Merhaba sevgili dostlar. İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan hicret ve infak konulu sohbeti sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Hicretin mühim bir mesele olduğuna ve hicreti terk etmek muhataralı yani tehlikeli olduğuna ve hatta aciz ve muztar olan bile daima fırsata muntazır olmak, fırsatı kollamak ve bulunduğu mahalden emin olmamak ve kalbi hicrete muallak olması lazım olduğuna işaret için ahit-i celilede asa lafzıyla, rica suretiyle varid olmuştur.
Bulasa dar-ı İslam'a hicret mümkün iken hicret etmeyip kafirlerle teşrik-i mesai ederek ehli İslam'a karşı harbe kıyamla nefislerine zulmeden kimselerin melekler ruhlarını kabzettikleri zaman siz niçin hicret etmediniz ve neden kaldınız diye soracakları, onların da meleklere cevaben biz yeryüzünde ezilen bir cemaat idik diyecekleri, meleklerin ise Cenabı Allah'ın arzı geniştir, hicret etmeliydiniz diyerek cevaplarını reddedecekleri ve binaenaleyh onların makamları cehennem olacağı ancak erkek kadın ve çocuklardan bihakkın mazur olup da hicret edemeyenlerin ve kafirlerden kaçmak için hileye ve kaçacak doğru yola muktedir olamayanların azaptan ve meleklerin tekdirinden müstesna oldukları ve zayıf olup da hicret edemeyenlerin kusurlarını Cenabı Allah'ın af buyuracağı ve Hak Teala ve Tekaddes Hazretlerinin Gafur ve Rahim olduğu bu ayetten sarah eden anlaşılmaktadır.
Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh'ın hilafetinde Hazreti Halid Bin Velid radıyallahu anh kumandasında Irak Fütuhatı sırasında iki Müslüman hicret etmediklerinden yanlışlıkla katledilmiştir. Vaka da şöyle olmuştur. Abdullah'a Bin Ebi Rahm ile Lübeyt bin Cerir şerefi İslam ile müşerref olmuşlar. Hatta İslam olduklarına dair yanlarında Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh'ın da mektubu varmış. Fakat harp esnasında kendileri düşman kumandanı yanında bulunduklarından hücum sırasında kumandanla beraber katledilmişlerdi. Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh bu iki Müslümanın hatan katledildiğini haber alınca ikisinin diyetini Beytülmalden vermiş ve çocuklarına da bakılmasını emretmiştir. Hazreti Ömer radiyallahu anh da bunların katlinden dolayı itiraz etmişse de Hazreti Sıddıyk cevaben ehli şirk ile konup göçenler düşüp kalkanlar böyle kazaya uğrayabilirler demiştir.
Sure-i Nisada Hak Teala Hazretleri şöyle buyuruyor. Eğer bir kimse muhaceret ederse yeryüzünde bol hayır bulur ve eğer bir kimse Allahutaala'nın rızasını talep ve resulüne itaat için hicret edici olduğu halde annesinden çıkar da sonra yolda matlubuna kavuşmadan mevt erişirse, yani ölürse onun ecri muhakkak Allahutaala üzerine olur. Allahutaala kullarının günahlarını setredici ve hicretlerine sevap ihsan etmekle merhamet buyurucudur. Hicret Cenabı Allah'ın dinini ikame ve resulüne muavenet ve sünnetini ihya etmek maksadıyla vaki olan hicrettir. Hicrete mani olan başlıca iki sebep vardır. Birincisi insanın vatanında olan alakası ve mümkün mertebe rahat ve refahi sebebiyle vatanından ayrılırsa birtakım mihnet ve meşakkate ve maişet darlığına düçar olarak sefil olacağını teemmül etmesi.
Cenabı Hak azze ve celle Hazretleri bu teemüle mukabil rızkı kesir ve vusatı maişete nail kılacağını beyan ile cevap vermiştir. İkincisi de matlubuna vasıl olamamak korkusudur ki buna da Cenabı Hak Hazretleri Cenabı Allah'ın ve Resulünün rızasını talep etmek üzere evinden muhacir olarak çıktıktan sonra yolda vefat eden kimsenin ecrinin noksan olmayacağını beyan ile cevap vermiştir. Bu ayet-i celilenin sebebi nüzulü. Beyzavi'nin beyanı vechile Cündeb bin Amre isminde bir şeyhi fani hasta olduğu halde Medine-i Münevvere'ye hicret etmek istedi. İki oğluna beni salak koyun, omzunuza götürün, dedi. Mahdumları da emrine itaatle omuzlarında götürdüler. Mekke'ye yakın Ten'im denilen mahalle gelince ölüm emaresini gördü. Bu hasta ihtiyar sağ elini sol eline vurdu. Ey benim Rabbim şu elim senin ve diğer elim Resulün içindir.
Resulün her neye biat ettiyse ben de onun biat ettiği ahkama biat ettim dedi ve vefat etti. Medine'ye gelse de vefat eyleseydi ecreti tam ve ecri ziyade olurdu demeleri üzerine bu ayeti celilenin nazil olduğu rivayet edilmektedir. Ulasa niyeti halisa ile beldesinden çıkan kimse maksadı olan beldeye varır ve ömrü vefa ederse pek çok vüsat bulacağı ve düşmanlarını hakir ve zelil kılacak nimetlere nail olacağı ve ömrü vefa etmez ve maksadı olan beldeye varmaksızın yolda vefat ederse hicretinin noksan olmayacağı ve hicretinden dolayı vaki olan kusurunu Cenabı Allah'ın mağfiret geniş bir rızkla merhamet buyuracağı bu ayetten çıkarılmaktadır. Yani bir nevi ganimet malı ki harpsiz küffardan alınan maldır. İşte bu mallar önce müstahak olan fukarayı muhacirin içindir ve onlar o kimselerdir ki kafirler tarafından cebren ve kerhen memleketlerinden ve mallarından çıkarıldılar.
Halbuki onlar Allah'tan rızık ve rıza talep ederler ve onlar Allah'ın dinine ve resulüne bir hakkın yardım ederler. İşte şu evsafı haiz olanlar imanlarında doğru ve sadıklardır. Muhacirinin ganimet mallarına istihkaklarına sebep olarak altı sıfat beyan buyrulmuştur. Birincisi fakir olmaları, ikincisi muhacir olmaları, üçüncüsü memleketlerinden ihraç olunmaları, dördüncüsü dünyada rızık ve ahirette rıza talep eylemeleri, beşincisi Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme yardım etmeleri ve altıncısı imanlarında sadık olmaları. Gerçi bu ayet-i celile zamanı saadetteki ashabı Muhacir'in hakkında nazil olmuş ve mevridi has ise de hükmü ammdır. Binaenaleyh umum Muhacirin din kardeşlerimiz hakkında varidtir. Hadisi şerif fukara-yı muhacirin zenginlerden beş yüz sene kadar evvel cennete gireceklerdir, der.
Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde sizlere hicret ve infak başlıklı bir sohbeti Musahabe serimizin üçüncü cildinden aktarmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah.