İhsan Mektebi yolculuğumuza bugün de Hazreti Osman Zeynnureyn Efendimiz'in hayatından kesitlerin anlatıldığı eserle devam edeceğiz sevgili demişler. Ebu Zer el-Vıfarî'nin ahvali konusuyla kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ebu Zer Hazretleri ibtida iman edenlerin beşincisidir. Lakin Müslüman olduktan sonra Mekke'de durmayıp kabilesine gitmiş ve Hicret-i Nebevi'den sonra Medine-i Münevvere'ye hicret eylemiştir. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem onun hakkında dünyaya Ebu Zer'den ziyade lehçesi sadık adam gelmedi diye buyurmuştur. Senelik dört yüz altına baliğ olan atiyyesinin nafaka-i yevmiyesinden fazlasını tasadduk edip yanında bir altın bile alıkoymazdı. Bu sebeple nas arasında muhterem bir zat idi. Lakin şiddeti zühtü takvası hasebiyle, nassı tahammül edemeyecekleri şiddetli ve zor işlere sevk ederdi.
Muaviye Ebu Zerr'i mahcup ve mülzem etmek üzere bir gece ona bir adamıyla bin altın göndermiş, o da o gece uykusunu ve rahatını terk ederek bu altınları fukaraya tasadduk etmiş, ertesi gün Muaviye'nin göndermesiyle o adam sabahleyin Ebu Zer'e gitmiş, aman beni Muaviye'nin azabından kurtar, o beni başka yere göndermiş, ben yanlışlıkla sana gelip altınları verdim demiş. Ebu Zer, oğulcuğum, o altınlar geceleyin fukaraya taksim olundu. Bir tanesi sabaha kalmadı. Sen bir gün mühlet al da o miktar altın tedarik ediverelim, diye mazeret beyan eylemiş. Muaviye görmüş ki Ebu Zerr'in fiili kavlini tasdik ediyor, bir diyecek yok. Lakin susturulması mümkün değil. Şam'da idaresi de müşkil. Naçar onun ahvalinden Hazreti Osman'a şikayet ederek o da Ebu Zerr'i Medine'ye davet eylemiş. Emiri'l Müminin'nin emri üzere Ebu Zer Medine'ye azimet eyledi. Halbuki Medine evvelki Medine değildi.
Çünkü Memaliki İslamiye bir taraftan Nehri Ceyhun'a ve Demir Kapı'ya ve diğer taraftan Nobe diyarına ve Sebte Boğazı'na kadar uzanmış ve validat çoğalmıştı. Emvali ganaimden dahi Medine'ye külli meblağ geldi, hazine doldu. Hazreti Osman bol bol atiyeler ihsan etmeye başladı. Medine'de servet çoğaldı. Dört yüz bin dirheme bir bahçe ve yüz bin dirheme bir at alınıp satılır oldu. Medine'de yeniden yeniye pek çok binalar yapılarak bir uçtan sel dağına kadar uzanıp haylice genişledi. Güzel hanelerle, güzel bahçelerle ortalık cennete döndü. Hazreti Osman Mescid-i Nebevi'yi de yeni şekliyle tamir, tevsi ve tezyin ederek Ebu Zerr'in tanıyamayacağı bir şekle koymuştu.
Cemaati Müslimini daima Mescid-i Nebevi'de görmeye alışık olan Ebu Zer, Medine'ye varıp da Sel Dağı eteklerindeki bahçelerde birtakım adamların öbek öbek oturup da bezmi sohbet ettiklerini görünce teessüf ederek hemen birdenbire ve taraf taraf görülecek korkunç bir baskın ve dillerde destan olacak şiddetli bir savaş ile ehli Medine'ye müjde diyerek savuşup huzuru halifeye gitti. Hazreti Osman ona ya Eba Zer, Şam ahalisi senden neden şikayet ediyor deyince keyfiyeti şerh ü izah eyledi. Onun üzerine Hazreti Osman, ya Eba Zer, nasıl Cebr ile zühde sevk etmek mümkün olmaz, benim üzerime lazım olan onların aralarında Allah'ın emriyle hükmetmek ve onları adlü itidale teşvik eylemektir, dedi. Ebu Zer ona mukabele olarak zenginler sadakalarını bezlederek komşularını ve ihvanlarını gözetmedikçe biz onlardan razı olmayız dedi.
Mecliste hazır bulunan Kab'ül Ahbar, farizayı eda eden borcunu ödemiş olur deyince, Ebu Zer hiddetlenip, ey Yahudisade, sen kimsin ki böyle bahse karışıyorsun diyerek asa ile vurdu. Kab'ın başı mecruh oluverdi, yaralandı. O halde Ebu Zerr'in ceza görmesi lazım geldi. Onun da buna bir diyeceği yoktu fakat Hazreti Osman, Kab'ul Ahbar'dan bu hakkın kendisine baş olunmasını rica etti, o da bağışladı. Ebu Zer artık Medine'de duramayacağını anladı ve Hazreti Osman'a hitaben Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem binalar Sel Dağı'na varınca Medine'den çık diye bana vasiyet etmişti. İzin verir misin çıkıp gideyim dedi. Hazreti Osman da izin verdi. Ebu Zer ikamet eylemek üzere Medine'yi münevvere civarında bulunan Rebeze Karyesine gitti. Hazreti Osman ona bir sürü deve ve iki köle verdi ve Miktarı kifaye erzak tayin buyurdu. Muaviye de onun iyalini Şam'dan Medine'ye gönderdi.
