Hicret Ve Manevi Arınma Yolculuğu kaydında Elhamdülillah Rabbi olan gökleri ve yeri, karanlıkları ve nuru yaratan Cenabıhakk'a salat vesselam ise onun resulüne ve resulünün ehli beytine ashabına ve onların yolunda gidenlere olsun. Mahlukatın en şereflisi olan insanları Allahü Teala kendisini tanısın, ona ibadet etsin diye yaratmıştır. Demek ki insanların asli görevi Allah'ı…
Elhamdülillah Rabbi olan gökleri ve yeri, karanlıkları ve nuru yaratan Cenabıhakk'a salat vesselam ise onun resulüne ve resulünün ehli beytine ashabına ve onların yolunda gidenlere olsun. Mahlukatın en şereflisi olan insanları Allahü Teala kendisini tanısın, ona ibadet etsin diye yaratmıştır. Demek ki insanların asli görevi Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir. İnsanlar için de Allah'ı celle celalühu en çok tanıyan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sonra da alim olanlardır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ben içinizde Cenabı Hakk'ı en çok bileninizim ve Allah'tan Celle Celalühü en çok korkanızım buyurmuştur. Halıküllem gezen'e saygı ve sevgi duyarak bu mübarek ayda hicri yıl başında hicretle alakalı Muhacirinin Rabbi Zülcelal'imiz tarafından kötülüklerinin örtüldüğü, günahlarının yok edildiği Enfal Suresi yetmiş dördüncü Ayet-i Celile'yi Cemile'de bildirilir.
Mevla yüzü'l Celalimiz eserini Bu ayeti celile-i cemile hicret hakkında diğer hiçbir ayat-ı ilahiyeye saygımız sevgimiz olmakla birlikte hepsini cami bir Ayet-i Celile diyebiliriz. Çünkü hem hicret edenlere hem de muhacirlere yardım edenlere beyan edilmektedir. Ama burada öyle bir güzellik vardır ki Rabbi Zülcelal'imiz onların kötülüklerini örtüyor. Ne buyuruyor Halık Lem'ize iman edip hicret eden ve Allah yolunda cihada katılanlara onları barındırıp yer, yurt sahibi yapanlar ve yardıma koşanlar işte bunlar hakkında mümin olanlardır ifadesi kullanılmaktadır Esselam. Iman edip hicret eden ve Rabbimizin yolunda cihada katılanlarla onları barındırıp yer, yurt sahibi yapanlar ve yardıma koşanlar işte bunlar hakkıyla mümin olanlardır.
Mevlamız onlara öyle bir ikramda bulunuyor ki Esselamü levum mafiratün ve rızkun kerim bunlara bil mağfiret ve ifadede zorlanabileceğim rızk-ı kerim değerli bir rızık vardır diye buyrulmaktadır. Mevla-yı Zülcelal'imiz Tevbe Sure-i Celile-i Cemilesinde yirminci Ayet-i Celile'de derecelerinin yüksek oluşunu ifade buyurur. Bakın Halıkımız esani. İman edip hicret eden, mallarıyla, canlarıyla Rabbimizin yolunda cihad edenler, Rabbimiz katında en yüksek dereceye sahiptirler. Işte bunlar murada ermiş kullardır buyurulmaktadır. Demek ki Mevla yüzülcelal'miz bunlara dereceler ihsan buyuruyor. Derece öyle havanın şiddetini, sıcaklığını, soğukluğunu örten ölçen bir derece değil yer ile sema genişliğinde olan bir nimettir, ikramdır. Hiç şüphesiz Rabbimiz katında bir fazilettir. Sonra Muhacirin Mevlamızın yolunda eziyete zahmetlere katlanmışlardır.
