Hicret Ve Cihat: Nefis Terbiyesi Ve Ruh Arınması kaydında İman, hicret ve cihad. Bu üç büyük haslet birbirine bağlı olarak birbirinden sonra gelir. Hicret, imandan sonradır, cihat da hicretten sonra. İman etmedikten sonra, hicrete mahal de yoktur, sebep de yoktur. Heva ve hevesle cihat ancak şehvetleri terk ile ve terk ettikten sonra başlar. Bu da yine gelecek konu. Buyuruyor ki Müellif…
Hicret Ve Cihat: Nefis Terbiyesi Ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
Hicret Ve Cihat: Nefis Terbiyesi Ve Ruh Arınması kaydında İman, hicret ve cihad. Bu üç büyük haslet birbirine bağlı olarak birbirinden sonra gelir. Hicret, imandan sonradır, cihat da hicretten sonra. İman etmedikten sonra, hicrete mahal de yoktur, sebep de yoktur. Heva ve hevesle cihat ancak şehvetleri terk ile ve terk ettikten sonra başlar. Bu da yine gelecek konu. Buyuruyor ki Müellif…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İman, hicret ve cihad. Bu üç büyük haslet birbirine bağlı olarak birbirinden sonra gelir. Hicret, imandan sonradır, cihat da hicretten sonra. İman etmedikten sonra, hicrete mahal de yoktur, sebep de yoktur. Heva ve hevesle cihat ancak şehvetleri terk ile ve terk ettikten sonra başlar. Bu da yine gelecek konu. Buyuruyor ki Müellif Hazretleri, Kuddiselahu sırra, cihat dendiği zaman buyuruyor, cihat, hicretten sonra gelir, hicret ise heva. Heva de nefsimizin arzuları, istekleri demek. Heva o. Nefsimizin bu on beş madde halinde izah ederler heva. Ve şehevi arzular zaten bu biliyorsunuz demeye gerek yok. Yalnız bunun üç şekli var. Birincisi, bir cinse karşı duyulan arzu ve işlek. İkincisi, baş olma arzuları. Üçüncüsü de dünyevi sevgiler ve muhabbetler olarak ele alırlar. Bundan sonra Rab Teala'nın rahmeti umulur. Hicret iki kısımdır.
Birincisi, suri hicret ki zahirde bir beldeyi terk edip diğer bir beldeye göçmektir bir İslam ülkesine veya bir beldeye göçüp orada İslam devletini kurma manasında da vermişlerdir, asıl da bu olsa gerek. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin asrı saadetlerinde hicret, Mekke'nin fethinden sonra bitmiştir. Hadisi şerifte fetihten sonra hicret yoktur buyrulmuştur. İkincisi manevi hicret ki insanın içinde tahakkuk eder, bu da nefsin yurdundan, yuvasından kurtulup kalp Kabe'sini fethedip oradan şirk ve dalalet putlarını temizlemek için Allah'a yönelmektir ki hükmü kıyamete kadar baki olup her bir mümine farz-ı ayndır. Efendi hazretlerimiz çok güzel izah buyurdular. Birincisi, suri diyor, bir yerden diğer bir yere hicret etmek. Bu manevi olanı ise diyor, nefsin yurdundan, yuvasından kurtulup kalp Kabe'sini fethedip oradan şirk ve dalalet putlarını temizlemek için Allah'a yönelmektir.
Bu Rabbimize yönelmek Kuran-ı Kerim'de çok geçer. Münib kelimesi daha ziyade peygamberler bununla vasfediliyor, peygamberler. Cenabıhakk'a tamamen dönüş. Bu şekil olarak değil de gönül olarak tamamen dönüş. O gönül olarak tamamen dönüşün hızı, sürati hesap edilmez. Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ameller niyetlere göredir buyurmuştur. Aynı şekilde cihat da iki kısma ayırıyor Efendi Hazretleri. Hicret'i nasıl ikiye ayırdığı gibi, bir zahirde hicret, bir memleketten diğer bir memlekete. Batında olan da nefsin arzu ve isteklerinden kurtulup, kalp Kabe'sini fethedip içindeki Cenabıhakk'a kavuşmaya vesile mani olan bütün engelleri kaldırmaktır diye buyurmuş. Cihadı da nefisle cihad etmektir ki batını ıslah demektir. Birinci şuymuş küçük cihat küffar ile yapılan mücahede ve muharebedir. Büyük cihat nefisle cihat etmektir ki batını ıslah demektir. Muharebe, zahirin ıslahıdır.
