İhsan Mektebi yolculuğumuza bugün Hazreti Osman Zinnureyn efendimizin halife seçilişi ile inşallah devam edeceğiz sevgili dostlarımız. Haşimiler Hazreti Ali'yi ve Emeviler Hazreti Osman'ı intihap etmek isterdi. Diğer Kureyşliler de eğer hilafet Haşimilere geçerse bir daha diğer kabilelere geçmez. Böylece Haşimi beyninde yani Haşimiler arasında tedavülünü mülahaza ederlerdi. Hazreti Ali Alim, Fazıl ve arifi billah bir zatı hakaik-ı sıfat olup Haşimiler bazı Ashab-ı güzinin arzularını reddederlerdi. Hazreti Osman da Sabikunü evvelinden mülayim, halim, selim, mahcup ve Mahbubu'l Kulüb bir melek sıfat zat olup Emevilerin arzularına set olamazdı. Asıl maksat ise ihtilaf ve tefrika olmadan ammenin kabulüne mazhar olacak bir halife bulmaktı ve Ashab-ı Şura'nın fikri bu merkezdeydi. Abdurrahman Bin Avf Hazretleri hanginiz içinizden efdal olana tevcih etmek üzere kendisini ihraç eder diye sordu.
Cevap veren olmadığından Abdurrahman işte ben kendimi hilafetten hal ve ihraç ediyorum dedi. Evvela Hazreti Osman ve diğerleri razı oldu. Hazreti Ali sükut edince Abdurrahman ona ne dersin ya Ebel Hasan dedi. Hazreti Ali de hakkı ihtiyar edeceğine ve zirahmi tercih etmeyeceğine, yakın akrabayı tercih etmeyeceğine ve ümmetin hayrını Taharri'de araştırmada kusur etmeyeceğine beni ahdu misak ile temin et dedi. Hazreti Abdurrahman da siz benim ihtiyar edeceğime, seçeceğime razı ve muhalefet eden olursa aleyhinde benimle beraber olmak üzere bana ahd ü misak veriniz, ben de zirahme yakın akrabama karabet için tercih etmeyeceğime ve Müsliminin hayrına hasr-ı nazar eyleyeceğime Allah'ın ahdüm misakı ile size temin edeyim dedi. Hazreti Abdurrahman, Hazreti Ali'nin yanına gelip sen Resulü Ekrem'e karabetin İslam'da tekaddüm ve sebkatin verdin de hüzne asarın hasebiyle hilafete hakkım dersin.
Zaten ehliyetin de müsellemdir. Fakat bilfarz burada senden ahere verilecek olsa sen kimi ehak görürsün, daha layık görürsün dedi Hazreti Ali de Osman'ı dedi. Hazreti Osman da aynı vechile sorulduğunda Ali'yi dedi. Böylece hilafet Hazreti Osman ile Ali arasında kaldı. Hazreti Abdurrahman hakem olduğundan eşrafı Arap ve ümerayı askeri ile buluşup görüştü. Efkarı nas'ı anlamak için dolaştı. Yani insanların görüşlerini almak için halk arasında dolaştı. Sonra Zübeyr ile Sa'd Bin Ebi Vakkas'ı çağırıp Rey'lerini sordu. Zübeyr, reyim Ali içindir dedi. Sa'd da bence Ali evladır. Eğer sen kendini ihtiyar edeceksen pekaladır. Beyat et de bizi sıkıntıdan kurtar dedi. Abdurrahman Bin Avf da ben hilafetten kendimi hallettim. Hilafeti kabul etmem. Ebubekir ve Ömer'den sonra kim halife olsa nas ondan hoşnut olmaz dedi.
