Hem enfüs, enfüs demek canımız demek. Kendimiz zat, insanın kendi şahsı. Afak dediğimiz zaman kendimizin dışı demek. Enfüs insanın kendisi ama afat dindiği zaman kendimizin dışında olanlar manasına gelir. Bu enfüsle afak üzerinde İmam-ı Rabbani, kalpte Sallallahü Sırrı Hazretleri çok durur. Mutlak biz namazımızın şartları olarak ne yaparız kıbleye döneriz biz. Ama onlar kıbleye sadece namazda dönmekle kalmaz. Onlar yatağın içerisinde de kıbleye dönerler. Nasıl dönerler? Bu yatakta yatıyorum ama kabirde nasıl yatacağım bu halimledir. Bu dilimin gıybetiyle, bu dilimin iftirasıyla, bu dilimin yalanıyla, bu dilimin onun bunun aleyhinde konuşmasıyla artık diğerlerini buna kıyas edip ben nasıl yatarım der ve bu tefekkürle kıbleye yönelmiştir. Ağzına lokmayı götürürken de acaba helal mi haram mı, inşallah anlamaya çalışırız, aklımızı çok iyi kullanacağız. Aklımızı zayi etmeyeceğiz.
Şu aklını zayi edenler değil bu dediğimiz. Bu ben ruhumdan ruh üfledim diye nurunun ilka edilişindeki aklı söylüyor. Demek ki İbrahim aleyhisselam kavminden zaten Nemrut'la bir mücadelesi var. Kavmi kabul etmediler. İbrahim Aleyhisselam yillarca mücadele etti, kabul etmediler. O da ben Allah'a gidiyorum dedi. Musa Aleyhisselam'ın da Duhan suresinde dedi ki eğer siz bana inanmıyorsanız ben de sizin içinizden çıkıp gidiyorum. Demek ki bunun da bir dozajı var. Efendim İbrahim aleyhisselam hicret etmiştir. Bunu incelersiniz. Ashab-ı Kehf'in hicreti var, Kehf suresi on üçüncü ayet celîlede. Hiç ve Habeşstan'a olan hicretler vardır vesair güçlerden bahis buyurun tarihte geçer. Allah'ımızın Kitabı Kerim'in de hicret edenlerin karşılığı muhacirdir. İnananları sıralamaya tabi tuttuğumuz zaman ilk sırayı muhacirler alır. Neden muhacirler alır bunu sadece ayet numaraları ile söyleyebilirim.
Enfal Suresi yetmiş dört, Tevbe Suresi yirmi, Müddessir Suresi bu başlı başına uzunca ele alınacak ve istikamet bulacağımız ayat-ı ilahiyeden birisidir Müddessir Suresi, beşinci Ayet-i celile. Ali İman Suresi yüz doksan beşinci Ayet-i celleye, Nisa Suresi yüzüncü Ayet-i Celile bize muhacir ne demektir, ensar ne demektir bunu anlatır. Daha neyi anlatır bulunduğumuz yerde hicret etmeyi de anlatır. Hicret sadece bir mekan bularak işte Bilecik'ten Kütahya'ya, Kütahya'dan Eskişehir'e güç etmek değildir. Sadece mekan olarak ele alınmaz. Zaman olarak da ele alınır. Daha değişik şekillerde de hicret, talip buyurur. Fakat biz Hicretin bir lügavi sözlükte anlamını söyleyelim. Hicret terk etmek, ayrılmak, bir yerden bir başka yere göç etmek demektir. İstilahi yani kullanımda, ne deriz biz buna?
Müslümanın gerçek fert olarak, hani bir birey olarak gerek fert olarak gerek de bir topluluk olarak cemaat olarak inançları yüzünden eza görmeleri sebebiyle bir yerden bir başka yere göç etmesine verilen isimdir. Artık zihinsel olarak anlamı vesair manaları tarif edilir. Demek ki Hicretin manası terktir. Yalnız terk ederken bizim düşüncemiz çok önemlidir. Evet terk edebiliriz, bir yerden diğer bir yere gideriz. Bir beldeden diğer bir belde ama niye çok önemlidir. Neden önemlidir? Ümmül Kays hadisesinden dolayı. Müslümanlar hicret ediyor. Yalnız bunlardan bir tanesi var ki, Ümmül Kays ile evlenmek için hicret ediyor. Bunun için niyet önemlidir, buyrulur ki, Bunun için niyet önemlidir. Buyurulur, kişinin eline geçecek olan niyet ettiğidir. Kişinin eline geçecek olan niyet ettiğidir. Veren önemli hadise de nedir, hicrettir. Sebebi şu, dinimizde çok önemli bir husustur bu.