Batını ıslah ise zahiri ıslahtan sonra daha zor ve uzundur. Küçük cihadın gayesi cennet ve rahmete nail olmak, büyük cihadın gayesi ise Hak Teala'yı ve cemal-i ilahiyi müşahedeye vasıl olmaktır. Küçük cihadın gayesi şehadet, büyük cihadın gayesi sıddıkıyyettir. Sıddıkların derecesi ise şehitlerin derecesinden üstündür. Bunu, Kamer Suresi'nde gördünüz. En son ayettir. Ayet chillisi. Bunu peygamberliğe bir adım kalır diye ifade ederler. Sabır, rahmet ve halka şefkat sıfatları kemaliyle tahakkuk etmeksizin o kimse İsmi Azam'ı bilmeye layık olmaz. Bu da bir konuya girdi, bir konuya girdi. İşte İsmi Azam duası nasıl elde edilir ona cevap veriyor. Sabır, rahmet ve halka şefkat sıfatları kemaliyle tahakkuk etmeksizin o kimse ismi azamı bilmeye layık olmaz. Bu sebeple cihadı ekbere ihtimam ederek nefsi ıslah hiylemek ve Hakk'a teslimiyeti kamil bir kul olmak lazımdır.
Zaten böyle olduğu zaman dönüş Cenabıhakk'a tam olmaya başlayınca, böyle o eksik kabul etmez, böyle pürüz kabul etmez, tam dönmek gerekiyor. Bu ancak rabıta ile olur, murakabe ile olur. En önemli olan burada murakebenin her an devamlı olması bizde. Az konuşmak, helal lokmaya ihtimam ve haramlardan son derece sakınmak nefsin ıslahı, tabiatın ıslahı ve kalbin safası için zaruri olan noktalardır. Sonra şuhud, şunu bir tespit etmemiz lazım. Böyle şuhud dendiği zaman bir kere nefsin mertebeleri geçirir, burada nefis mevzu bahis değil. Onların böyle nefis diye bir sıkıntısı yok. Şu şekilde de daha güzel anlaşılır. Bir zulümatdan perdeler var, bir de nurdan perdeleri var. Artık şuhud deyince nurdan perdeleri aralıyor. Nur suresinde, nurun ala nur, nur üzerine nur, o böyle tecelli eder. Meşhud dediği Cenabı Hak, onunla huzur içerisinde olmak. Bir kere Mevla'yı bulmuş.
Zaten bulduğu zaman ona başkalarına dönmek kadar büyük sıkıntı olmaz. Diyorlar ki cehennem ateşinde yanmaya razıyız, yeter ki ondan ayrılmayalım kalbimiz diyorlar. Nasıl bir hadise? Idrak ehli. Bu idrak, dereke fiilinden dereke aşağı manasına gelir, aşağı manasına gelir. Kuran-ı Kerim'de ashab-ı ne? Münafıklar cehennemin en alt derecesinde diye buyruluyor. Burada derin bir tefekkür, derin bir anlayışla diyor zuhur eder. Hak ile, hak ile, Allah ile Celle Celalühu, hakkım şahadetdir. Biz bunu şu şekilde düşünelim. İmrenme manasına ve de yavru duvardan tuta tuta zor yürüyor. Bir anda emekliyor. Emekliyor. Ondan sonra yastığa dayanıyor, duvara dayanıyor, zor yürüyor. Ondan sonra da güç buluyor, kuvvet buluyor, koşmaya başlıyor. Şimdi bizim durumumuz mal ve bu hakikat yolunda kamillere mahsustur diyor. Bize mahsus değil mi? Hepimize mahsus ama asıl yaşayan onlardır. Buyuruyor.
