Bismillahirrahmanirrahim. Sizin gelişiniz de şunu hatırladım büyüklerimiz, dağda da olsa, bağda da olsa, şehirde de olsa, köyde de olsa, her nerede olsa tebliğ ve davet yapıyorlar. Bizim yaylalarımız var. Orada Efendimiz Hazretleri şer-i Şerife son derece dikkat buyururlar. Kadınlar çadırın kenarına toplandılar kendileri de içeriden onlara nasihatte bulundular. Düşünüyorum, kadınlar aleyhissalatu vesselam Efendimize bir gün tahsis buyurmasını istediler, bize de bir nasihatte bulunsunlar diye. Bu, nebevi bir adet aleyhissalatu vesselam Efendimiz'den, o münasebetle akşam burada helal rızık üzerinde görüşmeler oldu. Cenab-ı Hak esti'aizü billah, Allah'ımızın size lut etmiş olduğu rızıktan, temiz olanlarından, helal olanlarından, yiyiniz diye buyruluyor. Rızık çok önemli. Biz dinimizdeki esaslara göre talip oluruz rızkı elde etmek için onun usullerine dikkat ederiz.
Lütuf, ihsan, ikram ona ait. Çünkü rızık Muhakkak rızıklar, insanı ecelinden daha ziyade arar ve nerede olursa olsun sahibini bulur. Errizgu eşebtu taleben lil akdi min ecelihi Rızık ecelinden ziyade sahibini arar, nerede olsa bulur. Dediler ya, bizi de buraya getiren yiyecek, içecek ekmeğimiz varmış ki geldik, dediler. Adem oğlu ecelden kaçtığı gibi rızıktan da kaçsa, ecel her nerede olsa onu bulduğu gibi rızık da kendini arar bulur. Muhakkak Cenab-ı Allah, herkesin rızkını tekalifi, yani ailesinin giklet ve kesreti, ailesinin çokluğu ve azlığı nispetinde indirir. Bir kimse çocuğu dünyaya gelir. Biraz geliştikten sonra dişleri de çıkmaya başlayınca, kocası der ki hanımına, bu dişlerin altına acaba ne vereceğiz? Kadın da salihadan bir anne, der ki Aklını, fikrini iyi çalıştır.
Bu dişleri yokken, meme musluklarından Cenab-ı Hak onu doyurdu da, dişleri çıkınca dişlerinin altına hiç rızık Said I Nursi Hazretleri şunu anlatır, İkram ettikçe rızkın çoğalacağı hususunda kendisi ömrü cezaevlerinde geçer. Afyon'un bir beldesinde yaz günü insanlar yaylalara çıkmışlar, Efendi Hazretleri cezaevinde. Ona kuru bir ekmek veriyorlar. İnsanlar yaylalara çıktığı için kedinin birisi pencerenin önüne gelir, acı acı miyavlar. Belli ki bir şey istiyor. O kuru ekmekten bir parçayı o kediye verir. O bir kedi, dört kedi olur. O kuru ekmeği onlara da ayırır, o dört kediye de Said idin Nursi Hazretleri buyuruyor ki Cenabı hakk'ın mahlukuna şefkat ettiğim için o kuru ekmek bana yetti, arttı bile. Biz hep maaşlarımızı elektrik, su, evin masrafı, sonra yiyeceğimiz, içeceğimiz veya gelenimiz, gidenimiz diye hesap ediyoruz. Bu hesabı yaparken unuttuğumuz bir şey var. Bir de berekettir.
