İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde birlikteliğimiz devam ediyor. Aziz Necilerimiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Ömer'ül Faruk isimli eseriyle inşallah birlikteliğimiz devam edecek. Hudeybiye'de Hazreti Ömer başlıklı bölümle birlikteyiz bugün. Hicretin sekizinci yılında Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Kabe'yi ziyaret etmek istedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Kureyş'i ürkütmemek için hiçbir kimsenin silah taşımamasını emretti. Zülhuleyfe mevkiine varıldığı zaman Hazreti Ömer bu hakku harekatın muvafık olmadığını düşünerek Resulü Ekrem efendimize müracaat etmiş, peygamber efendimiz de onun fikrini kabul ederek silah getirtmek için Medine'ye adam göndermişti.
Peygamber efendimiz Mekke'ye iki merhale kaldığı zaman Kureyş'e Müslümanların harp ve darp fikrinde olmadıklarını bildirmek için e kabiri ashabtan bir heyet göndermek istemiş, bu sefaret vazifesinin Hazreti Ömer Kureyş'e karşı şiddetli adavetini Mekke'de kendisine müzaharet edecek bir kimse bulunmadığını izah ederek Mekke'de birçok akrabası bulunan Hazreti Osman'ın bu işle tavsiyetini tavsiye edince Resul-i Ekrem de bu fikri kabul etmişti. Kureyş, Hazreti Osman'ı tevkif etmiş, birkaç gün sonra da Hazreti Osman'ın katledildiği haberi şahit olmuştu. Bunun üzerine Resul-i Ekrem, Hz. Osman'ın intikamını almak için bin dört yüze baliğ olan mahiyetinden sonuna kadar mücahede için ahd almıştı. Bu ahd bir ağaç altında olduğundan ona Bey'atü Şecere namı verilmişti. Kuran-ı Kerim bu Bey'atı zikrederek Hakikaten Allah, Hudeybiye'de ağacın altında sana bey'at ettikleri zaman o müminlerden razı oldu.
Böylece kalplerinde olan sadakati bildi de üzerlerine manevi huzuru indirdi. Kendilerine de yakin bir zafer verdi buyuruyor. Bu ayet-i kerime ile beyate iştirak eden müminlerden Cenab-ı Hakk'ın hoşnut olduğu beyan edildiğinden bu beyate Beyatür Rıdvan namı verilmiştir. Kureyş Müslümanların Mekke'ye girmemesi noktasında ısrar ettiklerinden uzun münakaşalardan sonra bir musalaha akdi takarrur etti. Bu musalalığa nazaran Müslümanlar bu sene Medine'ye dönecekler, bir sene sonra Kabe'yi ziyaret edecekler. Yalnız bu ziyaret müddeti üç günü tecavüz etmeyecekti, geçmeyecekti. Tarafin arasında on sene müddetle harp vuku bulmayacak, bu müddet zarfında Kureyş tarafından Müslümanlara iltica eden bulunursa Kureyş'e iade olunacak, Müslümanlar tarafından Kureyş'e iltica edenler Kureyş tarafından geri verilmeyebilecekti. Musalihanın tespitinden önce şartlardan haberdar olan Hz.
Ömer, bilhassa son maddenin Kureyş lehinde olmasından müteessir olmuş, Hz. Ebu bekre müracaat ederek bu şartın niçin kabul edildiğini sormuş, Hazreti Ebu Bekir Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin hareketinde bir hikmet bulunduğunu söylemiş ise de Hazreti Ömer bu beyanat ile iktifa etmeyerek bizzat Hazreti Resul'e müracaat etmiş ve aralarında şu muhavere cereyan etmişti. Hazreti Ömer, siz Allah'ın peygamberi değil misiniz? Peygamber efendimiz, Şüphesiz peygamberiyim. Müşrikler düşmanımız değil mi? Evet, düşmanımız. O halde niçin dinimizi tezlile razı oluyorsunuz? Allah'ın peygamberi Allah'ın iradesine muhalif bir şey yapmaz. Deyince, Peygamber efendimiz Hazreti Ömer'in Resul-i Ekrem'e tarzı hitabı çok cüretkarane idi. Bilahare kendisi de bu hareketten çok pişman olmuş, mahzar-ı gufran olmak için ibadet etmiş, oruç tutmuş, fakirlere sadakalar vermiş birçok köleleri azat etmişti.
