Bismillahirrahmanirrahim. Hicri yılbaşı tabii çokça anlatılır, bir takvim yaprağının arkasından bile okuruz. Burada biz hicri yılbaşı münasebeti ile ne yapmamız gerekir? Bunu herkes yaşıyor şimdi. Ta Diyanet teşkilatından en küçük birime kadar hocalarda, Meşayı izamda kıymetli insanlar, ilim meyilleri hep bize hicreti anlatırlar. Fakat bu hicretten gaye nedir? Hicri yılbaşı şimdi, yarın giriyoruz. Bu ne demek? Bu Ehlullahın dilinde muhasebe demek. Mesela yıl sonunda şey yaparlar ya, bir ticaret ehli defterlerini, nelerini tamamen kontrol ettirirler, bakarlar. Acaba karda mıyız zararda mıyız? Aynen bunun gibi biz kar ve zararımızı hesap edeceğimiz bir gün demektir. Kultü vemel muhasebe, muhasebe nedir, gal, en nazaru ve tezebbetü Şimdi acaba biz muhasebede önemli olan bu. Allah'ımızın razı olduğu amelleri mi işledik, yoksa onun razı olmadığı amelleri mi yaptık?
Bunun muhasebesini yapmak bu iki şekildedir. Bir. Şii müstebbelil amel vel ahir Birincisi neymiş ileride yapacağımız vazifeleri gerek önde olsun gerek sonda olsun, yapacağımız vazifeleri neye göre ayarlayacağız. Mesela biz yatıyoruz, kalkıyoruz, yiyoruz, içiyoruz, ailevi hayatımız var, ticari torunumuz var, vesair. Beşeri münasebetlerimiz, insanlarla konuşmamız, görüşmemiz, biz bunu neye göre tespit edeceğiz? Mühim olan bu. Biz bunu neye göre tespit edeceğiz? Fakat delle aleyhe el kitab ve sunne. Biz bunu Allah'ımızın kitabı ve Resulünün sallallahu teala aleyhi ve sellem sünneti seniyyesine göre ayarlayacağız. Mesela şimdi görüyoruz biraz serbestleşti, düğünler yapılıyor. Mesela yaptığımız bu düğünün mevsimi o artık, düğün mevsimi. Bunu biz Kitabı Kerim'e göre mi yapıyoruz, İslam'a göre mi yapıyoruz yoksa İslam'ın dışındaki bir uygulamaya göre mi gidiyoruz? İşte bunları düşünmek.
Böyle makamlar anlatılırken bir hal var, bir de makam var, hal geçer. Mesela bir annedamet olur, pişmanlık olur, artık ben bu kötülükleri yapmayayım der insan. Fakat makam olması her zaman daim olur o. Bu mesela insanların içerisine karışsa dahi bozulmaz. O yerleşmiş, artı oturmuş. Kuran-ı Kerim'de Saffet Suresi yüz altmış dört. Bu Ayet-i Celile şimdi diyorlar ki, melekler Allah'ın kızlarıdır, haşa, vesair sözlerde bulunuyorlar. Meleklerin Allah'ımız katında nesi var, bir yeri var ve sonra melekler şerefli olarak ifade edilir. Me evvelve birincisi nedir, burada bir makam olarak haber veriyor. Al-imtibah, intibah nedir intibah. İntibah şudur. İntibah uyanmak demek. Gafletten, gaflet sınırından diyor artık. Gafletten kurtulmaktır, gafil olmamak, uyanık olmak, yaptığımız her işte aklımızı başımıza toplamak. Ben bu hareketi yapıyorum ama bu hareket rabbimiz katında makbule şayanlı değil mi?