Burada nefis, mevzu, bahis değil, onu geçmiş. O geçti dediğimiz mutmainne hali huzur halidir zaten. Amellerin kabul noktası da odur. Şimdi Cenabı hak müttakilerden kabul eder, buyuruyor. Müttaki olmak, Cenabı Hak'tan hakkıyla korkmak da bu temizliği teminledir. Biz misafirimize çay ikram etsek bulaşık, kirli bir bardaktan çay ikram etmiyoruz. Temiz bardaktan sunuyoruz. Allah'ımız kalbimizin temizliğini istiyor. Ancak huzurlu bir kalp ile gelen müstesna buyruluyor. Yunus Emre'nin de Rahmetullah aleyh güzel sözü var. Onu şu şekilde buyuruyor, temiz et gönül evini, dost gelecek, kondurmaya. Bir de deseler ki akşam işte misafiriniz gelecek, hemen haber veririz eve, misafir odamız tertemiz olsun. Çünkü konuklarımız gelecek deriz. Değil ki gönle inecek varidat, varidat böyle oturur veya yemek yer, gezer, işiyle meşgul, bu anda gönlüne ilahi nurlar birden iner. O anda gözü yumulur zaten.
Çünkü onu hiçbir şeye kıyas edemezsiniz, o huzur hali. O bükülür kalır. Bir de Sami Efendi Hazretleri, O her zaman huzurun içerisinde ani böyle bir varidat ilahi olduğunda annemiz işaret edermiş. Babanız şu anda meşgul, onu işgal etmeyin diye. Bu bir salikte olmaz mı? Olur, dikkat ederse olur mu? Bu şuhud nedir? Hüvel-l muayyen bizzat açıktan görmektir, bizzat açıktan görüyor. Cenneti görüyor, ateşi görüyor, ne diyeyim? Tecelliyatı ilahiyeyi görüyor, hem esmanın hem sıfatları hem zatı. Ve devamül murakabe, bu huzura girince, bu nimete kavuşunca öyle dikkat etmişler ki şu boyun kemikleri dışına çıkacak şekilde eğilmişler ilahi huzuru temin için ve buna gelişince doyamıyorlar ve uykunun bir sıkıntısı olmuyor Zariyat suresinde samimi. Onlar gecenin az bir kısmında buyurdular diye buyruluyor, gecenin az bir kısmında. Az bir uyku tifayet ediyor.
Zaten o uykuları da gündüz ne halde iseler gece de ruh o alemlerde oluyor. Efendimizin bir sorusu var. Keyfe esbahte ya Zeyd, nasıl sabahladın ya Zeyd demesinin anlamı büyüktür. Biz zannediyoruz ki rahat yaptın mı öyle değil. Hangi tecellilere mazhar oldun? Çünkü o söylüyor, Diyor ki benim yanımda çamurla altunun bir farkı yok, cennetleri açıktan görüyorum, diyor. Büyüklerimizde de sulaha, salihlerde de bu var. Birbirleriyle görüşürler vedirlermiş geceyi nasıl geçirdiniz diye. Bu gece dalın belin ağrıyor mu değil, gönlüne ne nurlar indi diye bunu söylüyorlar. Bir safayi glu bihim, bunu temin etmek kalplerinin temizliğiyle ve humusi basayirihim alavethil yaki, Öyle kaideler koydu ki o yakin hali ile gönül gözlerinin nurlanmasıdır. Onlar da zuhur eder diye buyruluyor. O tecelli nurlarını görüyor, o tecelli nurunda haber verildiği üzere, tecelliye hasıl olduğu zaman vücudu ortadan kalkıyor.