Al-i İman suresinde yüz doksan beşinci Ayet-i Celile-i Cemile'de Mevla-yı Zülcelal'imiz onların nasıl bir sıkıntı çektiğini haber veriyor. Esteailübillah ayeti celile bayağı uzun biz çekmiş oldukları zahmetlerle alakalı olan kısmına baktığımız zaman Ayet Rab'lere de dualarına şöyle icabet buyurdu, kesin olarak ben içinizden gerek erkek, gerek kadın her hayır işleyenlerin işlediğini boşa gidermem. Hiç şüphesiz karşılığını bire on olarak veririm en az. Ballukun mimball gerek kadın gerekse erkek her hayır işleyenlerin işlediğini boşa gidermem buyuruyor. Hicret edenler ve yurtlarından çıkarılanlar, benim yolumda işkenceye uğrayanlar, cihada gidenler ve bu uğurda öldürülenlerin günahlarını ben elbette örteceğim. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağı. Allahu indehu hüsnü onlar Rabbimiz katından tasavvur edemeyeceğiniz bir sevaba kavuşacaklar. Sevabın en güzeli Allah katındadır.
Hicret Ve Manevi Arınma Yolculuğu kaydında Elhamdülillah Rabbi olan gökleri ve yeri, karanlıkları ve nuru yaratan Cenabıhakk'a salat vesselam ise onun resulüne ve resulünün ehli beytine ashabına ve onların yolunda gidenlere olsun. Mahlukatın en şereflisi olan insanları Allahü Teala kendisini tanısın, ona ibadet etsin diye yaratmıştır. Demek ki insanların asli görevi Allah'ı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Allah katından artık hesap edemeyeceğiniz bir sevaba kavuşacaklar. Nasıl Azameti ilahiyesini tarif etmek mümkün değilse azametine göre de Cenabı Hak verecektir. Daha sonra Allahü indehu hüsn-ü sevab sevabın en güzeli Rabbimiz katındadır buyrulmaktadır. Sonra Mevla-yı Zülcelal'imiz hicret edenler için Nisa Suresi yüzüncü ayeti celilede hicret eden kimselere yurdunda bolluk ve cümlesinde bolluk ve bereket bulacağı çünkü bazı sıkıntı içerisinde olanlara cevap olarak ifade buyurulmaktadır. İşte biz gideceğiz ama gittiğimiz yerde ne yiyeceğiz, ne içeceğiz dememeleri için Halık Kalem gezer onlara lütfundan ve kereminden bol bol rızıklar, ihsan buyuracaktır. Nisa Suresi yüzüncü ayeti celilede Esail billah ve mennühecir fi sebilillah. Kim Rabbimizin yolunda hicret ederse Yecit fil ar dem müravaman yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur.
Hem yeri bulur hem de genişlik hem ruhi manevi hem de maddi genişliğe nail olur. Bereketleri ihsan eder Cenabı Hak ona. Ve her kim Allah'a ve peygambere hicret maksadıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse Ayet-ü cellenin devamı o. Ve her kim Allah'a Celle Celalü ve Peygambere hicret maksadıyla sallallahu aleyhi ve sellem evinden çıkarsa ve çıktığında fümme yudrikul mevt ve ve sonra da kendisine ölüm gelirse fekad ve ba ecruhu alaallah muhakkak ki onun ecri Rabbimize düşer ve kenallahu ve fura rahime Cenabı Hak çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Hicret etmenin artık mükafatı ecri ifade buyrulmaktadır. Sonra hicret kavramı bu göçün bir memleketi, bir yeri terk etmenin dışında puta tapma ve çirkin hallerden kaçma manası da verilmiştir.