Bu şekilde düşünmek. Sünbet tevbe, o uyanmadan sonra bu insanoğlunun başından geçen hallerdir. Mesela biz diyoruz ki her şeyin bir kalıbı var, tarikat-ı aliyyenin kalıbı içerisinde olalım. Tarikat-ı aliyyenin kalıbı içerisinde olmak şeriatimizi en ince hassas ölçüler içerisinde götürmek demektir. İşte bu ölçüyü, bu kalıbı bize haber veriyor, Arifani ilahi. Birincisi intibah, uyanmak, gafletten kurtulmak. İkincisi, tövbedir. Errucuu ilallahi teala min bad-i zihevî madevemin edeme ve kesratü'l-istihfar Tevbe nedir? Tevbe, errucuu ilallah, Cenabı Hakk'a dönmektir, celle celalühü Mevla. Mevla-yı Zülcelal'e dönmek ve devamlı nedamet diyor, bir pişmanlık içerisinde. Diyelim ki hatamız yok, hatasın sen olmaz da, hatamız yok. Neden ben mesela ilmel yakin iken aynel yakin olmadım, mesela.
Diyelim ki nefsimizin mertebelerini geçerken ben neden emmarede kaldım da levvameye levvameden mülheme ve mutmainneye ulaşamadım. Bu nedameti, bu acıyı duyabilmek. Sonra bitmez çünkü Allah'ımızı kimse Celle Celalü, hakkıyla takdir edemez ve çokça istiğfar okumak. Burada Ali efendimiz geliyor hatırımıza, radiyallahu anh, buyuruyor ki Ali efendimiz, hayatımdan bir an kalsa diyor, çok az bir zaman kalsa hayatımdan, bana çok az bir zaman kalsa, yine istiğfar okurum buyuruyor. Mesela ölecek kişi hepimiz ama çok az bir zaman kalmış, mesela beş saniye, on saniye yine ben istiğfar okurum buyuruyor. İnabe şu şekilde aldı gafletten Cenab-ı Hakk'ı hatırlamaya dönüş. Gafletten zikrullaha derken zikir kelimesinin anlamı pek çoktur. Zikir sadece Allah lafza-i celalini tekrar değil, hatırlama manasına mesela ta ezel bezminde vermiş olduğumuz sözü hatırlayıp ahde vefa göstermek, bunun gibi.
Et-Tevbe er-rahbe tevbe nedir? Korkup Allah'a sığınıyoruz Celle Celaluhu. İnabe nedir? Rabe Hep hayırlı işlere gönlünde bir meyil var. Hep hayırlı işlere meyil var kalbinde ve gil et tevbe fi'z-ahir. Tevbe, böyle dilin, estağfurullahel adayım diyoruz. Mesela ibadete yöneliyoruz, evrad ve ezkar yapıyoruz. Bunun gibi inabe nedir? Fıdatın, o gönüldedir. Yapılan taatlerin esrarına ermek, bu gönlün bu hale gelmesidir. Gönlün de hissetmesidir. Mesela Allahü Ekber derken Celle Celalühu, Rabbimizin azamet-i ilahiyyesini gönül biliyor. Fümmel verah, sonra Cenab-ı Hakk'ın korkusunun bizi, hayatımızın her alanını kaplamasıdır. Şüpheli olanları da terk etmektir. Mesela bir tarik ehli, tarikat-ı aliyede olan kimse şer'i müsaade müstesna hep ruhsatlarla amel etmez, azimetli amel eder. Hep kolaylık kolaylık ona gitmez, azimeti tercih eder.
Artık bunu fıkıh kitaplarında görürsünüz, araştırırsınız, bakıyorsunuze. Sonra nefsimizi hesaba çekmek. Bir kere eksiğimiz nedir, hatamız nerededir bunları araştırıyoruz. Biz nerede yanlış yaptık? Mesela bir hedef gösteriliyor. Tarik ehline gösterilen hedef çok yüksek. Nedir, ihsan makamı öyle haşa basit kelimesini kullanamıyor insan. Allah'ımızı Celle Celalühu görür gibi ibadet etmek. Böyle bir yol gösterdi. Bu yolu nasıl biz temin edilebiliyor muyuz, buna erişebiliyor muyuz, erişemiyor muyuz? Bunu çok güzel konuşuyoruz, aramızda da konuşuyoruz, anlatıyoruz, tatlı tatlı okuyoruz ama biz bunu yaşayabiliyor muyuz? Bunun muhasebesini yapmak. Gerek faydamıza olan, gerek zararımıza olan, faydamıza olanları tercih ediyormuyor. Zararlı olandan kaçınıyormuyor, bu şekilde. Sümmel irade, en önemlisi bu zat, irade. Vehiye istidametülket ve terkurrahaha. Nedir bu? Bir kere zorluğa katlanmak.