Vücut yine aynı vücut duruyor, duruyor ama öyle bir safileşiyor ki Allah ile bir olmanın vermiş olduğu bu ilahi güzellik vücudu, dünyayı, neyi, her şeyi bitiriyor. Sadece Mevla kalıyor. Bu sebeple bir şiir yazmış üstadımız bize. Sivayı gönlüne koyma. Bak, Sivayı Allah'tan gayrı düşünceleri koyma diyor. Dedem de bunu söylüyor. Ben Sivas'ı sevmesem diyor. Allah'tan gayrı düşünceleri sevmem diyor. Artık o yok, o gelmez zaten. Es'ad Erbili Hazretleri buyurmuş, benim salih evlatlarımın semtinden de şeytan geçemez diye. Bu hali elde edince. Fakat Velilerin yücelerinde diyor, Allah'ımıza yakınlık temin eden kimselerden melekut alemine açılan bir kapıdır ve bu velilik makamıdır. Bunun üç tane mertebesi var. Birincisi, şuhudu'l ef'al, okuyun da geçeyim çünkü çok ağır bu. Allah'ımızın ef'al-i ilahiyyesinin tecellisine girmişler.
Arz ettim ya, daha ilkokulda okuyan bir kimseye kalkıp da yüksek lisansıydı, ondan sonra doçentlik, doçentliktir, profesörlüktü, bu da esir etmez ama biz imreneceğiz buna, imreneceğiz. İkincisi, sıfatlarının tecellisidir. Üçüncüsü zati tecellidir. Bak biraz olsun dememiz lazım. Bak derken bizim gibi insanlardan misal çıkmıyor, siz ayırın. Edin. Bayezıd-i Bistami gibi olacak, maruf-u terhi gibi olacak, Sam Efendi gibi olacak, böyle bir er böyle bir halife bırakır diye buyurduğu Hacı Hasan Efendi olacak. Ancak onlardan zuhur eder bu. Bu. Başkasından dikkat edenlerimizden de zuhur eder. Bayezid Bistami Hazretleri buyuruyor ki, senden seni isterim Ya Rabbi. Bunu, bunun için istiyor işte. Zati tecelliye mazhar. Daha bir izah edilmesi gerekirse, essenle ve uhve ve oh Cenabı Hak, Hak. Salihleri kendisine dost edinir. Burada iki şekli var bunun. Bir, Allah'ımızı sevenler, keşke sevebilsek.
İkincisi, niye keşke diyorsun derseniz, çünkü kafamızdaki düşünceler, gönlümüzdeki düşünceler, yersiz haller kalkmayınca olmaz o. Allah o Celle Celalü temiz istiyor. Nafileler Cenabı Hakk'a hediyenizdir, güzel yapın buyuruyor. Bir Rabbi Zülcelal'imizi sevenler, bir de Rabbimizin sevdiği kullardır. Bak Rabbimizi sevenler, bir de onun sevdiği kullar. Musa Aleyhisselam'a bir vahiyde bulundu Cenabı hak. Benim velilerimden birisi vefat etti. Onun teçhiz, tekin, cenaze işlerine bak diye. Haber verilen yere geldi, dediler ki, ya Musa, senin öyle ismini anacağın, yıkayacağın, kefenleyeceğin, kabre koyacağın bir kimse yok. Allah'ımız buyurduğu için mutlak vardır. Biraz zorlayınca var ama dediler, biz onu bir dereye attık dediler. Meğer Allah'ımızın sevdiği kullardanmış.
Aynen şey gibi, Veysel Karani, Gaddesallahu sırra geliyor Hazreti Ömer radıyallahu anh efendimizin mühim bir emaneti ona teslim edilecek. Diyorlar ki ya Ömer senin öyle ismini anacağın bir kimse yok. Var, Veysi diye bizim develerimizi otlatır. Yani biz ağladığımız zaman o güler, deli divane. Biz güldüğümüz zaman ağlar, ağladığımız zaman güler, yeri eşeler, orada kendine mahsus ne yaparsın? Dağlarda hayatını geçiren birisi, derhal anlar. Meğer insanlar gülerken ahireti düşünmüyorlar diye ağlarmış. İnsanlar ağlarken de o cennetin ve cemalin ilahi nimetlerin neşesini söylermiş. Asıl ağlanacak hallere ağlamıyoruz diyenmiş. Necm suresinde geçer İslamiyet. Ağlatan Doğu, güldürendo. Ağlatan ağadan üç şekli haber verilir. Işte bir dostundan ayrılır ağlar, günahından ağlar, bir de ilahi muhabbetle ağlar.
