İhsan Mektebi programımızda inşallah birlikteliğimiz devam ediyor. Hz. Ömer'ül Faruk isimli eserle Mahmut Sami Ramazanoğlu, Hudsallahu Sirrahü'l Azies'in anlatımıyla inşallah bugün Kudüs'ün fethi konusunu ele alacağız azizine işlem. Filistin kumandanı Hazreti Amr ibnül As Kudüs havalisi evvelce zapt olunmakla Kudüs'ü muhasara etti. Hazreti Ebu Ubeyde kanserinin fethini müteakip, Hazreti Amr'a iltihak edince Kudüs'ü müdafaa eden Hristiyanlar sulha talip olmuşlar ve bizzat Hazreti Ömer'in imzasını teklif etmişlerdi. Hazreti Ömer de yanına bir çadır bile almayarak Kudüs civarındaki Cabiye'ye geldi. Zabitlerini Suriye seferinde sadeliği terk ile sırmalı elbiseler içinde görünce müteessir oldu. Zabitlerinin ecnebi adetine çabuk kapılmış olmalarından dolayı onları bir hayli muaheze etti.
Muahede imzalandıktan sonra Hazreti Ömer Kudüs'e yaklaştığı zaman kendisini Ebu Ubeyde ile diğer kumandanlar istikbal ettiler, karşıladılar. Fakat kumandanlar Hazreti Ömer'in pek sade ve pek mütevazi elbise giydiğini görerek halk arasında nüfuz ve heybetlerinin tenakus etmesinden eksilmesinden endişe etmişlerdi. Hazreti Ömer'e bir at takdim edilmek istenildi. Şöyle cevap verdi. Cenabı hakk'ın bize ihsan ettiği Saidü şöhret Müslümanlığa aittir. Kendi şahsımız için sadelik kafidir. Hazreti Ömer Kudüs'e girince Mescid-i Aksa'yı ziyaret ederek secde-i şükrana kapandı.
Bir gün Hazreti Bilal ordu zabitlerinin kuş eti halis ekmek yediklerini, askerlerin ise iyi gıda alamadıklarından şikayet etmesi üzerine Hazreti Ömer hakikati istifsar ederek araştırarak Suriye'de hayatın ucuz olmasına memdi Hicaz'da ekmek ve hurma almak için sarf olunan parayla Suriye'de kuş eti ve halis ekmek tedariki mümkün olduğu tespit edilince, askerlere verilen ganimet hissesinden başka mükafatlar ihtasını da verilmesini de emretmişti. Bir gün Hazreti Ömer bizzat Hazreti Bilal'in ezan okumasını ve Müslümanları namaza davet etmesini rica etti. Hazreti Bilal, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin irtihalinden sonra ezan okumamaya ahdetmiş olmakla beraber Emiri'l müminin emrine itaat edeceğini söylemiş ve ezanı şerif okumuştu.
Hazreti Bilal'in sesi fezada inlediği zaman bütün samilerin işitenlerin gözlerinin önünde risalet devri canlanmış, birçokları gözyaşlarını zapt edememişlerdi. Hazreti Muaz bin Cebel o kadar müteessir olmuştu ki kendinden geçmiş, Hazreti Ömer de bizzat uzun bir istiğrak içinde kalmıştı. Hazreti Halid harekatına dair makarrı hükumete hükümet merkezine ufassal malumat göndermezdi. Ayrıntılı bilgi göndermezdi. Hazreti Ömer ihtar etti. Ya merkeze mufassal malumat vermesini veyahut istifa etmesini teklif etti. Hazreti Halid de de evvelki şıkkı kabul etmediğinden kumandanlıktan az yolundu. İslam'ın en büyük kumandanı azledildiği halde zerre kadar bir şikayette bulunmamış ve kendisine tatbik edilen muamele aleyhinde bir söz söylememiş ve söyletmemişti. Hazreti Halid'in dürüstlüğü ve ahlakının yüksekliği bununla da tezahür etmektedir. Hazreti Ömer, Hazreti Halid'e şu sözleri söyledi.