Sebebi hicret eden kimsenin başına gelmeyen bela, musibet, sıkıntı, eza hiçbir şey yok. Onun gördüğü kadar bir eza yok, ondan dolayı. Mesela hicret edenlerden El Muhacir bin Kuntuz diye bir zat demezler. Onun adı El Muhacir'dir. Ölünceye kadar muhacir dinmiştir. Çünkü Efendimiz gerçek muhacir budur. Tabii yıllar oldu da bu Berat hacı şimdi, cezasını görmüş, Doğu Türkistan'dan gelen mübarek bir zat. Çok dar bir alanda neredeyse ürünü geçirmiş. Şu tırnaklarını bile duvarlara gövde sürtmek suretiyle kesmiş, nasıl ecralar, nasıl sıkıntılar bir yolunu bulup kurtulur. Öyle kolay bir iş değil İzzet. Boşuna o sıraladığımız ayat-ı ilahiyyede ele alınmıyor. Boşuna o sıraladığımız ayat-ı ilahiyyede ele alınmıyor. Boşuna o sıraladığımız ayat-ı ilahiyyede ele alınmıyor. Boşuna o Yani basit bir hadise değildir hicret. Biz şu anda bu Hicretin tarifleriyle meşgulüz ve içini mutlak doldurmamız lazım.
Fülama-i Kiramımızın görüşlerini de ele alarak ifade etmemiz icap eder, hicret hadisesinde. Hicret demek ki yalnız tebdili mekan olarak ele alınamaz. Gerçek muhacir Allahu Teala'nın nehyettiklerini terk edendir. Inşallah hata etmedik. Asıl muhacir Rabbimizin yasakladıklarından kaçan kimsedir. Kolay mı? Şimdi Rabbımızın yasakladıklarından, bu artık müesseseleşmiş bir durum. Öyle hatalar, öyle haramlar var ki bu müesseseleşmiş artık. Nasıl kurtulursun? Bundan kurtulabilmek her yiğidin karı da değildir. Arabasıyla giderken durduruyor bir harama bakmak için. Gelin bu cihetlerine gitmeyelim, elhamdülillah öyle inanıyorum. Efendimiz buyururlar sallallahu aleyhi ve sellem ashabım arasına temiz bir gönülle girmek istiyorum. Bana sahabemden söz getirmeyin diye. Biz kardeşlerimizi temiz görüyoruz. Karıştıranları da başım tacı kabul ediyor. Neden? Sebebi şu, ariflerden bizzat varmış.
Herkes bunu severmiş. Demişler ki bunun kusuru var mı acaba. Biri demiş ki bunun bir kusuru var. Yahu yapma herkes seviyor, işte herkes sevdiği için kusurlu. Muhalifi yok demişler. Her nebinin bir inkar edeni bir de ortalığı karıştıranı olur. Bu evliya için de geçerlidir. Bu olacak. Sevimli kardeşlerim bak hicret anlatıyoruz. Eğer orada zulüm olmasa, orada isyan olmasa, orada kötülük olmasa bunlara kim muhacir diyecek. Şimdi cihat edeceksiniz. Düşman olmasa ona karşı, ona karşı bir çabaya girilmeyecek olsa, bir mücahede nasıl, nasıl siz bu tabiri kullanabilirsiniz? Olacak. İçimizde şeytan, dışımızda şeytan sıfatlı insanlar. Böyle hicret edeceğiz. Hudil ah. Af yolunu tutacağız. Bak çoğu kardeşlerimizin inşallah burada yoktur. Görüştüğüm yerleri de söyledim. Bazı aralarında sıkıntılar, doğru. Birinin geldiği yere bir diğeri gelmek istemiyor. Anlatıyorlar kardeşlerimiz.