Bunu unutuyoruz. Bir gün okuldan geldim. Üstadımızla valide-i muhterememiz, Meryem annemizle konuşuyorlar. Bizim yağımız, ekşimiz, turşumuz, pekmezimiz, kesme aşımız, peynirimiz, vesair yiyeceklerimiz böyle tez tükenmezdi. Acaba yavrumuz namazını terk mi ediyor, diye konuştular. Bakın, yiyeceğin, içeceğin bereketini neye bağlıyorlar. Acaba diyorlar, yavrumuz namazında gaflete mi düşüyor ki bizim yiyeceğimiz, içeceğimiz test tükeniyor? Çünkü bizim annemiz gözlerimle gördüm bir çömlekten yağı alırken, kaşığı böyle boylamasına indirmezdi. Böyle yüzünden Bismillahirrahmanirrahim, benim elim değil, Fatımaetüzzehra radiyallahu anha annemizin eli diye alırdı. Bir çömlek ya, çömlekte ya. Üstadımız üç buçuk sene askerlik yapıyor. O yağı üç buçuk sene kullanıyor, artıyor, onu da satıyor, Evin diğer ihtiyaçları için. İşte bereket bu. Bizim büyükannemiz, üstadımızın anneleri Aişe validemiz.
Hizmetçisi böyle pekmezden neden getiriyor? Biz o gün mutfağa hazın evi derdik. Hazın evinden, yalnız getiren hizmetçi diyor ki Anne, küpün içerisindeki pekmez kaynıyor. Öyle pekmezin bitmesi var, o değil. Kaynıyor, diyor. Kızım, bunu kimseye deme, başka bir kaba boşalt. Böyle rızıkları artıyor. Geceleri ibadette, saatte, secdede ve rükuda geçiyor vakitleri. Dedem, Rahmetullah Ali Hazretleri bugünkü gibi soba şurada dursun. Doğalgazmış neymiş hiçbirisi yok. O soğukta yorgana sarılıyor. Allah'ım, Allah'ım, diye böyle yalvara yalvara gözyaşlarıyla namaza kalkmayanları soğuk su üzerine dökerek kaldırıyorlar. İbadet ve taate on beş kişilik ailenin tek ayakkabısı var. Onunla ihtiyaçlarına çıkıyorlar. O soğuk günlerde abdest alıp böyle sıhhatli bir şekilde mescide koşuyorlar. Bunlarda bereket olmaz mı? Elbette artar. Bu bereketi anlatmakla tüketemem, Rabbimizin izniyle.
Sami Efendi Hazretleri, Yeşilhisar içmecesine gelir. Daha böyle yokluk zamanları üstadımız, genç yaşta zaten hilafete erimiş zamanın kutbu, bir tecelliye mazhar olmalı ki ayağa kalkar der ki hiçbir kimse gitmesin herkese sofra açılacak. Halbuki yiyecek Sami Efendi Hazretleri ve etrafına göre hazırlanmış Sofralara çorbalar verildikçe verilir yiyecekler, yine tükenmez. Annemiz öyle basiretli bir anne ki biliyorum anlatmakla tüketemem. Meryem validemiz, ciltlerle anlattığımız zaman yine bitmeyecek bir anneydi. Üstadımızı gizli olarak çağırıyor. Tencerenin kapağını kaldırıp. Kaynayan çorba, iki santim kadar aşağı inmiş, o kadar cemaate verilmesine rağmen tükenmemiş. Bu bereket değil de nedir? Ama bu bereketin kaynağı, Sami Efendi Hazretleri, Kaddisallahu sırra, çadıra birkaç defa nazar buyurmuş. Onların rabıtamızda, zikrimizde nazarlarını üzerimizden eksik etmeyelim.
Bir müridin edep olarak şeyhi kamili iki kaşı arasında tahayyül eder. Hiçbir zaman da ayrılmaz. Bir latife var ama onu yapmak istemiyorum. Fakat eğer basite almazsanız söyleyin. Burada annenin birisi her halinde biiznillahi teala yetiş üst lazımdır. Hacı Hasan Efendi hazretlerine Üstazımız buyurmuşlar ki kızım çuvalı kaldırırken bile biiznillahi teala yetiş diyorsun. Gel bizi demiş çuvalı kaldırırken de çağırma. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz mübarek hayatında biliyorsunuz hendek kazılıyor. Hazreti Cabir derhal eve geliyor. Diyor ki, hanım, Rasulullah'ın mübarek sesini zayıf duydun. Herhalde mübarek karınları açtır. Derhal bir oğlağımız var, keçinin yavrusuna bu tabir kullanılır. Onu keselim, ona ikram edelim.