Halid, o daha şahidim olsun ki seni hem severim hem sana hakkıyla hürmet ederim. Müteakiben Hazreti Ömer bütün memurini hükumete, yani hükumet memurlarına bir tamim, bir genelge göndererek Halid'i muhilli namus bir hareketten, yani dürüstlüğü ihlal edici bir hareketten, yahut ademi memnuniyetten, yani bir memnuniyetsizlikten değil, ancak halkın ona pek müfrit teveccüh göstermesinden, yani aşırı ilgi göstermesinden ve onu her şeyin faili addetmesinden dolayı, yalnız başına bir insanın her şeyi yapmaya kadir olmadığını göstermek için azlettiğini beyan etmiştir. Hazreti Ömer'in Kudüs'te yazdırdığı muahede sözleşme. Allah'ın kulu ve müminlerin emiri Ömer tarafından İlya ahalisine verilen berattır. Bu beratın bahşettiği emniyet onları canlarına, mallarına, kiliselerine, açlarına, hastalarına, sağlamlarına şerait-i atiye dairesinde bahşolunmuştur.
Aşağıdaki şartlar dairesinde çerçevesinde verilmiştir. Bir. Onlara ait kiliseler mesken ittihaz olunmayacak ve bu mebani teferruatıyla tahrip olunmayacak ve içindeki emval mallar müsadere olunmayacak, yağmalanmayacak. Iki. Mesail-i diniyede, dini hususlarda bunlar hiçbir cebr ü tazyike düçar olmayacaklar, hiçbir zorlamayla karşı karşıya bırakılmayacaklar. Üç. Yahudilerin bunlarla birlikte il ya da oturmalarına müsaade edilmeyecektir. Dört. İlya ahalisi diğer şehir ahalisi gibi cizye vereceklerdir. Beş. İlya ahalisi şehirlerinden Bizanslıları tard edeceklerdir ve tard edilenlerin canları, malları taarruzdan mason kalacaktır, korunacaktır. Bizanslılardan il ya da ikamet etmek isteyenler de emin olacaklar ve cizye vereceklerdir. Altı.
Bizanslılarla birlikte ilya'yı terk etmek isteyen ahalinin de canları, malları, kiliseleri muhafaza edilecek, bunlar arzu ettikleri yere muasalat edinceye ulaşıncaya kadar bu masuniyet devam edecektir. Yedi. Ahalinin cizyeyi teddi etmeleri ödemeleri şartıyla bu ahdin ifasına Cenabı Hak'la Resulü ve bütün müminler şahittir. Bu muahede sözleşme hicretin on beşinci senesinde aktolunmuş ve Hazreti Halid Bin Velid, Amr İbnül As, Abdurrahman Bin Avf, Muaviye bin Ebi Süfyan tarafından şahit olarak imzalanmıştır. Acaba hangi galip millet mağluplara bu şerait dairesinde, bu şartlar dairesinde hüzneyi muamele etmiştir? Güzel muamele etmiştir acaba? Zımmilerin mal ve canları Ehl-i İslam'ın mal ve canları gibi sıyanet olunmuştur, korunmuştur. Şayet bir Müslüman bir zımmiyi katletse, Hazreti Ömer o Müslümanı idama mahkum ederdi.
Suriye'nin fethini müteakip Hazreti Ebu Ubeyde'ye gönderdiği Emirname'de Müslümanları ehli zimmete zulmetmekten, bir guna zarar iras etmekten, onların malını yemekten men et. Zımmilerle kararlaştırdığın şeriiti hakkıyla ifa eyle diye yazmıştı. Amvas Vebası ve Hürmüzanın Müslüman Olması. Hicretin on sekizinci yılında Mısır, Suriye ve Irak'ta müthiş veba hastalığı zuhur ederek irtihal edenler meyanında Hazreti Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel, Yezid bin Ebi Süfyan, Haris bin Hişam, Utbe bin Sehl, Süheyl bin Amr gibi zevat vardı. Filhakika Müslümanlardan kürei arzın nısfını yani yeryüzünün yarısını Allah yolunda fethedecek yirmi beş bin mücahit bu afete kurban gitmişti. Hazreti Ubeyde yerine Hazreti Amr İbnü'l-As kumandan olmuştu. Filistin'in eski mühim şehirlerinden Akdeniz sahilinde Kayseriiye şehri de zaptedilerek Suriye'nin her tarafı muhataradan kurtulmuştur.