Ebu Zer, ibtida Rebezeye varıp da namaza ikamet olununca, halifenin tahsili emval memuriyetiyle orada bulunan Mücaşi nam kölesi Ebu Zerre ihtiraman geç diyerek imameti teklif edince Ebu Zer sen geç, zira Resulullah bana eğer senin üzerine burnu kesik bir köle bile memur olsa sözünü dinle ve ona itaat eyle buyurmuştu. Sen de kölesin, burnun kesik de değil, dedi. Sonra Ebu Zer Rebezede bir mescit bina etti. Gelip gidenlere ehadîsi Şerife ve Mesaili Dîniye rivayet ve talimiyle meşgul oldu. Vefatına kadar Rebezede kaldı. Vefatı şu vechiledir. Bir gün kızına çık bak, kimse görünüyor mu, demiş. Kızı çıkıp bakmış, görünürde kimse yok, demişti. Epusser, henüz vakit ve saatim gelmemiş dedikten sonra bir koyun kes ve pişir. Beni de defnedecek salih kimseler gelince onlara de ki Ebu Zer yemek yemeden gitmeyiniz diye ant verdi. Bunun üzerine kızı koyunu kesip tencereye koymuş.
Tencere kaynamaya başlayınca Ebu Zer yine çık, bak, gelen var mı, demiş. Kızı da çıkıp görür ki bir cemaat geliyor. İçeri girip haber verdik de Ebu Zer gel beni kıbleye çevir deyip, o da onu kıbleye çevirince Ebu Zer teslimi ruh eylemiş, kızı da çıkıp misafirleri karşılamıştı. Bu gelenler hep tanınmış simalar olup Kufe'nin alim ve fakih'i olan Abdullah bin Mesud, diğeri Kufe'nin eşrafından meşhur Malik bin Eşter en Nehaii idi. Bu zevatı kiram Mekke'ye giderken Ebu Zerre ziyaret için Rebezeye uğramışlar ve böylece onun cenazesine kavuşmuşlar ve böyle mübarek bir zatın cenazesinde bulunmak Cenabı Hakk'ın bize bir lütfi mahsusudur demişler. İbn-i Mesud bu hali görünce yine tasdik ederim ki Resulullah Ebu Zer hakkında Ebu Zer yalnız yaşar, yalnız ölür, yalnız haşr olur buyurmuştu diyerek ağlamıştır.
Mervîdir ki, rivayet olunur ki Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Allah bana dört kişiye muhabbet eyle diye buyurdu. Kendisi onları sevdiğini haber verdi. Onlar kimlerdir denilmekle üç kere biri Ali'dir dedikten sonra diğerinin beyanına başlayarak Ebu Zer, Mikdad ve Selman'dır buyurmuşlardı. Bundan sonra Ebu Zerr'i gasil, Tekvin ve namazını eda ile defnettiklerinde kızı, Ebu Zer size selam etti, yemek yemedikçe gitmeyeceksiniz diye kasem ederek rica eyledi deyince oturup yemek yedikten sonra gitmişler ve keyfiyeti Hazreti Osman'a haber vermişler. O da Ebu Zerr'in kızını kendi iyaline katmış, riayet ve ikram eylemiştir. Abdullah bin Mesud radiyallahu anh hazretleri, Ebu Zerr'in namazını kıldıktan sonra müteakiben ve bir rivayete göre on gün sonra yaşı yetmişi geçmiş olduğu halde hatmi dersi hayat eylemiştir. Yani hayat mektebini ikmal eylemiştir.
Beni Ümeyye'nin kendilerine hüsnü niyetle tevcih olunan emanetleri, sui istimal etmeleri halkı son derece izac eylemiş olduğundan mahud, İbn-i Sebe Mısır'da bir Şii mezhebi ihdas ile hayli kimseleri saptırarak Ali Bin Ebi Talib radiyallahu anh hazretlerinin asla rızası olmadığı halde, nas'ı onun bey'atine davette, Basra'da vesair yerlerde peyda eylemiş olduğu yaranıyla birlikte muharebe ederek halkı kıyam ve isyana tahrik eyledi. Bu sebeplerden dolayı eyaletlerde Umeranın emirlerine itaat olunmaz ve Halife-i Müsliminin emrine ehemmiyet verilmez oldu. Umeranın sui istimallerinden bahisle asilleri istenilir ve her tarafta Hazreti Osman Radıyallahu Anh'ın aleyhinde sözler söylenir oldu. Bir merkezde toplanan efkarı umumiye halkın bu türlü ihtilafları ve Beni Ümeyye'nin kötü tavır ve icraatları üzerine bir garip tefrika haline döndü ve taraf taraf ihtilal ve fitne emareleri zuhura başladı.
