Hicretin Maneviyatı ve Dinin Korunması kaydında Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu, Gattasallahu Sirrahü'l azizin, Bedir Gazvesi ve Enfal suresi tefsiriyle inşallah birlikteliğimiz devam ediyor. Enfal suresini tefsire devam ediyoruz inşallah. Bir önceki programımızda kaldığımız yerden aktarmaya, sizlerle…
Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu, Gattasallahu Sirrahü'l azizin, Bedir Gazvesi ve Enfal suresi tefsiriyle inşallah birlikteliğimiz devam ediyor. Enfal suresini tefsire devam ediyoruz inşallah. Bir önceki programımızda kaldığımız yerden aktarmaya, sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. O kimseler ki onlar Mekke'de iman edip Resulullah'a muavenet etmek ve beraberlerinde bulunmak üzere Medine'ye hicret ettiler. Malları ve canlarıyla fisebilillah düşmanlarıyla cihad ettiler. O Medine ahalisi ki Ensar-ı Kiram'dır, onlar da muhacirleri kendi evlerine oturttular ve yardım ettiler. Muhacirlerin düşmanlarına karşı yekdil, gönül birliğiyle ve yek vücud olarak muhacirlere muavenette bulundular. İşte şu evsafı cami olanların bazısı bazısının dostudur.
Ve o kimseler ki onlar iman ettiler de Mekke'den Medine'ye hicret etmediler. Ey müminler size hicrette muvafakat etmeyenlerle sizin aranızda irs hususunda münasebet yoktur. Binaenaleyh onlar size siz onlara varis olamazsınız. Çünkü irse verasete dair aranızda velayet yoktur. Bu hüküm onlar hicret edinceye kadar devam eder. Eğer hicret ederlerse o zaman yekdiğerinize varis olursunuz ve eğer onlar din hususunda sizden yardım talep ederlerse onlara yardım etmek sizin üzerinize vaciptir. İlla herhangi bir kavmi kafir ki onlarla sizin beyninizle aranızda muahede olursa ve onlara karşı müminler yardım talep ederlerse yardım etmek vacip olmaz. Çünkü sizinle muahede sevk etmiş olan kafirler hakkında ahde riayet etmek vacip olduğundan ahdin hilafına ehli imana muavenet etmek naksi ahd olacağından özrü mucip olur.
Özürse caiz olmaz ve Allahü Teala sizin amellerinizi görücü ve bilici ve amelinize göre cezanızı vericidir. Vacib Teala ve Tekaddes Hazretleri bu ayet I celilede Muhacirini ve Ensar'ı Sena buyurmuştur. Çünkü Muhacirinin bir kısmı eski dinleri olan putperestliği terk ederek rızayı İlahiyi aramak üzere iman ederek vatanlarını ve mallarını ve akrabalarını terk edip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz hazretlerine muavenet maksadıyla hicret ederek silah vesaire gibi hazırlıkları da olmadığı halde Bedir Gazası gibi mühim kazalarda din düşmanlarıyla muharebe ettiler.
İslam'ın zayıf olduğu bir zamanda böyle mühim vakalarda bulunmak malını, canını fedaya hazır olarak her şeyi göze almak, dini İslam'ın esasını kurmak ve temelini atmak ve ihlasına sa'y etmek, gayret etmek mezayayı İslamiyenin yani İslami meziyetlerin en büyük mertebesi olduğu cihetle Cenabı Hak muhacirini sena buyurduğu gibi Ensar-ı Kiram'ı da Kemal-i İkbal ile onları kabul edip ihtiyaç zamanı muhacirine kardeş gibi ikramda bulunduklarından onlar da Sena-yı ilahiye mazhar olmuşlardır. Bu ayet-i celile ahkamınca İslam'da muhacir ve ensardan bazıları bazılarına varis olurlardı. Ancak Müslim olarak hicret etmek veyahut ensardan olmak lazımdır amma küffardan akrabaları varis olmadığı gibi hicret etmeyen Müslüman akrabaları dahi varis olamazdı. Bu iki sebepten birisi bulunmayan velev ki akrabadan olsun Muhacirlere ve Ensar'a varis olamazdı.
