İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde daha sizlerle birlikteyiz. Hazreti dinleyiciler. İnşallah bugünkü bölümümüzde sizlere Hazreti Osman Zinnureyn radiyallahu anh efendimizin hayatından bir kesitle devam edeceğiz. Önceki bölümümüzde Hudeybiye musalahası, Hudeybiye anlaşması ve antlaşmanın yazılması konusunda kalmıştık ve şimdi antlaşmanın müşrikler tarafından bozulması konusuyla devam ediyoruz. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye döndükten sonra Kureyş'in anlaşması olan Utbe Ebu Basir Müslüman olarak geldi. Bunu istemek üzere Kureyş iki kişi gönderdi. Bunlar Resul-i Ekrem'e bize karşı imza ettiğin ahdi hatırlatırız dediler. Resul-i Ekrem'de muahede mucipince Ebu Basir'i bu iki kişiye iade etti. Bunlar Ebu Basir ile yola çıktılar. Nihayet Zülhulife'ye eriştiler. Dağarcıklarındaki hurmadan bir miktarını yemek için oraya indiler.
Ebu Basir bu iki kişiden Huneys'e ya Huneys vallahi şu kılıncını çok güzel zannediyorum dedi. Kılıcın sahibi, kılıncını kınından çekerek evet, vallahi bu kılınç çok iyidir. Ben onu defalarca tecrübe ettim dedi. Ebu Basir de müsaade et de bakayım dedi ve bir fırsat bulup elinden aldı, hemen Huneys'e vurdu. Huneys öldü. Öbür arkadaşı yani Huneys'in kölesi Kevser kaçarak ta Medine'ye vardı. Mescid-i Saadet'e koşarak girdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun telaşla koşup geldiğini görünce muhakkak şu adam bir korku görüp geçirmiştir buyurdu. Kevser, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e yaklaşınca, Resul-i Ekrem'e vallahi efendim öldürüldü, Men etmezseniz muhakkak ben de maktud olacağım dedi. Bu sırada Ebu Basir de geldi ve ya Resulallah vallahi Allah sana ahdini ifa ettirdi. Beni müşriklere iade ettin. Sonra Allah beni onlardan kurtardı dedi.
Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashaba hitaben, anası helak olan Ebu Basir'e hayret olunur. Bu adam harp adamıdır. Eğer bunun fikrine yardım eden bulunursa o fırın karıştırır gibi harbi ateşleyecek. Sulh bozulacak buyurdu. Ebu Basir, Resul-i Ekrem'in bu sözlerini işitince kendisini müşriklere hemen iade edeceğini anladı, huzur-u saadetten çıktı ve deniz sahiline kadar firar etti. Peys denilen mevkide karar kıldı. Ravi der ki, Süheyl'in oğlu Ebu Cendel de yetmiş süvari Müslümanla birlikte müşrikler arasından kaçarak Ebu Basir'e iltihak etti. Şimdi artık Müslüman olan herkes Kureyş arasından ayrılarak Ebu Basir'e iltihak etmeye başladı. Nihayet Ebu Basir'in başında mühim bir kuvvet toplandı. Vallahi bunlar Kureyş'in Şam'a bir ticaret kafilesinin gittiğini duyar duymaz hemen onları çevirirler, kendilerini öldürüp mallarını alırlardı.
Kureyş kendisini tehdit eden bu vaziyet üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme Ebu Süfyan'ı hususi salahiyetle gönderdi. Kureyş, Resul-i Ekrem'den Allah rızası için ve aradaki karabete, akrabalığa hürmeten Ebu Basir cemaatinin Nehb-u Garatlarının Menini ricaya başlamıştı. Artık bundan böyle Mekke'den Medine'ye kim gelirse emindir, iade edilmeyecektir diye haber göndermişlerdi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Basir cemaatine mektup gönderdi. Medine'ye gelmelerini emretti. Bunun üzerine Allahutaala şu ayeti kerimesini inzal buyurdu. Allah o Kadiri Mutlak'tır ki o Mekke'nin haremi dahilindeki Hudeybiye'de müşriklere karşı size zafer verdikten sonra bir muahede ile onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekti. Sizin her fiil ve hareketinizi Allah daima yakından görüyor.
Müşrikler hani o küfredip de sizi Mescid-i Haram'dan ve kurbanlarınızı Hudeybiye'de tevkif edip kesim yerine varmaktan men eden kimseler. Eğer Mekke'de şahıslarını tanımadığınız birtakım mümin erkekleri ve mümine kadınları çiğneyip de bu yüzden bilmeyerek kendinize ayıp gelecek olmasaydı Allah sizin elinizi müşriklerden çekmezdi. Onları ezdirirdi. Allah dilediğini rahmetine koymak için elinizi müşriklerden çekmiştir. Eğer Mekke'deki o müminler kafirlerin arasından vaktiyle çekilip ayrılabilselerdi, o küfredenleri şimdi elim bir azaba duçar ederdik. Habibim, Allah o hamiyyeti, cahili ya gayretini o küfredenlerin gönüllerinde kaynattığı zamanı bir hatırla ki o zaman Allah Resulü'nün ve müminlerin üzerine sekinetini indirdi de gönüllerindeki heyecanı kaldırdı. Yoksa harp muhakkaktı ve onlara kelimei takvayı insan buyurdu. Filhal onlar da takvaya son derece müstahak ve ehil idiler.
