimdi bir yerden bir talepte bulunacağız. Kapıyı çalmadan bir şey verilmez ki. Rabbimizin rahmet kapısını bir gözyaşlarıyla çalacağız. Allah'ımıza saygıyla çalacağız. Seherlerde istiğfar ederek çalacağız ki bize o nimet başvuruyoruz. Hiç bedavadan bir şey. Elini açıyor. Elimizi Cenabı hakk'tan gönülle açacağız. Şu kalbimizle açacağız. Bunu kurguyu. Burayı. O ilahi bilgiyi pratik hayata uygulama yeteneği olan hikmeti Allah'ın dilediğine veriyor. Şimdi neden hikmet verilmiş sonra gerçekten pek çok iyilik bağışlanmış demektir. Cevattin burada önemli olan itiraz sahibi olmak, anlayışlı olmak. Bize bunu Elmalılı Muhammed Hamdi yazar, Rahmetüvari kelimenin kök anlamı iyiliği elde etmeyi ve kötülüğe engel olmayı gerdiğinden fayda kavramıyla alakası vardır dedin. Çok mana verir Elmalılı'nın yazısı hocamız. Bunu da özetle faydalı olanı almak zararlı olanı atmaktır şeklinde ifade eder.
Öte yandan hikmet sebep kavramıyla mesela fakat sebepten daha genel bir anlam çünkü hikmet sebepten önce bulunabileceği gibi nihai faydadan sonra da bulunabilir. Yani hikmet sebebin sebebin. Gayenin sonucu. Doğru bilgi faydalıymış. Nazari bilgiden ziyade ameli bilgi. Doğrudan doğruya amelin kendisine nispet edilir. Hikmet çözüp fiilde isabet olarak. Mesela davranışlarında düzgün. Bu çok önemli. Böyle biz kısaca geçiyoruz ya, davranışlarında önemli. Ticaretinde mesela haksız bir ticaret yok. Mesela dilinde yalan yok. Gözünde hıyanet yok. Kulağımda el ağzımız öyle. İlahi sırların ve gerçeklerin bilgisi varlıkların var olmuş dairelerini kavramattır. Kalbin ilahi sırdara var. Yine büyükleriniz hak olanı söylemek şeklinde tarif etmişlerdir. Biz gökleri yeri ve bu ikisinin arasındakileri hikmet ve adaletten yoksun anlamsız bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık ki bu.
Suyu akıttık ama hikmetlerime geri gelince okuruz inşallah. Yine mesela Rabbimiz sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz, bizi cehennem azabından koru demiştir. Mesela bakıyoruz hikmet çok önemli. Yaratılır sebeplerini bilmek çok önemli. Misal olarak Yusuf Aleyhisselam kuyuya atıldı. Zindana girdi. Yurdumdan memleketinden oldu. Çeşitli eczaları gördü. Ne dedi? Kardeşlerim siz bana bu ezayı etmeseydiniz, ben ne rüya tabirine ne hikmete ne de nübüvvete girerdim. Ve o hikmetin gereği olarak ifade ettiği söz şu O görüşici ne ayıplama var dedi. Ya Firavun ya Firavun ve ve Erhanürrahimin. Ne yargılama ne ayıplama ne kınama Cenabı hak yargılasın sizi Celle Celalü ve o merhametlilerin en merhametlisidir. Efendimiz de Mekke'nin fethinde aynı sözü söylemiştir. Aynı sözü. Hep mübarek gözlerine bakıyorlar. Şimdi hakkımızda ne yapacak diyorlar.
Ne yapacağını tahmin edersiniz diye soruyor Kureyşliler. Sen Kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin. Kerem ve iyilik sahibi bir kardeşi oğlusun ancak bize hayır ve iyilik yapacağına inanırız dediler. Bunun üzerine Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim halimle sizin haliniz Yusuf'la kardeşlerinin durumu gibidir buyurdu. Hicretin üçüncü senesinde Efendimiz Kaptan gazvesinden bir ağaç dibinde iştirak buyuruyor. Dasür isminde bir pehlivan kafir elinde kılıçla gelip seni benden kim kurtarır dedi. Efendimiz hiç tereddüt etmeden tereddüt kelimesi ona kullanılmaz. Hiç hiç sağa sola bakmadan birden ilahi nübüvvetin risaletin makamı mahmur oluşum gereği Allah buyurdu Celle Celalühü. Cebrail Aleyhisselam insan şeklinde görünüp kafirin gülsine vurdu. Yıkılıp kılıç elinden düştü. Resul-ü Ekrem Efendimiz kılıcı eline alıp seni benim elimden kim kurtarır buyurdu.