Alıştığımız diyelim bir kötülük. Bu kötülük öyle oluyor ki insan tiryaki gibi oluyor. Mesela sığaranın tiryaki'si. O sığareye tiryaki ama bizim hayvani duygulara olan meylimiz ondan daha kötü bir tiryakilik değil de nedir? Bir türlü kurtulamıyoruz mesela. Azalar olarak kurtulsak dahi, kalbi olarak da kurtulmamız lazım, terk edemiyoruz. İşte bu en büyük tiryakiydik ve fena bir haldir. Bundan kurtulabilmek, irademizi güçlü kılmak. Diyelim ki biz azalarımıza baş geliyoruz ama kalbimize baş gelemiyoruz. O anda elimizi kaldırıp canı gönülden bir yalvarma. Allah'ım ben bu, bu şeni fiili, ben bu şeni kötü fiili, bu şeni fiili beden olarak yapmıyorum. Ama Allah'ım gönlümden geçiyor, bunu da atamıyorum diye secdelere kapanıp gözümüzden yaşlar akıtmak. Cenabı Hak, kuluna ianede yardımda bulunmaz mı döndüğü zaman? Demek ki dönüş zayıf. Baş gelemiyorum, değil. Baş geliriz.
Bizim saydığımız o büyüklerimiz, efendilerimiz aynen bizim gibi kimsedir. Ama cehd etmiş, gayret göstermiş. Bunun için Ehlullah'a müracaat etmiş, efendim nasıl kurtuluruz demiş. Bunların himmetleri olmuş, Allah'ımızın elbette yardımı bu şekilde. Zor, rahatlığı terk etmek, bu güç geliyor. Şimdi her şey yerinde olacak, diyoruz ya bir havuz diyelim, havuz. Havuz dolu, onun üstünden doldukça sular akıyor. Biz ne yapıyoruz? Yerine göre o akan sudan veriyoruz, derine dağılmıyoruz. Mesela bizim cüzdanımız, hasamız, kesemiz bir havuz gibi o dolu olacak. O eksilmeyecek ama onun üstünde değil. Biz, asıl o zorluğa katlanarak Allah'ımızın yolunda dinimizin ölçüleri içerisinde harç edebilmek. Mesela bu zor gelir insana. Bunun çok kolay geldiği anda bu mertebeleri aşmak da olur. İyi bir rabıta, iyi bir murakabe, cehd u gayret, bunun olur. Sümme zühüd.
Zühüd nedir derseniz, zühüd burada izah ediliyor, o şekilde vermeye çalışalım biz de. Ve ve telkul halali minetdunye. Öyle ki zühüt, haramı terk ediyoruz. İkincisi, şüpheli olanları terk ediyoruz. Üçüncüsü, harama düşeriz korkusuyla helalde bile dikkatli oluyoruz. Diyorlar ki helal, bunda bir şey yok, okuyorum diyor. Rabbımızda titriyor böyle. Sure-i masivayı atmak. Allah'tan gayrı düşünceleri Celle Celalühu Te'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü'l-Hü' Mürşid-i Kamilimiz. Ama çok sıkı tuttu. Dedi ki, içimizde bazı kötü duygular oluyor. Hayvani, şehevi, murakabe-i akrabiyette. Dedi böyle. Allah'ımıza yakındı, ifade eder. Onda, dedi, tamamen şöyle bir kendimizi vermedikçe olmaz, dedi. İyi bir gayretle. Hicret budur işte, asıl hicret bu. Zaman bulursam inşallah taayy, görüşürüz.
