Hicret din uğrunda beldesini, hanesini, akraba ve taallukatını, emvalini ve kafirlerin komşuluğunu terk ederek diyarı İslam'a nakletmektir. İptida-i İslam'da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretlerinin Medine'yi teşrifleriyle Mekke'nin fethinden evvel hicret farz idi. Fakat Mekke'nin fethinden sonra farziyeti nesh olup sünnet olarak baki kalmıştır. Fetih, Mekke'den mukaddem, Bedir ve Hudeybiye vakalarında henüz İslamiyet Şevket bulmamış olduğundan Şevket-i İslamiyenin teccidi için Mekke'deki Müslümanların Medine-i Münevvere'ye hicretlerine şiddetle ihtiyaç vardı. Fakat fetih Mekki'den sonra İslamiyet kuvvet bulmuş olduğundan izzet etmek herkesin kendi ihtiyarına terk edilmiştir. Hatta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Fetihten sonra hicrete lüzum yoktur Hadis-i Şerif'e bu mana-yı müeyyittir.
Bu Hadis-i Şerif'te beyan olunan hicretin inkıtaı Mekke'den Medine'ye hicretin inkıtaına mahsustur. Yoksa hicreti bilkülleye nefyetmek manasını mutazammın değildir. Çünkü hicrete sebep dine hizmet ve İslam'ın şevketini tezyid gayesidir. İşte bu sebep her nerede ve her ne zaman mevcut olursa hicret lazımdır. Binaenaleyh İslamiyet'in zaafa düştüğü bir zamanda Müslümanların bir iklime içtima ederek ehli İslam'ın küffara karşı kuvvetini izhar etmeye üzüm görülüyorsa Müslümanların o iklime hicretleri vacip olur. Kezalik bir beldede ehli İslam'ın azlığından dolayı dinini muhafaza edemeyen kimseye dinini böyle ikame edecek bir İslam beldesine hicret etmesi vacip olur. Şu halde hicretin sebebi hicrete ihtiyaçtır. Binaenaleyh her ne zaman hicrete ihtiyaç nasıl olursa hicret etmek bir emri lazım olduğu cihetle hicret ile yevm-i kıyame, hicret bakidir.
Fahr-i Razi, Hazin ve Nisaburin'in beyanlarına nazaran Ayet-i celîlede Ashabtan Hazreti Bilal, Suheyb, Habbab, biz Ebu Cendel r. A haklarında nazil olmuştur. Ayet-i celile Ayet-i celîlede mealen o kimseler ki onlar düşmanları tarafından zulüm olunduktan sonra Allah'ın rızasını tahsil için hicret ettiler. Elbette biz onları dünyada güzel bir makamda işgal eder ve rızık veririz, buyrulmuştur. Çünkü bunlar Kureyşiler dinlerinden döndürmek için çok eza yaparlardı. Hatta Hazreti Bilal Radıyallahu Anh Mekke'nin dışında yatırılıp karnının üzerine kaldıramayacağı ağır taş koymakla eza ettiklerini görünce Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh satın alıp kölelikten azat ettiği ve diğerlerine de envai eza ve cefa I reva görmeleri üzerine hicretlerine müsaade olunmak üzere bu ayet celilenin nazil olduğu mervîdir.
Bu ayeti celilede hicret ile murat Cenabı Allah'ın rızasını tahsil ve dinini muhafaza için vaki olan hicret olduğuna işaret için hececerufillayı varid olmuştur. Biz Allah'ımız nasip buyurursa hicretin manevi yönü üzerinde duracağız ve başlık olarak aldığımız konu şu, hicret bütün mahlukatta mevcuttur. Hicretin doruk noktası da miraçtır. İnşallah gelecekte görüşeceğimizin ana esası budur. Velhasıl dinini muhafaza için hicret eden kimsenin dünyada enva-ı haseneyi cami bir mekana iskan olunacağı ve ahirette dahi daha büyük yere ve ali derecelere nail olacağı ve onların son derece sabır tevekkül sahipleri olduğu ve eğer muhacerette olan faziletin hakikatini bilmiş olsalar daha ziyade sabır ve ibadete sa'y ü gayret edecekleri bu ayetten istidlal olunmaktadır. Yine ayeti celileler var.