Musalaha akdolunarak Resul-i Ekrem'le birlikte ekabir-i ashabın Kafesi ezcümle Hazreti Ömer tarafından imza edildi. Musahalağın akdini müteakip Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem arkadaşlarıyla birlikte Medine'ye avdet ettiler. Yolda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimize Sure-i fethe vahyolundu. Peygamber efendimiz Hazreti Ömer'e davet ederek kendisine Sure-i Celile'nin ayetlerini okudu. Bu ayetlerin kendisi nazarında bütün dünya ve mafihadan ve içindekilerden daha aziz olduğunu söyledi. Hudeybiye musalasının akdini takip eden iki sene zarfında Müslümanların adedi daha önceki sekiz sene zarfında görülmeyen bir şekilde tezayüd etmişti, artmıştı. Bu musalaha Kuran-ı Kerim'de fethi mübin olarak yad olunmuştur. Hayber'in fethinde Hazreti Ömer.
Hicretin yedinci senesinde Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bin dört yüz asker ve iki yüz atlı ile Hayber'e ilerlemişti. Hazreti Ebubekir'le Hazreti Ömer düşmana karşı uğraştıkları halde muvaffak olamamışlardı. Peygamber efendimiz sancağı Hazreti Ali'ye vermişti. Düşmanın en meşhur kumandanı olan Mirhap Hazreti Ali tarafından katledilmiş ve muharebe kazanılmıştı. Hayber arazisi kamilen mücahidine taksim edilmişti. Hazreti Ömer bu taksimattan kendisine isabet eden araziyi kamilen vakfetmiştir ve tarihi İslam'da görülen ilk vakıf budur. MEKKE FETHİNDE HASRET-İ ÖNER Hicretin sekizinci yılının Ramazan ayında on bin mücahitle Resul-i Ekrem efendimiz Mekke'ye doğru hareketle Merruz Zahran'da karargahını kurdu. Sonra Hazreti Abbas, Peygamber Efendimizin eserine binerek Mekke'ye doğru yürümüştü. Yolda Ebu Süfyan'a rast geldi.
Nasihat ederek Resul-i Ekrem'den eman talep etmesini, aksi takdirde fena bir akıbete uğrayacağına izah etmişti. Ebu Süfyan da bu nasihati kabul ederek Nezir-i Risalet Benahi sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmişti. Hazreti Ömer, Hazreti Abbas'la Ebu Süfyan'ın birlikte geldiklerini görerek Hazreti Abbas'ın Ebu Süfyan'ı himaye edeceğini zan ile müteessir olmuş, müthiş bir İslam düşmanının nihayet ele düştüğünü, Resul-i Ekrem Efendimiz müsaade ederse Ebu Süfyan'ın kellesini uçuracağını söylemişti. O zaman Hazreti Abbas müdahale ederek şayet Ebu Süfyan, Abdülmenaf'a mensup olmayarak Hattab ailesine mensup olsaydı böyle bir talepte bulunmazdın demiş. Hazreti Ömer de şu cevabı vermişti. Yemin ederim ki babam hattab Müslümanlığı kabul etmiş olsa senin Müslümanlığı kabul ettiğin günde duyduğum meserreti duymazdım. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Ebu Süfyan'ı affetti.
Büyük bir Şevket ile Resul-i Ekrem efendimiz Mekke'ye dahil olarak Kabe'de çok beliğ bir nutuk iran etti. Sonra Hazreti Ömer'le birlikte Safa'ya giderek fevc fevc gelen halkın beyatını kabul etti. Aynı sene içinde Huneyn Gazvesi diye tesmiye olunan Hevazin Muharebesi vuku bulmuştu. HUNEYN Gazivesinde Hazreti Ömer. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz on iki bin mücahitle hareket etmiş, Tarafeyn Huneyn'de karşılaşmıştı. Hevazin Müslümanların hücumuna bile karşı duramamış, Müslümanlar ganaim ile meşgul iken hevazin tekrar toparlanarak taarruz etmiş, Müslümanları azim bozgunluğa düçar etmişti. Müslümanların ancak birkaç bini mevkilerinde sebat ile diğerleri firar etmişlerdi. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemle sebat eden Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Ali, Abbas gibi zevat da kalmıştı.