Beni kurtaracak senden daha hayırlı kimse yok dedi. Yalvardı. Efendimiz bu. Şimdi biz eşyada hikmeti görebilmek. Biz Bakara suresinden aldık. Okuduğumuz manasını vermeye çalıştığımız ayetçe de şu idi. Buradaki geçen bizi Cenabı Hak'tan imtihan buyurduğu hallerde hikmeti görebilmek, hav deyince sadece düşmandan korkmak değil o. Oradaki hav Allah korkusunu da ifade eder kirlici ya. Açlık dindiği zaman sadece midenin boşluğu değil, aynı zamanda nedir o? Oruçla da alakalıdır. Malların eksiltirilmesi zekatla alakalıdır. Eksiltir mi zekat? Sadaka ile mal eksilmez. Evlatlarımız onları İslam'ın edebiyle yetiştirebilmek. Bu şekilde değerlendirmişlerdir. Biz baktığımız her eşyada bu nuru görebilmek. Biz ne diyoruz? Hava bugün ne kadar güzel hepimizin hali bu. Müstesnalar olmakla birlikte bugün ne kadar bilinçli bir gün. Bugünden sonra da soğuk geliyor diyoruz. Hiç de şunu düşünüyor muyuz?
O güzel dediğimiz havayı güzel yapan kim? Bozunacak dediğimizde o havanın bozulmasına sebep olan kim onu görmüyoruz işte. Neymiş? Aman ha dikkatli olunsun, öyle ki doğal afetler mesela sıcaklık iki buçuk derece artacak, alem kavrulacak bunu söyle. Bu zumlar eriyor. İşte İngiltere'yi su götüreceği için şöyle olacak. Bir de bu kimin vasıtasıyla oluyor onu demiyoruz. Asıl diyeceğimiz yeri demiyoruz. Konuşuyoruz biz. Konuşulmayacak hususları konuşuyoruz. Asıl ibret alacağımız nokta yok. Cenabı hak ve öyle bir mabuttur ki hikmetinden önce bir müjde olarak rahmet-i ilahiyyeden önce bir müjde olarak rüzgarları göndermiştir. Allah'ımız ilim, irfan, hikmet, marifet, bunlardan önce onun esintisini gönderiyor bunu bilmiyoruz. Kuran'ı okuyacağız uşam okuyacağız derken onu okumadan önce Kuran'ın rahmet bulutu olan ona aşk ve muhabbeti unutuyoruz. Ezan okundu, namaz kılacağız. Bunu diyoruz.
Ama daha ezan okunmadan namazın rahmet bulutları gönülümüzde delirirse hakikate mecbur oluruz. Biz gökten tertemiz bir su olan yağmuru yağdırmadayız. Bak kim gönderiyoruz o suyu? Biz buyuruyor Cenabı Hak. Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah söylersin rüzgar Allah'ın kullarına bir nimetidir yoksa alem kok. Bazen rahmet bazen de azap getirin. Rüzgarı gördüğünüz zaman ona sövmeyiniz. Onun hayrını isteyiniz, şerrinden de Allah'a sığınınız. Efendimiz rüzgar essasse sakalla bir azap mı diye endişe duyar kalmış. Ne diyoruz? Bugün hava iyi de yarın yağışlı gösteriyoruz. Bu çüruruz. İşte yağışlar kesildi. Ölüler kurumaya yüz tuttu. Yerel kaynaklar bitiyor mu diyoruz. Şunu da diyor muyuz? Sadece yağmur yağdı. Topraklar canlandı, yeşerdi. Nebatat bitti, dimetle bırakmayın buyuruyor. Gökten su indiren odur.
Ondan hem kendinizi izin içecek su hem de hayvanlarınıza yedireceğiniz bitkiler var. Onu verin. Allah o su ile Celle Celaluhu size ekin zeytin hurma üzüm ve daha türlü türlü ürünler de bitirin. İşte bunda düşünen bir topluluk için büyük bir ibret vardır. Düşünün burayı. O yağmurun her bir tanesinin nasıl indiğini bir düşünün. Her birinin bir melek tarafından atıldığını unutmayın. Mesela diyoruz ki ormanlar yandı. İşte çoğu yerler kül oldu. Şunu da düşünüyor muyuz? Medine'yi Münevvere'de gece vakti bir evde çıkan yangın. Olayı efendimize haber verilince bütün zamanlar ve insanlar için geçerli bir uyarıda bulunuyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Gerçekten bu ateş sizin için düşmanınızdır. Ateşin düşmanlığı kontrol altında tutunmadığı zaman her şeyi yakıp kül etmezdir yoksa nimettir. Yiyeceğimizi nasıl hazırlayacağız? Çamaşırımızı biraz nasıl yıkayacağız? Haplarımızı vesaire.