Sınmel fakr, Fakir hali nedir? Ve ve ademül emre ve tahliyetü'l garp min me halet anhul yed. Şimdi elimizde diyelim bir şey yok. Olmadığı zaman şikayet ve feryadı terk etmek, Allah'ımıza hamd ile ve şükr ile ona sadık bir şekilde hareket etmektir. Gönülden mesela elimizde malımız var, mülkümüz var, Cenabı Hak servet lütfetmiş. O servetin muhabbetini kalbimize koymamaktır. Sonra dosdoğru hareket. Ve hüve istivaüs sırrı vel iala. İçimizle dışımızın birbiriyle aynı olması. Mesela ne diyoruz? Biz, ben diyor artık Mevla'dan başka bir şey yok gönlümde diyoruz mesela. Bunu söylüyor. Kalbimiz ona iştirak. Gerçekten kalbimizde bu hal zuhur etmedikçe nifaka diler. Bir tanesi mürşid-i kamilimize bir söz söylemiş. Efendim, ben sizi çok seviyorum. O seviyorum dediğinde diyor, içime bir ses geldi riya diye. Üstadımız sesleniyor diyor, böyle samimi olmak için ve dışın birbiriyle inanmasın.
Sonra zorluklara katlanmak, tasavvur diyor zaten. Ve tecerru'l mirarat: Zorlukları gudum gudum içebilmektir. Yani kolayına, onlar bu manevi, hani velayet diyelim, kolayına ilişmemişler ona, zorluklarla ilişmişler, ne güçlüklerle karşılaşmışlar. Evladından mesela sıkıntı görmüş, ailesinden sıkıntı görmüş, Etrafından sıkıntı görmüş. Beden olarak rahatsızlıklar olmuş. Bunun yanında birçok diyelim malında mülkünde hep bunlara Rabbimdendır diyebilmek. Böyle yudumlamışlar. Bu Hicret, ayı hicret hadisesi takvim olarak tarih konmuştur. Burada kelam alimlerinden, EşŞer el-Gürani Nedir hicret? Küfür diyarından İslam diyarına geçiştir. Önce efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Mekke'den ashabı Kiram'ı hicretleri bir kaçış değil. Nedir? İslam devletinin kurulmasıdır. Burada İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri rahmetullahi aleyh şu şekilde izah buyuruyor.
Veiyes seyruan vatani nefsi ilallah lifeti kabeti'l-galp buyuruyor ki, nefsin tasarrutundan gönül Kabe'sinin fethine gitmektir. Bu şekilde izah etmiş. Nefsin bize yapmış olduğu darbelerden, ezalardan kurtulup, kalp Kabe'sini fethederek kalpte imanı hakim kılmaktır. Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetini yerleştirmektir. Ta hayat son buluncaya kadar öyle putlara müşrikler tapıyor ya, gönül putlarından da nefsin arzu ve isteklerinden de kurtulmaktır. Bu çok kıymetli bir tefsir sahibi Eşşeyik Ahmed bin Acibe hazretleri buyuruyor: İsyan yerinden taat mekanına göçmektir. Gaflet, mesela bir türlü Allah'ımızın yoluna girişte bir tembellik, saatlerimizde tembellik, cihatta bir tembellik, nefsimizle yapacağımız cihatta, ehli küfre karşı yapacağımız cihatta, müminlere olan hizmette bundan ila vatanil yakala, uyanıklığa geçmek. Artık şu maddi alemden şu vücudumuz döner.