Bilahere, Nusret-i İlahiye ile Müslümanlar ihraz-ı muvaffakıyet ederek altı bin esir almışlardı. Tebük istihzaratında Hazreti Ömer servetinin yarısını teverru etmişti. Aynı sene Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz dünya hayatının ehemmiyetsizliğini göstermek, ailesine bir ders-i tezhip vermek ve bu yolda rızalarını yoklamak üzere Ezvac-ı Tahiratın hepsinden ayrılarak yalnız başına yaşamaya başlamıştı. Cemaati Müslimin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bütün zevcatını boşadığına sahip olarak mahzun ve müteessir olmuşlardı. Fakat hiç kimse bu hususa dair kendisiyle görüşmeye cesaret edememişti. Hazreti Ömer defaatle müsaade talep ederek Resul-i Ekrem efendimizi ziyaret etmek istemişse de kendisine müsaade verilmemişti.
Nihayet Hazreti Ömer Resul-i Ekrem efendimizin hizmetkarına şayet kızım Hafsa hakkında şefaatte bulunacağım zannedilirse yemin ederim ki böyle bir harekette bulunmayacağım. Belki Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem emredecek olursa Hafsa'yı kendi elimle öldürürüm demiş Resul-i Ekrem efendimiz tarafından kabul olunmuştu. Hazreti Ömer huzur-u Nebevi'ye girince şu su hali sordu. Zevcelerinizi boşadınız mı? Hayır. O halde halka bu meserretbahş haberi vermekliğime müsaade eder misiniz? Evet. Bu hadiseden Hazreti Ömer'in nezd-i Risaletpenahi'de ne kadar mukavep olduğunu anlayabiliriz. Ümmü Seleme radiyallahu anha bu hadisat dolayısıyla Ömer'e şu sözleri söylemişti. Ömer! Peygambere ait her işe iştirak ediyorsun. O kadar ki zevceleri lehine bile müdahalede bulundun. İrtihali peygamberi de Hazreti Ömer.
Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin irtihali üzerine Hazreti Ebu Bekir'le Hazreti Ömer, Peygamber efendimizin teçhiz ve tekfini ile meşgul oldukları sırada bir tarafta da hilafet münasası başlamıştı. Hazreti Ömer diyor ki Resul aleyhissalatü vesselamın hanesindeyken adamın biri dışarıdan bağırarak Ya İbn Hattab dışarı çık dedi. Cevaben defolun oradan şimdi işimiz var, yani Rasulullah'ın teçhiz ve tekfini ile meşgulüz dedim. Sonra o adam dedi ki: Bir hadise vuku buldu. Ensar Beni Saide'nin sakîfesinde toplandılar. Yetişinizle bir harbe müncer olacak bir iş yapmasınlar. İşte o zaman Ebu Bekir'e dedim ki haydi gidelim. Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ömer kendiliklerinden hilafet münakaşası açmamışlar ve Beni Saide Sakifesine kendi arzularıyla gitmemişlerdi.
Resul-i Ekrem efendimizin irtihal ettiği gün Hazreti Ali evvelce olan ahvali sahhiyesini iyi görerek kesbi afiyet ettiğini soran ashabına söylemiş, Hazreti Abbas da Hazreti Ali'nin elinden tutarak dedi ki, yemin ederim ki üç gün sonra bir köle olacaksın. Görüyorum ki Resul-i Ekrem'in son dakikaları yaklaşmıştır. Çünkü tecrübeyle biliyorum ki Abdulmuttalipzadelerin ölümleri takarrup edince simalarında bir tagayyür hasıl olur. Haydi gidelim de peygambere kimin halef olacağını kendisinden soralım. Şayet bizi bu makama layık görürse bize bir vaziyet yazsın. Hazreti Ali de ben kendi namıma böyle bir şey sormak istemem demişti. Bihare Hazreti Zübeyr kılıcını çekerek Ali'ye bey'at edilmeyince kılıcımı kırına sokmam demişti. Sakife içtimaında halk ensarın münakaşat ve mübahasatıyla meşgul idi. Hazreti Ömer'in riyaseti İslamiye'ye intihab ı muhakkaktı.