Evet, Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Zühri sonra Ebu Cendel'in maiyetiyle birlikte Medine'ye geldiğini ve bir mücahit olarak Şam'a gidinceye kadar Medine'den ayrılmadığını ve Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ın zamanı hilafetinde Şam'ın fethi sırasında şehiden vefat ettiğini rivayet etmiştir. Yine Zühri'nin beyanına göre Hudeybiye'de Ebu Cendel'in babasına teslim edilmesine itiraz edenler tesliminin tevhid ettiği doğurduğu aksü'l amel ile bu İslam dilaverinin mücahedeleri tesiriyle Kureyş'in Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Muahedenamesinin lavını rica ettiklerini görünce Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ittiba etmenin kendi arzularına ittiba etmekten hayırlı olduğunu sonradan anlamışlardır. İbn Hacer, Ebu Basir kıssasından ilmi birtakım ahkam istifade edilir diyerek mütecaviz bir müşriki hile ile öldürmenin caiz olduğunu bildiriyor.
Ebu Basir'in müşriki katli, gadri olmadığını iddia ederek şöyle ispat ediyor. Ebu Basir, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle Kureyş arasındaki muahede de dahil değildi. Sonra Mekke'ye götürülüp müşriklere teslim edilince kendisini öldürecekleri muhakkaktı. Bir de bunlardan başka Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selleme, ya Resulallah siz ahdinizle vefa ettiniz ve beni Kureyş'e iade buyurdunuz. Fakat Allah beni Kureyş'in zulmünden kurtardı dediğinde Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Basir'in bu mütalaasını reddetmemişti. Müstefad olan bir hüküm de, yani bu olaydan çıkarılan bir başka hüküm de Ebu Basir'in müşriki katlinden dolayı diyet lazım olmadığını beyandır. İbn İshak'ın rivayetine göre Amiri'nin katli haberi Mekke'de duyulunca Maktul Süheyl bin Amr'ın kabilesinden olduğu için onun diyetini talep etmek istemiş fakat Ebu Süfyan bu diyeti kimden isteyeceksin?
Bunu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden istemek doğru değildir. Çünkü o ahdini ifa etmiş ve Ebu Basir Muhammed'in emriyle de katletmemiştir. Ailesinden diyet talebi doğru değildir. Çünkü Ebu Basir ailesinin dininde değildir demiştir. Bu ayetlerin sebebi nüzulünü İbni Hacer ile ayni şöyle izah ediyorlar. Bu ayetlerin Hudeybiye hadisesinden Ebu Basir vakasını müteakiben zikrolunduğuna göre, zahiren Ebu Basir hakkında nazil olduğu zanolunabilirse de şayan-ı nazardır. Sahih olan sebebi nüzulü olarak Müslim'in İbni Ekva ile Enes Bin Malik'ten, Ahmed Bin Hanbel ile Nesai'nin, Abdullah İbni Malik'ten İstadı Sahih ile rivayet ettikleri bir baskın vakasıdır. Enes Bin Malik'e müntehi olan rivayete göre Mekkelilerden silahlı seksen kişi Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellemle Ashab-ı Kiram'ın müteayyin simalarını öldürmek üzere bir sabah Cebel-i Teyimden aşağı ansızın inmişlerdi. Yakalandılar.
Sonra da Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları azat buyurdu. Şu tafsilata göre de bu baskın sırasında Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Ashab-ı Kiram ile birlikte Bey'atı Rıdvan ağacının altında bulunuyormuş. Bu esnada müsellah genç, yani silahlı bir genç, bir Kureyş eşkıyası görülmekle yakalanmış ve Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem tarafından bunlara siz birisinin ahdi emanında olarak mı cüret ettiniz diye sual buyurulduğunda kimsenin emanında bulunmadıklarını söylemeleri üzerine tarafı Peygamberiden bırakılmışlardır. Bu şerirlerin suikastından kudreti bari Teala ve tekaddes Hazretleri ile Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ve Ashab-ı Kiram'ın halas olmaları ve sonra da Resul-i Ekrem'in bunları af buyurmaları üzerine bu ayeti kerime nazil olmuştur.
Fakat bu vaka Hudeybiye gibi İslam'ın devri itilasının mebdei olan muazzam bir hadisenin küçük bir cüzüdür. Bu ayetlerin mensup olduğu Fetih suresi, Hudeybiye dönüşünde nazil olduğuna göre, bu ayetlerin sebebi nüzulü Hudeybiye zaferinin kendisidir de denilebilir. Filhakika, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin silahsız, mühimmatsız olarak ashabıyla Mekke'nin Harimi dahiline kadar varıp Hudeybiye'yi karargah ittihaz etmesi Kureyş'i hiçe saymaktır. Ve ne parlak bir zaferdir. Kan dökülmeksizin kazanılan bu zaferin bir muahedename ile tevsiki her iki tarafın yekdiğerine taarruzdan keffiyyet etmeleri, el çekmeleri, kavli şerifinin en muvafık bir masnuunudur.
