İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde daha sizlerle birlikteyiz. Değerli dinleyicilerimiz. Hazreti Osman Zinnureyn efendimizin hayatından kesitlerin anlatıldığı eserle bugün de inşallah programımıza devam edeceğiz. Dış devletlerin İslam'a davet edilmesi konusuyla inşallah bugün birlikteyiz. Fetih Suresi'nin bildirdiği fetih ve zafer kapısı Hudeybiye sulhu ile açılmıştır. Hayber'in Mekke'nin fethi gibi askeri zaferler bu siyasi zaferi süratle takip etmiş ve Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in irtihalinde Hicaz kıtası halkı tamamıyla Müslüman olmuşlardır. İrtihalinden sonra ise bir asır içinde İslam hududu, Aksa'yı garptan, Hint ve Çin hudutlarına kadar genişlemiştir.
Hudibi sulhu ile İslam camiasının Allahutaala'nın tevfiki ile siyasi varlığına sahip bir devlet halini kazanması üzerine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hudeybiye'den döndükten sonra etrafındaki devletlere birer sefir ve dağiyetle nağme göndererek onları İslam dinine davet etmiştir. Aziz peygamberim artık şimdi ey insanlar ben sizin hepinize Allah'ın gönderdiği peygamberim diye ilan et ayetiyle memur olduğu bütün beşeriyete şamil davetini ifaya başlamıştır. Ömer bin Hattab radiyallahu anh'tan rivayete göre Hudeybiye seferinden dönüşte bir gece Ömer Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemle beraber gidiyordu. Ömer, Resulullah'tan bir şey sordu. Fakat Resulullah vahiy ile meşgul bulunduğundan Ömer'e cevap vermedi. Ömer yine sordu. Bu defa da cevap vermedi. Resulullah işitmedi zannederek sonra bir daha sordu. Resulullah yine cevap vermedi.
Bunun üzerine Ömer içinden kendi kendine ey Ömer anan seni kaybetsin de yok olasın. Bak üç kere Resulullah'a ısrar ettiğinde hiçbirine cevap vermedi. Ömer rivayetine devam ederek der ki bunun üzerine devemi sürdüm. Sonra hakkımda tevbih amis yani kınayıcı bir Kur'an inmesinden korkarak Müslümanların önüne geçtim. Fakat çok beklemedim. Bir çağıranın bana seslendiğini işittim ve kendi kendime hakkımda Kuran inmiş olmasından korktum. Resulullah'ın huzuruna geldim ve selam verdim. Resulullah bana son derece beşaret içinde ya Ömer, bu gece bana bir sure indirildi ki emin ol o sure bana üstüne güneş doğan her şeyden daha sevimlidir buyurdu. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Fetih suresinin birinci ayetini okudu.
Abdullah bin Ömer radiyallahu anh'dan rivayete göre Abdullah'ın babası Ömer İbnü'l Hattab radiyallahu anh Hudeybiye günü oğlu Abdullah'ı Ensar'dan bir kişinin yanında bulunan atını getirmek üzere gönderdi. Harp için üstüne binmek istiyordu. Abdullah, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi şecere I Rıdvan altında ashab ile anlaşır bir halde buldu. Halbuki Ömer bu mübayayı bilmiyordu. Abdullah, Rasulullah'a bey'at edip sonra atı almaya gitti Ve Ömer harp için zırhını giymekle meşgul idi. Abdullah babasına ağaç altında Rasulullah'ın Ashab'tan ahdü and aldığını bildirdi. Ravi der ki hemen Ömer bey'at yerine gitti, kendisiyle beraber oğlu da gitti. Nihayet Ömer, Resulullah'a bey'at etti. İşte halk arasında şu Abdullah İbn-i Ömer babası Ömer'den önce Müslüman oldu diye görüşülen söz budur.
Hudeybiye seferinde Kureyş'le imzalanan Muahedename'nin bir maddesinde gelecek sene Resulullah'ın maiyetiyle gelip Kabe'yi ziyaret edeceği, silahsız girileceği, yalnız kınında olmak üzere kılınç alınabileceği üç günden fazla kalılamayacağı kararlaştırılmıştı. Bu muahede hükmüne tevfikan Hicretin yedinci senesinde Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem umre için Mekke'ye gitmeye karar verdi. Bir sene evvel Hudeybiye'de bulunan Müslümanların Mekke'ye gitmek üzere hazırlanmalarını emir buyurdu. Bunlardan başka kadınlar ve çocuklar da iştirak edeceğinden, kadın ve çocuklar hariç olmak üzere bu rakam iki bin kişiyi bulmuştur. Bu umre bir sol ve muahede hükmü kazasına müstenit olduğu için buna umretül kaza denilmiştir. Yedi senelik bir fasıladan sonra Mekkeli Müslümanların vatanlarına kavuşma iştiyakı kalplerinde çok derin idi. Mekke'ye umumi bir sürur ile girildi.