Sonra Abdurrahman bin Avf Hazreti Ali ile gizlice görüştükten sonra Hazreti Osman ile de merdane vakti fecre kadar görüştü. Sabah namazından sonra Ashab-ı Şura'yı mescide davet etti. Mescidi Şerif doldu. Abdurrahman Bin Avf toplanan cemaatin re'ini sordu. Ammar Bin Yasir Radıyallahu Anh, eğer Müsliminin ihtilaf etmemesini istersen Ali'ye bey'at eyle dedi. Mikdad bin Esved de onu tasdik etti. Osman radıyallahu anh'ın süt kardeşi Abdullah bin Sa'd bin Ebi Seh de eğer Kureyş'in ihtilaf etmemesini istersen Osman'a bey'at eyle dedi. Abdullah bin Ebi Rebi Ada onu tasdik etti. Ammar bin Yasir, Abdullah bin Ebi Serh'i tekfir etti, azarladı. O dahi ona acı sözler söyledi. Huzarın yani orada bulunanların bir fırkası onu, diğer fırkası bunu tesahup edip cidale başladılar. Sözler çoğaldı, fitne emareleri göründü.
Sa'd Bin Ebi Vakkas hemen ya Abdurrahman fitne ve fesat zuhur etmeden bir karar ver, işi bitir dedi. Abdurrahman bin Avf da ey cemaat, susunuz, durunuz başınıza bir iş çıkarmayınız. Ben düşündüm, taşındım, lazım gelen ile müşavere ettim dedi. Hemen Hazreti Ali Radıyallahu Anh'ı çağırdı. Abdurrahman bin Avf ona Allah'ın kitabı ve Resulü'nün sünneti üzere ve ondan sonra iki halifenin sireti üzere amel edeceğine Allah ile ahdu misak et dedik de Hazreti Ali de umarım ki il muttakatim erdiği kadar amel ederim dedi. Abdurrahman da iki kere daha bu suali iran etti. Hazreti Ali yine öyle cevap verdi. Hazreti Ali'nin cevabı savap ve muvafıkı hikmet ise de yani doğru ise de vakit pek nazik olmakla öyle kayd-ı şart takayüd ve tevakkufa müsait değildi.
Binaenaleyh Abdurrahman Bin Avf hemen Hazreti Osman'ı çağırıp ona da üç kere Hazreti Ali'ye dediği gibi demekle Hazreti Osman tevakkufsuz durmaksızın evet, öyle amel ederim demekle Abdurrahman Hazretleri başını kaldırıp eli Hazreti Osman'ın eli üzerinde olduğu halde Ya Rab şahit ol, boynumdaki emaneti Osman'ın boynuna koydum. Allah'ın, resulünün ve halifelerinin yolu üzere sana biat ediyorum dedi ve orada Muhacirin ile Ensar'da biat ettiler. Sonra Hazreti Talha geldi. Hazreti Osman'ın yanına girdi. Hazreti Osman ona muhayyersin, istersen bey'at eyle ve eğer iba edersen kaçınırsan emri intihabı iade ederim dedikte Talha herkes sana bey'at etti mi diye sordu. Evet demekle Talha da ben de razıyım, nasıl ittifakına muhalefet eylemem deyip bey'at eyledi. Kibar-ı Tabiinden biri Hazreti Abdurrahman'a sordu. Ali'yi ne cihetle terk edip Osman'a bey'at eylediniz?
Abdurrahman bin Avf da benim suçum yok. Ben Ali'ye Bey'atı tasmim ile ibtida, ona teveccüh ederek Peygamber'in Sünneti ve Ebubekir ve Ömer'in siretiyle amel edeceğine ahd ü misak teklif ettim. O kudretin mertebesinde diye kaydı ihtirazi gözetti. Tekrar ettim. Yine öyle cevap verdi. Osman'a arz ettim. Bilakayıt kabul eyledi dedi. Hazreti Osman'ın halife olarak ilk hutbesi. Ehli Şura Hazreti Osman'ı halife nasvedit. Kendisine bey'at ettikleri zaman o son derece üzgün ve rengi sapsarı bir haldeydi. Rasulullah'ın minberine çıkarak hamdele ve salveleden sonra insanlara şöyle hitap etti. Siz fani bir dünyadasınız. Ömürlerinizin sonuna geldiniz. Ahiret için en iyi bir şekilde hazırlanınız. Ömrünüz devamlı surette eksilmektedir. Dikkat edin. Dünya aldatıcıdır. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Aldatıcıların en aldatıcısı olan şeytan sizi aldatmasın. Geçenlerde ibret alınız. Gayretle çalışınız.