Müddessir suresine baktığımız zaman essaim lillah hia Ey elbisesine bürünen Resulüm kalk artık insanları uyar ve Rabbini büyükle, öyle bir büyüklükle büyükle ki tarif edemiyorum, o tarifi zor ve Rabbini artık büyükle yani yüce Rabbini yüceliğini an Türkçe'de karşılığını olmadığını bu ifadelerin her zaman söylüyor. Ve rabbekef hekef bir ve rabbini artık ula ve elbiseni öz benliğini hem elbiseni hem de yüreğini temizle ve o pislikleri artık defeyle hem çok sunarak verdiğini çok görerek başa kalkma ve Rabbin için de sabret, buyrulmaktadır. Burada asıl demek istediğimiz estailü billah verrucuze feccu ve o ve o kötülükleri artık def eyle. Burada maddi ve manevi bütün kirlerden arınmamız haber verilmektedir. Hicret dendiği zaman, hicret, muhacir bir şeyi terk eden demektir. Kuran-ı Azimüşşan'da otuz bir yerde geçmektedir.
Kötülüklerden hicret ve İstilau's-sufi sufilerin dilinde, gale ba'dum el muhaciru illallah, hüvel münkati ve ilallahim min gayirillah Allah'tan başkasından tamamen kesilip ona yönelmek demektir. Cenabı hakk'ın dışındakilerden ayrılmak bize Al-i İman, Sure-i Celile-i Cemilesinden Mevla-yı Zülcelal'imiz yedi kavran haber verir. On dördüncü ayet-i celiledir. İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerde altın altın ve gümüş ve yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler gibi şeylerin sevgisi güzel gösterildi, bezendi. Fakat bunlar dünya hayatının geçici menfaatidir. Oysa güzel sonuç Allah'ın katındadır, buyrulur. Sonra Tevbe suresinde de geçmektedir. Yirmi dördüncü ayet-i celilede biz sekiz tane kavram görürüz. Maddi Allah'ımıza kavuşmamıza mani olan engellerdir. Bu da esrarı. Kul inkana abaukum ve ebnahukum ve ihvanukum diye devam eder.
En sonunda da bizim şiddetle riayet edeceğimiz bağlanacağımız esaslar şu şekilde haber verilir. Ayet-i celile-i cemilesi ile cihadın hem maddi hem manevi manevi içimizde nefis ve şeytan nefsin arzu ve istekleri dışımızda da din düşmanlarına karşı cihad etmek, kan dökülmesini önlemek, insanlığın hayata kavuşmasını madden ve manen temin etmek, Allah ve resulüne sevgi, aşk ve muhabbetin duyulması haber verilir. Bu maddi değerlerin terk edilmesi değil de bunlara imanla tasarruf etmektir. Mesela altın gümüş diyoruz. Bunu yolunda sarf edebilmek, helal yoldan temin etmek, hem kendimizi, ailemizi, çocuğumuzu, çoluğumuzu helal lokma ile yetiştirmek, bunun yanında, bunun yanında hem de fakirini ve yoksulunu düşünmek muhtaçına infak etmektir. Burada hicret tarif buyurulurken, hicret irfan mertebesinden sonra gönlü Rabbi Zülcelalimize çekilen insanların yapacağı manevi bir yolculuktur.
Yine hicret anlatılırken hicret Allah'ı zülcelal'e bir tekerrürptür. Manevi bir yaklaşmadır. Zaman ve mekan diye bir şey kalmaz. Tayyi mekan içerisindedir onlar. Bu yerler ayaklarının altında dürülür. Hiçbir misal vermiyoruz ama nasıl yapsam, nasıl içsem Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne Hint diyarından bir grup gelir, derler ki efendim bizim padişahımız, idarecimiz, irtihal etti, sizden bir padişah istiyoruz, bizi idare edecek bir kimse. Abdulkadir Geylani Efendimiz düşünürler, evlatları içerisinde birisi devamlı hilafet ister, baş olma arzusu içerisinde. Onu tespit eder, ona da der ki evladım bize bir helva hazırlığı. O helva hazırlığı içerisindedir, der ki seni seni bu gelen heyet bizden bir baş istiyor ülkelerine, ben de seni münasip görüyorum.