Maddi olan yönünden ruh yönüne dönebilmektir. Bu ne demek biz şimdi anlayamıyoruz. Şimdi diyoruz ki kalıptan kalbe, bedenden ruha. Bu şu demek, diyelim ki bir dağ var. Diyorlar ki bu dağda çok kıymetli madenler var, ama o madeni çıkarmamıza engel olan nedir? Üzerinde taş var, toprak var. O taşı, o taşın, o toprağın atılmasıdır. Şimdi bizim ruhumuzu bürüyen ne var? Nefsin arzuları vardır. Bu nefsin heva denir buna. Nefsin heva arzu ve isteklerini atıp, ruhun özelliğine o cevhere erişebilmektir. Yaptığımız taati sadece beden değil ruhumuzun da iştirakiyle. Şimdi bunu anlatmak çoktur, bu yaşanan bir husus. Bu yaşanan hali biz nasıl ifade edebiliriz ki? Ruhunda öyle bir güzellik var ki anlatılmaz olur. Cennetlerden üstün bir cennet olur. Cennetin maddi olan yönünden daha üstün olan bir ikram o ihsandır o. Onu kalben yaşar, o zaman da hafiratı görür, ömrün boşuna geçmiştir.
Min vatanil mülki ile vatanil melekut. Şimdi bunları biz izah edemeyiz. Niye? Bunu izah edebilmek için, bizim bunu izah edebilmek için bu halleri yaşamamız gerekir. Üsteazımız buyuruyor ya, hafta geçmez, tekrar gelir, görüşür. Edeb ile letaifin danışır buyuruyor. Yani hafta geçmiyor, letaiflerini geçiyor, ahlaken de kemal buluyor, Böyle gayretle hasıl olacak bir husustur. Yani mülk alemi belli şu gördüğümüz alem. Melekut alemi Allah'ımızın esma-i ilahiyesinin tecelliyatının olduğu alemlerdir. Evmin vatanil hisse ile vatanil mana. Hep böyle maddi olan işlere boğulmaktan ziyade manevi hale dönebilmek. Mesela ne düşünüyoruz biz? Nerede ne yiyeceğiz? Mesela en güzel elbiseyi nasıl giyeceğiz? Mesela ayakkabımız en güzelinden olsun. Telefonumuz en güzelinden olsun. Yatağımız en güzelinden olsun. Arabamız en güzelinden olsun. Olsun, arabamız en güzelinden olsun bunlardan kurtulma.
Bizim manevi bineğimizin de en güzel olması bu şekilde izah buyurmuş daha da evmin vatani il mil yakin ila vatani aynil yakin evha. Buyuruyor ki ilmel yakinen bu delillerde yürümek demek. Bu aynel yakin artık delillerden ziyade kalbi hal ile işleri yürütebilmek, Hakkal yakin ise gerçeği bulmak demek. Mesela biz Mekke'yi hiç görmesek, Kabe'yi bilmezsek. Bunu ilim olarak biliriz. Deriz ki kitaplarda da geçiyor Kabe var. Bir de gidip ziyaret etmek var. Bu aynel yakin olur. Akdal yakini de bizzat oralı orada mevcut. Mesela faiz nedir haram? Bunu biz bilmem biliyoruz haram. Aynelyakin nedir? Bir başkasını duyuyoruz ki faize girmiş ve helakiz. Bu da aynel yakindir ama bizzat kişinin kendinin bu sıkıntıya girmesi hakikaten. Necmetdini Kübra, gaddesallahu sırrı hazretleri buyuruyor. Fahreddin Razi hazretlerinin üstazıdır. Necmetdini Kübra hazır.