Alaka, güldüren, işte burada anlatılan ef'ali ilahiyyenin tecellisi, sıfatı ilahiyyenin tecellisi, zatı ilahiyyenin tecellisi ünsiyet, Allah'ımız ile dostluk, korbiyet, ona yakınlığı temin etmenin sevinci içerisindeler. Neyse şuhu, bir huyun-u re'si evil hödu dilhis, siz bu ilahi güzellikleri böyle şu gözlerinizle göremezsiniz. Bu gözler değildir onu görelim. Zaten kalbin gördüğünü gözle görür, o ayrı. Bu gözler değildir ve şu vücudunuzun da hissedeceği bir hal değildir. Nasıl izah buyursun bunu? Yaşanan bir hali. Şimdi gördüğü zaman da vücudunda da değişiklik olur mu? Bizim kıymetli bir kardeşimizdi. Erhan Çavuşoğlu, Erdiş de belediye rejiydi. Sonra oldu o sıra değildi. Böyle geldi şeklinde şemailinde başka bir güzellik var. Şimdi normal bir insanın eli var, ayağı var, gözü var, kulağı var, yüzü var, saçı var vesaire. Fakat o saç da başka, o yüzle başka, şekil başka.
Böyle bir mum sorunca şunu dedi, aleyhisselatu vesselam Efendimizi müşahede ettim dedi. Budur. Vücudun, azalarınızın hissi bu şekildedir. Bel, uyunul kulü, onu kalpler müşahede eder. Liyenhu min nuri allamil huyu, onların müşahede halleri, gaybları bilen Cenabı Hak'tan büyük bir ihsandır. Veli de, Celalullahü lillah abdi aynemi lahiratün ve batına. Allah'ımız insana iki göz lutfetmiştir. Bir şu yüzümüzde bulunan iki göz, bir de kalpte bulunan. Yan vurul batin bil batını, iç gözleri görünmeyen alemlere bakar, çantaya bakar fakat bu çantanın esrarını görür. Suya bakar suyu zahiren görür de ondaki ilahi tecellilerde görür. Bu onlara mahsus. Dikkat edersek riayet edenler de hasılen ilahi bir güzelliktir. Ve Zahir rubillahira zahir, zahirle görünür. El El insan insanda diyor şu üç mertebe var. Birincisi iman demesi, ikincisi İslam.
İşte Cebrail Aleyhisselam'ın, Aleyhisselam Efendimize sorduğu sallallahu teala aleyhi ve sellem sorular. Mel iman deyince imanın esasları, İslam deyince İslam'ın şartları, kelime-i şehadet, namaz, oruç, halet, zekat, ihsan deyince her şey bunun içerisinde. Allah'ımızı görür gibi ibadet etmek, onu göremesek dahi onun bizi gördüğünü bilerek. Bu müşahede ile murakabe anlatılırken, müşahede Allah'ımızı görür gibi ibadet etmek. Müşahede böyle hakimin karşısına çıkan kişi şahit ister, onun gibi işte, bizzat görüyoruz. O Allah'ımızın kendisini gördüğünü bilerek yapmak da bu murakabedir. Görünmeyen alemleri görüyor. O dünyada da görüyor. Eşyanın esrarını görüyor. Dersimizi yarım koyamayız. Sorulan sorunun olgunlaşması lazım. Öyle bırakılamaz. Biz bunu inşallah dualarınızı almak hasdıyla biraz izah edilmesi lazım. İttisalu şuhud, bu hale biz nasıl erişiriz? Kalpteki bütün perdeler kalkacak.