Müşriklerin gönüllerindeki hamiyeti cahiliye onların Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin Nebiyullah olduğunu itiraf etmemeleri ve Bismillahirrahmanirrahim cümlesini ikrar etmemeleri ve nihayet Müslümanlarla Beyt-i Şerif arasında hain olmalarıdır, engel olmalarıdır. Değerli dinleyicilerimiz, Hudeybiye musalahası ve devletler hukuku konusunu da kısaca şöyle izah ediyor müellifimiz. Ehli İslam ile Kureyş arasında akdedilmiş iş bu muahedename Hicret'in altıncı senesi yani Miladi altı yüz yirmi sekizde imza edilmiş olduğundan kıdemi cihetiyle haizi ehemmiyet yani çok önemli olduğu gibi siyasi ve mezhebi muahede olması hasebiyle de hukuki düvel devletler hukuku noktayı nazarından da tetkike şayandır. Hususi ile şu dört cihet nazarı dikkati caliptir. Birincisi, yazılış tarzında kavaid ve merasim muahedenameye Cenabı Hakk'ın ismiyle başlanmıştır.
Badehu sonra had ma salaha Muhammed ibn-ü Abdullah ve Süheyl Lübnü Amr fıkrasıyla maksada şuru buyrulmuş, başlanmış ve bu cihette muahedatı hazıranın yazılış tarzına muvafık görülmüştür. Bundan sonra Tarafeyn'e ait taahüdatı mütekabilede aynı elfaz, aynı lafızlar tekrar olunarak ileride soyu tefsire yanlış yorumlamaya uğratılmak ihtimali ortadan kaldırılmıştır. İkincisi on senelik muvakkat bir mütarekeyi havi olması ve bu yolda muahedatı ahirede görülen tevavud ve şeraide muvafık bulunmasıdır. Üçüncüsü, mültecilerin iade ve teslimi kaziyyesiyle bu imtiyazın yalnız Kureyş efradına tahsis ve ihsan buyurulmasıdır.
Filhakika mültecinin iadesi Arap ahlak ve adetince makbul bir şey değil ise de burada maksat yalnız İslam'a dehalet giriş olduğundan Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bunu kabule tenezzül buyurmaları ulviyeti güneş gibi aşikar olan dini mübin'in bu gibi manialara karşı her türlü tesirden ari olduğunu beyan ve irae gösterme hikmetine mebni idi. Zamanınızda ise iadei mücrimin suçlunun iadesi ahkamı, tatbik ve kabul edilmemesi usulü birçok tecrübeler ve tetkikat neticesinde anlaşılan bir keyfiyettir. Ve dördüncüsü, sair kabilelere hakkı ihtiyar verilmesidir ki isterlerse ahdi emaneti peygamberiye ve isterlerse Kureyş'in ahdi emanına duhulde girmelerinde muhayyer bırakılmışlardır. Geçmiş zamanlarda meçhul olan bu muhayyer olma hakkı bu asırda Avrupa hukuki düveline girmiş ve pek büyük bir ehemmiyet almıştır.
Musalahanamenin tahrir ve imzasından sonra Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin öteden beri sıcak dostu ve mahrem-i esrarı olan Huzaalılar dördüncü maddeye Tevfikan, Eman-ı Muhammedi'ye dahil oldular. Beni Bekir kabilesi de Kureyş tarafını iltizam ettiler. Bu iki kabile emanını iltizam ettikleri taraflara sadık kalmışlardır. Buhari'nin bu Hudeybiye hadisinin sonunda Zebidi'nin tecride almadığı bir rivayeti daha vardır ki Hazreti Aişe radiyallahu anha'dan gelen bir rivayette Müslüman kadınlardan hicret edip gelenleri Resul-i Ekrem'in yemin vererek vesair delaili emarata bakarak imtihan ettiği bildiriliyor ki kafir kadınları nikahınızda tutmayınız emri üzerine Hazreti Ömer henüz şirk halinde bulunan iki karısını birden tatlik etmiştir, boşamıştır. Birisi Ümeyye kızı Kuleybe, diğeri de Cerveli Huzayinin kızı Ümmü Gülsüm idi ki bu kadın Abdullah bin Ömer Radıyallahu Anasıdır.
Kuleybe'yi Muaviye hali şirkteyken aldı. Ümmü Gülsüm'ü de Ebu Cehm ve bir rivayette Safvan bin Ümeyye tezevvüc etmiştir. İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik değerli dostlarımız. Bir sonraki bölümde Bera Bin Azip hadisiyle inşallah birlikte olmak ümit ve arzusuyla Allah'a emanet olunuz.