Bil ebdani amma ne hallahu Şimdi izzet-i tarif buyurur. Bir kere bizim azalarımız demek. Azalarımızla Allah'ımızın nehyettiğini yapmamak. Mesela beynimiz bir azadır. Bir başkasının namusunu düşünmemektir. Bir başkasını nasıl hasetlikle onu yok edebilirim, onun faziletini, üstünlüğünü ben mahvedebilirim düşüncesinden kurtulmaktır. Böyle hile, ıtlal, Allah korusun insanları fesada vermek, hep bunlardan kurtulmak. Ne yapmak? Hep hayır düşüncelerinde bulunmak. Öyle ki, öyle ki Allah'ımızın yüce kudretini düşünecek. Bu çok önemli bir husus. Yazacağımız bir husus. Azameti ilahiyesini anlayabilecek bir akla erişebilmektedir. Bu yazılacak bir husustur. Allah'ımızın azameti ilahiyesini tefekkür edebilecek bir akıl. Bizim bir kıymetli hocamız var da, konuşur. Konuşurken şunu derdi, hikaye anlatmıyorum. Bunlar Necmetdini Kübra hazretleri, Fahreddin Razi hazretlerinin büyük müfessirin üstazı.
Kelam alimlerinin ifadeleri. İl ebdane an manaallahu bir şeriat. Şimdi şeriat denildiği zaman bu ayrı bir konu. Şeriat bedenen kötülükleri yapmamaktır. Keşke burtusafa beyinden başladı. Kalpte kötü duyguları taşımamak. Biz şimdi diyoruz ki böyle bir şey yok. Bu ancak mukmainne sıfatı elde edilir. Çalışacağız ama. Gayret gösterip, yola girdik şimdi biz. Burada hicri yılbaşında muhasebeyi yapacağız. Ben ne kadar bir adap risalesini açsak orada hepsini gösteriyor zaten. Üstadımızın burada şifa tarifesi var. Gösterin, bunlara adım atın. Bunu ne kadar yakalayabildik biz? Kalbin zikri soldan başlar. Ruhun dahi sağdan işler, sır çalışır olur güçler tarifeyi tutmak lazım. Hepsini okumayacağım. Bak bunlar geçeceğimiz husus. Hele bir nefü ispatı, tarifi var, hayran kalmamak mümkün değil. Üstadımızın bu bir kıta içerisinde nefvi ispat, nedir nefvi ispat?
Hızır Aleyhisselam'ın Abdulhalık ve muhtevani'ye göre ürettiği imanda kemalin yolu, suretten tasdike geçmenin yolu, hakikate ermenin yolu, mevlayı bulmanın yoludur o. Bunu Üstadımız söylüyor. Şimdi biz yeni bir yıla giriyoruz. Bunun muhasebesini yapacağız. Bunu mürşid-i kamilimiz sanki yunus gibi çok güzel o tatlı dilleriyle ifade buyuruyor. Gönlündeki nurun, gönlündeki hikmetin dilinden nur olarak akması demek. Akıtmış mübarek dilinden. Bak nef-i ispatı anlatıyoruz. Şimdi biz bunu düşüneceğiz. Yarın bir muharrem, biz bu muharrem ayına giderken bunları temin edebildik mi? Edemedik. Nefesini çeken içe, tek olacak var mı üçe, yirmi bire yol olacak maksud, matlup rıza lazım. Necip Fazıl'ın dediği gibi güneşi ceketimizin haslarında kaybetmeyelim. Bunlar bizim ilahi güneşlerimiz bunlar. Allah'ımızın lütfettiği bir ilahi güneş sadatı kiram efendilerimiz. Okuyalım düşünelim, okuyalım düşünelim.
Böyle kendi kendimizin de ıslahçısı olmadıkça zor bir iş. Mesela varırız, güzel güzel anlatırlar ama biz bizzat kendimizi bu işte yoracağız. Diyeceğiz ki bunları yerine getirebiliyor muyuz, getiremiyor muyuz? Derdimiz bu olacak. Yazmakla bu iş bilinmez. Sadra yazındır silinmez. Aciz haşa, bu sende bulunmaz lakin tarif etmek lazım, murakıbelere getir. Şimdi bedenimizle kötülükleri işlememek. Tarikat-ı aliyenin edeplerine dikkat ederek uhrevi zevkten de geçmek. Mesela cennet, cennetteki ırmaklar anlatılıyor. Cennetteki meyveler anlatılıyor vesaire. Cennetin iklimi mesela. Cennetin yüzölçümü mesela, vesairi ula mafiratim mir rabbikum ve cennetin ardu hasemevatü ve la ardı-lkdetil muttagin. Hep bunlar, hep bunlardan geçiyor. Ene olacak? Cenneti de bir tarafa atınca ne olacak? Cennetlerin üstündeki cennete erecek de onun için.