Enes bin Malik radiyallahu anh'tan rivayete göre Mekke'ye girilirken şair Abdullah bin Revaha radiyallahu anh Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin önünde gidiyor ve şu şiirini inşa ediyordu. Ey kafir oğulları, Rasulullah'ın yolundan çekiliniz. Allah Kuran'ın da onun hak peygamber olduğuna ayetler indirdi. En hayırlı ölüm onun yanında ölümdür. Biz onun emri işaretiyle sizi yok ederiz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kabe'yi tavaf ve Safa ile Merve arasında sa'yederken biz onu müşrik çocuklarının ve müşriklerin tecavüz edip eza vermesinden korurduk.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemle Ashab-ı Kiram radiyallahu anhüm Mekke'ye girdiklerinde müşrikler birbirlerine Mekke'ye gelen şu cemaati Medine'nin humması zayıf düşürmüş diye tahriş etmeleri üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına Kabe'yi üç kere koşa koşa ve omuzlarını silke silke tavaf etmelerini emretmiştir ki buna rem denir. Yine Safa ile Merve arasında süratli sa'y etmelerini de emretmişti ki bunlar hac ve umre adabı ve adatı olarak devam etmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri de müşriklere kuvvetli görünmek için bu suretle tavaf ve sa'y etmişlerdir. Abdullah bin Ebi Evfa radiyallahu anh'tan şöyle rivayet edilmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kaza umresini ifa ederek Beyt-i Şerifi tavaf edip Makamı İbrahim'in arkasında namaz kılmıştı. Yanında kendisini halktan setreden birisi bulunuyordu.
O gözcüğe birisi gelip Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu umresinde Kabe'ye girdi mi diye sordu. O da hayır girmedi diye cevap verdi. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin Kabe'nin dahiline girmeyişinin sebebini Nevevi şöyle bildiriyor. Kabe'nin içerisi putlarla, duvarları suretlerle doluydu. Tabii Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bu halde Kabe'ye girmezdi. Müşrikler de başka ziyaretçileri içeriye bırakmıyorlardı. Mekke'nin fethi günü ise bu putların hepsi de yere serilmiş, selnigun olmuş ve emri Peygamberi üzerine Hazreti Ömer tarafından Kabe duvarlarındaki bütün resimler silinmiştir. Kurtubi, Kabe deruhunun da üç yüz altmış put bulunduğunu ve müşrikler tarafından her gün bir puta tazim edildiğini, en büyük taziminde ikinci büyük puta tahsis olunduğunu bildiriyor.
Şarih Kastalani de Umretü'l Kazada Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in Kabe'ye girmeyişinin bir sebebi de Hudeybiye Musalahannamesinde buna dair bir madde bulunmasından dolayıdır. Binaenaleyh Kabe derununa girmek isteseydi Kureyş muhakkak men ederdi diyor. Nasıl ki Mekke dahilinde üç günden fazla ikamet edilmemesi muahede ahkamı cümlesinden bulunduğundan fazla ikamete müsaade edilmemişse, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir mümaneata maruz olmamak, engele maruz olmamak için Kabe dahiline girmek istememişti. İbn Abbas radiyallahu anhüma'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Fethi Mekke günü Mekke'ye geldiğinde Kabe'ye girmekten çekindi. Çünkü Kabe'de cahiliyetin tanrı edindiği putlar vardı. Resul Aleyhisselam bunların çıkarılmasını emretti. Ashap tarafından putlar çıkarıldı.
Bilhassa İbrahim ve İsmail Aleyhisselam'ın suretlerini de ellerinde ezlam olduğu halde çıkardılar. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bu iki surete bakarak Allah bunları yapanları helak etsin, Allah'a yemin ederim ki putperestler pek iyi bilirlerdi ki bu iki peygamber erzak-ı maksumelerini böyle münker şeylerle aramış ve dilemiş değillerdi, buyurdu. Sonra Beyt'e dahil oldu. Girdi ve Beyt'in her tarafından tek bir getirdi, fakat Beyt'te namaz kılmadı. Yine İbn-i Abbas radiyallahu anh'tan gelen bir rivayete göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabıyla beraber kaza umresi için Kabe'ye geldiklerinde tavaf edilirken, müşrikler, ey Muhammed ümmeti, peygamberimiz size takaddüm ediyor, sizi Medine'nin humması zayıf düşürmüş diye istihza etmişlerdi.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buna vakıf olunca tavafın üç şavtında koşmalarını, Rükneyn-i Yemeniye arasında mutat üzere yürümelerini emredledi. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem tavafın bütün şavutlarında koşmamalarını emretmeye mani bir şey varsa da o da ashabına acımasından ibarettir. Değerli dinleyicilerimiz, Hazreti Osman Zinnureyn Efendimiz'in halife seçilmesi konusuna devam ediyoruz. Hazreti Osman Radıyallahu Anh, Veda Haccı'nda Resulü Ekrem'e refakat etmiştir. Onun irtihali üzerine baş gösteren başkanlık münakaşalar esnasında Beni Saide Sakifesinde Hazreti Ebu Bekir Sıddık'a bey'at etmiş, hilafeti zamanında onun müşavere meclisinin sıfatıyla vazife görmüştü. Hazreti Ebu Bekir Radıyallahu Anh'ın son vakitlerinde yazdırdığı ve Hazreti Ömer'i hilafete tavsiye ettiğini bildirdiği Ahitnameyi yazmış, Hazreti Ömer devrinde onu bütün kuvvetiyle desteklemişti.
