İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz azizini işlerimiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Zerrahü'l azizin Hazreti Ömer'ül Faruk isimli eseriyle inşallah birlikteliğimiz devam ediyor. Hazreti Ömer'in hicreti konusunda kalmıştık. İnşallah bu bölümle birlikteyiz bu programımızda. Müslümanların çoğalmasından Kureyş endişeye düşerek Müslümanlığı tecavüzkarane hareketle ortadan kaldırmayı tasarlamışlardı. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in amcası Ebu Talib hayattayken Kureyş Müslümanlara bir şey yapamıyordu. Fakat Ebu Talib'in vefatını müteakip Müslümanlar her taraftan hücum ve tecavüze maruz kalmışlardı. Kureyş rast geldiği, eline geçirdiği her Müslümanı müthiş işkencelere, esalara düçar ediyordu. Müslümanlık yeni bir ruh, yeni bir kudret nef etmiş olmasaydı bunların hiçbir muamelesine tahammül etmelerine imkan kalmayacaktı.
Bu vaziyet beş altı sene devam etti. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Medine'ye hicret edilmesine müsaade buyurunca evvela Ebu Seleme, Abdullah bin Eşhel, Hazreti Bilal, Ammar bin Yasir Medine'ye gitmişlerdi. Bunu müteakip Hazreti Ömer yirmi Müslümanla birlikte Mekke'yi terk ile Medine'ye gitti. Bunların arasında Hazreti Ömer'in kardeşi Zeyd, yeğeni Said, damadı Huneys ve dostları Ömer Bin Süraka, Abdullah Bin Süraka, İyaz Bin Bekir, Amir Bin Bekir, Halid Bin Bekir vardı. Hicret ederken hep Ashab-ı Kiram gizlice Mekke'den çıkıp Medine'ye geldiler. Fakat Ömer'ül Faruk aleni olarak hicret eyledi. Şöyle ki kılıcını kuşandı, yayını omuzuna astı. Oklarını eline aldı ve Rüesai Kureyş Kabe-i Mükerreme etrafında halka halka olup oturmaktayken Arem-i Şerife gitti. Beyt-i Şerifi yedi defa tavaf etti. İki rekat namaz kıldı.
Sonra yüzleriniz kara olsun diye Rüesai Kureyş'e beddua ederek yanlarından geçerken anasını ağlatmak evladını yetim ve karısını dul bırakmak isteyen kimse şu vadinin öte tarafında bana kavuşsun dedi. Mekke'den çıktı ve Medine-i Münevvere'ye hicret etti. Arkasına düşen olmadı. Mekke'de Müslümanların hayatı tahtı emniyette olmadığından İslamiyet'in erkan ve feraizi tayin olunamamıştı. Zekat, oruç, cuma namazı henüz vücut bulmamıştı. Ezan okunamıyordu. Hristiyanlar ibadet vakitlerini çan ile ilan ediyorlardı. Müslümanlar da namazlarının ilan olunmasını konuşurlarken Hazreti Ömer gelmiş, namaz vaktinin bir Müslüman tarafından ilan olunmasını tavsiye etmiş, Hazreti Peygamber Efendimiz de bu noktai nazarı kabul ile Bilal müezzinliğe tayin edilmişti. Medine devrinde Hazreti Ömer.
Hazreti Ömer radıyallahu an Peygamber Efendimizin hemen bütün kazalarına, akdettiği muahedelere, ittihaz ettiği bütün tedavi-i siyasiye ve idariyelerine fah'alane bir surette iştirak etmiştir. Müslümanların Medine'ye hicretini müteakip Kureyş Müslümanların daha da kuvvetleneceğini düşünerek Medine'ye ani bir baskın yaparak Müslümanları kamilen ezmeye karar vermişti. Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'inde buyuruyor ki Müminlerden bir kısmı muhalif oldukları halde Rabbin sana ondan yani Medine'den çıkmayı emretmiştir. Onlar hak tebeyyün ettikten sonra seninle onda mücadele ediyorlardı. Sanki harbe sevk olundukları zaman gözleri görerek ölüme sevk olunuyor gibi korkmuşlardı. Cenabı Hak size ikisinden birine ihraz-ı muvaffakıyet vaat ettiği zaman siz silahsız olan tarafın size ait olmasını arzu ediyordunuz.
Allahü Teala ise hak din olan dini İslam'ı kelimatıyla izhar edip de kafirlerin ırkını kesmek murat ediyordu. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Müslümanları Kureyş'e karşı harekete davet ettiği zaman bunlardan bir kısmı ölüme sevk oluyormuş gibi korkuyorlardı. Bedir Gazvesi evvelce tasavvur ve tertip olunmuş bir muharebe olmayıp rastgele min tarafillah bir vakayı azim oldu. Hicretin ikinci yılı, Ramazan'ın sekizinci günü Bedir Muharebesi vuku bulmuştu. Müslümanlar üç yüz on üç kişi Kureyş'te dokuz yüz elli cengaverden müteşekkillidi. Müslümanlar inayet-i ilahiye ile muzaffer Kureyş hezimete duçar olmuştu. Müslümanlardan on dört şehit Kureyş'ten de yetmiş maktul ve o kadar da esir alınmıştı. Kureyş'in maktulleri arasında Ebu Cehil, Utbe bin Rebia ve Şeybe gibi Mekke rüesasından olanlar da vardı. Ebu Cehil'i Muaz, muavves, Abdullah bin Mesud öldürmüşlerdir.
Ebu Cehil'in kellesi Huzuru Nebeviye getirilince Peygamber Efendimiz Hamd İslam'ı ve ehlini aziz kılan Allah'a mahsustur buyurarak beş defa şükür secdesi yapmıştır. Hazreti Ömer bu muharebenin planlarını Tanzim'e yardım etmiş ve kahramanca dövüşmüştür. Bedir muharebesinde Hazreti Ömer'in kabilesinden ve müttefiklerinden on iki kişi iştirak etmişti. Onlar da Zeyd, Abdullah bin Süraka, Vakıf bin Abdullah, Havli bin Ebi Havli, Malik bin Ebi Havli, Amir bin Ribia, Amir bin Bekr, Akil bin Halid bin Bekr, Piyaz bin Bekr radiyallahu anhüm Ecmain idi. Bedir muharebesinde ilk şehit düşen Müslüman Hazreti Ömer'in kölesi Mikca idi. Bedir muharebesinde Kureyş'in kumandanlarından ve Hazreti Ömer'in dayısı olan As bin Hişam bizzat Hazreti Ömer'in eliyle katlolunmuştur.
Bedir muharebesinde alınan yetmiş esir arasında Kureyş kumandanlarından ve henüz iman etmemiş olan Abbas ile Hazreti Ali'nin kardeşi Akil, Ebul As bin Rebi ve Velid bin Velid vardı. Bunların zillettaver bir şekilde esir düşmesi Müslümanlar üzerinde çok derin bir tesir bırakan şayanı ibret hadise idi. Resul-i Ekrem efendimizin zevcesi Hazreti Sev de bunların esir düştüğünü gördüğü zaman şu sözleri söylemişti. Teslim mi oldunuz? Namusunuzla ölmek size daha yakışmaz mıydı? Hazreti Ömer bu esirlerin hepsinin katlolunmasını talep etti. Hem de Abbas'ın biraderi Hamza, Akil'in de biraderi Ali eliyle öldürülmesini teklif etti. Hazreti Ebubekir de fidye alınarak tahliye olunmaları fikrindeydi. Alemlere rahmet olan Resul-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Efendimiz Hazretleri Ebubekir'in nokta-i nazarını kabul ile fidye mukabilinde esirleri serbest bırakmıştı.
Bedir Muharebesi'ni müteakip Kureyş, ehli İslam'dan intikam almak maksadıyla yanıyordu. Ebu Süfyan, Bedir'in intikamını almadıkça yıkanmamaya yemin etmişti. Bedir muharebesinde Kureyş Kabaili'nin hepsi de iştirak etmişlerdir. Hazreti Ömer'in mensup olduğu Beni Adiy'den bir kısmı Hüsn-ü Ta'zimden, bir kısmı da korkudan olmak üzere hiçbir fert gelmemişti. Ebu Süfyan iki yüz süvari ile gizlice Medine civarına sokulmuş ve iki Müslümanı öldürmüştü ve yine şekavetkarane harekata devam etmişti. Nihayet Hicret'in üçüncü yılı Uhud Muharebesi vuku bulmuştu. Kureyş ordusunun adedi üç bine yakındı. Yedi yüz zırhlı ve iki yüz süvari vardı. Kureyş'in sağ cenahına henüz İslam olmayan Halid bin Velid sol cenahına İkrime kumanda ediyordu. Müslümanlar ise yedi yüz mücahitten ibaretti. Yüz zırhlı, iki yüz atlı vardı. Medine'den üç mil mesafede Uhud Dağı eteğinde Tarafeyn karşılaştı.
İslam ordusunun hatt-ı ric'atini muhafazaya memur olan Abdullah bin Cübeyr kumandasında elli tirandaz okçu geride bulunuyordu. Evvela Hazreti Zübeyr arkadaşlarıyla birlikte hareket ederek Kureyş'in sağ cenahını geriye attılar. Müteakiben umumi hücum başlamış, Hazreti Ali ve Hazreti Hamza düşmanların içine dalarak Kureyş'i müthiş bir bozgunluğa düçar etmişlerdi. Muvaffakıyeti müteakip askerler ganimet toplamaya başlamışlar, tirandazlar da muharebe hitam bulduğuna, savaş bittiğine sahip olarak zannederek ganimete koşmuşlardı. Tir endazların mevkilerini terk ettiğini gören Halid Bin Velid derhal taarruza geçmiş, Müslümanlar bu taarruza tahammül edemeyerek silahlarını bırakmışlardı. Bütün Kureyş kuvvetiyle Resul-i Ekrem efendimize hücum ediyor, oklar yağdırıyordu. Peygamber efendimizin bir dişi kırılmış, alnı yarılmış, başındaki miğferin telleri kırılmış ve yanaklarını incitmişti.
Resul-i Ekrem efendimizin bir çukurda gözden nihan olduğunu görenler peygamberimizin şehit düştüğünü zannetmişlerdi. Bunun üzerine Müslümanların bir kısmı Medine'ye doğru ricat etmişler ve bir kısmı da harbin sonuna kadar muharebeye devam etmeye karar vermişlerdi. Enes Bin Nadr şehadeti Nebevi şayiası üzerine, Resul-i Ekrem şehit olduktan sonra siz yaşayacak mısınız? Siz de onun gibi şehit olunuz demiş ve küffarın üzerine atılarak şehit oluncaya kadar harp etmişti. Enes peygamber irtihal ettiyse Cenabı Hak hayyü daimdir demiştir. Enes yetmiş yara almıştı. Uhud Harbi'nde hiç kimsenin Talha kadar iktamus sebat eylediği görülmemiştir. Hatta Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize havale kılınca koluyla mukabele ederek kolu çolak kalmıştı. Hazreti Peygamber Efendimiz Halid'in hücumunu görünce Hak celle ve ala hazretlerine tazarru ve niyazda bulundu.
Hazreti Ömer Muhacirin ve Ensar ile hareket ederek Halid'in hücumunu püskürttüler. Hazreti Ömer Uhud vakası günü Ashab-ı Kiram şaşırıp da müteferrik oldukları zaman Resul-i Ekrem'in yanında payidar olanlardan biridir. Hem böylece ceci ve bahadır hem de alim ve akil ve müdebbir idi. Ebu Süfyan evvela Hazreti Resulullah efendimizin sonra da Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ömer'in hayatta olup olmadıklarını sordu. Resul-i Ekrem efendimiz de cevap verilmemesini ihtar etmişti. Sonra Hazreti Ömer dayanamayarak ey Allah'ın düşmanı hepimiz buradayız dedi. Ebu Süfyan da yüksel höbel dedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazreti Ömer'e Allahu ecellü ala cevabını vermesini ihtar etmişti. Hendek Harbi'nde Hazreti Ömer. Yahudiler Hayber'e yerleştikten sonra kendilerini orada mason korunmuş gördüklerinden yeni bir taarruz hazırlığına başlamışlardı.
Yahudiler Kureyş'i tahrik ettikten başka diğer kabaili de kışkırtmışlar, elhasıl bütün Arabistan'ı Müslümanlara karşı toplamışlardı. Beşinci hicret yılının Şevval ayında on bin kişilik bir ordu Ebu Süfyan'ın kumandası altında Medine üzerine hareket etmişti. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Medine'den çıkarak Sel Dağı'nın önünde bir hendek kazdırmıştı. Arabistan muharebelerinde ilk defa olarak hendeklerden istifade ediliyordu. Kureyş'te müttefikleri bu hendekten geçemediklerinden Medine'yi muhasara ederek onun hariçten zahire ve mühimmat almasına mani olmuşlardı. Muhasara bir ay devam etti. Bir gün düşmanlar hendeğe hücum etmek istemişlerse de Hazreti Ömer ve Hazreti Zeyd onları püskürtmeye muvaffak olmuşlardı. Bu muharebede Arapların en meşhur kahramanlarından sayılan Amr bin Abdud Hazreti Ali tarafından öldürüldü.
Bu hadise Kureyş'i korkutmuş, diğer taraftan Müslümanlığı gizli bir surette kabul eden ve Kureyş ordusunda bulunan Nuaym bin Mesud Kureyş'le Yahudilerin arasını bozmaya muvaffak olmuştu. Bu suretle Medine'nin ufk-ı mukaddarahatına yığılan korkunç bulut yavaşça sıyrılıp gitmişti. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünü de burada nihayete erdirmek istiyoruz. İnşallah bir sonraki bölümümüzde yine Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Ömerü'l Faruk isimli eserine kaldığımız yerden devam etmeyi umut ediyoruz.