Elhasıl, Araplar evvelden beri cehalet karanlıkları içinde daiye-i asabiyet ve gayreti kavmiyeyle uğraşıp dururlarken Nuri nübüvvetle basiret gözleri aydınlanmış ve aralarındaki tefrika-i asabiyet vahdeti İslamiye ruhu ile bertaraf olmuşken zamanı saadetten uzaklaştıkça alemi yine karanlık basmaya başlamış ve yine gayreti asabiye ve taassubi kavmiye zuhur eylemişti. Beni Ümeyye'nin etvar, tavırları, ahval ve tasarrufatı da bunu had safhaya getirdi. Hazreti Osman Radıyallahu Anh ahvalin ciddiyetini der ve tefatun ederek hemen Muaviye, Abdullah bin Sa'd, Said bin El As, Abdullah bin Amir ve Amr bin As'a haber gönderip hicri otuz dört senesi sonlarında onları Medine'ye celp ve cem etti. Akteylediği Meclis-i mahsusta halkın hakkınızdaki efkarını ve etvarını görüyorsunuz, durumun hallü faslı için siz ne dersiniz diye sordu.
Abdullah bin Amir, ya Emiral müminin, halkı cihad ile meşgul et, ta ki kendi başları kaygısına ve hayvanları arkasına düşsünler, dedi. Said bin El-As da, ya Emiral müminin, her kavmin reisleri vardır. Onlar itlaf olununca halk müteferrik olup bir fikir üzerinde içtima edemezler diyerek muhalefeti seçen rüesanın idamını münasip gördü. Muaviye dedi ki, o meraya tefvizü umur et. Her biri kendi dairei memuriyetini zabtü rabt eylesin. Ben Şam ahalisine müteahhidim. Abdullah bin Sa'd bin Ebiser ya Emiral müminin, halk tamahardır. Onlara bezli mal edersen, çok mal verirsen senin tarafına mail yani meylederler ve müteveccih olacakları aşikardır, dedi. Amr bin As da tarik-ı itidali iltizamet, orta yolu tut, yahut ihtiyarı uzlet eyle, dedi veya kenara çekil, dedi.
Hazreti Osman, Abdullah bin Amir'in re'yini tercih ile nas'ı takım takım cihada sevk etmek üzere Umera'yı mahalli memuriyetlerine gönderdi. Kufe ahalisi Said'den şikayet etmekte oldukları halde onu da Kufe'ye iade buyurdu ve halkı inkiada mecbur eylemek üzere atiyelerinin kesilmesine karar verdi. Kufe'de ihtilal ve isyan infilak haline gelmiş olduğu bir halde Kufe emiri Said Bin El As Emiri'l Müminin emri üzerine Medine-i Münevvere'ye gitmişti. Dönüşünde bazı kimseler ona karşı çıkıp Kufe'ye sokmamak istediler. Mu'tedil Rey sahibi olan zatlar halkı nehyyülevmedtilerse de bir faidesi olmadı. Zira söz ayağa düşmüş ve nasihat tesir edecek zaman geçmişti. Kalem ve lisanın yerini süngü almıştı. Nihayet Kufeliler, Said Bin El As'ı geri çevirerek yerine Ebu Musa El Eş'ari'nin nasbını istemişlerdi. Said Bin El As dahi Medine'ye avdet ederek keyfiyeti Hazreti Osman'a haber verdi.
Hazreti Osman, Kufelilerin isteklerine muvafakat ile Said'i azlederek yerine Ebu Musa El-Eş'ari'yi nasp etti ve Kufelilere bir emirname yazdı. Ebu Musa El Eş'ari radiyallahu anh Hazretleri ki Meşşairi Kurra'yı sahabedendir, Kufe'ye vardı, mescide girdi, hutbe okudu, oradakilere nasihat verdi. Onlar da kendilerine hemen namaz kıldırmasını rica ettiler. Ebu Musa El Eş'ari Hazretleri siz Emirül Müminine arzı itaat ve inkıyad eylemedikçe kıldırmam deyince hemen emirül müminini dinliyoruz ve itaat ediyoruz dediler. O da onlara imam olup namazlarını kıldırdı. Bu suretle arbede bastırıldı, ihtilal bertaraf oldu, asayiş temin edildi. Emir'ül Müminin emri üzere Huzeyfe radiyallahu anh Hazretleri Babül Ebvab tarafına gitti. Değerli nicelerimiz, İhsan Mektebi programımızın bir bölümünün daha sonuna gelmiş olduk.
Hazreti Osman Zinnureyn efendimizin hayatından kesitlerin anlatıldığı, bu bölüme inşallah bir sonraki programda devam edeceğiz. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.