Evlerimizi nasıl ısıtacağız? Ama bunda siz elektrik bu kontağından bir kaçak olursa ondan da sakın öngörülüyor. Elizdir. Ateş güzeldir. Siz mangalınızı onunla yakarsınız. Ama onun şerri de sizin ormanda gaflet edip onu bırakmanızdır. Cabir bin Abdullah'ın efendimiz buyuruyor. Kapların üzerini örtün. Su tulumlarının da ağzını iyice bağlayın. Efendimiz kimse durgun suya küçük abdest bozmasın. Bir altını trenlerimiz onun inşaatı. Yine efendimiz sanırsam, biriniz su içeceği zaman kabın kabın içine solumasın. Tekrar su içmek istediği takdirde kabı ağzından uzaklaştırıp sonu bassın, ardından içmeye devam etsin. Hangi sadaka daha hayırlı deyince, Efendimiz sanıyorsam su cevabını verdi. Yani bir yüreği yanana su verebilmenin, Allah'ımızın rahmetini celbettiğini, Rahman sıfatıyla tecellisini hatırlayacağız. Ya Rabbimiz. Gece karanlığını yarıp sabahı ortaya sabahı ortaya çıkaran odur.
O geceyi bir dinlenme zamanı güneş ve ayıyla vakitlerin tespiti için birer hesap öyküsü olarak yaratmıştır. Bütün bunlar kudreti daima üstün gelen her şeyi hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir. Güneşe baktığımızda onun hararetini değil sadece düşüneceğimiz. Ay zuhur ettiğinde nasıl da parlak doğdu demek değildir. Orada yüce kudreti görebilmektir. İyi, bakmakla alakalı. Haklı. Üzerinde çiğneyip geçtiğimiz toprak ise Allah'ımız arkadaşı ona şöyle cevap verdi. Seni aslen topraktan sonra bir lütfeden yaratan sonra da seni elli yüzü düzgün bir adam haline getiren Allah'ı inkar mı ediyorsun? Bütün göklerdekiler yerdekiler göklerde ve yer arasında bulunanlar ve nemli toprağın altında olanlar yalnızca ona aittir. Siz adım atıp geziyorsunuz, işitiyorsunuz. Oradan çeşitli nebatat hasıl oluyor ama onlar kendiliğinden değil, Allah'ımızın yüce kudreti onu görelim.
İnşallah biz bu tabir iyi olmadığı için demiyorum, biz şu dünya gözlüğü değil de ukra gözlüğüyle bakmaya. Bu nasıl olacak? Bu bedenimizdeki sultani ruhun hakimiyeti iyi olacak. O da hemen böyle ithal ettiğimiz gibi değil. Büyük bir çaba ister. Gayret ister. Öyle yaptım da oldu zaten bizi bu duruma sokan durur. Daha ne olacak? Yaptık. Çünkü hikmet diyoruz burada ayeti celile, hikmet verilene düşük bir nimet bahşonulmuştur. Bunu nasıl yok sayabiliriz biz? Bu kadar da ince eleyip sık dokunmasın diye diye diye bir zatın dediği gibi kolaylıklar o kadar tanındı ki diyor, herhalde dedi Beytullah'ı geriden şöyle bir selamlayacağız, onun adı hac olacak. Bu kadar kılmaz. Şer'i zorluklara da bütün şer'i foksak şer'idir aslında. Ama ruhsatı keyfi kullanmak suretiyle tembelliğe gitmeyeceğiz. Zorluklara katlanacağız.
Allah'ın Resulü nasıl bir hayat geçirmişse sandalüten için ve ulemai kiram ve meşayih-i izam onlara tabi olmuş. Mesela onlar da rızıklarının temini için çalıştı. Ama nasıl çalıştılar? Zerre kadar bir hak ve hukuk ihlaline gitmediler. Mesela üzerindeki bir gömleği yıkadığı zaman bir başkasının duvarına bile asmadılar hak vardır diye. Otların bile üzerine sermediler, kuruturuz diye. Sırtlarını alıp sırtında kuruttular. Bu bir tanesi. Yiyeceğim helal olsun diye bizzat kendi elleriyle gayret ettiler. Yiyeceklerin de öyle alla ballı çeşit çeşit yiyecekler değil, ekmeklerini kendi elleriyle kuruttular. Onu ovalayıp un haline getirip bir torbanın içine bıraktılar. Aç kaldıkları zaman su ile onu aldılar. Meryem validemiz de öyleydi üstadımızın zevci-i muhteremesi. Kendi eliyle yapıyordu. O domatesleri, o biberleri ince ince hazırlıyordun.
Mesela bir peynir onu üzümle beraber irtihalinde düşüne Tevhid yazın dediler, emin olun korudu. Ama imanı da dutturuldu.