Efendimize geliyor, sallallahu teala aleyhi ve sellem, Ya Rasulallah, sizi hanemize davet ediyoruz, ikram edeceğiz deyince, ey ehli hendek, Hazreti Cabir bize ziyafet veriyor, gelin, buyurur. Halbuki Resulullah'a mahsus, beyne onlara yetecek kadar bir taam. Onlar, onlar bütün asker geliyor, yalnız Efendimiz aleyhissalatu vesselam tandırdan çömleyi ve ocaktan ekmeği indirme, buyuruyor. Eksilmeden devam ediyor. Ebu Hüreyre radiyallahu anh diyor ki, benim başıma üç musibet geldi. Birisi Rasulullah'ın irtihali sallallahu teala aleyhi ve sellem, bir diğeri Hazret-i Osman'ın şehadeti, bir diğeri de heybemi kaybettim. O heybe de şu: Muharebenin birinde, Efendimiz aleyhissalatu vesselam, artan hurmaları Ebu Hüreyre Hazretleri'ne verir. Heybesine koy. Ben onu, diyor, devamlı devamlı elimi attığım zaman heybede bulurdum, hurmaları. Onu yillarca yedim, ta ki, Hz.
Osman radiyallahu anh'ın şehadetinde, o karışıklıkta heybemi kaybettimdir. Bereket bu. Cenab-ı Hak, aklımızın da bereketini almasın. Çünkü Allah'ımızın kudreti bir deniz, yedi deniz daha ilave edilse tükenmez yüce kudret. O ilahi kudreti seyredebilecek akıl bereketi versin bize Cenabı Hak. Şu dünyanın geçici, Kuran'ın ebedi oluş fikrinin gönüllerimize yerleşme bereketini ihsan etsin. Baktığımız zaman eşyaya, nefsimiz ve onun arzusuna değil, Allah'ımızın yüce kudretini görerek ona muhabbete vesile olan bereketi Cenab-ı Hak beynimize ihsan buyursun. Kalbimize öyle bir bereket versin ki kalp, Cenab-ı Hakk'a muhabbet eden bir hane olsun.
Gönlümüze öyle bereket rüşvetsin ki gönlümüz Habibullah'a sallallahu teala aleyhi ve sellem sevgi duyan bereketli bir gönül olsun ve sevdiklerine muhabbet eden, füyuzat-ı ilahiyenin içerisine dökülüp deryaların bile o füyuzat-ı ilahiyenin yanında damla bile kalmadığı bereketi ihsan buyursun. Varidat, Cenabı Hak'tan manevi doğuş bereketi, tecellilerin bereketi, öyle bir bereket ki, havf-ı ilahi Allah korkusu bereketi, Celle Celalühu, haşetullah ona saygı duyma bereketi, münip, ona dönüş bereketi, kalbimizde imanın yakin haline gelme bereketini Cenabı Hak ihsan buyursun. Rabbimiz kıtlık günlerine götürmesin gözümüze öyle bir bereket lütfetsin ki sadece dostumuzdan ayrılmaktan dolayı yaş değil, sadece keşke bu olsa günahımızdan dolayı dökülen yaş elbette makbul ama asıl bunun yanındaki bereket Allah'ımıza muhabbetten dolayı gözden akan yaş bereketini Allah'ımız bize lut etsin.