Bizde şahit olduklarımız çok. Ne yapacağız? Hudil-al. Af yolunu tutacağız yoksa olmaz. Hele şu zamanda müminlerin birbirlerini bağrına basacağız ama. İman kopuyor deyip kucaklayacağı bir zaman. Hudil-al. Hicret ediyoruz biz şimdi. Kinden, nefretten, buğzda, gayızdan, şefkate, merhamete, sabırsızlıktan, ilmiyete, cezalandırmadan affa hicret ediyoruz. Hulil af, af yolunu tut ve ömür bil or, iyilikle emretme ve batıllardan da uzaklaş, yani onunla meşgul olma. Şimdi Üstad-ı Ali'miz, iltihal buyurdular. Hep böyle sıkmayayım sizi. Keşke belli bir yere geçsem de buyurdular, bu hadiseyi de hiç unutamıyorum. Mürşidimiz buyurdu ki oğlum hocadan, hacdan çekinme, konuş dedi bize. Demek ki cesaret verirmiş efendim, üstadımız. Oğlum dedi çekinme on iş dedi. Ben de korkuyorum, çekiniyorum. Çok hakim insanlar var, üstadımız güzel yetiştirmiş.
Onun emin ol ders alanı şöyle dursun, bir nazar ettiği, şöyle ona sevgi duyan bile çok kıymetlidir. Oradan illa evradlı ezkarlı diye bakmayın. Şimdi bakmak da önemli, onların bakması da çok mühim. Şimdi bizim bakışımız önemli. Yalnız bu bakışlar bazen feyiz yerine zehir de olabilir. Bu ne demek? Evet, ulemayı kiramla konuşuyorum. Bazen feyiz zehir olarak da dökülür. Yahu hani seni ağlıyordun, yanıyordun, yatırıyordun, Sendeki aşkla muhabbet bambaşkaydı, biz seni örnek alıyorduk, seni anlatıyordun bize sadatı kiramı, ne oldu? Feyz artık zehir olarak dökülmeye başlıyor. Sebebi gönüldeki itirasıdır. Bu kaydı gördüm kıymetli bir hocamızla üstadımızın kütüphane dediği açık, hayatını kütüphane dediği bir zata sordum. Dedim hoca efendim böyle bir kayıt, doğru dedi. Eğer dedi gönlünde itiraz meydana gelirse dedi, o zehir olarak değişir dedi. Fikri de değişir, zikri de değişir, her şey değişir.
Bundan Allah'a sığınır, işte bu cinnetine neden gittik biz? Hudil-ah. Biz bu yönüne bakacağız. Hep güzel taraflara bakacağız. Bizim işimiz değil o. Öyle olanlara da yol göstermek bir edeptir, bir erkandır ve acımamız icap eder. Ne dedik biz? Biz hilmiyete, gazaptan, hinden, nefretten hilmiyete, nefsani hallerde ruhani hallere dönüş olarak da tarif etmeye çalıştık. Demek ki hudil af, af yolunu tut, iyilikle emret, cahillerden de yüz çevir. Yani meşgul olmak çünkü batırır biz. Hayatımızı mahveder, hep hayırlı insanlarla olmak bizim kurtuluşumuzdur. Hicretten gaye İslam'ı yaşamaktır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem fitne içinde ibadet, bana hicret etmek demektir, buyururlar.
Artık kötülüğün tamamen yerleştiği, hacınılmaz bir hal aldığı, kötülüğün hacınılmaz bir hal aldığı, işte bu menhiyat olmazsa işler yürünmez dendiği, o kötü düşüncelerden de Müddessir suresindeki beşinci Ayet-i Celile eğer geniş ele alacak olursa bu kolay bir hadise değildir. Alışılagelen bir kötülüğü terk etmek kadar zor bir şey yoktur. Sığarayı bir kardeşimiz terk etti. Ama öyle bir zor terk etti ki, diyor ki külünü bile yiyesim geliyor diyor. Şimdi diyor o sığaranın külünü bile yiyesim geliyor, zor. Bunun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem asıl muhacir kötülüklerden hicret edendir buyuruyor. Artık diğer hususları başka bir zaman sizi yormamak