Aynen Yunus Emre'nin dediği gibi cennetisini huri cennetini hurisini gılmanını terk et mevla diyor. Buna hicret etmek. İnşallah buna koyulacağız ve arkadaşlarımıza bunu tavsiye edeceğiz. Bak unutuyoruz. Ne kadar biliyoruz desek dahi unutuyoruz. Ashabı guzin efendilerimiz bir araya geldiği zaman böyle hal hatır soruyorlar. Ayrılırken de vel Asr suresini okumadan ayrılmıyorlar. Ne demek vel Asr suresi? Çok uzun, hicretle de alakalı. Asr yüz senelik bir zaman dilimi. Hayır efendim sadece böyle değil, bir andır o. Yerine göre bir andır. Yerine göre bir asır, yerine göre de bir andır. Mesela hicre vaktimizi muhafazadır. İçinde bulunduğumuz şu andır. Yani geçmişi unutuyor, geleceğe bir bağlamıyor, bulunduğu anı en güzel şekilde geçiriyor. Zaten bunu yapsak gelecekte güzel olur, giden de her şey. Öyle bir ifade onu yaşayan mürşid-i kamili, onu yaşayan zamanın hutbul aktab-ı samisi.
Bize farz değil mi? Onların hükümlü olduğu hususlar bizim üzerimizden kalkar mı? Hayır. Onlar gayretini göstermiş. Nasıl göstermiş? Mesela Sami bendi hazretleri, Ramazanoğulları çok büyük bir mala mülke sahip, içinde şüphe vardır diye hiçbirisine tenezzül etmemiş. Kelime-i muhteremesinin teehlülünde evlenmesinde şu güzüğümden başka bir şey yok diyor. Boşuna o aktabiyet makamına gelmedi. Benden kimse incinmesin diye vazı nasihatinde daralanlar olmuş, onların tayinini çıkartmak istemişler, benim yüzümden insanlar incinecek diye Adana'yı kendi memleketini terk etmiş, böyle bir sultan görmediğim hakaret kalmadı dedi. Ama nefsime bastım dedi. Karşılığını vermedim. Bizzat anlattı bu günahkar şahsıma anlattı. Oğlum çok sıkıntı çektim, neler yaptılar dedi. Gittim mescide, hiç kimseye seslenmedim, gözümden iki damla yaş akıttım dedi de, havsi bilazam oldu kutb-u cihan oldu.
Bir dinen söze beş cevap da olmuyor mu? Nasıl hedefi gözetlem. Hicret bu demektir. Bu ruhi alem ile ruhumuzun kemaliyle Allah'ımıza yakınlığı ondaki artık Rabbımızdan bir kanal açıldığı zaman keşke açabilsek. Hicret nedir? Bir dönüştür. Hicret bir mekandan diğer bir mekana. Nefsimizin arzu ve isteklilerinden rabbımıza yöneldiğimiz zaman onun vereceğini hesap edemez kimse. Sen tuuta, habibim sen iste verilecek, buyuruyor. Öyle verilir o ki ashabına, rabban sana verecek, sen de razı olacaksın habibim. Bunun tarifi yok. Şimdi evet, haklıyız biz. Neden? Çünkü görmedik. Haklı değiliz de, böyle ifade ediyoruz. Görmedik. Allah'ımızın kalbe indirmiş olduğu o varidatla, o ilhamat-ı ilahiye ile, o cezbe-i ilahiyle aktardıklarını bir görsek o zaman anlayacağız. Şimdi büyüklerimiz diyor ya, ne bilsin tadını an, asel göster, basel göster. Eğer tatmamışsa diyor bala ne anlar?