Bir kimseydi, aynen sizin gibiydi. Geldi bizimle evrad-ı eşkalini okumuştu. Yediğini bir görseydiniz onun, hiçbir şey yemiyordu. Çünkü yemekteki haram gözüne görünüyordu. Yemiyordu. Onun için, ona buradan etler hazırlanıyor, kavurmalar hazırlanıyor, gidiyordu. Yemiyordu. Çünkü, haramı bizzat müşahede ediyordu, yiyemiyordu. Aynen Meryem validemiz gibi gelen bir hediyenin içinde üstadımıza gösteriyor, bal, gözüne zehir gibi görünüyor. Meğer mirası bölüşülmemiş maldan getir. Yemezdi. Anne, muhtereme bir anneydi. Dedi ki: Efendim, dersimi çekiyorum, dersimden sonra ince bir ağıt geliyor. Bu, Allah aşkından akan bir yaştır. Sıddık-ı Azam'ın gözünden akan yaştır o. Aşıkların ve sadıkların mevlam diye yanarak gözünden akan hiçbir maddi değerle kıyas edilemeyecek kadar üstün bir göz yaştır. O gözyaşı öyle kudret ellerine dökülür ki bu esrarı ifade edemem.
Cenabı Hak elimize de bereket lütfet için ikram edelim, Ayağımıza da bereket lütfetsin, hayırlı yerlerde bulunalım. Öyle bir bereket olsun ki bu maddi olan azalarımızın yanında, manevi olan azalarımızla, la mekan aleminde seyr ü sefer kılalım. Öyle bir sefer kılalım ki rabıtamızla, velayetin esrarına, murakabemizle, Cenabı Hakk'a sadık bir kul olmanın, mukarrebun zümreden olmanın, onların gezip dolaştığı gönül olarak müşahede ettiği seferde bulunalı. Beni Adem, ecelden kaçtığı gibi rızıktan da kaçsa, ecel her nerede olsa onu bulduğu gibi rızık da kendisini arar bulur. Ve galen nebiyyu sallallahu aleyhi ve sellem, innallah'a, yün zilu rızkka ala kadril mümune. Tahkika Cenab-ı Allah, herkese rızkını tekalifi, yani ailesinin azlık ve çokluğu nispetinde indirir. Rızık, ecel gibi Cenab-ı Allah'ın kullarını arar, nerede olsa bulur.
Sizden bir kimse rızkından firar etse bile rızık ölüm gibi kendisini bulur. O evimizde, parkımızda, azamızda Allah'ımız Lut için bereketleri, bu bereket anlatmakla bitmez. Öyle bir bereket ki o, Allah'ımıza kavuşmak için can atar. Rabbimizi özleyen bir bereket, Onun muhabbetiyle dolan bir bereket. Öyle bir bereket ki kul Allah'a Cenab-ı Hak da kuluna muhabbet ettiği ve kulunu ilahi aleme davet buyurduğu bezmi hastirler, özel, özel olarak mekanına davet ettiği berekettir. Bu yiyecek içecek hususunda çünkü bu bereketlerin zuhuru rızıktan meydana gelir. Çünkü ibadet ve taatin hazzı, lezzeti rızkın helal olmasına bakar. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem azami buna dikkat buyururlar. Bir gün yataklarının altında bir hurma Sabaha kadar uyuyamadılar. Acaba bana mı ait, yoksa Beyt'ül-mal'e mi ait, diye. Sıddık Azam radiyallahu anh'a hizmetçisi bir süt getirdi.
Sordu, Bu sütü, kendi emeğinle kazanmak suretiyle mi getirdin, yoksa kehanetten elde ettiğin parayla mı? Onun uygunsuz bir şekilde elde edildiğini temin edildiğini anlayınca elini boğazına götürdü ve olduğu gibi boşalttı. Sonra da ellerini Cenabıhakk'a kaldırıp Ya Rab, eğer bu benim mideme inmiş ve damarlarıma da sirayet etmişse beni bağışla diye intizarda Cenabıhakk'a yalvarıp yakarmada idi. Sami Efendi, Kadı Sallallahu Aleyhi Sırrı Hazretleri, babalarının iltihalinden sonra, kereste mağazasında iki ay kadar çalışır. Ay başı geldiği zaman mağaza sahibi maaşını takdir eder, almaz. Der ki neden alınmıyorsun, bak her gün geldin diğer işçiler gibi. Alamam. Geniş sebebim babamın çalışmasında gelmediği gün ve saatler olabilir, onun helal olması için geldim der. Şimdi düşünelim, emek hırsızlığı Hacı Hasan Efendi, Gaddesallahu Sırra bir bayram ziyaretinde komşusuyla helalleşti.