O estağfurullah efendim estağfurullah değil ama içinden oh, elhamdülillah, bize de bir görev düştü, bir yerin artık idareçisi olacağız diye sevinir ama dışında estağfurullah estağfurullah efendim layık değilimdir, beraber giderler, on bir sene kadar orada devlet reisliği yapar. Yalnız bir anlaşmalar var, Buhari Geylan Efendi buyururlar ki her şeyi yarı yarıya bölüşeceğiz. Tabii efendim yarı yarı ne demek, hepsi sizin. Sonra Abdülkadir Geylan Efendimiz o dervişlerden olan evladını ziyaret için yola çıkar. Tabii çok büyük hazırlıklar yapar, karşılar, ikramlar, ihsanlar, icazlar, tarifi mümkün değildir. Her şeyi ortaya koy. Sonra Abdullah Halid'e gelen efendimiz buyuruyorlar ki seninle bir anlaşmamız vardı, şeyi yarıya bölecek, efendim, bahşüstüne, her şeyi olduğu gibi yarıya bölerler, buyurur kimsenin bir de evladın olmuştu, onu da yarıya bölmemiz lazım.
Çocuk gelir, Abdülkadir Geylane benmiz bir kılıçla çocuğu yarmak isteyince ikiye ayırmak istediğinde derhal o müridinden olan o memlekete idareci olarak tayin edilen kimse belinden Kasaturayı çıkarır, Abdülkadir Geylani Efendimizin göğsüne doğru. Nasıl bu çocuğu sen ikiye ayırabilirsin diye atmak istediği zaman derhal böyle kaldırıp da göğsüne indirirken bir de bakar ki helva karıştırıyor. Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan budur. Onlar öyle bir hale gelirler ki yer onlara sanki dürülür ayaklarının altında. Bunu anlatmak istesem bitiremem, tüketemem. Çünkü onların artık bedenleri ruhlaşmıştır. Nasıl ki Miraç hadisesinde Efendimiz aleyhissalatu vesselam çok kısa bir zamanda yatağı soğumadan yapıp gelmiştir. Ta iki aylık olan yol Mekke'den Kutsi Şerife kadar gitmişler, tekrar dönmüşler bir aylık yol iki ay. Sonra semakatlarını geçiyorlar.
Semakatlarını, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, semakatlarını geçiyor. Rabbi Zülcelal'imizde mükalemede bulunuyor. Birçok hadiseler, cenneti, cehennemi her şeyi müşahede ediyor. Acayip haller, yatağı soğumadan geliyor. Bu Efendimiz için sallallahu aleyhi ve sellem mucize ama bir velide zuhur edecek olursa keramet olarak meydana gelir. Misalleri pek çok burada demek ki hicret anlatılırken Cenab-ı Hakk'a yakınlıktır. Onlarda zaman ve mekan diye bir kayıt yoktur. Hicret, tarif buyurulurken bir lahza da olsa bir lahzana bir an demek. Bir anda olsa Rabbımızdan gafil olmamaktır. Bir nefes dahi ondan gafil olmamak. En büyük ızdırabı da zaten bundan duyarlar. Yine hicret onlarda tarif buyurulurken gönüllerinde öyle bir ateş vardır ki o ateş Rabbimizin aşkı ve muhabbetinden dolayı kendilerini yakarak ona kavuşma arzu ve isteği içerisinde olurlar.
Bu tarif de Abdülkadir Geylani, Haddesallahu Sırra hazretlerindendir. Nedir hicret? Eşref el-Cürcani kelam alimidir. Rahmetullah Ali el-Hicrah, küfür beldesinden, küfür beldesinden İslam beldesine hicret etmek, yönelmektir. Hicret kısımlarına ayrılır, birkaç kısma ayrılır. İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri bunu izah buyururken birincisi fethi Mekke'ye kadar olan bir hicrettir. Bunun dışında bir hicret daha vardır ki bu da Kalp Kabe'sinin fethi için nefsani arzulardan Mevla-yı Zülcelal'e yönelmektir. Kalbin Kabe'sinin fethine ulaşmaktır diye tarif edilmiştir. Nasıl ki Mekke'ye fethi için geldiklerinde bütün Kabe'nin etrafındaki putlardan Beytullah arındırılmışsa kalp Kabe'sinin de nefsani arzu putlarından kurtulması demektir diye izah etmişlerdir. El Hicra nedir hicret?