Gafil olmayınız. Hiçbir hareketinize göz yum olmaz. Hani nerede dünyaya gelip de orada uzun müddet menfaatler sağlayan orayı imar edenler, ekip biçenler ve onların kardeşleri? Onları unuttunuz mu? Dünyaya Allah'ın verdiği değer kadar değer veriniz, ahiretten de nasibinizi unutmayınız dedikten sonra şu ayeti kerimeyi okudu. Onlara bu dünya hayatının misalini getir. Dünya hayatı gökten indirdiğimiz yağmur gibidir. Onunla arzın bütün bitkileri yeşerir, sonra kurur, ufalanır. Rüzgarlar da onu savurur. Hak Teala her şey üzerinde kudret sahibidir. Mallar evlatlar dünya hayatının ziynetidir. Baki olan doğru dürüst işler Rabbinin nezdinde sevap bakımından da ümit bakımından da daha hayırlıdır. Hazreti Osman'ın bu konuşmasından sonra halk gelerek kendisine beyat etmeye başladı. Beyat işi tamamlandıktan sonra Hazreti Osman halka hitaben şu konuşmayı yaptı. Bana bir vazife verildi.
Ben de kabul ettim. Ben benden öncekilerin yolunda gideceğim. Yeni bir şey ihdas edecek değilim. İcraatımda aziz ve celil olan Allah'ın kitabı ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetinden sonra üç şeyi daha takip edeceğim. Bunlardan biri üzerinde ittifak ettiğiniz ve takip ettiğiniz konularda benden öncekilere ittiba, ikincisi daha öncekiler tarafından ihdas edilmeyen fakat sonradan ehli hayrın ortaya koyduğu yolu takip etmek, üçüncüsü de cezayı hak etmediğiniz sürece size ceza vermemek. Dünya göz alıcıdır. İnsanları kendisine çeker. İnsanların çoğu ona kendini kaptırmıştır. Dünyaya meyledip ona güvenmeyiniz. O güvenilir değildir. Bilmiş olunuz ki dünyayı terk etmeyeni dünya terk etmez. Ebu Amir anlatıyor.
Hazreti Osman halife olunca Müslüman İranlılardan bir grup geldiler ve ona Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Mecusi bayramlarını terk etmek üzere bey'at ettiler. Hazreti Osman da onların bey'atini kabul etti. Hazreti Osman Radıyallahu Anh, Hazreti Ömer'ül Faruk Radıyallahu Anh'ın vasiyetlerine uyarak cümle memurları yerlerinde bıraktı. Yalnız Muğire bin Şube'yi Küfe'den azl ile Sa'd Bin Ebi Vakkas'ı Küfe emiri nasb eyledi. İbnü'l Esir'in beyanına göre Hazreti Ömer'in vasiyeti buydu. Hazreti Osman o vasiyeti yerine getirdi. Daha sonra bazı ihtilaflar ve şikayetler üzerine Sa'd Bin Ebi Vakkas az olunulmuştur. Hazreti Ömer devrinde Şam, Mısır, İran fetholunmuş, bütün bu geniş ve mühim ülkeler İslam memleketleri arasına girmişti.