Bazı önemli hususları mesela Müslüman olduğu halde kafirlerle teşrik-i mesai ederek Müslümanlar aleyhine çalışmak suretiyle hem dinine hıyanet hem derdini İslam'a ihanet edenleri dünya ve ahirette Cenabı hakk'ın cezaya ve azaba duçar edeceği anlaşılmaktadır. Ayet-i celile'de Kafirlere gayri müslimlere güç ve kuvvet veren, rükün olan, destek olan onların yaşantısı gibi yaşantıyı tercih eden yemede, içmede giyim, kuşam ve hayatının her bölümünde onları tercih eden kimselere ateşin dokunacağı beyan buyrulmuştur. Burada dikkat edilecek husus Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimizin sünneti Muhammediyesine sarılarak Nuh'un gemisi gibidir, buyuruluyor anlatılırken İslam'dan. O gemiye Sünneti Muhammediye'ye riayet ederek binmedikçe kurtuluş mümkün değildir.
Beyzavini beyanı vechile dinin ahkamını ikameye muktedir olamayan bir kimsenin bulunduğu beldeden diğer bir beldeye hicret etmesi vacip olduğu ifade buyrulmaktadır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadisi şeriflerinde bir kimse dini sebebiyle bir arza hicret ederse velev ki firar edip hicret ettiği mesafe eski beldesine bir karış olsun. O kimse için cennet vacip olur. Refiki pederi İbrahim ve Muhammed Aleyhisselam olur buyurmuştur. Biz Sami Efendi Hazretlerinin de hicretine şahidiz. Adana'dan bir gün içerisinde Ankara ondan sonra İstanbul'a hicret ettikleri Medine-i Münevvere'ye hicret ettikleri üstadımızda iki defa Cahsen Efendi hazretlerine zuhur etmiş ve o zuhurunda bu Hadis-i Şerif'i okuyordu. Şimdi okuduğumda bundan öncekileri okuduğumda derhal gönlümde belirdi. Demek ki boşuna bir iş yapmamışlar. Bulunduğu yerden birkaç defa bazı yerlere hicret buyurmuşlardır.
Mesela Bayezid Bistami Hazretleri'ni ülkesinden beş defa çıkarmışlar, Çıkaranlara hiç başını çatmamış. Mesela Hz. Osman radıyallahu anh kendisini şehit edeceklerini bildiği halde o kimselere karşı kerih bir durum göstermemiştir. Allah'ımıza son derece bağlı kimselerdir. Burada anlayacağımız Allah için bir karış da olsa kendi beldesinden bir başka yere İslam'ın ve güç kuvvet bulması için hicret ederse federi İbrahim ve Muhammed Aleyhisselam olur buyrulmuştur. Hicret niyetiyle bir hat ve atmak bir hate bir adım atmak cennete nail olmak için kafi geliyor. Ne lütfu ilahi Elhamdülillah. Fisebilillah hicret, Cenabı Allah'ın dinini ikame ve resulüne muavenet ve sünnetini ihya etmek maksadıyla vaki olan hicrettir. Hicrete mani olan iki sebep vardır.
İnsanın vatanında olan alakası ve mümkün mertebe rahat ve refahi sebebiyle vatanından ayrılırsa birtakım mihnet ve meşakkate ve maişet darlığına düçar olarak sefil olacağımı teemmül etmesidir. İkinci olarak matlubuna vasıl olamamak korkusudur ki buna da Cenabı Hak Cenabı Allah'ın ve resulünün rızasını talep etmek üzere evinden muhacir olarak çıktıktan sonra yolda vefat eden kimsenin ecrinin noksan olmayacağı beyan buyrulmuştur. Hulasa olarak niyeti hayisa ile beldesinden çıkan kimse maksadı olan beldeye varır ve ömrü vefa ederse pek çok vüs'at bulacağı ve düşmanlarını hakir ve zelil kılacak nimetlere nail olacağı ve ömrü vefa etmez ve maksadı olan beldeye varmaksın yolda vefat ederse hicretinin noksan olmayacağı ve hicretinden dolayı vaki olan kusurunu Cenabı Allah'ın mağfiret ve rızkı vasiyle merhamet buyuracağı Ayet-i cellelerden istifade edilmektedir.
Burada Ensar hakkında onların güzellikleri beyan buyrulmaktadır Tebük Gazvesi'nde Hz. Osman radıyallahu anh'ın ve sair Ashab-ı Güzin efendilerimizin yardımlarından bahsedilmektedir. Cenab-ı Hak yolunda daim ve kaim eylesin. Hicri yılbaşı münasebetiyle Sami Efendi Hazretlerinin Dualar ve Zikirler kitabında ne yapacağımız beyan buyrulmaktadır. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.