Bakın helalleşmesine. Buyurdu ki, bacağımızdan tütün tütüyor. Yemeğin kokuları burnunuza geliyor helal edin. Kendisi buyurur haram olmasın hem yemek. Boşa gider yoksa emek. Dervişi bil, eşik demek bassalar razı olman neden? Biz iltifat bile biraz az olsa gönlümüz değişiyor. Halbuki kabul edilerek bizi kabul etseler veya kabul etmesinler, bunlar bile bize bir olmadıkça dervişlikte kişi adım atamaz. Istığım helalliği hususunda mevzu çok uzun. Bir misal verecek olursak Efendimiz Hazretleri, Erciş kasabasına, Erciş ilçesine teşrif buyururlar. Sofralar serilmiş, Erciş'in gözde adamları, belli kimseleri yanlarında. Tabaklara nazar buyurur ev sahibine der ki, ev sahibinin yavrularından birine, şu tabağı kaldır evladım. Allah'ımız bize zerre kadar şüpheli bir taam da olsa gözlerimize gösteriliyor. Yanında bulunan o halkın seçkin kimselerinden biri hüngür hüngür ağlar ve kendinden geçer.
Ben bu tarika inandım diyerek can-ı gönülden teslim olur. Dedem, Rahmetullahi Ali Hazretleri, rızkı helal olan kimselerin yiyeceğini yer. Neden? Sebebi şu rahatsızlığı rahatsızlandığı zaman rızkı helal dumanların taamından yiyerek şifa bulur biiznnai teala. Öyle dikkat etmişler ki Ebul Hasan-ı Harakani Hazretleri, hizmetçisinin getirmiş olduğu bir salata ondan yemiyor. Efendim, neden? Buyuruyor ki İçine bir acur, ondan da daha tatlı olsun diye hazırlamış. Buyurur ki, o acur, bir başkasının arazisine giden sudan sulanmış yememdir. Allah'ımızın cemaline aşık olan kimselerin hali budur. Bir gün, üstazimizi Ankara'ya götürmek için bir kimse gelir ve karnını da aç. Aksaray'de Hacı Hasan Efendi Hazretleri sohbet buyurur. O sohbeti derken böyle mutfakta pişen yemeğin kokuları üstadımızı götürecek kimsenin burnuna gelir.
Der ki, Oh, burada karnımızı doyururuz ama sohbetin bitiminde, Üstadımız Hazretleri direkt arabaya doğru yürür. Ne kadar durdurmak isteseler durmaz. Arabaya binerler, buyurur ki şoför için, buna biraz pastalardan verin. Benim, diyor, karnım pasta ile neyle duymaz. Birden, diyor, tahammül edemedim. Efendim, güzel güzel yemekler pişti. Neden yemediniz? Oğlum, kerametimi benim dışarı vurdurma. O yemeği hazırlayan kadın uygunsuz bir halde idi, haize idi. Böyle dikkat etmişler. Rüzük hususunda, Sivas'ta İsmail Hakkı Hazretleri ve Müri Dağı'nı var. Çaylar hazırlanır. Efendi Hazretleri, şöyle bir yudum almak için ağzına götürürken birden bardağa bırakır ve müridana çayı içmeyin. Çünkü bu çay Allah aşkıyla, onun muhabbetiyle, huzurla hazırlanmamış. Derhal müridan içinden, en seçkinlerinden birisi, ocağa koymuş olduğu çaydanlığın karşısında gözyaşlarıyla rabıta ile hazırlar, böyle içerler.