Nedir bu? Perde nedir? Bir ibadet ve taat yaparken sevap umuyoruz. İnşallah mükafata yereriz diyoruz. Mesela kabrimiz ya cennet bahçesi ya cehennem çukuru, inşallah cennet bahçesi olur diye ibadet ediyoruz. Bir, bu perde kalkacak, sevap perdesi kalkacak. Beklentisin. İşte şu kadar haccın var, şu kadar umrem var, şu kadar ibadetim var, taatim var. O düşüncelerden geçiyor, bu kalkıyor. Yaptım ama kabul olundu mu, diyor hakikate eren kimseler, bu noktada. İkinci bir perde cennetteki nimetlerden de geçiyor. İşte orada göz görmedik, gönül görmedik. Göz görmedik, kulaklar işitmedik. Kalpten bile geçirmeye kadir olunamayan nimetler var. O nimetlerden de geçecek. Ondan sonra ne olacak? Mevla'yı isteyecek. Bunu Hacı Hasen Efendi Hazretleri. Nasıl izah ediyor? Şu şekilde bizim gibi dağdan gelmiş, bağdan gelmiş. Okudu yok, tahsili yok insanı. Asanası Ama çok güzel geliyor misal.
Bir delikanlının nişanlısı var. Ona hediyeler getiriyor. O sevgisinden dolayı getirmediği hediye yok, her şeyi getiriyor. Burada tabi iltifat ediyor. İkinci bir gelişimde hediye yok. Olmayınca nişanlısı iç yüzüne bakmıyor. Delikanlı diyor ki sen benim getirdiğim hediyelerin mi aşığısın yoksa şahsımın mı? Allah'ımız Celle Celalühu güzel rüya görecek. Keşif keramet olmaz değil, olur öyle olanı bağrına basarsın. Çok ulvi alemler seyrediyorum der ama zerre kadar içinde muhabbet olmaz. Muhakkak bir yanlışlık. Böyle şifreli kapılarda şifre var, telefonlarımızda da var, bilgisayarlarımızda var, o şifreyi iyi kullanamadığımızda. O şifre iman şifresi, o şifre İslam şifresi, o şifre ihsan şifresi. Birinci perde, birinci perde sevap ümidi olmayacak, o kalkacak. İkincisi cennetteki nimetler, o da kalkacak.
Sadece burada dedik ya Bayezid'ydi, bissami diyoruz ama bu salat-ı kiram hazaratının hepsi aynı noktada. Burada aralarında fark olur mu? Olur. Şöyle olur. Peygamberlerin bir kısmı diğerlerinden üstündür. Birbirlerinden derece olarak farklı ama nübüvvet olarak, risalet olarak aynı peygamber dediler. Bunun gibi velayette de veli olmaları geneldir ama bunun yanında Kübra'sı var bu velayetin, yüksek olan kısmı var. Bir de ulyası var, daha üstün. Hacı Hasen Efendi Hazretleri'ne diyorlar ki hatmerli evliya diyorlar. O şimdi bunu bilmiyor. Kübra'yı da bilmiyor, ullya da bilmiyor ama hatmerli veli diyor arkadaşlar diyor. Ner ederseniz deyin, eski Samet Efendi Hazretleri'nin seçkin evlatları bunu söylüyor. Yanlarındayım, duymuyordum zaten. Katmerli ve onlarda oluyor, bu beldeleri açmış. Rabbımızdan başka gönüllerinde hiçbir şey yok. Ebü'l-hecab bil külli.
Rabbımızdan başka gönüllerinde hiçbir şey yok. Ebü'l-Hasani Hazretleri, biz şundan biraz çekiniyoruz, sadece o mu? O değil. Diyorum ya Sıddîk-ı Azam'dan istilazımıza kadar gelen ve günümüzde mevcut Allah'ın dostları bilemeyiz, onlar da zuhur eden bir haldir. Kırk yıl diyor Cenabı hak kalbime nazar eder, kendisinden başka hiçbir şeyi göremez. İşte bu, müşahede halim. Ashab-ı şuhu hüm kavmi müferridune bihhuduril kat. Müfferridun onlar Allah'ımızın tecellileri ile serbest olmuş. Kendinden geçmiş. Zaten bunlar sadece bir kişi olur ve aynı zamanda bir mürşid-i kamilin yanında da bulunurlar. Kendi aralarında bunu nasıl açabiliriz? Cenab-ı Hak'tan ilhamen haberleşebilir insan. Eshamnete el hemeha fücura ve takva ayet-i celîsiyle. İlahi haberler getirebilir, müferridun seçkin kimseler. Bunlar o kimselerdir ta burada ferridunu demeyebilir.