Soğan gözüne daha güzel görünür diyor. İnşallah öyle olmaz çalışacağız ama. Niye bir araya geliyoruz biz? Mesela hep kardeşlerimizin bir değeri var, bir kıymeti var. Hepsi bir Allah'ımızın ayat-ı ilahiyyesidir. Hepsinde bir hikmet var, hepsinde bir mana var, hepsinde bir sır var, hepsinde bir sır var. Şuraya geliyoruz ki biz de o manevi ballardan tadalım diye geliyoruz. Biz de sizin sayenizde erişebilir miyiz diye duvabik. Kısaca söyleyeyim, şu vücudunu maddi olan yönlerini tamamen manada eritmiş. Yani Rabbımızla olmuş, Rabbımızla bitmiş o. Fenafillah olmuş o. Benliğini tamamen eritmiş, hicret bu. Buradaki ifade de Allah'ımızdan gayrı hiçbir şey gönlünde kalmamaktır. Hicret ve vaktimizi çok iyi bir kontrol altına alıp nasıl geçtiğini hayırla mı şerlemi bunu devamlı murakabe edip gözetleyeceğiz. Mazi ve müstakbel arasındaki anımızı en güzel şekilde kullanabilmek.
Şimdi vakitleri sıralamışlar. Diyor ki bu bir müridin yaşayacağı bir husus. Nefis halini, nefsani durumu ilahi kılıçla kesip mahvetmekte, takınacağımız edep ilahi rızadır, teslim olmaktır ve ilahi takdir, ne akıyorsa oradan ona rıza gösterebilmektir. Olsun yüksek makamlarda olsa imrenmemiz de güzeldir. İmrenerek dikkat etmeye çalışırız inşallah. Ve vaktun niame, nimet vakti. Edebi nedir? Adabuhu eşşuk bir nimete kavuşunca şükretmek. Şükür ne demek? Şükür saatte bulunmak demektir. Bunların hepsi ayrı ayrı bir konu. Ve vaktu ta ibadet vakti. Allah'tan bir nimet olduğunu bilmektir. Rabbamızın ihsanını görmektir. Ve vakdud masiye, Allah korusun masiyet vakti. Allah'ımıza yönelmek sadece beden değil, kalp ile de ona ulaşmak. Yine izah buyurmuşlar. Ve hüvelnedi yekunu huduruh halet devam. Şimdi nasıl izah edeceğiz?
Huzur hali mutmainne sıfatı, raziyeten merziyye hali, fecir suresindeki son üç ayet, Allah'ımızın hitabına erdiği vakittir. Seydeye vardığı zaman Rabbimizin kulum nidasını duyduğu vakittir o. Bunları yaşayamayacak mıyız biz? Öldükten sonra. Öldükten sonra her şey biter. Ölmeden evvel bunları yaşamak. O zaman ahtü misaka Allah'ımıza vermiş olduğumuz sözü riayetle gayretsin. Efendim bu devamlı bir huzur içerisinde olmak ve iştigaluz zahir indehu layyemnehudurahu. Mesela onun gündelik işleri de var, insanlarda var vesaire. Onlarda ne de huzuru his kaybolmuyor. Erişmiş artık. O halinde de huzur içerisinde ve diğer kimselere de örnek oluyor. Ve huduruhu layemnav, iştigale zahir, onun o huzur hali, manevi hali layemnav, engellemiyor. İştikale zahir, zahiri işleri yapmaya mani olmuyor. İşte bir yere çekilip orada hapsolmak şeklinde değildir. Daha da devam ediyor, çok uzun konu ele alınmış.
Hep devam ediyor. El vakdud daim, onu söyleyip bitirmeyeceğim. Bulunduğumuz anı her zaman rabbımızın razı olduğu şekilde geçirmek. Hicri yılbaşımız mübarek olsun, gerçeğine ermeyi Cenabı Hak cümlemize nasip buyursun.