Hicretin Maneviyatı ve Dinin Korunması ne anlatıyor?
Hicretin Maneviyatı ve Dinin Korunması kaydında Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu, Gattasallahu Sirrahü'l azizin, Bedir Gazvesi ve Enfal suresi tefsiriyle inşallah birlikteliğimiz devam ediyor. Enfal suresini tefsire devam ediyoruz inşallah. Bir önceki programımızda kaldığımız yerden aktarmaya, sizlerle…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Fahrirazi ve Nisaburi'nin beyanları vechile Muhacirîn-i Kiram'ın menakıb-ı alası ve faziletinin balası olan imanda Ensar üzerine sebkat etmeleri ve çok zaman Kureyş tarafından kendilerine vaki olan belalara sabrı tahammül etmeleri ve vatanlarından ayrılmakla arız olan birtakım meşakkat ve mazarrata göğüs germeleri gibi birçok mezayı yağda meziyetlerde ensar üzerine Faik olup İslam'da muktedabi, rehber olduklarına işaret için Kuran'da Muhacirinle Ensar zikrolunduğunda Muhacirîn, Ensar üzerine takdim olunarak zikrolunmuştur. Zira mühim mesailde temel atanlarla sonradan iltihak edenler arasında çok fark vardır. İbtida-i İslam'da ehli İslam yekdiğerine ülfet ve ünsiyet ederek birbirlerine muavenet etmeleri ve bir noktada içtimaları lazım gelip aralarında tefrika ve nefret caiz olmadığı cihetle hicret vacib idi.
Çünkü ehli imanın içtimı o zamanda hicretle husul bulacağından hicrete ihtiyaç vardı. Binaenaleyh şu vacibe riayet edemeyenlerle riayet edip hicret edenler beyninde arasında hırs hususunda miras hususunda velayetin kesilmesi beyan olunmasıyla ehli iman hicrete teşvik ve tergib bulunmuştur. Yalnız velayetin kati hırs hususunda olup din hususunda hicret etmeyenlere icabına göre yardım etmek hicret edenler üzerine vacip olmuştur.
Ulasa ibtidai İslam'da iman edip de hicret edemeyenlerle hicret edenler arasında irs cari olmadığı, velakin hicret edemeyenler hicret edenlerden yardım isterlerse yardım etmek vacip olduğu yalnız ehli iman ile muharebe etmemek üzere muahede akdetmiş bir kavim aleyhine yardım isterlerse o kavme karşı nakz-ı ahdederek yardım etmek caiz olmadığı ve Allahü Teala nakz-ı ahde edenlerin hallerini bildiği ve gördüğü binaenaleyh ahde riayet lazım olduğu bu ayetten müstefad olmaktadır. O kimseler ki onlar kafir oldular. Onların bazısı bazısının dostudur. Çünkü onlar akillarından maksat olan ihtidayı sa'y etmek ve kendilerini İrşad için gönderilen nebilerine iman etmemek hususunda yekdiğerinin velisidir. Eğer siz düşmanınız olan kafirleri dost ittihaz ederseniz yeryüzünde büyük fitne ve fesat olur.
Yani kafirlerin bazıları bazılarının dostu olup ehli İslam aleyhine birbirlerine muavenette bulununca ehli İslam'a vacip olan dostlarını ve düşmanlarını bilip dostlarına muhabbet ve düşmanlarına adavet üzere bulunup onları dost tutmamaktır. Eğer bilakis düşmanları olan kafirleri dost ittihaz ederlerse bilcümle yeryüzünü ihata eden belalar ve büyük fitneler zuhur eyler ki önünü almak da mümkün olamaz. Fahr-i Razi ve Nisaburî'nin beyanı vechile ehli İslam'ın kendilerini hakir ve zelil görmekle kafirleri ali görerek onlara meyli muhabbet etmeleri ilacı bulunmaz bir derttir. Çünkü kafirler ehli imana daima buğz adavet üzere bulunduklarından her zaman ehli İslam aleyhine fırsatı intizar yani fırsatı kollarlar ve fırsat düştükçe ehli İslam'ı zaafa düçar etmeye gayret ederler.