Irak ve Faris arasındaki husustan ülkesinin en büyük şehri Ahvaz ve Menazin şehirleri zaptedildi. İranlıların ordu kumandanı Hürmüzan Şüşteri tahkim ile ve kuvvetli bir ordu ile şehrin sur'u haricinde taarruza geçti. Tarafeyn dehşetli harbe tutuştular. Sol cenah kumandanı Bera b. Azib ile Halefi Mihrat bin Sevr pek kahramanca muharebe ederek düşmanın faikiyeti adediyesine binaen şehit oldular. Sayıca üstünlüğünden dolayı şehit oldular. Bir netice İranlılar mağlup oldular. Nihayet kalenin altından şehrin yerlileri tarafından bir yol gösterilerek iki yüz mücahit canlarını feda ederek kalenin içine girmişler, kale kapısının muhafızlarıyla dövüşerek ve onları kamilen öldürdükten sonra kapıları açmışlardı. Kumandan Hürmüz Han da kaleye iltica etti. Hazreti Ömer tarafından muhakeme edilmek ve Medine'ye gönderilmek üzere teslim olacağını beyan etti.
Kabul ile Hazreti Enes'in yanında Medine'ye geldi. Şöhreti ile dünyayı titreten Hazreti Ömer'in muhteşem bir sarayda bulunacağını zannediyordu. Hazreti Ömer'se camide istirahat etmek üzere uzanmış bulunuyordu. Hazreti Ömer Hürmüz Han'ı İran debdebesinin bir timsali gördü. Süzdükten sonra işte dünyanın bütün gurur ve gafleti dedi. Hürmüzan iki İslam kumandanını öldürdüğünden Hazreti Ömer idam etmek fikrindeydi. Hürmüzan'ın son arzusunu sordu. Hürmüzan dedi ki, Allah bizimle beraberken siz bizim esirimiz idiniz. Şimdi Allah sizinle beraber olduğu gibi biz sizin esiriniz olduk. Sonra bir bardak su istemiş ve suyu içmeden öldürülmemesini rica etmişti. Hazreti Ömer bu ricayı kabul ile su verildi. Hürmüzan suyu içmedi ve suyu içmeden öldürüllemeyeceğini der meyan etti ve suyu döktü. Sonra Kelime-i tevhidi getirdi.
Müslümanlığı kabul ettiğini, yalnız kendisinin can korkusuyla Müslümanlığı kabul etmiş olduğu zannedilmesin diye bu hileye müracaat ettiğini söyledi. Hazreti Ömer Hürmüz Ağa'nın Medine'de kalmasına müsaade ederek iki bin dirhem tahsisat bağladı. İran'ın fethine ait meseleler de Hürmüz Han ile müşavere ederdi. Irak Faris arasındaki Huzistan ülkesi. Huzistan vilayetinin sükutu üzerine Yezdi Gird yüz elli bin kişilik muazzam bir ordu teşkil etti. Hazreti Ömer radıyallahu anh da Numan bin Mukkarri'nin kumandan tayin etti. Mahiyetinde Amr bin Madiker, Muhire bin Şube, Cerir Becceliği, Huzeyfe Bin El Yemani gibi ashap bulunmuştu. İranlılar sulh teklif ettilerse de uyuşulmadığından harp bütün şiddetiyle başladı. Az bir zamanda sahneyi harp düşman cesetleriyle dolmuş, dökülen kan meydanı kan bataklığına çevirmişti. Atların ayakları kan içinde yüzüyor ve kayıyordu.
Bizzat kumandan Numan yere düşmüş, biraderi Nuaym bin Mukarririn bayrağı elinden alarak harekatı idare etmişti. Şu hadise o zamanki Müslümanların meftun oldukları sabır ve tahammülü göstermeye kifayet eder. Hazreti Numan atından düştüğü zaman ölse bile hiçbir kimsenin mevkiini terk ederek kendisiyle meşgul olmamasını tembih etmişti. Tesadüfen oradan geçen bir asker, Numan'ın şiddetli ızdıraplarla teneffüs ettiğini görerek atından inip kendisine yardım etmek istemiş, fakat derhal Numan'ın emrini hatırlayarak mevkiine hareket etmişti. Zafer ihraz olunduktan kazanıldıktan sonra diğer biri Hazreti Numan'a yaklaşmış, Numan gözlerini açmış ve hemen harekatın neticesini sormuştu. Müslümanların Muzaffer olduğu kendisine haber verilince öyleyse derhal Hazreti Ömer'e malumat verin demişti.
Hazreti Ömer Muzafferiyat haberini alarak fevkalade sevinmiş ise de Hazreti Numa'nın şehadetini duyunca iki eliyle başını tutarak hüngür hüngür ağlamıştı. Bu muharebede İranlılar otuz bin maktul bırakmışlar ve bir daha bir yerde tutunamamışlardı. Mücevherat ve ganaim ganimetler kırk milyon dirhem kıymetindeydi. Bu zafere Fethhul Fütuh namı verilmektedir. Yani fetihler fethi adı verilmektedir. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh keşke bizimle Faris arasında ateşten bir dağ bulunsaydı da hiçbirimiz ötekine taarruz etmeseydi derdi. İranlılar mağlubiyetlerinden bir türlü sükunet bulamıyordu. Hazreti Ömer de İran'ın fethini emretmek mecburiyetinde kalmıştı. İran vilayetlerinin her birine dikilecek sancağı ihzar etti, hazırlattı.
Horasan sancağını Ahnef Bin Kaysa, Sabur Vardeşir sancağını, Mücaşi bin Mes'ud'a, İstahar sancağını, Osman bin Asüs Sakafiyye, Fesevdar sancağını, Sariye bin Zinem Ülkennaniye, Kirman sancağını Suheyl bin Adiyde, Sistan sancağını Asım bin Amr, Mikran sancağını Hakem bin Umeyr-i Talibiye, Azerbaycan sancağını Utbe bin Furkuza ile Bekir bin Abdilillah'a vermişti. Bütün İran fütuhatı ikmal edildikten sonra Hazreti Ömer şu sözleri söylemişti. Bugün İran Devleti mahvukem nam olmuştur. İranlılar artık Müslümanlara bir zarar itiraz edemezler. Fakat size şunu ihtar etmek isterim ki namus ve istikametten ayrılacak olursanız Cenabı Hak size ihsan ettiği Nusret ve faikiyeti sizden alır. Bu memleketleri başkalarına ihsan eder. İran fütuhatı esnasında alınan kanaimden beşte biri Saib Bin Akra Medine-i Münevvere'ye getirdi. Hazreti Ömer'i gördü.
Pek kıymettar envai cevahir ile dolu iki seleyi Beytülmal'e teslim etti. O gün mahalline gitmek üzere avdet etti. Perdası günü ertesi günü Hazreti Ömer Sa'ip radıyallahu anha geri çevirmek üzere bir memur gönderdi. Memur yolda yetişemeyip Kufe'de buldu. Aldı ve Medine'ye getirdi. Hazreti Ömer, ya Sahip gördün mü benim başıma getirdiğin belayı dedi. O da ne var ya Emiral müminin dedi. Hazreti Ömer avdet ettiğin günün döndüğün günün gecesi iki melek ateş gibi alevlenerek beni o getirdiğin selelere doğru sürükleyip bunlarla seni dağlayacağız dediler. Aman bunları al götür sat bedelini Umumi askere sarf et dedi. Sahip o seleleri alıp geri götürdü. Kufe Mescidi'ne koydu. Sattık etti iki milyon dirheme Amr bin Harisül Mahzumi satın aldı. Sonra diyarı Acem'de iki kat bahasına satmıştır. Fetih İran'dan sonra Hazreti Ömer, nas'ı insanları Mescid-i Şerife celb ve cem ile bir hutbe okudu.
Fetih-i Name'yi okuduktan sonra Cenabı hakk'ın fethi İran hakkında olan vadi ilahisini ihsan buyurduğuna teşekkür etti ve dedi ki mecuz devleti mahvoldu. Bundan sonra bir karış yerlerini istirahat edemezler. Cenabı Hak onların diyarı emvalini size mebruz kıldı. Size miras kıldı. Ta ki sizin ne günah amel edeceğinize nazar buyura. Şimdi halinizi tebdil etmeyiniz. Yoksa o da sizi başka kavimle istibdal buyurur, değiştirir. Ben bu ümmet hakkında bir taraftan korkmam, illa sizin kendi tarafınızdan korkarım buyurdu. Kıymetli dinleyiclerimiz, böylelikle İran ve Suriye bölgesinin fetihleriyle ilgili kısmı burada bitirmiş oluyoruz. İnşallah bir sonraki programımızda Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Ömer'ül Faruk isimli eserinden inşallah Mısır Seferi ile devam edeceğiz.