Detayimi geçemiyorum, bende bir tatsızlık var, bir huzursuzluk var, zevk de alamıyorum. Tesbihimi aldığım zaman bir uyku basıyor, dememizin sebepleri ortaya çıkıyor. İnsanın kazandığı şeylerin efdalı yetiştirdiği evladı ve hıyanetsiz olan mübayatıdır, alışverişidir. İbrahim-i Metbuli diye Tabakatü'l Kübra'da müstesna bir veli var. Annesi onun üzerinde titrer yetişmesi için. Sami Fendi Hazretleri'nde olduğu gibi annemiz Sami Fendi Hazretleri'ne bu tabiri kullanmaktan haya ederim, lüplü değil. Kapıya bir fakir gelir. Dilenci zannederler, der ki ben dilenci değilim. Anne, batnınızdaki yavru zamanın kutbul aktabıdır. Aman ha, şüpheli bir taam yemeyin. O dünyaya geldikten sonra yine bir fakir dilenci zannederler belki bu mübarek yavruyu sakın ha abdestsiz emzirmeyin. Başımıza gelen o mübarek kimseler böylece üzerlerinde titreye, her şeyleriyle kontrol edilerek geliyor.
Suyu bulandıran iki tane kurbağaya kurbağaya bakıp da fikir ve gönlümüzü bozmayalım. Bizim Mustafa Nehri diye çok iyi bir kardeşimiz vardı. Medine'de sohbet ediyor, sonra geldim. Diyor ki suyun gözünde diyor, duru suyun gözünde iki kurbağa olur suyu bulandırır. Onun bulandırmasına bakıp da diyor yanlış düşüncelere dalmayın. Bu her mürşid-i kamilde olmuştur. Peygamberlerde de vardır. Bir, inkar eden. İki, ortalığı karıştıran. Üçüncüsü de tam teslim olandır. Her mürşid-i kamilde var bu. Bu. Biz bağlandı bendim, gidemem gayrı'ye deyip aşkla bağlanmadıkça mahrum kalırız, Allah'ımız muhafaza buyursun. Efendimiz buyuruyor et-taciru's-saduku'l-emin mihşeru ma'n-nebyine ve sıddıkîne ve şuhede. Sadık ve emin olan tacir, yevm-i kıyamette enbiya ve sıddıkın ve şuheda ile haşrolunur. Sıdk ile mevsuf olan tacir, yevm-i kıyamette Arşullah sayesinde gölgesinde hararetten mahfuz olur.
Et-taciru'l ceben mahrumun ve taciru'l cesuru merzugun. Korkan tacir ticaretten mahrum ve cesur ise bilakis merzuk olur. El-Calibe merzukun vel muhtekirum melrunun. Vatanına hizmet ve kendisine ticaret maksadıyla diyarı akilden erzak celbedenler merzuk ve yüksek fiyatıyla satmak verazıyla, yani isteğiyle erzak hapseden, yani insanların ihtiyacı olan erzakı saklayıp pahalanınca satma düşüncesinde olan muhtekirler mel'undur, lanete erişirler. Helal lokma aramak ve onunla karnını doyurmak cihad gibi mucib-i ecirdir. Bir ağacın yenilen meyvesi, o ağacı diken için sadaka olur demektir. Bir tanesi deri iş. Yaz günü sıcakta bir zaman bir eve misafir olur. Hane sahibi sıcak olduğu için o kimseyi bahçesinde bir ağacın altında istirahatini temin eder. Derviş olduğu için gece kalkar ibadete, fakat ağaçlardan bir ses duyar. Sahibimi bağışla, Sahibimi bağışla diye.
Sabah kahvaltısında der ki bu bahçenin büyük de bir bahçeymiş, bir kısmını bana satar mısın? Olur, der. İkinci gün gece saate kalktığında ağaçlardan yine tespih sesi şu şekilde gelir, beni dikeni affeyle ya Rabbi. Sonra der ki ben herhalde burayı alamayacağım. Tabiidir. Birinci gün sahibi mi dedi, ikinci gün dikeni affeyle diye. Allah'ımız hepimizi mafurin zümresinden kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhisselatu vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, ehline ashabına, peygamberanizan ve piranizan bütün geçmişlerimizin ruhları için. El Fatiha.