Fakat Ömerü'l-Faruk Radiyallahu Anh'ın şehadetinden sonra halife intihab ı seçimi Ashab-ı Şura'ya havale edilmişti ki Aşere-i Mübeşşere'den Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Sa'd bin Ebi Vakkas, Abdurrahman bin Avf radiyallahu anhüm ile Abdullah bin Ömer kendisi hilafete intihap olunmamak şartıyla rey vermekte memur idi. Ashab-ı Şura'dan Talha Medine'de bulunmamıştı. Mikdad bin Esved, Ashab-ı Şura'yı bir hanede topladı. Ebu Talha Radıyallahu Anh da kapıda bekledi. Süheyb-i Rumi de Evkatı Hamset'e yani beş vakitte imamet ederdi. Mısır emiri Amr İbnü'l-As ile Kufe emiri Muğire bin Şube'de Medine'ye gelip Şura hanesi kapısında durdular. Bunların bu babda bir guna memuriyetleri olmadığından Sa'd Bin Ebi Vakkas ikisini de oradan savdı. Onlar da üst perdeden mücadele etmekle aralarında söz uzadı. Kibar-ı Kureyş arasında mübayenet ve burudet hasıl oldu.
Yani böyle bir ayrılık ve soğukluk hasıl oldu Kureyş büyükleri arasında. Halbuki bütün eşrafı Arap ve umerayı askeriye Şura meclisinin vereceği karara muntazır idiler ve vaziyet pek nazik idi. Kapıda nöbet bekleyen Ebu Talha, Ashab-ı Şura'ya hitaben Ömer'in canını alan Allah hakkı için size üç günden fazla mühlet vermem. Hemen ne yapacaksanız bu müddet zarfında yapınız deyip üzerlerine kapıyı kapadı. Evvela, Abdurrahman bin Avf bir hutbe ile ihtilaf-ı a'radan içtinabın lüzumuna dair, yani çok fazla görüş ayrılığından kaçınılmamasının gerekliliğine dair söz söyleyerek ithadı efkara, görüş birliğine davet eyledi. Efkarı umumiye'de heyecan üzereydi. Abdurrahman bin Avf'ın nasihati üzerine Osman bin Affan, Zübeyr İbnü'l Avvam, kemali ihlas ile onun davetine icabeti beyan eylediler.
Sonra Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri de bir hutbe okuyup Medine'de bulunmayan Talha'nın kendi rehine razı olacağına müteahhid olduğunu beyan ile Abdurrahman bin Avf'a ya Abderrahman bin Avf iş sendedir, hemen işe halisane yapış ve hayır haane çalış, dedi. Sonra Ali de o Allah'a hamdolsun ki içimizden Muhammedi Nebi ve bize resul gönderdi. Biz Beyt-i nübüvvetiz, madeni hikmetiz, ehli arza emanız, ehli hacete necatız, bizim bir hakkımız vardır, veriliyorsa alırız, men olunursa Allah'ın arzı geniştir deyip develerin sırtlarına bineriz. Eğer Resulü Ekrem bize bir aht eylemiş olsaydı onun ahdini infaz ederdik. Bir söz söylemiş olsaydı onun üzerine ölünceye dek mücadele ederdik. Daveti Hakk'a ve sıla-i rahmet benden evvel musahharat edecek kimse yoktur. Sözümü dinleyiniz, belleğiniz, sonra bu korkulur kılınç meydana çıkıp ahitlere hıyanet olunduğunu görürsünüz.
Siz bir cemaat olursunuz, bazıları da eimmeyi ehli dalalet ve fırkayı ehli cehalet olur dedi. Bir müddet sonra vukuat Hazreti Ali'nin keşfini tasdik eyledi. Değerli dinleyicilerimiz, Hazreti Osman Efendimizin halife seçilişine bir sonraki bölümümüzde kaldığımız yerden devam etmek üzere Allah'a emanet olunuz.