Ahmet bin Nacibe Rahmetullah Ali Hazretleri İsyan yerinden ibadet ve taate ve Gafletten uyanıklığa, hiçbir gaflet hali olmadan her zaman uyanık Mevla yüzcül Celal'e dönmek, tatilinde bile, tuttuğu oruçta da öyle, kıldığı namazda da öyle, zekatında da öyle, Allah için sevgisinde, buğzunda, iyilik emir kötülüklerden nehyetmesinde, bütün davranışlarında, abdestinde, guslünde, her şeyinde uyanık olmak. Abdestte uyanık olmak ne demek? Ellerimizi yıkarken elimizin dışını yıkıyoruz ama yapmış olduğumuz elimizle hatalara da tövbe etme uyanıklığı içerisinde olmaktır. Geçmektir. İlmel yakinen aynel yakine ve hakkal yakine geçmektir. Nedir hicret? Hicret kıyamete kadar farz olan bir taattir. Sehl bin Abdullah edtüsteri Rahmetullahi Ali Hazretleri buyuruyor. El Hicratu farudun ila yevmili kıyama minel cehni ilel ali, cehaletten ilme.
Artık itikadi bilgiler, inanç hususunda malumat sahibi olmak, birinci kuşak diye tarif ettiğimiz Ashab-ı Kiram'ın yolunda olmak, ikinci kuşak selef dediğimiz zaman budur. İkinci kuşak tabiundur. Onlar sahabe-i kirama, onların görüş ve fikirlerine uygun bir şekilde hareket ediyorlar. Üçüncüsü tebei tabiun, onlar da tabiine efendimiz aleyhissalatu vesselamdan vahyi artık vahyin kaynağından istifade eden, tabiin de vahyin kaynağından istifade eden ikinci kuşaktır. Üçüncü kuşak da bu nimetlere mazhar olan kimselerden hiç bozulmadan İslam'ın esaslarını öğrenen kimselerdir. Daha sonra acayip hallere düşerek düşerek işte Rabbi Zülcelal'imiz için el isnadı, Rabbi Zülcelal'imiz için yüz isnadı, Rabbimiz için arşın üzerinde oturuyor. Buna ulama-i buna buna ulema. Bunlar hakkında bu nedir? Buna iman icabiler.
Biz buna inanırız ama keyfiyetin nasıl olduğu Allah'ımızın Allah'ımızın Celle Celalü, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra Cenabı Hak dünya semasına nüzul eder, iner, dua eden yok mu duası kabul edilecek, istiğfar eden yok mu istiğfarı onun yapmış olduğu özür dilemesi mana olarak bağışlanacaktır, özrü kabul edilecektir, isteği verilecektir. Cenabı Hak dünya semasına iner çılgınlığından kurtulup keyfiyeti bunun nasıl olduğu meçhuldür, belli değildir, iniş rahmetidir ve mağfiretidir diye ulema-i Kiramımız kaydı koymuştur. İmam Gazali Rahmetullahi Ali Hill Bari yedi şekilde bunu izah buyurur.
Bunda Kehf der, bunda sunt der, bunda dili uzatmamak, sükut etmek artık bunun tevilini Allah'u zülcelal'e bırakmak yalnız verrasikune fil ilim ilimde derinleşen, ilimde derinleşenin sadece bir maddesini söylüyorum dört tane hususiyetinden itminanül kalp kalbinin tamamen huzura ermesi, o Rabbımızdan Rabbımızdan da ondan razı olduğu merdiye sıfatına eren kimselerin ancak gönlüne inen ilhamat ile haber vermesidir. Allah'ımızın bildirmesi üzere ilime dönmektir. Ve minenin isyanı ileriki unutmaktan devamlı zikre ve Allah'ımıza Celle Celalühu vermiş olduğumuz ben sizin Rabbiniz değil miyim kitabında galu bela evet Rabbimizsın demek sureti bu ahdi her zaman kafamızda, gönülümüzde, beynimizde sıcak tutma ve unutmamaktır Rabbamıza vermiş olduğunuz sözü.