Bu kadar geniş bir memleketin idaresi için kuvvetli bir idarenin, sağlam bir hükumetin teşekkülü lazımdı. Hazreti Ömer Radiyallahu Anh da bunu vücuda getirmişti. Hazreti Osman, İslam riyasetini ihraç ettiği zaman kendini pürüzlü ve müşkül bir vaziyet karşısında bulmamış, aksine muntazam teşkilat ile idare olunan, her tarafta intizam ve asayişin hüküm sürdüğü bir devletin başına geçmişti. Hazreti Ebu Bekir'in azm muhimmeti ile irtidat ve irtica hareketleri bertaraf edilmiş, fütuhat hareketleri başlamış, Hazreti Ömer'in gayret ve kudreti, kıyaset ve dirayetiyle memleket genişledikten ve muazzam bir devlet vücut bulduktan başka onun siyaseti ve idaresi esaslı bir surette kurulmuştu. Hazreti Osman bu idareyi, idameye çalışacaktı.
Hicret'in on dördüncü senesinde Azerbaycan ve Ermenistan'da bazı hadiselerin vuku bulması üzerine vergileri ödemek istemeyenlere karşı asker sevkine karar verilmiş, diğer taraftan Bizanslıların birtakım hareketlerde bulundukları anlaşıldığından Muaviye'yi takviye için altı bin kişilik bir kuvvetle Şam'a gönderilmişti. Hazreti Osman Mısır Valisi Amr İbnü'l-As'tan haracın artırılmasını istedi. Amr bunun mümkün olmadığını beyan ettiğinden Hazreti Osman onu azlederek yerine Abdullah Bin Ebi Serhi tayin etti. Hem kumandan hem bir idareci sıfatıyla temayüz etmiş olan ve kendisini Mısırlılara sevdirmiş bulunan Amr Bin As'ın oradan ayrılması ile Mısır'da dahili birtakım karışıklıklar başlamış, İmparator Heraklius'un yerine geçen oğlu Konstantin fırsattan istifade ederek Mısır'ı geri almaya teşebbüs etmiş, bir donanma göndererek İskenderiye'yi geri almıştı.
Hazreti Osman, Amr Bin As'ı Mısır valiliğine derhal iade ederek o da İskenderiye'ye müteveccihen hareket etmiş ve orayı hemen geri almıştı. Mısır'ın yerli ahalisi Amr Bin As'ı gayet iyi tanıdıklarından ve ona son derece itimat ettiklerinden her türlü yardımı göstermişlerdi. Hicretin yirmi yedinci senesinde Abdullah bin Ebi Ser kumandasında hazırlanan kuvvet Libya Çölü'nü geçerek, o zaman Akdeniz'in Afrika sahilindeki en müstahkem veren zengin şehirlerinden olan Trablus'un duvarları önüne durmuştu. Hazreti Osman Medine'den gönderdiği bir orduyu takviye etmişti. Trabluslular Cizyeyi ve Müslüman olmayı reddettiklerinden muharebe başlamış, Gigo Kirrius'un kumandası altında müdafaa eden Romalılar mağlup olmuşlar, Trablus ahalisi Müslümanlarla sul nakletmişlerdi.
Bunu müteakip Müslümanlar merakeş'e kadar ilerlemişler, Abdullah Bin Zübeyr'in himmet cesaret, dirayet ve kıyaseti sayesinde bütün bu havali İslam Devleti'ne ilhak edilmişti. Afrika'nın fethinden sonra Müslümanlara İspanya'nın kapıları açılmıştı. Hicret'in yirmi yedinci senesinde Hazreti Osman askerlerine ilerlemek için emir vermiş, fakat bir müddet sonra ileri hareketler durmuş, Abdullah Bin Ebihisar Mısır'a dönmüştü. Afrika'yı fethetmeye muvaffak olduğundan dolayı Hazreti Osman ganimetlerin beşte birini vadi mucibince Abdullah'a vermesi üzerine Efkarı Umumiye galeyana gelmiş, bu galeyan karşısında bu ihsanı Hazreti Osman geri almıştı. Değerli dostlar, İhsan Mektebi programmışsın. Bugün de sonuna gelmiş olduk. İnşallah bir sonraki bölümde Kıbrıs'ın fethi konusuyla birlikte olmak üzere Allah'a emanet olunuz.