Müslümanların kafirlere muhabbetleri sebebiyle kafirlerin adatı ahlaklarını taklit etmekten ziyade ehli İslam için bir felaket olamaz. Çünkü kafirleri taklit adet ve ahlak İslamiyenin tedricen sükutuna badi olacağı cihetle ırkı İslam'ın zaafa düçar olacağından şüphe yoktur. Bu ise İslam için bayisi inkırazdır. Yani çöküşü hazırlayan sebeplerdendir. Binaenaleyh kafirleri daima düşman bilmek ve şerlerinden hazer sakınmak üzere bulunmak ehli İslam için vazayif-i diniye yani dini vazifeler ve mühimme cümlesinden önemli vazifeler cümlesinden olduğuna işaret için Cenabı Hak bu ayeti celile'de ehli İslam'ın onları dost ittihaz etmeleri büyük fesadı mucib olacağını beyanla tavsiye buyurmuştur. İşte bu ayet-i celiğiyle ehli İslam için büyük bir derstir çünkü ayette üç hüküm vardır.
Birincisi kafirlerin birbirlerine dost olmalarıdır ki dost daima dostuna yardım eder ve fırsat buldukça düşman addettiği millete ihanet eder. Binaenaleyh hiçbir kafir milleti İslam'ı diğer kafir üzerine tercih etmez. İkincisi, Ehl-i İslam'ın kafirleri dost ittihaz etmelerinin yeryüzünde fitne olmasıdır. Çünkü kafirleri dost ittihaz edince ehli İslam onların fena ahlakıyla tahakkuk eder, ahlaklanır ve onların dostluğuna mağrur olarak aldanarak adatı İslamiye ve an'anatı milliyeyi terk ederek her terakkiyi onlardan bekler ve onları ali ve kendilerine hakir görmekle kuvve-i umumiye zaafa uğrar ve metanetini kaybeder. Binaenaleyh kafirler Diyarı İslam'a hücumla akillara hayret verecek fitneler zuhur eder. Üçüncüsü, kafirleri dost ittihaz etmek büyük fesadı mucib olur. Zira fitne olan yerde fesat olacağı şüphesizdir.
O kimseler ki onlar imanla beraber vatanı aslilerini terk ile hicret verdin-i mübin'e muavenet ve rızayı Bariyi tahsil için a'day-ı dinle din düşmanlarıyla muharebe ettiler ve o kimseler ki onlar muhacirleri kendi evlerinde oturttular verdin İslam'ın temelini kurmaya ve aleme dağılmasına gayret ve Muhacirlere yardım ettiler. İşte şu iman edip Resulullah'a muavenet etmek için hicret etmek ve fisebilillah mücahede etmek ve Muhacirini hanesinde iskan edip dini mübin-i Muhammediye yardım etmek gibi evsaf ve mezayayı aliyeyi yüce meziyetleri kendisinde toplayan kimseler ancak hak ve sabit olarak mümin-i kamillerdir ve onlar için Rablerinden günahlarını setretmek gibi mağfireti azime ve güzel rızıklar vardır. Vacib Teala ve Tekaddes Hazretleri bu ayet-i celilede Muhacirin ve Ensar'ı birkaç cihetle medhü sena buyurmuştur.
Çünkü bundan evvelki ayette zikrettikten sonra tekrar zikretmek, hallerine ihtimam, şan ve şereflerine tazim ifade ettiği gibi Hakk'an mümin olduklarını beyan etmek imanlarında sebat ve kalplerinde itminan olduğuna ve sarsılmaz bir itikada malik olduklarına delalet eder. İşte bir müminin şu saadete nail olabilmesi ancak ciddiyet üzere iman etmek verdin uğrunda fedayacağına hazır olmak ve fütursuz sa'y ü gayret ve azimet-i sadıka sahibi olmak ve lezzet-ı cismaniyeyi terk ile her türlü fedakarlığı ihtiyar etmekle hasıl olacağı bu ayetten müstefad olan fevaid cümlesindendir. O kimseler ki onlar Mekke'nin fethinden sonra iman ederek hicret ettiler ve seninle beraber düşmanla muharebeye hazır oldular. İşte şu evsaf-ı cami olanlar sizin kardeşlerinizdendir. Vezi rahmi muharrem olanların bazısı bazısına Allah'ın kitabında ve hükmünde evladır. Zira Allahutaala her şeyi bilicidir.
Binaenaleyh hükmü yerli yerindedir. Yani o müminler ki onlar Bedir, Hudeybiye, Mekke'nin fethi gibi mühim vukuattan sonra iman ettiler de dini mübini i'la için bazı gazalarda seninle beraber muharebede bulundular Ve dini İslamı terviç ve Sünen-i Muhammediye'yi ihya ve tamim etmek üzere mallarını ve canlarını fedaya hazır oldular. İşte şu evsaf-ı cami olan kimseler sizin ihvanı dininizdir. Binaenaleyh onları kendi nefsiniz gibi sevmeli ve onlara riayette kusur etmemelisiniz ki cümleniz aileyi vahide gibi tek bir aile gibi olup düşmanlarınıza karşı kuvvetinizi muhafaza edesiniz ve beyinlerinde aralarında karabet olan müminler yakınlık olan müminler birbirlerine hükmü ilahi ve ahkam-ı Kuraniye ile ecanibden daha elyak, daha layık ve daha yakındırlar. Zira irs hususunda, varislik hususunda akraba birbirine varis olurlar ama ecanip birbirine varis olamaz. Yabancılar birbirine varis olamaz.
Zira dekaik-ı esrara vakıf olan, yani çok ince sırlara vakıf olan Allah zülcelal ve Tekaddes Hazretleri kulları arasında kimlerin kimlere münasip olacağını bildiğinden ilminin muktezasına göre hükmetmiştir. Hükmünde asla hata olamaz. Fahri Razi ve Hazin'in beyanları vechile bu ayet-i celile de Bağdü lafzından murat Fethi Mekke'den sonra demektir. Çünkü Fethi Mekke'den evvel henüz İslam Şevket bulmamış olduğundan Müslümanların Medine'ye hicretlerine şiddetle ihtiyaç vardır. Fakat Fethi Mekke'den sonra İslamiyet kuvvet bulduğundan ve Mekke-i Mükerreme de bilad-ı İslamiye meyanına dahil olduğundan hicrete ihtiyaç kalmamıştır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin fetihten sonra hicrete lüzum yoktur hadisi şerifi de bunu müeyyittir. Bunu te'yid eder. Bu hadisi şerifte beyan olunan hicretin inkıtaı Mekke'den Medine'ye Hicretin inkıtaına mahsustur ve illa Hicret İlahiyam baki ve meşrudur.
Hadis-i Şerif'te nef yoğununan hicret vücubidir. Yoksa bilkülliye hicreti yani hicreti tamamıyla nefyetmek, ortadan kaldırmak değildir. Çünkü hicrete sebep dine hizmet ve İslam'ın şevketini teshid arttırmak ve herkes mükellef olduğu ahkamı yoluyla eda edebilmektir. Şu sebep her nerede ve her ne zaman mevcut olursa hicret lazımdır. Binaenaleyh İslam'ın zaafa düştüğü bir zamanda Müslümanların bir iklime içtima ederek ehli İslam'ın küffara karşı kuvvetini izhar etmeye lüzum görülüyorsa Müslümanların o iklime, o beldeye hicretleri vacip olur. Kezalik bir beldede ehli İslam'ın azlığından dolayı dinini muhafaza edemeyen kimseye dinini yoluyla ikame edecek bir İslam beldesine hicret etmesi vacip olur. Şu halde hicretin sebebi ihtiyaçtır. Binaenaleyh her ne zaman hicrete ihtiyaç mesh ederse hicret etmek bir emri lazım olduğu cihetle hicret kıyamete kadar bakidir.
Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bir bölümünü daha burada bitirmiş oluyoruz. Bedir Gazvesi ve Enfal suresi tefsirini ele aldığımız bu bölümümüzde inşallah bu eserimizi nihayete erdirdik. İnşallah İhsan Mektebi'nin bir sonraki bölümünde sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu bir başka eserini seslendirmeye, bir başka eserini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. İnşallah tekrar buluşmak ümit ve arzusuyla.
Kaynak: Genel
Hicretin Maneviyatı ve Dinin Korunması | Mihmandar