Mümin masiyetiyle ta günahtan ibadet ve taat ve minel musaliyle tövbe kalbin, kalbin duymuş olduğu manevi hazlardan bile geçip Rabbimizi bulmaktır demişler. Eehince malum olacak bir husustur bu. Aslında bir kere şeri emirlere muhalif olan bütün hareketlerden azalarınızı korumaktır. Şer'i emirlere riayet ederek günahlardan sakınmaktır ve kalben de kalben de uhrevi nimetlerin hız ve lezzetinde işte cennete gireriz, köşklere otururuz, altından ırmaklar akar, oradaki meyvelerin artık hesabı yoktur diyerek Vakıa suresinde vetehir suresinde de geçer. Rahman suresinde geçer, Vakıa suresinde geçer. Anlatılır. Öyle nimetler ki diye devam eden ila ahir-ı zurre bu nimetlerden de, bu nimetlerin hazzından da kurtulmaktır, hicret demiş Mevla-yı Zülcelal'imizin sevgili kulları. Nedir bunlar? İşte yemin sahibi cennet ehli olanlar da onlar dal bastı kirazlar.
Öyle kiraz ki her bir dalında yetmiş iki çeşidi var. Sıvama muzlar içinde uzamış bir gölge, çağlayan bir su, birçok meyve içinde bulunurlar. O nimetler ne eksilir, nemen edilir, onlar yüksek döşekler üstündelerler. Biz onları hurileri yani onları yeniden inşa etmişizdir. Bunu inşallah yeri geldiğinde izah etmeye çalışırım biz izni-i teala. Onları hocalarına aşık hep yaşıt bakireler yaptık, bunlar ashabı yemin cennet ehli insanlar içindir diye buyruluyor. Hep bu nimetlerden neden uzak olmak? Zaten öyle bir zevke nail olurlar ki mukarrebun olan zümre bunları demek bile onlara ağır gelir. Çünkü manevi nimetlerin içerisinde olurlar ve onu isterler cennetin maddi olan menkul ve menkulat evlenmeler, yemeler ve içmeler değil manevi nimetleri ile mütenahindirler, onlar nimet içerisindedirler. Bu hazlardan da kurtulmaktır diye tarif buyrulmuştur. Daha birçok izahları var. Mesela hicret yeri.
Nedir hicret yeri? Bu bir kinayedir. Muhammedi nura kavuşmaktır demişler. Yani uzun ifadenin en son hülasası bu. Muhammed-i Nur'a sallallahu aleyhi ve sellem gelişmektir izahını yapmışlardır. Mesela birinci hicret olarak Habeşistan'a hicret. Bunu erişmektir. Nedir yani? Nefsin kötülüklerinden kurtulup bundan hicret edilip kibrinden, benliğinden, dünyaya aşırı arzu ve isteklerden, hayvani duygulardan, bunlardan kurtulup kalbindeki iman güzelliğine, azamet-i ilahiyeden titreme, haşyet güzelliğine, münip ona dönüş güzelliğine erişmektir diye tarif edilmiştir. İkinci olarak hicret tarif edilirken Nur-u Muhammediye'ye nefs-i mutmainne hali olmakla daha sonra bu hale nail olduktan sonra Muhammedi nuru bulmaktır. Nur-u Ahmediye denmiştir. Buna eğilmek diye tarif edilir. Sonra izzetin batini olan şekli vardır ki zahiren insanlarına batınen de mevda ile olmaktır.
El-hicretü'l-batîniyye diye ifade edilir. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın. Velhamdülillahi Rabbil alemin.