Ensarla vuku bulan mübahase uzayarak kılıçların kınından çekilmesine az kaldığını gören Hazreti Ömer derhal elini uzatarak Hazreti Ebu Bekir'e biat etmiş, sonra Hazreti Osman, Ebu Ubeyde Bin Cerrah, Abdurrahman Bin Avf ve sonra bütün cemaat biat etmişti. Beni Haşim de Hz. Fatıma'nın evinde toplanarak Ali'den başka kimseyi Riyaset-i İslamiye'ye kabul etmeyeceklerini söylemişlerdi. Bir gün Hazreti Ömer Fatıma Radıyallahu Anha'nın evine gelerek demişti ki, Ey peygamberin kelimesi kasem ederim ki biz seni herkesten fazla sever, sana hürmet ederiz. Fakat bu adamlar senin evinde toplanmakta devam edecek olursa senin evini yıkarım. Hazreti Ömer pek buhranlı zamanda sürat ve adaletle kati harekette bulunmasıyla tehlikeleri bastırmıştı. HALİFE SEÇİLMESİ. Hz.
Ebubekir hastalığının arttığı günlerde imamet vazifesini Ömer'e bırakmış, bununla da Hazreti Ömer'in riyasete geçmesine taraftar olduğunu göstermişti. Ancak iftiharinden evvel riyaset meselesinin halini istemiş ve bunun için ashabla istişare etmişti. Hazreti Abdurrahman bin Avf'ı çağırtmış ve Ömer hakkında ne düşünüyorsunuz diye sormuş. Abdurrahman cevaben, bir şey sormuyorsun ki onu benden iyi bilmiş olmayasın. Velev ki öyle. Düşündüğünü söyle. Abdurrahman, Ömer kendi hakkında kanaatinden daha iyidir. Sonra Hazreti Osman'ı çağırtmış. Ömer hakkında ne dersin diye sormuştu. Cevaben, sen onu hepimizden iyi bilirsin deyince, sen yine bildiğini söyle demiş Ebubekir. Hazreti Osman da Ömer'in içi dışından daha iyidir. İ̇kimiz de onun naziri, benzeri yoktur demişti. Daha sonra Said Bin Zeyd ve Üseyyid Bin Hudayr'ı çağırtmış. Üseyyid Bin Hudayr da şu sözleri söyledi.
Senden sonra ondan daha iyisi olamaz. Ömer hoşnut olacak şeylerden hoşnut olur, hoşnut olunmayacak şeyden hoşnut olmaz. Bu işe ondan daha münasip bir kimse yoktur. Daha sonra Ensar ve Muhacirinin birçoğu ile istişare eyledi. Hepsi de Hazreti Ömer'in riyasetini tensip ettiler. Hazreti Talha, Hazreti Ömer hakkındaki riyaseti işitince Hazreti Ebu Bekir'in yanına geldi ve ona Cenab-ı Hak sana Ömer'i niçin intihab ettin? Diye sorarsa ne cevap verecektin? Onun bize gösterdiği şiddeti görmüyor musun? Dedi. Hazreti Ebubekir yatağında yatıyordu. Bu sözleri duyunca beni oturtun dedi. Oturttular ve Talha'ya şu cevabı verdi: Siz Zat-ı Kibriya'nın namına dayanarak beni korkutmak mı istiyorsunuz? Sizin işinizde zerre kadar zulmetmiş olan haybet ve hüsrana düçar olsun. Ben Rabbime mülaki olduğum zaman vereceğim cevap şudur: Ya Rab kullarının işlerini onların en hayırlısına tevdi ettim.
Sen bu sözlerimi seninle beraber olanların hepsine anlat dedi ve Hazreti Osman'ı çağırtarak hilafet ahitnamesini yazdırdı ve cemaati İslamiyeye okunmak üzere gönderdi ve kendisi de bizzat pencereden cemaate şu sözleri söyledi. Riyasetinize akrabamdan birini değil, Ömer'i tayin ettim. Kabul ediyor musunuz? Bütün cemaat İşittik ve itaat ettik dediler. Sonra Hazreti Ömer'i çağırtmış, çok kıymetli nasihatlarda bulunmuştu. Hazreti Ömer de bu nesayihı, bu nasihatları rehber ittihaz etmişti. Bu suretle halife seçilmiş bulunan Hazreti Ömer Ulefa-i Raşidin'in içinde ilk defa Emiri'l müminin unvanını alandır. Değerli izleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bu bölümünü de burada nihayete erdiriyoruz. İnşallah bir sonraki bölümümüzde yine sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Ömerü'l Faruk isimli eserinden Hazreti Ömer devri olaylarını aktarmaya devam edeceğim inşallah.