Onlar o büyük hutbiyet makamında olan kimselerimize gerektiği yerde tavsiyelerde bulunan kimselerdir. Kalp huzuruna erişmiş. Onların Allah'tan başka hiçbir meşguliyeti yoktur. Gevi de var, barkı da var. Çok da zenginler. Yerine göre çok da zenginler ama kalbinde zenginlik zerre kadar yer işgal etmiyor. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki benim çok zengin tabilerim var, kalplerinde zerre kadar dünya muhabbeti yok ama bir gömleği ile bir köşede kalmış boğazına kadar dünya muhabbeti Cenabı hakk'ın dışında ne varsa hepsini bitirmişler. Bunlar kimdir? Hum ehli kulub, gönül ehli olan kimselerdir. Şimdi kalp dendiği zaman, kalp biliyorsunuz bu vücudumuzda kanı devrettiriyor. Bir de vardır kalbin içinde. Bu sebeple Necm suresinde, mkedebel füadü merraa göz gördüğünü yalanlamadı. Bu Fu'at kalbin içindeki cemali ilahiyi seyreden noktadır. İşte o tecellilerin geldiği noktadır.
Sıfatlarının da, efalinin de ve zatının da geldiği noktalar. Onlar bu nur ile tamamen aydınlanmış. Niye Süveyda diyoruz? Bu ismi taskeridir. Süveyda demek siyahçik demek, siyah nokta. Efendim diyorlar ki rabıtada kalbinizi mürşidi ama izinli olan mürşidi kamilin kalbinin altına kalbinizi koyun. Ne oluyor koyunca işte o siyahlık geçmeye başlıyor. Diyor ki batmalar meydana geldi, hatta doktora gittik diyor. Gözle yaş meydana getirir o kalpteki batmalar, o yanmalar. Gönülde dikkat incelik hasıl olur, şefkat olur, merhamet olur, daha sonra da vuruyor diyor. İşte o kalp siyahlığını terk ediyor. Bir ayna gibi ayna kirli, paslı, tozlu olursa hiçbir şey göstermiyor ama silsile-i şerifeyi okuyoruz, bir pas siliniyor, istiğfarı okuyoruz siliniyor, tevhidi okuyoruz, salatü selamı okuyoruz. Zaten kaza namazlarımız var. Azalarımıza da dikkat ediyoruz, kalbimizi muhafazaya çalışıyoruz.
O kalp ayinesi temizleniyor, o zaman şuhud hali meydana geliyor. La yeşkulhu an rabbihi fuzudü dünya ve leh huzuzü'l ahira. Bu hale geldiği zaman dünyanın hazzıymış, lezzetiymiş, ahiretin nimetleriymiş, onu küçük görme manasına değil, Allah'ın cemali her şeyin fevkında oluyor. Nefsiyle biri yok. Rabbi Zülcelal ile olmuş oluyor. Böyle güzel de biz misal de isteriz, hep böyle olmaz. Yunus Emre'nin dediği hatırımıza gelir, siz de hemen hatırladınız zaten. Cennet cennet dedikleri bir köşk ile birkaç huri, isteyene ver anıları, bana seni gerek, mevlam seni. Yine çokça bizim büyüklerimizden duyduğumuz Esselamü ve lehme tayrim minma eştehu. Rabiatü'l Adeviyye annemiz Vakıa suresinde bu ayet-i celileye gelince Ayet celal-ü Alem şu, onların canlarının istediği kuş etlerinden ikram olunacaktır. O anda cezbeye geliyor. Ya Rabbi beni kuş etleriyle oyalama diyor. Şuhud hali budur.
Kaynak: Genel
Hicret Ve Cihat: Nefis Terbiyesi Ve Ruh… | Mihmandar